Gün gelir.
Çivisi çıkar dünyanın.
Konuşamayanlar hatip,
Şifa veremeyenler tabip,
Yazamayanlar kâtip olur.
Ama yine öyle bir gün gelir ki…
İşler ters döner.
Aldatan, bir gün sadakat için,
Çalan, bir gün adalet için,
Döven, bir gün şefkat için yalvarır.
‘Piyon’ deyip geçme, gün gelir şâh olur.
Şâha da fazla güvenme,
Gün gelir mat olur.
Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu Silivri'de savunma yapıyor. İBB davasında ne oluyor diye merak edenlerden rica ediyorum, biraz uzun ama bu bölümü bir okusunlar. insanlar nelerle suçlanıyor, iddianameye hangi ifadeler girmiş hangileri girmemiş Elçin Karaoğlu'ndan dinleyin. Aylardır cezaevinde yatan insanların çaresizliklerine bir bakın.
Elçin Karaoğlu:
Ayşegül Kayabay’la devam etmek istiyorum. Hakkımdaki suçlamalar arasında neden benim adımın dahil edildiğini anlamadığım hani bir diğer eylem daha, eylem 51. Bu eyleme bakıldığında, Beşiktaş'ta, 1970'lerden, 80'lerden beri var olan 50 yıllık mevcut bir yapıda yapılan birtakım imara aykırılıklarla ilgili yapı sahibi Ayşegül Kayabay ile Süleyman Atik isimli kişiler arasında geçen bir olay anlatılıyor.
Bu benim ilk kez iddianamede okuduğum, daha önceden hiçbir şekilde bilgim olmayan bir konu. Bu eylemle ilgili savunmamın sonundan başlayacağım. Şöyle ki; şimdi ilk olarak değerlendirme kısmının sonunda yine "imar taleplerini Yakup Öner'e yönlendirmekle" suçlanmışım. Ancak Eylem 51'in şüphelilerinin arasında Yakup Öner yok. Yani bu eylemin anlatımında da yok, ifadelerinde de yok, eylem örgüsünde de yok. Onu bir tarafa koydum, şüpheliler arasında da yok. Fakat ben Yakup Öner'e yönlendirmekle suçlanıyorum. Şimdi tabii bu durumda ben neye göre savunma yapmalıyım, inanın bilmiyorum. Ama elimden geldiğince yine ifadelerin çelişkileri artı kurum açısından bu yerin durumu nedir onu anlatmaya çalışacağım.
Sayın Başkanım, şimdi ifadelerden özet olarak geçersek, önce Süleyman Atik'in etkin pişmanlık ifadesini, tamamını okumuyorum özetlemek istiyorum. Özetle diyor ki: "Ayşegül isimli arkadaşı, ondan evi için tadilat izni alması hususunda yardımcı olmasını istemiş.
"Ben özetlediğim için kendi dilinden anlatmadım burada. "O da Boğaziçi İmar Müdürlüğü'ne gelip benimle görüşmüş. Ben talebi reddetmişim." Yani bana gelmiş, ben reddetmişim, öyle söylüyor. "O da bunun üzerine Fatih Keleş'le görüşmüş. Fatih Keleş de 250.000 TL karşılığında izin vereceğini söylemiş. O da parayı alıp Fatih Keleş'e vermiş." Böyle söylüyor. Şimdi Ayşegül Kayabay'ın savcılıkta verdiği ifadesine bakıyoruz. O ne diyor özetle?
Diyor ki: "Süleyman'dan eviyle alakalı sorunlarda yardımcı olmasını istemiş. Süleyman da parça parça olmak üzere toplamda 500.000 TL almış. Vermezse işlem yapılırmış. Kendisinden 250.000 TL daha istemiş. O da vermeyince Boğaziçi İmar Müdürlüğü mülkü yıktı." Dediği bu. Şimdi yine bu iki kişi arasında ne geçtiğini bilmediğim bir konuşma Sayın Başkanım. Ama biri diyor ki "250.000 TL aldım", diğeri diyor "500.000 TL aldı 250.000 TL daha istedi, onu da ben vermedim."
Şimdi bu kişilerin ifadeleri de tutarlı değil. Bu iki kişi ne yaşadı ben inanın bilmiyorum. Sanırım heyetiniz de benim bunu bilmemi beklemiyordur. Ben burada ancak şunu anlatabilirim, kurum açısından bu yerle alakalı ne yaptığımızı anlatabilirim. Onu da anlatacağım ileride.
Şimdi devam ediyorum tekrar. Sayın Başkanım, az önce Süleyman Atik'in bir tadilat izninden ve benim konuyu reddettiğimden bahsettiğini söylemiştim. Öncelikle bu dosyada ne bir müracaat var ne de verilmiş bir izin var. Açıkçası ben böyle bir konuşmayı da hatırlamıyorum. Yani hani reddetmişim yani bunu da hatırlamıyorum yani inanın. İlk olarak bunu da söyleyeyim. Peki kurum olarak ne yapmışız? Burada çok enteresan bir olay var. Kurum olarak ne yapmışız diye sorunca Ayşegül Kayabay isimli kişi, az önce okuduğum özetlediğim ifadesinden bir ay önce bir ifade daha vermiş savcılığa. Bu ifadesinde ne dediğini az sonra okuyacağım. Bu ifade iddianamede değerlendirilmemiş.
Yani yok. Bu ifade hiçbir şekilde yok. Ama Ayşegül Kayabay o ifadede her şeyi doğrudan anlatmış. Hani "Müdürlük ne yaptı?" diyor ya; kısmen orada anlatmış, sonra da ne yaptığımızı ben anlatacağım. Dolayısıyla doğrudan oradan okuyacağım.
Sayın Başkanım, bu okuduğum ilk ifadeydi. Burada ekran 2’yi, yani 2. görseli yansıtabilir miyiz? Bu ifadeden sonra yakalama kararıyla birlikte Ayşegül Kayabay savcılık makamına çağırılıyor ve az önce okuduğum 2. ifadesi alınıyor. Şimdi okuyacağım bu ifade ise iddianamede hiç yer almıyor.
Ne diyor burada? "Bu evi ben 2014 yılında kendi ailemin yardımıyla satın aldım. Satın aldıktan sonra evin dış giriş kısmına pimapen ile birkaç ekleme yaptım ve kapalı hale getirdim. Bu durumu komşum şikayet etti. Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nden evime geldiler ve yaptığım tadilatın usule aykırı olduğunu söyleyerek 3.500 TL ceza kestiler; sonradan yaptığım pimapenleri sökmemi istediler. Bana verdikleri süre içerisinde pimapenleri sökmedim. Tekrar evime geldiler; pimapenleri sökmediğimi gördüklerinde bu kez 100.000 TL daha ceza kestiler. Sonra ben daha fazla ceza yememek için kendi imkanlarımla pimapenleri söktüm. Belediyenin şikayeti üzerine mahkeme görüldü. Hatta Boğaziçi İmar Müdürlüğü tarafından kesilen ilk 3.500 TL'lik cezadan sonra görüşmek üzere Boğaziçi İmar Müdürlüğü’ne birkaç kez gittim. Buradaki görevlilerle görüşmek istedim ama kimse benimle muhatap olmadı. Hatta orada Boğaziçi İmar Müdürü'nün Elçin Karaoğlu olduğunu öğrendim; kendisini daha önce tanımıyordum. Orada kendisiyle görüşmek istediğimi görevlilere bildirsem de kendisi görüşmek için beni kabul etmedi. Elçin Karaoğlu isimli şahsı sadece ismen tanıyorum, kendisiyle hiç görüşmedim."
İfadenin devamında şöyle diyor: "Kendisiyle görüşmedim. Ben kimseye rüşvet vermedim, para vermedim. Süleyman Atik isimli şahsın beyanları asılsızdır. Neden böyle bir beyanda bulundu bilmiyorum. Boğaziçi İmar ile yaşadığım sorunlar 2023 yılındadır; ancak Süleyman Atik, 2021 yılında benden rüşvet parası aldığını beyan etmiştir. Ben kendisinin olayları yanlış hatırladığını düşünüyorum çünkü ben kimseye para vermedim. Para vermiş olsam neden hakkımda şikayetçi olsunlar? Ayrıca rüşvet vermiş olsam neden Boğaziçi İmar Müdürlüğü’ne 100.000 TL üzerinde ceza ödeyeyim? Makbuz ve dekontlarım da yanımda."
Sayın Başkanım, şimdi bakıyorsunuz; bu ifade savcılığa verdiği ifadedir. Öbürü ifade de bu neden ifade değil? Bu ifade neden iddianameye girmiyor? Sonra yakalama kararıyla tekrar savcılığa getirtiliyor. Eğer öbürü delilse, bu da delildir. Bu arada öbür ifadede de benimle ilgili doğrudan bir suçlama yok.
Dediğim gibi; ben bu konuyu ilk kez iddianamede okudum. Ama sonuçta bir suçlamayla muhatabız ve garibime giden noktalarda içimi dökmek istiyorum. Yoksa ben bu ifadelere de pek girmem; "O şunu demiş, bu bunu demiş" diye bakmam. Benimle bir ilgisi var mı? Yok Başkanım. Şimdi bunun üzerinde daha fazla bir şey demeye gerek var mı bilmiyorum. Komşusu şikayet etmiş, özetliyorum: Bizim kurum çalışanlarımız, müdürlük çalışanlarımız hemen gidip işlem yapmışlar. Para cezası kesmişiz, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuşuz. Gidip tekrar kontrol etmişiz; aykırılıklar giderilmediği için bir kez daha para cezası kesmişiz. Hanımefendi tutanak sonrası kurumuma gelmiş, benim adımı o zaman duymuş. Benimle görüşmek istemiş, ben görüşmemişim; ama ben yine de rüşvetle suçlanıyorum. Muhtemelen o sırada makamda başka bir görüşmem olduğu için görüşememişimdir.
Peki, eyleme konu yerdeki binanın durumu nedir ve müdürlüğümüzün gündemine nasıl gelmiş? Bunu anlatmak istiyorum. Ana yapı ile ilgili Ek-11'de eski bir fotoğraf var. Bu fotoğraf; 1982 ve 2009 yıllarına ait iki tane uydu fotoğrafıdır. Bu yapı, 1970’lerden beri, 80’lerden beri orada mevcut olan bir yapı. Yapıldığı tarihteki metrekaresiyle yani anlaşılsın diye söylüyorum eni, boyu, yüksekliği neyse o tarihte, gene aynı, birebir aynı. Mevcut durumda da herhangi bir büyümesi, bir alan kazanması söz konusu değil. Bu yerle ilgili kuruma yapılmış bir başvuru yok, verilmiş bir izin de yok. Ve burayı 50 sene boyunca bir Allah’ın kulu da görmemiş yani. Benim yaşım kadar bina. Benim yaşım kadar binayı 50 sene boyunca ne Boğaziçi İmar Müdürleri gelmiş geçmiş ne yönetimler gelmiş geçmiş. 50 sene boyunca bir Allah’ın kulu görmemiş bu binayı.
Şimdi yapıyı, uydu fotoğrafını gösterdim. Herhangi bir başvuru yok, verilmiş bir izin yok dedim. Şimdi iddianamede yer alan ve ifadede geçen binanın yanına sökülüp takılan cam ve pimapen malzemeden yapılan bir kapalı alan var Sayın Başkan. Alanın büyüklüğü 9.07 metrekare. Şimdi 2022 yılının son günlerinde yani 2023’ün başı diyebiliriz neredeyse. Bu bahsedilenler 2021’de eylemde yapılan konuşmalar. Son günlerinde müdürlüğe bir şikâyet geliyor. Şikâyet dilekçesinin ekinde, başkanım orada çalışma yapılırken fotoğraflar var. Hani ustalar o pimapenleri yaparken, camları takarken, doğramaları yerine montajlarken, komşum zaten şikâyet etti diyordu ya, herhalde komşusu bilmiyorum kendi ifadesi. Şikâyetçi, fotoğraflarını çekmiş. Ya yapılırken çekmiş, buradaki imalat. Şimdi burada 2021’de bir şey anlatıyor, şikâyet var 2023’te yapılmış. Onun ötesi kiremit aktarımı, cephe boyası; bir şey yok. Onlar da zaten İmar Kanunu 21, 22’ye göre ruhsata tabi işler değil.
Şimdi şikâyet geliyor, şikâyet üzerine oraya gittiğinde hem bu 9.07 metrekarelik yeni yapılan yeri tutanak altına alıyorlar, hem de binanın bu 50 yıldır mevcut olan binanın tamamını da tutanak altına alıyorlar. Diyorlar ki ruhsatın var mı? Yok. Geliyorlar imar işlem dosyasını çekiyorlar, parsel numarası bakıyorlar yapı ruhsatı var mı, yapı kullanma izin belgesi var mı, yok. Eski yapı, ya da ben aldığımda vardı, 50 senedir vardı. Yapacak bir şey yok, yapacak bir şey yok, binan kaçak. Dolayısıyla o yapılan pimapenlerle birlikte binayı da tutanak altına alıyoruz. Savcılığa yine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuyoruz. Sayın Başkan, kıymetli heyet. Şimdi biz, ya böyle bir meselenin içinde olsak ya İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gidip de savcının önüne bu kadını atabilir miyiz yani? Bizim öyle bir ya bizim alnımız açık, başımız dik, git kardeşim savcıya hesabını ver demişiz yani. Suç duyurusunda bulunmuşuz. Aklımızda yok ki bizim, bilgimizde yok ki bizim böyle bir şey.
Bunun üzerine ilgilisi hakkında ceza davası açılıyor. Ceza Mahkemesi yeni aykırılıklardan dolayı bu 9.07 metrekarelik aykırılığın giderilmesi sebebiyle düşme kararı veriyor, yani diyor ki burayı söktü pimapenleri, evet sökmüş, düşme kararı veriyor. Diğer bir deyişle binanın diğer 50 yıldır kaçak olan kısmının kaçak olmasını Ayşegül Karabay açısından bir hukuka aykırılık olarak görmüyor. Yani o binada o binada herhangi bir unsuru, atıyorum kiremit aktarmış bile olsa, cephesini boyamış bile olsa, bir aykırılık, hukuki anlamda bir Ayşegül Karabay açısından bir problem olarak görmüyor. Ama biz kurum olarak karara rağmen binanın tamamı hakkında tutanak tutuyoruz dediğim gibi, hatta ve hatta bu binayla ilgili yıkım kararı alıyoruz.Tekrar söyleyeyim Sayın Başkanım. 9,07 metrekareye göz yumduğu iddia edilen yerin tamamı hakkında yıkım kararı aldım. Daha ne diyebilirim ki?
Ayşegül Kayabay'ın ilk ifadesinde bu işlemlere iddianamede ne yer verilmiş ve Süleyman Atik ile Ayşegül Kayabay arasında geçen bir konuda bilgim olması düşünülebilir. Benim anladığım burada başka türlü bir şey var. Bu nedir? Bu hukuken nedir? Bu ne suçudur? Ben bunu bilmiyorum. Ama gördüğüm şu: Bir tarafta işini gücünü zamanında, günü gününe, eksiksiz yapan bir müdürlük var. Diğer tarafta da müdürlüğümüzün adını kullanan, arkadan iş çeviren bir kişi var. Bu eylem hakkında daha fazla söyleyecek bir şeyim yok. Kurum taraftır, her şey çok net.
Ben kronolojik olarak kısaca belli işlemlerle ilgili bahsetmek istiyorum, kayda da geçsin. 28.12.2022'de şikayet dilekçesi gelmiş. Sayın Başkan, burada hatırlatmak istiyorum: Gerçekleştiği iddia edilen alışveriş 2021 yılına ait. 26.01.2023'te şikayet dilekçesinin ardından yapı tatil tutanağı tutmuşuz, mühürlemişiz. Savcılığa suç duyurusunda bulunmuşuz. Bunları Ek-12 ve Ek-13 olarak size sunduk. Yani hepsini sunmadık, eklere boğmak istemedik. Eklere boğmaya çalışsak dosyalara bakamayacaksınız, ekleri tasnif edip koymak istedik. Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bilgi verilmiş Sayın Başkanım. Bakanlığa, Beşiktaş Sosyal Güvenlik Kurumuna yazılmış. Yıkım ve para cezası alınması için başkanlık oluru alınmış 3 Mart 2023'te. 15 Mart 2023'te yıkım kararı ve 89.878 TL para cezası kararı alınmış. 6 Nisan'da ilgililerine tebliğ edilmiş; tapuya yazmışız, yıkım şerhi düşülmesi için. İSKİ'ye, İGDAŞ'a, BEDAŞ'a yazmışız, altyapı hizmetlerinin kesilmesi için. İlgilisi "Ek alanları ben yıktım" demiş, dilekçe vermiş. Yıkmak zorunda kalmış yani, bizim kararımızla birlikte.
🔺️“Onlar milyarderse, bizim de arkamızda devletimiz var.” dedim. Şimdi buradayım!
⚫️ Boğaziçi İmar Müdürü #ElçinKaraoğlu beyanlarına devam ediyor:
TUTUKLANMASINA GEREKÇE YAPILAN SUÇLAMALAR İDDİANAMEDE YOK.
🔺️Karşımızda öyle bir tablo var ki; “oligark”, “milyarder”, “yabancı güç” gibi ifadeler havada uçuşuyor.
Eşimle konuşurken bana dikkat et dedi.
🔺️Ben ona şunu söyledim: “Onlar milyarderse, bizim de arkamızda devletimiz var.”
Şimdi buradayım.
(Burada iç geçirdi durdu ve mahkemeye sessizce sordu)
🔺️Biz görevimizi yaptık. Eksiksiz yaptık. Ama buna rağmen karşılaştığımız tablo, insanın aklını zorlayan türden.
🔴 Yıkım için sahaya gidiyoruz.
Karar var, yetki var, görev açık. Ama bir bakıyoruz; yol kapatılmış, araçlar kilitlenmiş, kamu araçlarının önü kesilmiş.
“Yıkım yapamazsın” deniliyor.
Soruyorum: “Neye dayanarak?”
Cevap yok.
“Biz kendimiz yıkıyoruz” deniliyor.
Neyi, hangi yetkiyle?
Saatlerce oyalandık. Üç saat, dört saat… Devletin aldığı kararı uygulamak için sahada bekletildik.
Orada da şunu söyledim: “Sen de kamu görevlisisin, ben de.
Aynı taraftayız.”
🔺️Ama gelinen noktada, devletin kendi görevlisi, yine devletin kararını uygulayan başka bir görevlisini engelliyor.
Bu bile başlı başına bir absürtlüktür.
🔺️Ama asıl absürtlük burada başlıyor Sayın Başkan.
Bir iddia ortaya atılıyor:
“Vaniköy’de bir villa için 10 milyon dolar rüşvet alındı.”
Devamı daha da çarpıcı:
“Araçlar alındı, paralar cenaze aracıyla sınırdan geçirildi, Atina’daki bir hesaba yatırıldı.”
Bakın, tek tek söylüyorum:
Bahsi geçen kişi o aracı almamış.
Diğer kişinin kayınpederi vefat etmiş, Atina’ya hiç gitmemiş.
Bahsedilen bankada böyle bir hesap yok.
Cenaze aracıyla para taşındığı iddiası ise tamamen hayal ürünü.
Yani ortada ne belge var, ne gerçek, ne mantık.
⚫️ Sadece “duydum” diyen bir beyan var.
Ve bu beyanla insanlar tutuklanıyor.
🔺️Daha da çarpıcı olan şu:
Bu iddiaları ortaya atan kişi için başka bir sanık açıkça
“deli zırvası” diyor.
Cevap vermeye bile gerek görmüyor.
Ama ben, bu “zırva” beyanlar nedeniyle tutuklandım.
🔺️Üstelik benimle ilgili somut bir isnat dahi yokken.
Sonra ne oluyor?
İddianame değişiyor.
O beyanlar yok oluyor.
Yerine başka beyanlar geliyor.
🔺️Peki soruyorum:
Benim tutuklanmama neden olan o ilk iddialar nerede?
Yok.
Ama ben hâlâ tutukluyum.
⚫️ Gece hücremde düşünüyorum:
Bir insan, hiç yaşanmamış olayları nasıl bu kadar detaylı kurgular?
Bu, sadece bir hayal gücü değil; aynı zamanda ağır bir kötülük gerektirir.
İnsan sormadan edemiyor:
Bu kadar rahat iftira atan birinin vicdanı nasıl susar?
🔺️Sayın Başkan,
Bugün geldiğimiz noktada, savcılığın “kuvvetli suç şüphesi” dediği temel artık ortada yoktur.
O beyanlar iddianamede yer almamaktadır.
Yani tutukluluğumun dayanağı ortadan kalkmıştır.
Bu tek başına bile, tutukluluğumun hukuka aykırı olduğunu açıkça göstermektedir."
#İBBDavası'nda 24.gün
Boğaziçi İmar Müdürü
#ElçinKaraoğlu beyanda bulunuyor.
"Sayın Başkanım,
Bu dosyada benimle ilgili kurulan tablo, baştan sona bir çelişkiler yumağıdır.
🔺️Öncelikle; Adı geçen bir eylem var, ancak bu eylemin içinde olduğum iddia edilen kişi yok.
Yavuz Ören’e yönlendirme yaptığım söyleniyor ama:
Kendisi olayın içinde yok,
İfadelerde yok,
Şüpheliler arasında dahi yok.
Dosyada olmayan bir kişiye, dosyada olmayan bir ilişki üzerinden yönlendirme yaptığım iddia ediliyor. Bunun izahı yoktur.
🔺️Devamında;
Aynı olayla ilgili iki ayrı beyan var:
Biri 250 bin TL’den bahsediyor,
Diğeri 500 bin TL + 250 bin TL diyor.
Ne miktar belli, ne süreç belli, ne ilişki belli.
Ama bu çelişkili anlatımların içine benim adım dahil ediliyor.
🔺️Daha da çarpıcısı;
Rüşvet iddiası var ama iddiayı ortaya atan kişi sonradan açıkça:
“Kimseye para vermedim” diyor,
“Rüşvet vermedim” diyor.
Rüşvet yok, para yok, işlem yok…
Ama suçlama var.
🔺️Sayın Başkanım,
Ortada konuşulan bir “yönlendirme” olduğu iddia ediliyor.
Ancak dosyada:
Ne bir talimat var,
Ne bir sonuç var,
Ne de bu iddiayı destekleyen tek bir somut işlem var.
🔺️Bunun yerine ne var?
Bir şikayet var.
Ve o şikayet üzerine:
Tespit yapılmış,
Ceza kesilmiş,
Mühürleme yapılmış,
Savcılığa suç duyurusunda bulunulmuş,
Yıkım kararı alınmış.
Yani idare görevini eksiksiz yapmış.
🔺️Şimdi soruyorum:
Eğer ortada iddia edildiği gibi bir ilişki olsaydı,
aynı idare gidip savcılığa suç duyurusunda bulunur muydu?
Bu, hayatın olağan akışına açıkça aykırıdır.
Son olarak;
Bahsi geçen yapı 40-50 yıllık bir yapı.
Yıllarca işlem görmemiş bir durum, bizim dönemimizde işlem görmüş.
Yani sorun yaratılmamış, aksine müdahale edilmiştir.
🔺️Ama gelinen noktada;
Hiç bilmediğim bir olay,
Hiç tanımadığım ilişkiler,
Birbiriyle çelişen ifadeler
ve dosyada dahi yer almayan kişiler üzerinden
benim sorumlu tutulduğum bir tablo oluşturulmuştur.
Bu tablo hukuki değil, kurgusaldır."
#İBBDavası'nda 24.gün
"20 Yıllık Günahı Bize Yükleyemezsiniz"
"İşin gerçeği şudur Sayın Başkan: İlave kaçak kat dışındaki, sonradan kazanıldığı iddia edilen o alanlar, aslında Cafer Mahiroğlu burayı satın almadan 20 yıl önce yapılmış olan yerlerdir."
Boğaziçi İmar Müdürü
#ElçinKaraoğlu beyanda bulunuyor.
🔺️Karaoğlu, "2023 seçimleri öncesi rüşvet için anlaşıldı" iddiasının tarihsel olarak tutarsız olduğunu, seçimlere henüz 10 aydan fazla zaman varken binanın mühürlendiğini belirterek şunları vurguladı:
"2023 seçimleri öncesi denildiğinde; ya haziran başını, ya mayıs ayını, hadi bilemediniz nisan veya mart ayını anlarım.
Oysa bu inşaat, bizim tarafımızdan seçimlerden 10 aydan da fazla bir süre önce, 15 Ağustos 2022 tarihinde tespit edilerek, yapı tatil tutanağı tutulmuş ve mühürlenmiş bir yapıdır."
🔺️İddianamede yer alan "haberler çıkınca zorunluluktan tutanak tutuldu" tezini, evrak tarihlerini karşılaştırarak çürüten Karaoğlu, müdürlüğün basından daha hızlı hareket ettiğine dikkat çekti:
"Peki, bu ifadeyi desteklediği düşünülerek iddianameye konulan haber sitelerine ait görsellerin tarihleri nedir Sayın Başkanım?
16.08.2022. Biz ne zaman yapı tatil tutanağı tutmuşuz?
15.08.2022. Yani biz konu basında yer almaya başlayınca 'zorunda kalarak' tutanak tutmamışız; aksine konu basında yer almadan önce tutanağımızı tutmuşuz."
🔺️Mülk sahibine ayrıcalık tanındığı iddiasına karşılık, mülk sahibinin 15 gün içinde hem savcılığa şikayet edildiğini hem de ağır bir para cezasına çarptırıldığını belirterek durumun ironisini şu sözlerle vurguladı:
"Sayın Başkan, hakkımızdaki iddia neydi?
Cafer Mahiroğlu'nu hoş tutup yayın yapmasını sağlamaktı.
Benim gördüğüm kadarıyla kendisini pek hoş tutmamışız; aksine, betonu dökmesinden itibaren 15 gün içerisinde az evvel saydığım tüm bu iş ve işlemleri gerçekleştirmişiz.
O tarihte verilen para cezası 4.066.000 TL’dir. Bu meblağ bugünün rakamıyla 15.000.000 TL’ye tekabül etmektedir."
🔺️Yıkım ve mühürleme işlemlerinin Türkiye standartlarının çok üzerinde bir hızla yapıldığını, mülk sahibinin "nefes bile alamadığını" ifade ederek suçlamaların gerçek dışılığına dikkat çekti:
"Bu kadar süratli aksiyon almak, yıkım kararı çıkartmak ve süreci sonuçlandırmak Türkiye'nin her yerinde çok hızlı bir işlem sayılır.
Biz binanın üzerinde oturulmasına izin vermemişiz. Merak ediyorum; Cafer Mahiroğlu bu süreçte fırsat bulup da evinin önünde bir bardak su içip soluklanabilmiş midir?"
🔺️İddianamedeki "Göstermelik İşlem" Nitelemesine Tepki
Karaoğlu, mülk sahibinin kendi eliyle yaptığı yıkımın ve müdürlüğün her adımı takip etmesinin "göstermelik" olarak adlandırılmasını kabul etmeyerek şu tespiti yaptı:
"15 gün içinde Cafer Mahiroğlu kaçak yapıyı yaptı ve biz de orayı yıktırdık; bir metrekare dahi yer kalmadı. İddia edildiği gibi göz yummak bir yana, yıkım bizzat gerçekleşmiştir."
🔺️Karaoğlu, savcılığın "yeni alanlar kazanıldı" iddiasının tarihsel olarak imkansızlığına dikkat çekerek, sorumluluğun kendilerinde değil 20 yıl önceki yönetimde olduğunu vurguladı:
"İşin gerçeği şudur Sayın Başkan: İlave kaçak kat dışındaki, sonradan kazanıldığı iddia edilen o alanlar, aslında Cafer Mahiroğlu burayı satın almadan 20 yıl önce yapılmış olan yerlerdir.
Eğer burada bir göz yumma varsa, bu 20 yıl önceki yönetimin sorumluluğundadır; işlemi ya da yıkımı yapmayan onlardır, biz değiliz.
🔺️Savcılığın, idarenin tuttuğu resmi belgeyi hem okuyup hem de "işlem yapılmadı" demesindeki mantık hatasına şu sözlerle sert bir vurgu yaptı:
"İddia makamı tutanağı okuyor, '297 metrekare alan' diyor, sonra da 'işlem yapılmamış' diye yazıyor. Yapı tatil tutanağı, başlı başına oraya işlem yapıldığının resmi belgesidir. Hem tutanaktan alıntı yapıp hem de 'işlem yapılmadı' diyerek beyanların sabit olduğunu iddia etmek nasıl mümkün olabilir Sayın Başkanım?:
#İBBDavası'nda 24.gün
Boğaziçi İmar Müdürü
#ElçinKaraoğlu beyanda bulunuyor.
🔺️Karaoğlu, iddianamenin kendisini tüm şehri tek başına kontrol eden bir figür gibi kurguladığına dikkat çekti.
İddianamedeki anlatımın bir kamu kurumunun işleyişine aykırı olduğunu, "sanki elime balyozu alıp bina bina gezip içinde insan var mı yok mu bakmadan yıkmam gerektiği şeklinde bir tarif" ortaya çıkmış!
🔺️Görev tanımının bu olmadığını savunarak, "Sanki ben elimde anahtar, müdürlüğün kapısını sabah açıyorum, bütün kararları tek başıma alıyorum... öğleden sonra da balyozu alıp sokak sokak geziyorum" diyerek iddiaların absürtlüğüne dikkat çekti.
🔺️4.5 yıl boyunca müdürlük yapmasına rağmen, iddianamede kendisine atfedilen bu "olağanüstü" yetki ve güçten haberdar bile olmadığını dile getirdi.
🔺️Savunmasında, bir imzanın tek başına hiçbir anlam ifade etmediğini, sürecin onlarca denetimden geçtiğini vurguladı.
🔺️Bir ruhsatın önüne gelene kadar yaklaşık 12 imzadan geçtiğini ve bu imzaların hiçbirinin eksik olması durumunda belgenin düzenlenemeyeceğini hatırlattı.
🔺️Bakanlığın sisteminin bir güvenlik duvarı olduğunu, "orada zaten bir yanlışlık bir eksiklik varsa sistem o girişe müsaade etmez" diyerek kişisel inisiyatifin sınırlı olduğunu belirtti.
🔺️Kendi imzasının, tüm kontrollerden geçmiş bir dosyanın "idari onayından" ibaret olduğunu özellikle belirtti.
🔺️Kamu hiyerarşisinin "suç örgütü" olarak tanımlanmasına karşı çıkarak şu noktaların altını çizdi:
🔺️Ast-üst ilişkilerinin bir örgüt faaliyeti olarak kabul edilemeyeceğini, "İBB bünyesindeki yüzlerce müdür... on binlerce personel midir bu örgüt?
🔺️"Örgüt" kelimesinin bir Karadenizli olarak tüylerini diken diken ettiğini ve bu ifadenin adıyla yan yana gelmesinin kendisi için bir "zül" olduğunu ifade etti.
🔺️Babasının kendisine, "Devletin delikli kuruşuna halel getirdiğini öğrenirsem, sana hakkımı helal etmeyi bırak, seni evlatlıktan reddederim" dediğini anlatarak, vicdanının bu sözlerle yankılandığını vurguladı.
🔺️Ailesinin mal varlığı ve bir dolandırıcılık mağduriyeti üzerinden oluşturulan algının canını yaktığını belirterek, bu durumun kendisini ve ailesini "kahrettiğini" dile getirdi.
#İBBDavası'nda 24.gün
"Yedi yaşındaki kızımla tehdit ettiler. Suç duyurusunda bulundum. Kimseye boyun eğmedim."
Boğaziçi İmar Müdürü
#ElçinKaraoğlu hakkındaki suçlamaların temelsizliğini vurguladı.
🔺️Karaoğlu, herhangi bir siyasi grubun veya kişinin adamı olmadığını, bulunduğu makamlara hukuk mücadelesi vererek geldiğini anlatırken şu sözlerle dikkat çekiyor:
"Kimseden torpil istememişim; ne bir belediye başkanından, ne bir milletvekilinden, ne bir bakandan. Bu hak meselesidir. Ben sizi mahkemeye vereceğim, siz kusura bakmayın."
🔺️Kendi hakkı olan kadroyu dahi dava yoluyla alabildiğini belirterek, birilerinin referansıyla hareket etmediğini şu ifadeyle vurguluyor:
"Kimsenin adamı olmadım. Kimsenin torpiliyle, referansıyla bir yere gelmedim; aksine zaman zaman bazı belediye başkanlarına rağmen bir yerlere geldim."
🔺️"APK Odası"
Esenler Belediyesi’nde maruz kaldığı hukuksuz sürgün sürecini ve bürokrasinin bazen nasıl hiçbir iş üretmeyen bir yapıya dönüştüğünü şu çarpıcı diyalogla yansıtıyor:
"Dedi ki en sonunda: 'Elçin Bey, ben 5 yıl önce Fen İşleri Müdürüydüm. Benden yapmamam gereken, olmayacak bir işi istediler. Ben yapmadım, 5 yıldır da tek başıma buradayım. Şimdi de sen geldin. Burada iş yapmıyoruz, bizden bir iş yapmamız da beklenmez.'"
🔺️"İmza Makinesi" Haline Getirilen Müdürlük Makamı
Savunmasının merkezine, bir müdürün teknik değil idari bir figür olduğunu ve dosya içeriğinden ziyade şekli kontrolden sorumlu olduğunu koyan Karaoğlu, iddianamedeki kurgunun imkansızlığına şöyle işaret ediyor:
"Görev hiyerarşisi içerisinde bir silsileyi takip eden, evrak altlığını oluşturan diğer belgeler ve tamamlanmış imzalarla birlikte bana ulaştığında, ben evrak üzerinde esastan değil, şekli bir kayıt denetimi yapar ve imzalarım."
🔺️Bu sürecin aslında bir müdürün tek başına karar verme gücünün olmadığını kanıtladığını şu sözlerle savunuyor:
"Diğer bir deyişle, bir işlem dosyası bana geldiğinde zaten tüm imzaları atılmış, harçları yatırılmış ve işlem aslında tesis edilmiş olur. Benim yaptığım onay, idari bir onaydan ibarettir."
🔺️Boğaziçi gibi hassas bir bölgede kararların sadece kendisi tarafından alınamayacağını, sistemin içerisinde Bakanlıklardan Koruma Kurullarına kadar birçok "paydaş" olduğunu belirterek suçlamaların absürtlüğünü şu cümleyle özetliyor:
"Boğaziçi İmar Müdürlüğü, alanında tek başına, bu yetkili ve sorumlu kurumlardan, kuruluşlardan ayrı ve habersiz bir şekilde işlem tesis edemez."
🔺️Kariyeri boyunca karşılaştığı baskılara rağmen eğilmediğini, hatta ailesi üzerinden dahi sınandığını hatırlatarak mesleki namusunu şu duygusal ve sert ifadeyle savunuyor:
"Yedi yaşındaki kızımla, yedi yaşındaki kızımla tehdit ettiler. Aklıma geldikçe biraz...
Suç duyurusunda bulundum. Kimseye boyun eğmedim."
Ülkemin İş İnsanlarına, Akademisyenlerine, Medya Mensuplarına, Bürokratlarına, Sanatçılarına,
Sivil Toplum Erbabına,
Demokratik ve Müreffeh Türkiye Sevdalılarına Sesleniyorum;
@tgrthabertv@cemkucuk55@gurkanhacir ELÇİN KARAOĞLU'NUN SUÇLAMANIZA AYLAR ÖNCE VERDİĞİ YANIT. NE KADAR KOLAY SİZİN İÇİN İNSANLARA ÇAMUR ATMAK. GÜN OLUR DEVRAN DÖNER.. https://t.co/jHLiAsFg1Q
Ne oldu? Boş dosyanı dolduramadın mı? Sana “turbun büyüğü, dananın kuyruğu”diyenlerin tuzağına mı düştün? Yine mi aldatıldın?
Aziz Milletim;
Bugün yine bir şafak baskınıyla birçok çalışma arkadaşım, İBB ve İSKİ yöneticileri gözaltına alındılar. Bir avuç muhteris; milletin parasını, tapusunu, diplomasını, haysiyetini, geleceğini yok sayarak, boş dosyaları yalan ve iftira ile doldurmanın peşine düştüler.
16 milyon İstanbullu yürekleri ağzında deprem huzursuzluğu ile yaşamaya çalışırken, bunların derdi İstanbul’un ve ülkenin nimetlerini peşkeş çekmek.
Allah bu aziz milleti bunların gazabından korusun.
Kıymetli Vatandaşlarım;
Bu koşullarda ülkemiz ve milletimiz için huzur yoktur, güven yoktur, bereket yoktur.
Gözaltına alınan arkadaşlarımızın İstanbul’daki kaçak yapılarla mücadele eden, ranta karşı İstanbul’u koruyan, şehrimizi olası büyük depreme hazırlamak için gece gündüz çalışan İstanbul muhafızları olduğunu biliniz. Bu vatansever insanlar ihanet projesi olan Kanal İstanbul’u durdurmak için, İstanbul’u susuz bırakacak girişimleri önlemek için davalar açıp, ruhsatsız yapılara yıkım kararı veren insanlar.
Yargıyı aparata dönüştürenler, Kanal İstanbul’u kime pazarlamışlarsa önündeki engelleri kaldırmak için gözlerini karartarak yeni operasyonlarla millete ihanet etmeyi sürdürüyorlar.
Ne yaparlarsa yapsınlar boş. Açıkça söyledim ama anlamadılar. Bir kez daha hatırlatayım: “Sen birer birer eksilteceğini sanıyorsun ama biz milyon milyon büyüyoruz!”
Şu çok açık bilinsin ki bu süreçte bütün yol arkadaşlarımızı sonuna kadar savunacağım. Hiç kimse geride kalmayacak. Bu günler gelip geçecek. Bu millet; haksızlığı, hukuksuzluğu kendine yöntem olarak belirleyenleri eninde sonunda evlerine yollayacak.
Aziz Milletim;
Sizleri, siyasi partilerimizin değerli Genel Başkanları’nı, yüksek yargı mensuplarını, herkesi sorumluluk almaya ve devletimizi çürütenlere karşı birlikte mücadele etmeye davet ediyorum.
Milletimiz büyüktür.
Eğer CHP ve DEM başta olmak üzere tüm muhalefet muktedire karşı birleşemezse ölene kadar cumhurbaşkanı ve babadan oğula geçen hanedanlığın göstermelik kukla partileri olacaklar.
YALANLAR VE GERÇEKLER
24 saat içinde iki büyük hukuksuzluğa maruz kalan Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı, Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) Cumhurbaşkanı ön seçim adayı Ekrem İmamoğlu ve İBB çalışanlarına yönelik yalanlara yanıtlarımız aşağıdadır:
“LÜKS KONUT” YALANI
❌YALAN: "Lüks içinde yaşıyordu, haksız kazançla elde ettiği paralarla satın aldığı milyonluk villada gözaltına alındı."
✅GERÇEK: İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, ailesiyle birlikte, mülkiyeti İBB’ye ait olan Sarıyer’deki başkanlık konutunda yaşamaktadır. Daha önce bir vakfa tahsis edilen bu taşınmaz, Ekrem İmamoğlu tarafından İBB’ye kazandırılmış ve kendisinden sonraki başkanların da kullanabilmesi için, başkanlık konutu olarak düzenlenmiştir. Tıpkı 2019 öncesinde, iktidar partisinin belediye başkanlarına tahsis edilen ve içerisinde lüks villaların bulunduğu Florya’daki yerleşkenin, Ekrem İmamoğlu'nun direktifiyle İstanbul Planlama Ajansı’na (İPA) tahsis edilmesi ve İstanbul halkının kullanımına açılması gibi.
MEDYA A.Ş. VE KÜLTÜR A.Ş. ÜZERİNDEN USULSÜZ İHALELER YAPILDI YALANI
❌YALAN: "Medya A.Ş. ve Kültür A.Ş. üzerinden usulsüz ihaleler yapıldı, bazı kişilere özel işler verildi; projeler ya tamamlanmadı ya da yarım bırakıldı."
✅GERÇEK: Her iki İBB iştirak şirketi de defalarca Sayıştay denetiminden geçmiştir. Müfettişlere tahsis edilen odalar sürekli dolu olmuş, yapılan tüm incelemelerde herhangi bir usulsüzlük tespit edilmemiştir. Açık hava reklam mecralarına ilişkin ihaleler, hizmet alımları ve sözleşmeler defalarca denetlenmiştir. Mülkiye ve Ticaret Bakanlığı müfettişleri tarafından yapılan ayrı incelemelerde de herhangi bir olumsuz bulguya rastlanmamıştır.
ANCAK; Ekrem İmamoğlu’nun talimatıyla kendisinden önceki dönemle ilgili yapılan iç denetimler sonucunda tespit edilen yüzlerce milyar TL’lik usulsüzlük dosyalarına, İçişleri Bakanlığı tarafından el konulmuştur. Bu dosyalar, İBB’ye ait arazilerin düşük bedellerle belli kişilere satılıp, sonrasında yüksek fiyatlarla İBB tarafından tekrar satın alınması, kişilere özel milyon dolarlık burslar, özel araç tahsisleri ve siyasi faaliyetlerde yapılan harcamaları gibi yolsuzluklar içermektedir. Ancak bu dosyaların akıbeti halen bilinmemektedir.
TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIM EDİLDİ YALANI
❌YALAN: "Terör örgütüne yardım edildi, örgüt mensupları ve sempatizanları İPA ve BİMTAŞ bünyesinde işe alındı".
✅GERÇEK: Ekrem İmamoğlu yönetimindeki İBB, bu tür suçlamalarla daha önce de karşı karşıya kalmış, tüm yargı süreçlerinden aklanarak çıkmıştır. İBB'de "700 terörist var" iddiası öne sürülmüş, ancak bu kapsamda sadece 41 kişi yargılanmış ve tamamı beraat etmiştir. Dönemin İçişleri Bakanı, bu iddiaları "Siyasi olarak yapmak zorundaydık" diyerek itiraf etmiştir. İBB’de işe alımlar, büyük bir titizlikle yürütülmekte olup, adaylardan yalnızca sabıka kaydı değil, güvenlik soruşturması da talep edilmektedir. Valilik onayı olmadan hiçbir personel işe alınmamaktadır.
BAZI İŞ İNSANLARINA ŞANTAJ YAPILDI YALANI
❌YALAN: "Belediye encümeninden zorla karar çıkartarak bazı iş insanlarına şantaj yapıldı."
✅GERÇEK: Encümen kararları, İBB Meclisi’nin denetimine tabidir. Bu konuda bugüne kadar muhalefet partileri tarafından herhangi bir itiraz ya da iddia ortaya atılmamıştır.
MEDYA A.Ş. YÖNETİCİSİ YURTDIŞINA KAÇTI YALANI
❌YALAN: "Medya A.Ş yöneticisi yurtdışına kaçtı."
✅GERÇEK: Medya A.Ş Yöneticisi E.G, yıllık izin formunu doldurarak, annesiyle birlikte yurt dışına tatile gitmiştir. Operasyon haberinin ardından, dönüş biletini erkene alarak ülkeye dönme kararı almıştır ve ifade vermeye hazırdır.