kıbrıs'taki türk toplumundan öğreneceğimiz çok şey var. gemi felaketi sonrası başbakan, ulaştırma bakanını görevden aldı, bakan erhan arıklı yürütülecek soruşturmalara engel olmamak adına dokunulmazlığının da kaldırılması için meclise dilekçe vereceğini ifade etmiş.
pamukova tren katliamını hatırlayanlar olacaktır, 41 insan şov uğruna hızlı tren kazasında öldü(rüldü). gazeteci, dönemin ulaştırma bakanı binali yıldırım’a “istifa etmeyi düşünüyor musunuz?” diye sormuştu. o da “niye, treni ben mi kullanıyordum?” demişti.
İzmir'de 11 yaşındaki çocuğa saldıran köpeğin sahibine 1,2 milyon TL tazminat cezası verildi.
Çocuğun yüzündeki doku hasarının, estetik operasyonla düzeltilemeyecek bir kalıcı iz niteliğinde olduğu tespit edildi.
https://t.co/E6vYVE3PAD
Diyarbakır'da kuduzdan bir çocuk hayatını kaybetti. İngiltere'de en son kuduz sebepli ölüm 1902 yılında olmuş. Bunu kabul edemeyiz, devlet önlem almak zorunda diyoruz. Gelip siz hayvan düşmanısınız yazıyorlar. Başıboşçular, siz gerizekalı mısınız?
@supereva_rider Kurtulanlar kendine şu soruyu sordun bu resimde arada sıkışmış çocuk hiç mi bağırmadı yardımistemedi!! Hani kadınlar,çocuklar önceydi,hani kaptan en son çıkardı!!
YÜZLERCE YOLCU TERS DÖNEN GEMİNİN ÜZERİNDE KURTARILMAYI BEKLİYOR!
Girne Limanı'ndan çıkış yaptıktan kısa süre sonra 2-3 km açıkta alabora olan 250'den fazla kişinin bulunduğu Filo Jet'e ait Express Yolcu Gemisi'ndeki yolcular ters dönen geminin üzerinde kurtarılmayı bekliyor!
Sahil Güvenlik botları, sivil tekneler, helikopterler ve özel şirketlere ait gemiler yolcuları kurtarmaya çalışırken, sahilde de ambulanslar hazır bekletiliyor.
#Girnelimanı #Gemi #Deniz #Alabora #Kıbrıs #Cyprus
Hayrunnisa Gök dört yaşındaydı.
Tatlı, küçük bir kızdı. Hatay’ın Hassa ilçesinde yaşıyordu.
Bir öğleden sonra evin önünde oynuyordu. Köpek sessiz geldi. Ağzından ısırdı, kaçtı. Ailesi görmedi. Kız yaralı eve dönünce "düşmüştür" dediler. Kanını sildiler. İçeri aldılar.
Aşıyı kimse düşünmedi.
Günler geçti. Önce gözleri kızardı. Sonra ağzından köpük geldi. Hastaneye koştular.
Teşhis kuduzdu. Özel ambulansla Ankara’ya, Hacettepe’ye götürdüler.
Doktorlar uğraştı. Virüs çoktan yerleşmişti.
Otuz altı gün sonra Hayrunnisa öldü.
Aynı günlerde İskenderun’da sahipsiz bir köpek daha kuduz çıktı. İlçe riskli bölge ilan edildi.
"Kuduz var" tabelaları asıldı.
İnsanlar korktu.
Ama Hayrunnisa için geçti.
Ve ısırılan son çocuk olmayacaktı.
1) Bu kadın tazminat ödemeli
2) Bu kadın adam yaralama suçundan tutuklanmalı
3) Pitbull beslemek yasaklanmalı veya “kısıtlanmalı”
4) ya da: Aslan beslemek ve bu kadının üstüne salmak da serbest olmalı (bu sonuncu madde elbette ironidir)
Gücü Karadenizin altını üstünü yağmalayan, satılmadık alan bırakmayan yerli ve yabancı sermayedarlara değil de 8-9 yaşındaki çocuklara yeten yurdumun lümpen, ezik milliyetçileri.
kürt işçi, türkiye’nin farklı bölgelerinde yalnızca emeğini değil aynı zamanda kimliğini de yoksulluğunun bir parçası olarak beraberinde götürüyor. ve yanında o kimliğe dair izleri, kültürü de barındırdığı için bir kamyonet kasasında kadınlar ve çocukların varlığına, korku içinde ağlamalarına rağmen saldırıya uğrayabiliyor.
bu görüntüleri basitleştirmek, insanlara yaşatılan korkuyu, eziyeti ve dışlamayı yok saymak demektir. yıllardır bizzat devlet ve iktidarlar eliyle inkarın, yok saymanın, düşmanlaştırmanın nasıl hiyerarşiler ürettiğini göstermesi bakımından, içinden geçilen zamanın bugüne dek nasıl tahribatlar yarattığını anlamak açısından da önemli.
kendi toprağından, yine devletin bizzat yarattığı eşitsizlikler içinde kırılırken hayata tutunmak, karnını doyurmak için bin 500 km öteye çalışmak için gidiyorsun ama gittiğinde bir “işçi”den önce “kürt” olarak görülüyorsun. emeğin sömürülürken sana ihtiyaç duyuluyor, kimliğin ise aynı ölçüde reddediliyor.
bu ve benzer yüzlerce saldırının toplumsal bağlamını görmezden gelerek aşabilmek imkansız. bir ayrımcılığın sistematik olması için her saldırının önceden planlanmış olması gerekmiyor. bazen sistematiklik, aynı toplumsal hiyerarşinin farklı aktörleri tarafından yeniden üretilmesinde ortaya çıkar.
mevsimlik tarım işçileri, zaten ülke ve toplumun en kırılgan, zayıf ve örgütlü olmayan, emeğini en ucuza satan, pazarlık gücü bulunmayan, büyük oranda -evet utanç verici- sosyal dışlanmışlığa da uğrayan kesimi.
dolayısıyla tarım işçisi için bin 500 km öteye çalışmaya gittiği yerde topladığı fındık yerlidir, çalıştığı toprak millidir, sadece varoluş biçimi ötekidir. doğal olarak emeğinin sömürülmesiyle bu dışlanma birbirinden bağımsız değildir. haiz olduğu tüm dezavantajlı kimlikler, toplumsal konumundan, saldırılara neden bu denli maruz kalmasındaki rahatlığı da belirler.
tek başına taş atanları değil, taş atmayı mümkün kılan, devlet aygıtının bir içtihata dönüştürdüğü ve arzu ettiği zaman tedavüle soktuğu, meşruiyet sağladığı toplumsal dili tartışmak gerekiyor. çünkü tek başına zonguldaklıları, karadenizlileri, iç anadoluluları ya da herhangi bir bölgenin bütün insanlarını ırkçı ilan etmek kadar saçma ve kolay bir şey olamaz.
içinden geçtiğimiz ‘süreç’, bir bakıma o kamyonet kasasındaki halin de bir tezahürü. kimin hukukunun çiğnendiğinin, kimin eşitsizlik içinde bırakıldığının ve kime taş atması gerektiğini örgütleyen, yurttaşlık kavramını eğip büken sistemin de hikayesi.
Valilik "münferit anlaşmazlık" demişti, Zonguldak'ta Kürt işçilere yönelik ırkçı saldırının yeni görüntüleri ortaya çıktı:
"Aç köpekler, memleketinizde iş yok mu? Sizi burda barındırmayacağız."
Şırnak'tan Zonguldak’a mevsimlik çalışmaya gelen Kürt işçilere yönelik ilk saldırı görüntülerinin ardından Zonguldak Valiliği, olayın iki aile arasında yaşanan "münferit anlaşmazlık" olduğunu açıklamıştı.