Çünkü herkesi her zaman anlamaya, saygı duymaya özen gösteriyorum. Ama bu toplumda saygısız, anlayışsız, sürekli yargılayıp yadırgayan, baskıcı biri olmak gerekiyor. Ne yazık ki insanlar kendilerine öyle davranılmasını seviyor. İyi olan hiçbir şeye tahammülleri yok. Yazık.
"En kötüsü, hayır demeyi öğrenemedim. Yemeğe kal, dediler: kaldım. Oysa, kalınmaz.
Onlar biraz ısrar ederler; sen biraz nazlanırsın. Sonunda kalkıp gidilir. Her söylenileni ciddiye almak yok mu, şu sözünün eri olmak yok mu; bitirdi, yıktı beni.”
Tutunamayanlar, Oğuz Atay
Bugün 1. sınıfa başlayan oğlum okuldan gelince 5. sınıfa başlayan (mayan) kızım ona, ne kadar şanslısın keşke ben de okula gidebilsem dedi. Şikayet ettiklerimiz nasıl da keşkelerimiz oldu.
Mağaza çalışanı olsun, garson olsun bu çalışanları azarlayan paralı hanzolar kadar sevmediğim başka tipler de "iyi günler, kolay gelsin, teşekkür ederim" dediğin de yüzüne bile bakmayan çalışanlar. Nezaketin mesleği statüsü yok.
İnsan bazen kesinlikler aramak yerine, belirsizliğe güvenmeli. Emin olmak bizi bazı olasılıklara karşı kör edebiliyor. “Hayatta her şey olabilir,” diyerek iyiyle kötüyü, başlangıçlarla bitişleri, doğumla ölümü birbirinden çok uzakta görmemek, hayatı anlamak için bence çok mühim.