Şu NACİYE denen karının kızı kocası dışındaki bi adamdan çocuk yapıyor, çocuk kanser, tek çaresi babanın donör olması AMA BU NACİYE DENEN KARI VE ÇOCUĞUN ANNESİ GERÇEK BABA KİM SÖYLEMİYOR. Naciye bu durumun duyulması yüzünden rezil oldum diyip kahroluyor. KANSER TORUNUNA DA ÖL İNŞALLAH DEDİ. Lütfen Naciye’yi paylaşın ki daha çok rezil olup kahrolarak gebersin gitsin inşallah
🩸 HAMİD İÇİN UMUT OL‼️
Müge Anlı’da hikâyesini izlediğimiz Hamid, talasemi hastası ve hayatına devam edebilmesi için kök hücre/kemik iliği nakline ihtiyaç duyuyor. 🤍
Belki de Hamid’in hayatını değiştirecek uyumlu donör sensin.
Kök hücre bağışçısı olmak için:
📍 Türk Kızılay’ın TÜRKÖK bağış noktalarından birine git
🪪 Kimliğini yanında bulundur
🩸 “TÜRKÖK gönüllü kök hücre bağışçısı olmak istiyorum” de
🧪 İlk aşamada yalnızca kan örneği alınarak HLA doku tiplemen yapılır.
18–35 yaş arasındaysan ve genel sağlık şartlarını karşılıyorsan gönüllü bağışçı adayı olabilirsin. Eşleşme olması halinde TÜRKÖK seninle iletişime geçerek sonraki aşamalar hakkında bilgi verir.
Belki senin verdiğin küçük bir kan örneği, bir insan için yepyeni bir hayatın başlangıcı olur. 🤍
Hamid için paylaşalım, daha fazla kişiye ulaşsın. 🙏
@sarseven Kesinlikle hayır hazine tam takır dışardan borç alıyoruz emekliye asgari ücretliye para yok nasıl olacak bu iş ödeme için hazine kaynak buluyorsa en önce emeklinin mağduriyetini düzeltsin yetti artık .
Sığamıyorum…
On iki metrekare.
Bir sağa yürüyorum, bir sola. Eskiden başım dönerdi, şimdi dönmüyor.
Çünkü buradan baktığımda gördüğüm dört duvar değil, memleket.
Bir emekli, "onuru için" canına kıymış. Şişli'de gencecik bir çocuk hayatına son vermiş. Biri onurunu, öbürü geleceğini kaybettiğine yanan iki insan. İki kuşak, iki çaresizlik.
Tarihimizde görülmemiş ölçekte bir yolsuzlukla, fonlarla soyulmuş. Siyaset de bunun tam ortasında kalmış ama asıl soru sorulmamış. Bu sistem nasıl kurulmuş, nasıl ayakta kalmış? Üç beş isim gözden çıkarılmış, arınıyoruz denmiş. Sanki böyle hesap sorulurmuş gibi...
Bir milyondan fazla sosyal medya hesabı kapatılmış. Gazeteciler, sanatçılar… Herkes bir torbaya atılmış ve susturulmuş.
Bir de susturulmaya bile gerek kalmadan susanlar… Hepsi aynı cümleye sığınmış. “Ben yalnızca kentime hizmet peşindeyim…” Doğrusu, hizmet korkunun kılıfı olmuş.
Oysa “Başıma bir şey gelmesin” diye susan insan her gün biraz daha eksildiğinin farkına bile varmamış.
Önce seslerinden, sonra yüzlerinden, en sonunda da onları oraya taşıyan insanların güveninden olduklarının… Gençleri suskun, umutsuz, geleceksiz bıraktıklarının…
Susmayanlarsa tutsak. Onlarla birlikte milletin iradesi de.
Sandıktan çıkan umut, seçilmeyenlerin eline geçmiş. Onlar da o koltukları anasının ak sütü gibi helal saymış. Vekil olduklarını çoktan unutmuş, sırtlarını yasladıkları duvarların kendilerini o koltuklara sığdıracağına inanmış.
Ve hiçbir duvarın ardına sığmayan o umut: Barış…
Bu toprakların belki de en önemli eşiği. Yüz yıllık bir yaranın kapanabileceğine dair bir ihtimal.
Bu eşiği iç cephe, ortak gelecek sözleriyle oyalamak… Sakızcı Memo'yu duymamak… Kürt'ü yok sayıp Kürt adına konuşmak… Hâlâ barışa inanan insanların umudunu bir yönetme aracına dönüştürmek…
Bu memleket bu umutsuzluğa sığar mı? Görmüyor musunuz, onu taşıyanlar yorgun ama vazgeçmiş değil.
Şimdi Meclis açıldı. Bu milletin en yüce temsil evi kapılarını yeniden açtı.
Zamanımızın en önemli sürecinin raporu da orada duruyor.
Yedinci madde. İmzalar.
Vekillerin, bütün siyasi partilerin imzasıyla millete verilmiş bir söz…
O söz hâlâ orada duruyor.
Siyaset ise hâlâ eski ezberlerin, eski kavgaların içinde çıkış arıyor.
Oysa camın öbür yanında kendine yer arayan koca bir kuşak bekliyor.
Peki camın iki yanı nasıl buluşacak? Dar ve eskimiş siyasetin ötesine nasıl geçeceğiz?
Belki önce bu memleketin hiçbirimizin tek başına taşıyamayacağı kadar büyük, hiçbirimizin dışında kalamayacağı kadar ortak olduğunu kabul ederek. Bu düzenin ne kadar çürüdüğünü söylemek artık yetmiyor çünkü. Çürüyeni anlatmak kolay. Mesele, yerine ne koyacağımızda.
Herkesin sığabileceği bir siyaset lazım bize.
Sandıktan çıkan iradenin kapıda bekletilmediği, gençlerin camı kırmadan içeri girebildiği, barışın bir vaat değil ortak bir gelecek olduğu, korkunun değil çokluğun konuştuğu bir siyaset.
Bu artık hepimiz için demokratik bir düzeni birlikte kurma meselesi. Ama böyle bir düzen kolay kurulmaz. Herkesin kendi mahallesinden, kendi partisinden, kendi ezberinden dışarı çıkmasını ister. Bize anlatılan her hikâyeye razı olmayan, sessizliği sağduyu sanmayan bir cesaret ister…
Kendi alanından çıkmaya korkanlar hâlâ aynı soruyu soruyor. Bu ülkenin çocuklarından, ortak geleceğinden önce ben ne olacağım, partim ne olacak…
Bilsinler ki tarih, bu ülke nefesini tutmuş beklerken siz neredeydiniz diye soracak.
Çünkü bu dönem hiçbir hesaba sığmayacak kadar ağır bir yük.
Ali'nin onurunun, Batuhan'ın yarım kalan hayatının,evlatlarımızın hasretinin, Meclis'e gelemeyen Can Atalay'ın, haksız yere tutuklu yargılanan seçilmişlerin ve bürokratların, barışın umuduyla bekleyen Kürt'ün, ortak gelecek sözüyle kandırılıp kandırılmadığını soran milyonların, ailelerimizin, küçük çocuklarımızın ve gerçekten ORTAK GELECEĞİMİZİN yükü…
Bu yük Meclis'in, bütün siyasetin, hepimizin omzunda.
Ya bu yükü kaldıracağız ya da hep birlikte bu meydandadara çıkacağız.
İsmail Saymaz, cemaatleri kepaze etmiş
*Milyonlarca Müslümanın cebinden 800 Milyar TL alınıp bir avuç kodamana aktarılması sizi hiç rahatsız etmedi mi ?
*Menzilin ağaları, İsmailağanın beyleri, Cübbeli Ahmet, bir açıklama yapın duyalım sizleri, hacılar niye hiç sesiniz çıkmıyor
*Çünkü Allah'tan korkmadığınız kadar Akp'den korkuyorsunuz
*Bunu söylemenize ne engel var
*Akp başarısız diyemediğiniz için,
*Her seçimde Akp’ye oy istediğiniz için
*Akp, Liyakatsiz iş bilmez kadrolarla Türkiye'yi yönetiyor diyemediğiniz için,
*Akp, Müslümanları ilim ilim inletiyor diyemediğiniz için
*Akp, Müslümanları kuru ekmeğe muhtaç etti diyemediğiniz için
*İŞKUR'un kapısında olan kuyruk Kabe'nin kapısında yok diyemediğiniz için
*Cuma namazında caminin önünü mü kalabalık halk ekmeğin önü mü kalabalık git bak diyemediğiniz için suçlusunuz
Sayın Cumhurbaşkalığından ricamdır:
Eğer bu konuda uzman bir kurul kurulursa bizler hem Finans konusunda bilgili, hem şeffaf, hem vatansever, hem de kod yazabilen kişiler olarak 24 saat içinde son 5 yılda bu işin içinde olan tüm hesapları ortaya çıkarırız.
Son 1 ay bir çok şeyi saklı bırakacaktır.
Saygılarımla.
https://t.co/8JxQi4SJEx
@alibabacan Yazdıklarını herkes biliyor ekrana çıkıp dişe dokunur iki kelime eleştiri yap bakalım da görelim senin devlet adamlığını ,boş yapıyorsun Babacan.
"Our old gelding went blind in March and the goose has walked him to water every day since. She gets her body against his shoulder and steers him with it. When there's something in the way she stops and plants herself and he stops too. Then she taps the side of the tank so he knows where it is. Nobody taught her any of that.
Kim yazmışsa tebrikler 👏🏼👏🏼👏🏼
“Diriliş Ertuğrul, Kuruluş Osman, Uyanış Selçuklu’dan kafanızı kaldırabilirseniz, SOYULUŞ TÜRKİYE’yi çok net göreceksiniz”
Zeki insanlarla ilgili bir şey okudum;
Uykusuzluk var, alçak gönüllülük var, anlayış var, hüzün var, kafaya takıp fazla fazla düşünme var..
Zeki insanlar mutlu olamıyor.
Gerizekalılarda ise bunların hiç biri yok, çokta mutlu yaşıyorlar. Zeka büyük dert..
Deniz Zeyrek:
*10 ay önce bu fon vurgunu tehlikesini Bakan Mehmet Şimşek görmüş ve uyarmış
*Bu ne demek yahu
*Koskoca bakan Televizyon yorumcusu mu, analizci mi ? Ne demek uyarmış ?
*Mehmet Şimşek ya da SPK neden bu olayın üzerine gitmemiş, NEDEN GEREĞİNİ YAPMAMIŞ ?
Soy profesor universitario y considero importante compartir lo que me está tocando ver desde que arrancó el curso, porque es un verdadero desastre.
Esta generación de estudiantes lleva IA, YouTube, Google y toda la información del planeta en el móvil y siguen sin saber nada.
No saben dónde está Roma ni tampoco Huelva, no saben quién es Pérez Revere pero todos conocen a Lola Lolita, no tienen ni idea de historia pero sí de “stories”, no entienden el valor del dinero ni saben cómo funciona la inflación.
Antes, para ser ignorante bastaba con no abrir los libros. Ahora, asisten activamente a clases para no enterarse de nada.
Y encima son de cristal. Cualquier roce es un trauma, cualquier crítica es violencia, cualquier tarea es un atentado y cualquier suspenso es un «ataque» a su salud mental. Y si llueve no vienen a clases, no sea que se derritan.
Han convertido los retos normales de la vida en un espectáculo de victimismo. En lugar aprender a gestionar los problemas que van saliendo en sus vidas, han aprendido a pedir soluciones a los demás y a deprimirse si algo no sale bien.
Tantos años de progresismo abyecto ha resultado en esto, y después de años viviendo entre algodón, sin golpes y sin aprender a levantarse, han creado una generación de ofendiditos con mentes vacías que todavía intentan averiguar qué son.
Eso sí, opinan sobre cualquier tema con una convicción, una superioridad moral y una pasión que asusta, pero con argumentos huecos y no sustentados que son el producto del lavado de cerebro que han recibido de la narrativa woke que han venido escuchando los últimos años.
Si no fuese por ese puñado de estudiantes (con futuro) cuyos padres se preocuparon en formarlos con valores y principios, sería esta, una generación prácticamente perdida.
TİP Milletvekili Ahmet Şık: (Fon krizi)
"Bana gelen bilgilere göre, iktidara yakın medyada çalışan gazetecilerden de çok fazla kişinin bu işin içinde olduğu ve 4-5 hafta önce fondan çıktıkları söyleniyor. Yani hiçbir kayıp yaşamamışlar.
MASAK istese 15 dakikada herkesi bulur."
Ülke babadan miras kalsa böyle lunaparka çevrilemez!
Fon skandalı patladığından beri borsada 54 milyar dolarlık değer kaybı yaşandı…
AKP de çıkmış, SPK’ya görevlerini hatırlatıyor. 😶
Güneşi emanet etsek onu da söndürürsünüz!
Fon skandalında üç kademe:
1. Bu işi bizzat yapanlar
2. Bu yanlışı yapanlara göz yuman kurumlar, görev ihmali
3. Görev ihmalini yapanlara görevlerini yaptırmayanlar, siyaset kurumu
2. ve 3. üzerine gidilmediği sürece bu dosyalar kapanır.
Yükü de biz halk öderiz
Hepsi oradaydı