oğlu gencecik kıza tecavüz edip kafasına sıkmış, kendisi vali olarak delilleri yok etmiş, altı yıl paşalar gibi takılmışlar ama ne hikmetse kelepçe yok, işte bürokratik oligarşi, çürümüşlüğün resmi
BOZUK DEDİKLERİ KAMERA BUGÜN SAĞLAM BİR ŞEKİLDE ONLARI KELEPÇELİ ÇEKTİ
Tarih 5 Ocak 2020’ydi…
Hiç unutmuyorum. Bugün gibi yağmur yağıyordu, usul usul.
Meğer o gün gökyüzü, yağan yağmurla Gülistan’a ağlıyormuş.
Bugün ise yağan yağmur, Gülistan’ı karanlığa gömenlerin pisliğini şehirden temizliyormuş gibi…
6 Ocak 2020… Sabah saatleriydi.
Tanımadığım bir numara aradı. Bir öğrenciydi.
“Arkadaşımız dünden beri kayıp, haber yapar mısınız?” dedi.
Ardından, “Ailesi de bir saate burada olacak” diye ekledi.
Ailenin numarasını istedim. Aygül’le görüştüm.
Emniyete gitmişlerdi, ardından öğretmenevine geçmişlerdi.
Görüştük… Şaşkın, üzgün ve çaresizdiler.
Birileri, o masumiyeti ve çaresizliği fırsat bildi.
Görüntülerle, bilgilerle ailenin can parçasının sudan atladığını, hatta intihar ettiğini söylediler.
Ama aile, “Bizim kızımız Diyarbakır’a gelecekti, yeğenine hediyeler alacaktı” diyordu.
Suda aramalar başladı.
Küçücük bir baraj gölü; botlarla, dalgıçlarla, cihazlarla doldu.
Herkesin gözü sudaydı…
Bir gün geçti, bir hafta geçti, bir ay geçti…
220 gün geçti ama Gülistan yoktu.
Olamazdı… Çünkü Gülistan suda değildi.
Masum insanların gözü sudayken, kötüler karada delilleri karartıyordu.
Aile perişandı. Öfkeliydi. Ve artık şüpheliydi.
Onlara, “Kızınız bu suda, cesedini size vereceğim. Benim de kızım var, üstüne yemin ederim” diyen biri çıktı…
Sonra kayboldu.
Aile açıklamalar yaptı.
Dönemin, bugün tutuklu bulunan valisi Tuncay Sonel’den şikayetçi oldu.
Bedriye anne…
Metrelerce karın içinde adliyenin önünde adalet bekledi.
Şarıl şarıl yağan yağmurun altında “Gülistan nerede?” diye haykırdı.
Kavrulan sıcakta “Bana kızımın cansız bedenini verin” dedi.
Bir şeyi de söylemem gerek…
Bedriye teyze Tunceli’ye ilk geldiğinde tek kelime Türkçe bilmiyordu.
Kızını, adaleti ararken öğrendi Türkçe’yi.
Her gelişlerinde, her feryatlarında yüreğim dayanmazdı.
Kameranın vizörü gözyaşımla bulanıklaşırdı.
Diyarbakır’a gittim. Aileyle görüştüm.
Bedriye teyzenin ekmeğini yedim, çayını içtim.
Kendi kendime söz verdim:
“Bir gün o katilleri haber yapmazsam, bu ekmek bana zehir zıkkım olsun.”
Bugün…
Yediğim de içtiğim de bana fazlasıyla helal oldu.
Bedriye annenin tek isteği;
kızının bir mezarının olması.
Bu kadar basit…
Bu kadar ağır…
Bundan daha büyük bir acı olabilir mi?
Bedriye teyze, her adliye kapısından girip çıktığında çaresizdi.
Ama bugün o kapıdan kelepçeyle çıkanlar çaresiz.
Bugün karanlık onların.
Ve o karanlıkta, yıllarca tekli hücrelerde kalacaklar.
Adliye, üniversitenin içinde…
O üniversite, Gülistan’ın okuduğu üniversite…
Adliyenin tam karşısında ise, Gülistan’ın akıbetini aydınlatacak kayıtların silindiği, “bozuk” denilen kamera…
Bozuk denilen o kamera…
Bugün onları kelepçeyle cezaevine götürürken kaydetti.
Hayat işte…
Geç de olsa adalet yerini buldu.
Bir anne, ilk kez adliyenin önünde şöyle dedi:
“Benim kızım Gülistan gitti… yerine Başsavcı Ebru Cansu’yu koydum.”
Herkes ağladı.
Herkes alkışladı.
Bedriye anne sadece Gülistan’ın değil…
Aygül’ün, Osman’ın, Ramazan’ın, Bahar’ın, Şilan’ın, Müzeyyen’in değil…
Tüm insanlığın annesi oldu.
Bedriye teyzenin ve Aygül’ün ortaya koyduğu mücadele, tüm kadınlığın direncidir.
Onlar benim de annem…
Çocukları benim de kardeşim, abimdir.
Biz 6 buçuk yıl boyunca onların acısına ortak olduk.
Hep yanlarında olduk.
Acılarını da taleplerini de birlikte taşıdık.
Bugün o aile bu şehirden adaletle ayrıldı.
Ama keşke…
Gülistan mezun olurken gelip diplomasını alsaydı.
Keşke ailesi bu şehirden onunla birlikte dönebilseydi…
Bir yanımız hala çok üzgün…
Bir yanımız ise bugün, ilk kez biraz huzurlu.
Umarım…
Hiçbir anne bu acıyı yaşamaz.
@Bedirhan_2135 Kadının mimiklerinde gözlerinde düşmanlık var. Bunu bilerek isteyerek yaptığı her halinden belli.
İnsan bir lideri sevmeyebilir fikirlerini benimsemeyebilir, ama onun şahsında halkına, düşmandan daha düşman olmamalı.
Kaç gündür judenrat kürtler kendilerinden bekleneni layıkıyla yapıyorlar.
Hiç göremezsiniz halkının katledilişi için, iğne ucu kadar üzülmeyi,utanmayı, arlanmayı.
Bildikleri tek şey küfretmek.
Tarihten beri başımıza ne geldiyse işbilmezliğimiz, akılsızlığımız yüzünden gelmiştir.
Dünya da hangi savunma gücü, halkını vahşi düşmanlarının ortasında bırakıp başka bir alana çekilir. Siz çekilirken halkı niye tahliye etmediniz? Kime güvendiniz? Kim size ne güvence verdi?
Bang dikim hemû qencên dunyayê
Hun bi kîjan zimanî dihaxivin ferq nake, hun ji kîjan dînî bawer dikin ferq nake, ji kerema xwe re ji bo miletên me yên li Rojhilat û Rojava dia bikin.