messi, 19 yıl önce yamal'ı bebekken dalin'le yıkıyor.
19 yıl sonra finalde karşı karşıya geliyorlar.
lamine yamal nasraoui ebana, "el-emin cemal atası nasara"
lionel andrés messi, "genç aslan, yiğit, gönderilen haberci/mesih(?)"
hayattaki hiçbir gerçek sıradan ve tesadüf değil.
hicret, müthiş bir kavram.
sadece yer değiştirmek değil; kabuğundan sıyrılmak, ilerlemek ve seviyeyi yükseltmek için her şeyi geride bırakabilmek anlamında düşünmek gerekir.
kur'an'da bu kök ile gelen tüm ayetleri bu bağlamda okuyabilirsiniz: https://t.co/4UAFx3Cak8
"güvenenler, hicret edenler ve allah yolunda mücadele edenler... ancak bunlar allah'ın rahmetini umabilirler. allah çok bağışlayandır, rahmeti kesintisizdir." (2:218)
Bir ortamda bir seviyede iseniz; kendinizi aşacak bir ilerleme kaydetseniz de hala o seviyenin sınırlarındasınızdır. Bunu sürekli yapsanız bile o ilk seviyenin pek de ötesinde görülemezsiniz.
Bu nedenle her aşama atladığınızda başka bir ortama girmeniz gerekir. Kendinizi aştığınız her an ortam değiştirin. Göreceksiniz ki yeni ortamda herkes sizi gerçek ve yeni seviyenizle değerlendiriyor. Bunu sürekli yaptıktan sonra başlangıçtaki ortama gidin, göreceksiniz ki hala ilk seviyenizle değerlendiriliyorsunuz.
From zero to live website in 1 minute. No coding. No drag-and-drop chaos. No pixel pushing.
This is Beste —a website builder where you pick @shadcn blocks, add content, and go live!
cep telefonu ilk ciktigi zamanlar 100 kontorluk kartlar vardi. ucuz da degildi. sms'te 2 kontor gidiyordu ve 50 sms atabiliyorduk. boyle bir cagdan sms'in esamesinin (esemesin esamesi, cok iyi) okunmadigi bir yere geldik. yapay zeka icin yaptigimiz token hesabi da birkac sene icinde boyle bir detay olacak. at fav'a bekle.
@1muhammedavci bir kaza durumundan bahsetmiyorum. o elbette her zaman olabilir. kapatmaya karar verip direkt kapatiyorlar, datani dahi alamiyorsun. nedenini ogrenemiyorsun. cok insanin hesabi boyle gitti. reddit'ten de bakabilirsiniz. yine dikkatli olmakta fayda var.
20 yıldır komplo teorisi takip ederim. ortamlarda konuşmuşluğumuz, tartışmışlığımız çoktur. varılan nokta şu: konuşulan ve "yok artık" denilen her şey birer birer gerçek çıkarken, ağzını yayarak "bunlar komplo abi yaa" diyen o çok bilmiş, o çok rasyonel geçinen lümpenlerin her zaman yanılıyor, her virajda şarampole yuvarlanıyor olması.
ve buna rağmen, kabak gibi ortada olmasına rağmen bile her kitlesel olayda yanlış yerde durmaları.
bunların en büyüğü malumunuz korona süreciydi. hatırlayın o günleri. sorgulayanın aforoz edildiği, "aşı olmayan vatan hainidir, senin cahilliğin benim hayatımı etkiliyor, toplum sağlığını tehdit edenler ter*risttir" denildiği o cinnet halini. devlet dairelerine alınmadığımız, avm'lere sokulmadığımız, toplumdan dışlandığımız o günleri... dükkanları, esnafları batıran o kapanmaları. şimdi ne oldu? itiraflar havada uçuşuyor. zamanında buna çanak tutanlar, üçer beşer aşı olanlar dudak altından yanıldıklarını ve pişmanlıklarını da kabul ediyorlar. ama hala açıktan da savunuluyor. pfizer'in avukatı bu kadar savunmamıştır bu davayı, öyle diyeyim.
o gün, o kalabalığın gücüyle seni beni ezmeye çalışanların çapsızlıkları, öngörüsüzlükleri ve sisteme nasıl bağlı oldukları konusunda daha diyecek bir şey elbette yok. insanları tanımak için turnusol kağıdıdır böyle olaylar. ama işin temelinde başka şeyler var: mesele hakikatle kurulan, daha doğrusu kurulamayan ilişki.
açık konuşalım, insanların çoğu "kafir"dir. haydaaa. dur hemen. kafir ne demek? dinsiz, ateist falan demek değil. kafir, "gerçeği karartan" demek. kafir; gerçeği gizleyen, bilinmesini engelleyen, manipüle eden, işine gelmediği için hakikatin üstüne beton döken demektir. peki neden yapar bunu? temelinde en büyük zulüm olan şirk var. o da, hani şu artık içi boşalmış, karikatürlere malzeme olmuş kavram. oysa şirk; kişilere, ideolojilere, kurumlara, devlete, statüye, menfaatlere kul olmak; bunları sorgusuz sualsiz kabul etmek, bunları allah ile, yani "el-hakk" ile ortak tutmak, hatta gerçeğin de önüne geçirmek demektir. bu kafirliğin, yani gerçeği karartmanın temelinde bu var. ve insanlar, o "sürü" dediğimiz kalabalıklar böyle yaşıyor. kitap boşuna demiyor "yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni hakikatten, allah'ın yolundan saptırır" diye. evet, çünkü çoğunluk menfaati sever, gerçeği değil.
bir insanın komplo teorilerine yatkın olmasının sebebi, aklını yitirmiş olması değil. sebebi; insanların bu gerçeği karartma olayına; kerameti kendinden menkul kişilerin veya kurumların insanın gözünün içine baka baka yalan söylemesine en az bir kez tanık olmasıdır. vicdanlı ve akleden insan şu sonucu üretir: "bu konuda bu kadar organize yalan söyleyip bu konuyu da çarpıttılarsa, bu gerçeği de gizledilerse daha neler yapmazlar ki?" neden sonuç ilişkilerine saygı duyan ve akleden insan böyle düşünür. komplo teorisi üretmenin, şüphe etmenin temelinde bu vardır. "bu kadar bariz yalanlar söyleniyorsa bu da yalan olabilir" çıkış noktasıdır. ve iyidir de. elzemdir. çünkü insanlara ve kurumlara güvenmemeyi ilke edinmiştir bu insan artık.
burada hemen o meşhur itiraz gelir: "peki yani bunca profesör, bilim adamı, otorite hepsi yanılıyor mu? bi sen mi doğrusun kardeşim?" insanlık tarihinin en amansız, en tehlikeli, insanın zihnini uyuşturan en sinsi söylemlerinden biridir bu. kur'an'ın hikmetli anlatımlarında bu tavır, doğrudan müşrik ve firavun deklarasyonu olarak karşımıza çıkar. firavun kim? öyle çizgi filmlerdeki gibi asası olan, kafası inek, mitolojik bir figür değil. firavun, statükodur. kurulu düzendir. "ben sizin rabbiniz/efendiniz değil miyim, bu nehirler benim altımdan akmıyor mu, buranın mülkü bana ait değil mi?" diyerek mülkü ve iktidarı kendinde toplayan, halkı sınıflara ayırıp ezen, sistemi ayakta tutmak için gerekirse tüm değerlerin içini boşaltan sistemin adıdır. kur'an'ı okuyan ve içselleştirenler çok iyi bilir, firavun dinsiz falan da değil, senden benden daha dindar. iktidarı kontrol altında tutmak için dini fetvalar üreten kurumları, adamları var. musa geldiğinde "bu musa sizin dininizi bozacak, düzenimizi yıkacak, biz atalarımızdan böyle şeyler duymadık" diye halkı korkutan da kendisi. tıpkı bugün "bilim dışı, hurafe, komplo" diye seni yaftalayan modern rahipler gibi.
bu "herkes yanılıyor bi sen mi doğrusun" mantığıyla bakarsan ibrahim'e, musa'ya ve gelmiş geçmiş tüm elçilere şunu demen gerekiyor: "bugüne kadar herkes yanlıştı, ataların bilemedi de bi sen mi bildin: bu kadar insan yanılıyor, tek doğru sensin öyle mi?" - ki denmiş de. elçiler bu yüzden yurtlarından sürülmüş, mücadele etmiş, öldürülmüşler. müthiş bir ayet: “ibrahim tek başına bir ümmetti”. kesinlikle vurgulayalım: "tek başına bir toplumdu". toplumundan dışlanma pahasına, babasını karşısına alma pahasına atalarının dinini reddeden, sorgulayan, hakikati arayan, güneşi, ayı, yıldızları gözlemleyip "bu rabbim olabilir mi? hayır bunlar batıp gidiyor, ben batıp gidenleri sevmem" diye fikir yürütmekten asla korkmayan, bunları yanlışlayarak gerçeğe ulaşan, allah’ın örnek gösterdiği bir hanifti o.
işte bu yüzden, allah'a ortak koşmadığı sürece, sürüye asla dahil olmamış, orijinal fikirleri olan, "deli" etiketini göze almış insanları hep takdir etmişimdir. yanılabilirler, saçmalayabilirler ama sürüye dahil olmuş, gerçekle işi olmayan boş tenekelerden çok daha kıymetlidirler. mutlaka takip ederim. özellikle gider sorarım, neden böyle düşünüyorsun diye. tüm detayları merak ederim.
bir adam çıkıp "chemtrails" desin, haksız olabilir, teknik olarak yanılıyor da olabilir ama bir fikri vardır. gökyüzüne baktığında bir terslik seziyordur. mutlaka gizlenen en az bir gerçeğe şahit olmuştur ki şüphe ediyordur. biri çıkıp "dünya düz mü lan yoksa" diye şüphe duysun, kesinlikle saygı duyarım. ama "ha yani şimdiye kadar herkes yalan söylüyor, nasa yalan söylüyor, bi sen akıllısın ehi ehi" diye ezbere konuşup sırıtanlara asla saygı duymam. çıkış noktası olarak ilki bence daha iyidir. her şeye şüphe ile bakan, "kral çıplak" diyebilme potansiyeli taşıyan insana saygı duyarım. ama insanlar çoğunluk olarak ezberci, akletmekten yoksun, taklitçidir. boştur. boşluktur.
şahsen bir konuda 3 kişi ile aynı görüşte isem mutlaka o görüşü derinlemesine değerlendiririm, acaba yanılıyor olabilir miyim, sürüye mi dahil oldum diye düşünürüm. refleks bu. tabi her zaman doğru olamayız, değiliz de. kendini temize çıkarmaya da çok meyillidir insan. "en doğru benim, en iyi benim" demek de bir tuzaktır. insan kendinin gözlemcisidir der kitap, kendini kınayan benliğe yemin eder, dikkat çeker. bu tuzaklara dikkat etmek gerekir ama yine de çoğunluğun konforuna, menfaatine, taklitçiliğine sığınmaktan daha onurlu bir tuzaktır bu. insan gerçek yolunda samimi ise, bu ona, örnek gösterilen ibrahim’in kendince yaptığı varsayımları gibi yanlışlanabilir, hata ise hatadan dönülebilir kapılar açar.
kalabalıklarla aynı ağızdan konuşmak, bir konfordur; bir çeşit uyuşturucudur. insanı düşünme zahmetinden kurtarır. beynini, iradeni ve vicdanını o kravatlı, o cübbeli, o "yetkili" abilere ihale edersin. onlar senin yerine düşünür, senin yerine karar verir, senin yerine inanır. oysa allah “akletmez misiniz?” diye defalarca sorarken, aklını kiraya vermeni değil, bizzat o aklın hakkını vermeni ister. put dediğin şey taştan, tahtadan heykeller falan değil. bugünün putları; altına imza atılmış uzman görüşleri, sorgulanamayan bilimsel konsensüsler, hikmetinden sual olunmaz 5 bin yıllık devlet aklı ve önünde eğililen piyasa gerçekleridir. bir şeyi “ama o uzman, ama o devlet, ama o bilim” diyerek sorgulanamaz kılıyorsan, o şeyi ilah edinmişsin demektir. eleştiremediğin, dokunamadığın, şüphe edemediğin her kurum, her ideoloji, her şahıs modern zamanın lat'ıdır, menat'ıdır, uzza'sıdır.
bir şeyi anlamaya çalışmak emek ister, oysa taklit etmek ve itaat etmek bedavadır. çoğunluğun "komplo teorisi" diyerek kestirip atması, aslında bir zeka göstergesi değil, bir savunma mekanizması da olabilir. zira o taşı kaldırırsalar, altından çıkacak olanlarla yüzleşmek zorunda kalacaktır. üzerine bastıkları zeminin çürük olduğunu kabul ederlerse, tüm hayatlarını üzerine inşa ettikleri o sahte güven hissi yerle bir olacaktır. paradigma değiştirmek insanların çoğunluğu için yıkımdır. oysa paradigmalar, statükolar yıkılmak için vardır. bu yüzden gerçeği arayanı taşlarlar; kendi uykuları bölünmesin, o tatlı rüyaları kabusa dönmesin diye “ne diyor la bu komplocu ehi ehi” diye komiklik yaparlar.
"normal" dedikleri şey, çoğunluğun müşterek cinnetinden başka bir şey de değil. herkesin aynı anda uçuruma koştuğu bir dünyada, durup "bir dakika beyler, yönümüz yanlış" diyen adam, o kalabalığa göre elbette "deli"dir. ibrahim ateşe atılırken toplumun gözünde düzen bozan bir anarşistti. nuh gemiyi yaparken toplumun gözünde bir kaçıktı. muhammed’e mecnun deyip dalga geçtiler, düzenlerine çomak soktuğu için onunla savaştılar, göçe zorladılar. 81:22’de “arkadaşınız mecnun değil” der mesela, müthiş. elçilerin tamamı, yaşadıkları dönemin "makul ve muteber" vatandaşları tarafından hep dışlandı. yine de tarih, çoğunluğa uyan mukallitleri değil; çoğunluğa rağmen "hayır" diyebilen o vicdanlı azınlığı yazdı.
kimse kimseyi doğruya iletemez. zira herkes "kendi boynuna dolananın" esiridir. ama en azından kendimizi, bu hapishanesinden korumakla mükellefiz. bir kurtarıcı beklemek de şirkin, yani zulmün bir başka versiyonu; zira allah insana kurtarıcı olarak tertemiz vahyi, aklını ve vicdanını vermiştir. başkasının aklıyla cennete gideceğini zanneden, ancak başkasının cehennemine odun olabilir.
özetle; her şeye şüpheyle bakan, "kral çıplak" diyebilen, yanılma pahasına da olsa gerçeğin peşine düşen, sistemin dışladığı, hor gördüğü o güzel "delilere" selam olsun. onlar, gerçeği karartan o "makul ve muteber" çoğunluktan çok daha insan, çok daha yaşıyorlar. gerçeğin üstünü örten o muazzam kalabalığın içinde yalnız kalmaktan korkmayan komplo teorisyenlerine selam olsun.
kardeşiniz ziegfiroyt.
gercekten bu pizzagate zamanini hatirliyorum millete deli gozuyle bakiyorlardi, buna benzer komplo teorisi baska seyler de komplo olmaktan cikti.
yarin chemtrails gercek falan cikarsa sasirmam o seviyedeyim
bilimi niye kuculteyim ki? tam tersine, orijinal fikri olmayan, hakikatle ilgili bir derdi olmayan insan bilim yapamaz diyorum. once yaradanin yaratimina saygi duyarsin, mevcut modelleri anlamaya calisirsin, gozlem yaparsin, sonra tahminler yurutup belli hipotezler uretirsin, sonra onlari her acidan test edersin, yanlislamaya calisirsin. insanlik bu kadar teknoloji bilim urettiyse bu yaklasimdir sebebi. yoksa "olm bohr atom modelini de inkar etmezsin ya, herkes kabul etmis deli deli hareketler yapma" diyen birinin insanliga ne katkisi olabilir? haarp gibi her uretilen sacmaligi kabul etmek demek degil bu. ama suphe duymak iyidir. zihni de, hayati da diri tutar. komplocularin da mukallitleri var. her soyledikleri dogrudur, bilim yapmayin, cehalet cok iyidir anlami mi cikiyor yazdiklarimdan?
@GurkanEngin_@Javidalittle@mahmudsamiuzum@acikkuran evet bu doğru. harekeyi de geçtim, secavent işaretleri yok diye tehditle karışık "yasal zorunluluk" uyarısı gönderdiler. harekesiz haline api üzerinden ulaşılabilir. sitede bir düzenleme yapıyorum, yakında opsiyonel olarak da açılıp kapatılabilecek.
pragmatizm, realizm, idealizm, vs.
şimdi daha açık yazacağım, daha net anlaşacağız.
soruyorum; kur'an, allah'ın vahyi midir? tereddütsüz evet diyorlar. peki kur'an'da, "dininizi tamamladım, hiçbir şeyi eksik bırakmadım" diyor mu? "evet, böyle bir ayet var" diyorlar. e ne güzel, diyorum, o zaman din kur'an'dır. hemen eller ayaklar titremeye başlıyor, sesler çatallaşıyor: "hayır, kur'an yeterli değil." deniyor. peki, yeterli değilse ne olması gerekiyor? önümüze bir liste çıkıyor: hadis, sünnet, icma, fıkıh, usül, tefsir, kelam, siyer, senet, ravi zinciri, sahabeler, içtihat, kıyas, islam tarihi, tasavvuf, çakralar.. uzayıp gidiyor.
soruyorum: islam nedir? cevap: "bu saydıklarımızdır."
din anlatan kimse bu yaptığından bir gelir beklememelidir diyorum, ayetlerini gösteriyorum. (gerçi o zaman da ayet fırlatmış oluyorum) o zaman da şöyle deniyor: "ama bu anlattıklarımız din değil ki, bu fıkıh ilmi.. bu tefsir ilmi. bu islam tarihi ilmi..." şimdi bu bir iki yüzlülük değil midir? tüm bunlar din ilan ediliyor, iş ücret ve menfaat meselesine gelince, "aslında din değil" oluyor. komedi bu. anlatılan şey din mi değil mi, biri bana bunu izah etsin. bu mu yani pragmatizm veya realizm? veya benimki mi idealizm oluyor? tüm -izmlerden allah'a sığınırım.
kur’an iki kapak arasında bir kitap değildir. evet, kur'an hayattan soyutlanarak anlaşılamaz. doğru. diller allah'ın ayetidir (30:22). etimoloji araştırırsın, hangi kelime hangi dilden nereye nasıl geçmiş, nasıl gelişmiş, öğrenir, kur’an’ı belki daha iyi anlarsın. bu başlı başına bir akademi sahasıdır. işini düzgün yaparsan para da kazanırsın, buna kim ne diyebilir? ziraat okursun, işini yapar paranı kazanırsın, ağaçların secde ettiğini söyleyen ayeti (55:6) daha iyi anlayıp sen de secde edersin. gökyüzüne bakarsın, ayetleri anlamaya çalışırsın, çünkü gökyüzü apaçık ortadadır, allah'ın ayetidir. bir bebeğin oluşum aşamalarını incelersin, kur'an'ın anlattığı ile birlikte okur, haşyet duyarsın, yine paranı kazanırsın. fiziği, matematiği, felsefeyi, insan psikolojisini, toplum sosyolojisini araştırırsın. bunların hepsi ilim sahalarıdır. ben ankara üniversitesi'nde astronomi okudum. bir gün astronomi tarihi dersinde hoca, 21:104 ayetini okumaya başladı. "evrenin sonu üzerine üretilen big crunch teorisini bu ayet anlatıyor olabilir" dedi. 20 sene önceydi, çok gençtim. kur’an üzerine hiçbir okumam yoktu. ayeti ilk kez duymuştum. tüylerim diken diken oldu. ve bu hoca, dinden para kazanmıyordu, belki yanlış belki doğruydu ama uzmanı olduğu ilim sahasında öğrencilerine fayda üretmeye ve allah'ın ayetlerini anlamaya çalışan saygıdeğer bir ilim adamıydı. bu adamın astronomi anlatarak para kazanmasına kim ne diyebilir?
verilecek, konuşulacak çok örnek var. ama uzatmamın da anlamı yok. demem o ki; allah adına din uyduran, dinini allah’a öğretip hakk’ı gizleyen, ıvır zıvır her şeyi din yapıp bu işten bir de menfaat kovalayan adamın o kazandığı zenginlik ona ancak geçici bir yararlanma olabilir.