Ehline
Yazılmış Kader ikidir
Değişebilen kader, değişmeyen kader.
Dua sadaka levhi mahv ve isbattaki yazıyı kaza/gerçekleşme anında önleyebilir
Fakat levhi hakiki de yazılan değişmez
Üstadın
“Ne yapsaydıkta bu musibet yine başımıza gelecekti” sözü levhi hakikiye işaret eder
Sana bir musibet geldiği vakit, de:اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ
Yani: Ben mâlikimin hizmetindeyim. Ey musibet! Eğer onun izin ve rızasıyla geldin ise, merhaba, safa geldin! Çünki elbette bir vakit ona döneceğiz ve onun huzuruna gideceğiz ve ona müştakız.(Lem'alar)
Hz. Peygamber şunları söyledi: “Miraca çıktığım gece, bir yerde çok güzel bir koku aldım. Bu kokunun ne olduğunu Cebrail’e sordum.
Dedi ki: “Bu koku Firavun’un kızının berberi/tarakçısı olan kadının ve çocuklarının kokusudur.”
Bu olayın aslını soruduğumda, Cebrail şöyle dedi:
“Bu kadın bir gün Firavun’un kızının saçını tararken, tarak elinden düştü. (onu yerden alırken, gayriihtiyari) Bismillah dedi. Firavun’un kızı “Babam mı? (onu mu kastediyorsun?)” deyince, kadın: “Hayır! Benim kastettiğim benim de senin de babanın da rabbidir.” diye cevap verdi. Firavun’un kızı: “Bunun babama söylerim.” dedi. Kadın da “Evet, söyleyebilirsin.” dedi.
Kızı bunu haber verince, Firavun kadını çağırdı ve: “Kadın! Benden başka senin bir rabbin mi var?” diye sorunca, kadın: “Evet, benim de senin de Rabbi Allah’tır.” diye cevap verdi.
Bunun üzerine Firavun, inek şeklinde bakırdan yapılmış bir heykelin eritilmesini emretti ve heykel eritildi. Sonra kadın ve çocuklarının oraya (eritilen bakırın içine) atılmasını emretti.
Kadın, Firavun’dan bir ihtiyacı/isteği olduğunu söyledi. Firavun kadının ihtiyacı/isteğinin ne olduğunu sordu. Kadın: “Benimle çocuklarımın kemiklerini aynı örtüye sarıp bizi birlikte defnetmeni istiyorum.” dedi. Firavun: “Bu, senin üzerimizdeki hakkındır/bunu yaparım.” dedi.
Firavun’un emriyle, çocukları bir bir kadının gözleri önünde o ateşte eritilmiş bakır çukuruna atıldılar. Nihayet sıra emzirme çağında olan bebeğe gelince, annesi dayanamadı, oldukça gerildi. Bunu gören bebek (Allah’ın izniyle konuşmaya başladı ve) “Anne korkma, atla! Çünkü dünyanın işkencesi ahiretin işkencesinden daha hafiftir.” dedi ve kadın da atladı.
(Hakim’in rivayetinde: “Bebek: Anneciğim sabret, şüphesiz sen hak yoldasın, dedi. Ve nihayet kadın bu çocuğuyla birlikte oraya atıldılar." şeklindeki ifadeye yer verilmiştir.)
İbn Abbas (bu hadisi anlattıktan sonra), şu bilgiyi de ekledi:
“Dünyada şu dört bebek konuşmuş: Yusuf’un şahidi, Cüreyc’in sahibi, Meryem oğlu İsa ve Firavun’un kızının berberi/tarakçısının oğlu.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/30-31)
Kardeşlerim! Hiç merak etmeyiniz. Kat'î kanaatım geldi, bizler bir inayet altında, gayet ehemmiyetli bir hizmette ve ihtiyar ve iktidarımız haricinde bir dest-i gaybî tarafından istihdam ediliyoruz.
Emirdağ Lahikası
Yurtdışında
Avrupa’da,
Amerika’da
Kanada’da yaşayan “mağdur” Müslümanlar!
size bir şey diyeyim; yanınızda çalıştırdığınız emekçinin haklarını o ülkenin standartlarının altına düşürmek, İslam’a göre haram olup, kul hakkı yemiş olursunuz.
Emevi dini bunu size söylemez ama.
Tevekkül, istikbale bakar. Allah’ın ilmine, kudretine ve şefkatine inanmanın; gelecek hesaplarımıza bakan yönüdür. Korku ve kaygının ilacıdır. Kişinin gelecekteki meşru bir işi/planı için, kendi normal yapabileceklerini yapmaya azimli olup; hem süreçte gerekecek kaynaklar, hem de işin neticesi için Allah’a güvenmesi demektir.
Allah’ın her şeyi bilip, her şeye kudreti yetip, bize şefkati olduğuna da inanan bir insan; henüz gelmemiş şeylere rahatlıkla bakar, kaygı krizlerine girip felç olmaz, hep bir umut sahibi olur. Hele bir de istişaresini yapıp duaya devam ettiği bir iş olunca tam bir gönül rahatlığı ile girişiminde ısrarlı olur.
çok şiir okudum çok da şair dinledim. şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki benzetmeleri hocaefendi kadar yerinde kullanan şiiri onun kadar hissederek ve hissettirerek okuyan birine rastlamadım..
ve, hitap sadece akla değil kalbe ruha da... https://t.co/qjewFh1vGH
Şule Demirtaş (@Sule_Demirtas) yazdı: Hukuk ve Tabut
https://t.co/32injibwBQ
"Abdullah Tırpan, Gülen yapılanmasına ilişkin yargılamada yedi yıl altı ay hapis cezası almıştı.
Ölüm haberini okuduğumda çok üzüldüm.
Yetmiş üç yaşında, ağır hasta bir insanın cezaevinden kaldırıldığı hastanede bacağı kesilmiş, ardından yoğun bakıma alınmış ve hayatını kaybetmişti.
Kendime soruyorum: Nasıl bu kadar merhametsiz olabiliyoruz?
Bir insanın hastalığını duyduğumuzda önce hangi görüşten olduğunu öğrenme ihtiyacı nereden geliyor?
Ailesi tedavisi için yardım isterken, acısına yakınlık duymak için kendisini tanımamız mı gerekiyor?
Tutuklama kararı herkes için hukukun aradığı şartlarla verilmeli.
Fatma Betül Hanım için hatırlatılan hakların başkalarının ailelerinden esirgenmesine itiraz ediyorum.
Bir aile babasını kaybettiğinde devletin vereceği cevap, birbirine havale edilmiş kurumların sessizliği olmamalı, olamaz da."
Dün Abdullah Tırpan vefat etti. @adalet_bakanlik ve @ctekurumsal 'ın zulmünden kurtuldu!
Pir-i fani bir adam. Ne kadar acımasızca, zalimce, gaddarca ölüme sevk edildi. Hekim olarak 20 ay önce söyledim. Bu adam burada ölür dedim. Defalarca kötüleşti ve umursanmadı.
https://t.co/98n3pjEm4p
İsim vererek münafık demek ne kadar çirkin ve insafsız bir üslup. Eleştirmek için kelimen mi bitti. Bazıları kavga seviyor hatta kavgadan gıdalanıyor.
Kişinin tarzı lisanı onun timsali şahsiyetini ele verir.
EL YAZISIYLA YAZDIĞI SON NOT
Bu not, Abdullah Tırpan amcanın hastanedeki eşyaları arasından çıktı. Kendi el yazısıyla Said Nursi’nin Tarihçe-i Hayat kitabından notlar yazmış. O, halinden elbette hiç şikayetçi değildi. Tahliye olduğunu görmeyi ve bir sesini duymayı çok istemiştim. Nasip olmadı.😔🤲
“Bu ihtiyarlığımın en sıkıntılı bir senesini, gençliğimin en ferahlı on senesine değiştirmem. Hususan hapiste farz namazını kılan ve tevbe edenin her bir saati on saat ibadet hükmüne geçmesiyle ve hastalıkta, mazlumiyette dahi her bir fani gün, sevap cihetinde on gün, bir bâki ömrü kazandırmasıyla benim gibi kabir kapısında nöbetini bekleyen bir adama ne kadar medar-ı şükrandır. Hadsiz şükür Rabbime dedim. İhtiyarlığıma sevindim ve hapsime razı oldum. (Said Nursi, Tarihçe-i Hayat kitabından)