Salman Akhtar, kronik hayal kırıklığının gramerini iki kelimeye indirger: “bir gün” ve “keşke.” “Bir gün” fantezisi geleceği idealize eder: Bir gün doğru insan gelecek, bir gün hak ettiğim görülecek, bir gün her şey yerine oturacak. “Keşke” fantezisi ise geçmişi idealize eder: Keşke o şehirde kalsaydım, keşke o kapıyı çalsaydım, keşke annem başka biri olsaydı. Biri patolojik bir iyimserlik üretir, öteki dipsiz bir nostalji.
Bu iki fantezinin sinsi ortaklığı şudur: İkisi de şimdiki zamanı boşaltır. “Bir gün”de yaşayan insan bugünü bir bekleme salonuna çevirir; “keşke”de yaşayan insan bugünü bir müze deposuna. İkisinde de bugün, kendisi olarak yaşanmaz, ya bir provadır ya bir enkaz. Kronik hayal kırıklığı dediğimiz durum, çoğu zaman tek tek olayların değil, bu zamansal sürgünlüğün ürünüdür: İnsan, hiç gelmeyecek bir gelecek ile hiç var olmamış bir geçmiş arasında mekik dokurken, elindeki tek gerçek zamanı, şimdiyi harcadığını fark etmez.
Oysa ne güzel söylenmiştir:
Geçti mazi çekme istikbale gam
Dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem
Hayao Miyazaki once said that love is two people inspiring each other to live. And living is more than simply existing, it’s noticing the beauty in ordinary moments, finding wonder in the everyday, and being fully present in your life. To love someone is to awaken that sense of awe in them, to make the simple act of being alive feel meaningful. I can’t think of a better way to describe it.
@bilgesenerastro hesabınızı yeni keşfetmiş olsam da paylaşımlarınızı oldukça ilgi çekici buldum. bilgilendirici içerikleriniz için teşekkürler. Çekilişe katıldım, umarım şansım açık olur. 🍀
Being part of a generation that was told “Wikipedia is not a source” makes it genuinely baffling to me that jobs are now telling people to just use ChatGPT for everything.