her şeyi dijital hafızaya atmak istiyoruz. hatırlamak için kendi kalbimize, kendi organik hafızamıza güvenemeyen, geçmişini hard disklere emanet etmiş amnezi hastaları gibiyiz.
@watsonsturkiye İnanılmaz kötü bir paketleme,aldığım ürün patlak ve yarısından fazlası dökük geldi. 3 gündür Wattsons müşteri hizmetlerine ulaşmaya çalışıyorum ve sürekli botlarla iletişim kurmaya çalışıyorum. Başlı başına rezil bir olay. Lütfen olması gerektiği gibi ilgilenin !
Dijital giyotin nedir?
Rae adlı bir TikTok kullanıcısı şöyle diyor: “İnsanları dijital giyotinle tanıştırmanın zamanı geldi. Buna dijitin de diyebiliriz. Kaynaklarını zor durumdakiler için kullanmayan tüm ünlüleri, influencerları, zengin sosyetikleri engellemenin zamanı geldi. Onlara platformlarını biz verdik, hepsini engelleyerek izlenmelerimizi, beğenilerimizi, yorumlarımızı ve paramızı geri almanın zamanı geldi.” https://t.co/P6wbzrtCGS
Olayların başlangıcı aslında MET Gala. Metropolitan Sanat Müzesi’nin moda enstitüsü için gerçekleştirdiği bu bağış etkinliğinde; müzik, sinema, moda, sosyal medya gibi alanlardan ünlü isimler her yıl boy gösterip tarzlarını sergiliyorlar. Bilet fiyatı 75.000 dolar.
MET Gala'nın her yıl bir konsepti oluyor. Bu seneki konsepti "Zaman Bahçesi" idi. JG Ballard'ın Zaman Bahçesi adlı hikayesinde; zengin bir kont ve karısı devasa bahçelerinde keyif çatarlarken bahçeye doğru fakir bir insan kalabalığı ilerliyor. Bu kalabalık ne zaman bahçeye yaklaşsa kont ve karısı bahçedeki zaman çiçeklerinden bir tane kopartıyor, kopartınca zaman geriye akıyor ve kont ve karısı tekrar sessizliklerine, huzurlarına kavuşuyorlar. Ancak en sonunda kopartacak çiçek kalmıyor ve insanlar bahçeye ulaşıp her yeri talan ediyorlar.
Manidar bir şekilde, MET Gala aynı zamanda ünlülerin tükenen çiçeklerinin ilanı oldu.
MET Gala'da Haley Kalil'in Marie Antoinette kostümü içerisinde "Let them eat cake" repliğini seslendirdiği bir video çekmesiyle birlikte TikTok ve Instagram'da zincirleme bir tepki oluştu. https://t.co/y4DNLXYslq
#blockout2024 olarak bilinen ve bizleri dijital giyotin kavramıyla tanıştıran bu hareketin özünde; ünlülerin israf, umursamazlık ve sahtelik dolu yaşantılarını protesto etmek yatıyor. Bu kişilerin bütün kaynakları biziz. Biz olmazsak bir hiçler. Ve buna rağmen umurlarında değiliz. Öyleyse neden onları zirvede tutmaya devam ediyoruz?
Hareketin bir diğer tetikleyicisi; bilhassa bu seneki kostümlerin Açlık Oyunları (Hunger Games) kostümleriyle olan benzerliğiydi. Açlık Oyunları'nda yoksul ve sömürgeleştirilmiş mıntıkaların zenginleri eğlendirmek için vahşice savaştırılması anlatılıyor. Elbette zenginler de en görkemli kıyafetlerle bu trajediyi izliyorlar. Böylece Açlık Oyunları'nın müziklerinden biri olan "The Hanging Tree" şarkısıyla pek çok edit yapıldı. Bu editler yoksulluğu; Gazze'deki gibi soykırımları; genel olarak dünyadaki adaletsiz durumları ünlülerin Zaman Bahçesi ile karşılaştırıyor. Bir örnek: https://t.co/vKDLiR4p4T
Bauman’a göre idoller -yani örnek aldığımız ünlüler-, gerçek cemaat olmadan “cemaat deneyimini”, kuşatılmanın sıkıntısını yaşamadan aidiyet mutluluğunu canlandırırlar. Buna “estetik cemaat” adı verilir. Estetik cemaatler geleneksel cemaatlerin aksine ahlaki yükümlülükler içermez-di. Ama artık; sosyal medyada zenginlik ve reklam amacıyla sağılan inek muamelesi görmekten sıkılan bizler bu ahlaki yükümlülükleri dayatıyoruz ve dayatacağız.
Kendi Zaman Bahçelerinde, alacakları reklam parasını düşünerek üç maymunu oynayan insanları takip etmeyin. Sizi sayıdan, beğeniden, istatistikten ibaret gören; sizinle organik ilişki kuramayacak kadar gerçek dünyadan kopmuş insanları takip etmeyin. Hiçbir olayda sesini çıkartmayıp gerekçe olarak da "yerini kaybetme korkusu"nu sunan insanları takip etmeyin.
Ünlülere karşı acımasız olmanın, onları mahkemeye çıkartmanın ve suçlularsa dijital giyotinle cezalandırmanın zamanı geldi.
6 bin kişilik göt kadar kasabada, bir kadına en az 82 kişi tecavüz etmiş. Tek bir kişi bile baygın yatan kadına, iyi misin diye sormamış. Kocasına avuç avuç uyutucu ilaç ve Viagra yazan doktorlar sormamış. 10 yıl boyunca 4 farklı cinsel yolla bulaşan hastalıktan ve vajinal +
Ülkemiz hayatını bir avuç insanı memnun etmek zorunda yaşayarak, utanç ve çekinceyle on yıllarını heba etmiş kadınlarla dolu. Belirli cinsiyet rolleri ve ona eşlik eden ekonomik problemler bir araya gelince geriye sadece yaşanamamış milyonlarca hayatın yasını tutmak kalıyor.
Şişli’de bir pastanede oturan şahıs, çalışandan bağırarak çay istedi.
Başka bir müşteri tarafından, “Çocuğa bağırarak ve emir cümlesiyle konuşma” diye uyarıldı.
Uyaran şahıs, uyarılmasına rağmen bağırmaya devam eden müşteriyi silahla bacağından vurdu.
İlk defa tıkandığım, çok korkarak sizinle paylaştığım, bu büyük riski üstlendiğim, günlerce ağladığım, empati yapmaktan kafayı yediğim koca bir taşın altına elimi soktuğum o yardım kampanyasını sizinle paylaşmaya ancak cesaret buldum.
5 Aylık gebeyken boynuna pıhtı atıp omurilik felci olan ve şu an 2 yaşında oğlu Hazar’a bir yandan da bakmak zorunda kalan Derya’nın tek çaresi omurilik pili ile tekrar yürüyebilmek.
Eşi çalışıyor, eşinin ailesi Hazar’ın bakımları için destek oluyor ancak eksik çok büyük.
Ben önce Allah’a sonra size çok güvendim.
Lütfen yardım edelim, bu parayı toplayana kadar başka bir kampanya almayacağım.
Ben kendi yaptığım bağış dekontu ile başlıyorum, siftahı benden bereketi Allahtan olsun.
Hazar 2 yaşında annesinin sondasını sandalyeye asan, sandalyesini süren kocaman bir kahraman.
Ve annesi diyor ki “ Esra hanım ben oğlumu parka götürmek istiyorum “ !!!
Ameliyat ile Derya 2 ay hastaneninde anlaşmalı olduğu otelde fizik tedavi ile yürümeye başlayacak. Kasları güçlenecek ve bu moral eminim ona güç verecek.
Ben çok inandım, BENCE YAPABİLİRİZ !
Tek aktif proje Derya için, açıklama yazmanıza gerek yok ille de yazmak isterseniz
“ DERYA YÜRÜSÜN DİYE “ yazabilirsiniz.
100.000 güzel insanın 20 TLsi gerekli.
TR60 0001 0021 3697 5998 9250 01
Ziraat bankası
Hesap ismi;
Oh be dünya varmış derneği
Daha senesi dolmadı 6 Şubat depreminin, daha içimizin yangını sönmedi, sönecek gibi de değil zaten. 10 ay geçti hala perperisan deprem bölgeleri. Bi bakıyoruz, vatandaşın bölgeye yardım amaçlı gönderdiği mont bit pazarından çıkıyor. Bir sabah uyanıyoruz bir evladımız intihar etmiş metro duragında, peş peşe intihar haberleri geliyor. Evlatlarımızı emanet ettiğimiz yurtlardan cenazelerini alıyoruz 3 kurusluk asansor bakımları yapılmıyor diye. Götümüzde ayı bağırıyor her an. Kelle koltukta yaşıyoruz. Bütün bunlar yaşanırken, yaralarımızı sarmaya çalışırken, o yaraya derman olmayanlar, acıdan haykırana sen sus köşede bekle diyenler, filistin gazze savaşında merhamet kıyafetlerini geçiriyorlar üstlerine bir anda. Batıyı örnek göstermeye başlıyorlar bize. Refah içerisinde, can kaygısı, açlık korkusu gelecek telaşı olmayan, kendi milletiyle ilgili bir korkusu olmayan batı ülkelerinin filistin için gösterdiği duyarlılığı gözümüze sokuyorlar siz de böyle olun diye. Müslüman olmamalarına rağmen nasıl iyi merhametli insanlarmış onu konuşuyorlar hayretle. Önce ailene sonra komsuna sonra baska mahalleye yapacaksın iyiliğini. Evin yangın yeriyken baska mahalleye su taşımadığın icin lincleniyorsun, millet olmak ne demek, milli bilinc ne demek haberleri yok. Varsa yoksa ümmetcilik. Biz belimizi dogrultalım da bir, kendi ülkemizi kendi evlatlarımızı kurtaralım onlar icin sesimiz yetsin de bir, baska ülkenin cocukları icin de cıkartırız sesimizi siz merak etmeyin.
bu insanlar ağaç nöbeti tutmuyor sevgili islamcılar
içtikleri kahveden çam ağacına astıkları kırmızı plastik topa kadar her şeyi dizayn ve dikte etmek isteyen dalyarak ideolojiye (siz) karşı çıkıyorlar
çünkü ağacı dert etmeseler yakında kampüste öpüşmelerine karışacaksınız