I will stand firmly against the abuse of the law and the politicization of the judiciary.
My goal is not merely to win the next election, but to safeguard the future of the next generations.
Let no one dare to believe that the soul of this nation has been subdued. This nation, whose creed has always been ‘I was born free and will live free’, will shatter every chain forced upon its will and show, through the ballot box, who holds the right to govern Türkiye.
ARTIK SUS, DUR, BEKLE DEVRİ BİTMİŞTİR!
AK Partili siyasetçilere, vesayet altına alınmış bürokrasiye ve iş dünyasına sesleniyorum:
Devletin ve milletin içine düşürüldüğü tahakküm, kaos, kutuplaşma ve kriz siyasetinden yorulmadınız mı?
Hala ne olduğunun farkında değil misiniz? Külliyedeki bir avuç insanın devletimizi ve milletimizi hangi uçuruma sürüklediğinin farkında değil misiniz?
Ülkemizin dört bir yanı çatışmalarla doluyken ve Ortadoğu’daki gelişmeler vatanımızı tehdit ederken, milletimizi ve iç cepheyi kaosa, krize ve istikrarsızlığa sürükleyenlerden yorulmadınız mı?
Ve en önemlisi, yüce milletimizin bu ihtirasa ve korkaklığa "eyvallah" demeyeceğinin, bu muhterislerin nasıl kaybedeceğinin farkında değil misiniz?
Artık milletten ve seçimden kaçan, yenemediklerini korkakça hapse atan ve yabancı devlet başkanlarının rızasıyla iş yapan bu aklın millet tarafından ilk fırsatta gönderilmeyeceğini mi sanıyorsunuz?
Bu mesele devletin ve milletin varlık-yokluk meselesidir. Bu mesele bir “Beka” meselesidir.
Bu toprakların rotasını kapı arkası hesaplar değil, aziz milletimizin feraseti belirler.
Biz milletin yanında saf tuttuk. Herkes konumunu millete göre belirlesin. Milletin vicdanı elbet herkesi yargılayacaktır.
Irak’ın kuzeyindeki Pençe-Kilit Harekâtı bölgesinde terörle mücadele faaliyeti yürütürken şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralı askerlerimize acil şifalar diliyorum.
Milletimizin, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ve şehitlerimizin ailelerinin başı sağolsun. 🇹🇷
İstanbul’da başlattığınız hukuksuzluk artık bir rejim krizine dönüştü. Önce halkı “yolsuzluk var” diyerek aldatmaya çalıştınız. Olmayınca zulmünüzü artırdınız. Kendi kendinizi ele verdiniz.
CHP’yi ilelebet muhalefette görmeyi arzuluyordunuz. Seçimi kaybetmekten korkuyordunuz. Yapıştığınız koltuğunuzdan kalkmamak için ülkeyi ateşe atmayı göze almıştınız.
Ama karşınıza bu büyük millet çıktı. Çaresiz kaldınız. Korktunuz. Korktukça saldırganlaştınız. Daha çok belediye başkanı tutukladınız, gözaltına aldınız.
Peki ne umuyorsunuz?
İtiraz eden herkesi tutuklasanız ne olacak? O sandığı nereye kadar kaçıracaksınız? Millet belediye başkanlarını değil, kendi iradesini kelepçelediğinizin farkında. Biz de farkındayız. Bu mücadele birkaç kenti veya belediye başkanlarını savunmak için değil, Türkiye’yi demokraside tutmak içindir. Siz istiyorsunuz ki biz bu işin peşini bırakalım.
Bırakmayacağız. Ne CHP ne de bu milletin asil evlatları büyük emekle kazandığı demokrasiden asla vazgeçmeyecek. Sandığı ortadan kaldırmak isteyenlerle her ne pahasına olursa olsun mücadele edecek.
Siz de biliyorsunuz ki zamanınız daralıyor. Hiçbir tehdit, hiçbir gözaltı, hiçbir iftira sizi kurtaramayacak. Sandık gelecek. İktidar değişecek. Bu kirli düzeniniz bitecek.
Cumhuriyetimizin temellerinin atıldığı Amasya bugün tarih yazdı.
Amasya ayağa kalktı, demokrasiye sahip çıktı.
Amasyalılar baskılarla asla diz çökmeyeceğimizi, demokrasiden taviz vermeyeceğimizi haykırdı. Amasya’dan yükselen bu ses, tüm Türkiye’yi kuşatacak. Hep birlikte hak, adalet ve özgürlük mücadelemiz sürecek!
Demokrasiyi açıkça askıya aldınız. İstanbul'da başlattığınız hukuk dışı müdahaleyi şimdi Antalya, Adana ve Adıyaman’a taşıdınız.
Seçilmiş belediye başkanlarımızı gözaltına alıyor, tutukluyorsunuz. İftiracıya dokunulmazlık tanırken, milletin helal oylarıyla seçilmiş isimleri
Diploma ile ilgili yargı süreci, hakkımda yürütülen soruşturmaların ne kadar hukuktan ve adaletten uzak olduğunu bir kez daha ortaya koydu. İstanbul Üniversitesi’nin iptal kararına karşı açtığımız davada, üniversitenin mahkemeye gönderdiği belgeler, nasıl alelacele ve hukuksuz bir şekilde hareket edildiğini; açılan davaların tümünün siyasi saiklerle yürütüldüğünü gün gibi ortaya çıkardı.
Üniversite yönetimi, fakültenin alması gereken kararı neden kendisinin aldığını "Geç kalacaktık" diyerek açıklıyor. Neye geç kalıyordunuz? Yine hangi sinsi plana yetişemiyordunuz?
Bir de hakkımda açılan sahtecilik davası var ki, tam anlamıyla evlere şenlik. Belgelerimi eksiksiz teslim etmişim, üniversite bu belgeleri incelemiş ve geçişimi kabul etmiş. Eğitime devam etmiş, mezun olmuş ve diplomamı almışım. Sahtecilik bunun neresinde?
Zaten gece gündüz beni düşünen savcı da ortada bir sahtecilik bulamayınca, uydurmuş. Üstelik suçu 'iştirak halinde' işlediğimi iddia etmiş. Peki, bu suça iştirak edenler kim? Onlar da yok iddianamede.
Hukukun zerresi olsaydı bugün beni değil, bu hukuksuzlukları yapanları yargılayan bir sistem olurdu. O günler de uzak değil. Çünkü biz korkmuyoruz, susmuyoruz ve asla vazgeçmiyoruz.
Alevlerle mücadele eden bütün ekiplere kolaylıklar diliyorum. Allah hepinizi korusun, ayağınıza taş değmesin.
İstanbul İtfaiyemiz de işbirliği ve dayanışmayla birçok noktada söndürme çalışmalarına müdahil durumda.
İktidarın artık tahammül edemediği tek şey ne biliyor musunuz? Gerçekler.
Gerçekleri gizlemek için son dönemde kullandığı en verimli aparat ise hepimiz için tarafsız hizmet vermekle yükümlü olan RTÜK!
RTÜK’ün Halk TV ve Sözcü TV’ye verdiği 10 günlük ekran karartma cezası, yalnızca bu iki televizyonu değil; ifade özgürlüğünü, halkın haber alma hakkını ve demokrasinin can damarını hedef almıştır.
19 Mart’tan bu yana kendi kanallarınızdan dezenformasyon yaydınız, iftiralar attınız ama milletin feraseti nedeniyle başarılı olamadınız. Şimdi de gerçeklere gözünü kulağını kapatmayan birkaç bağımsız basın kuruluşunu susturup halkı kandırabileceğinizi, gerçekleri karanlığa gömebileceğinizi zannediyorsunuz.
Eğer öyleyse siz bu milleti hiç tanımamış, hangi çağda yaşadığımızı anlamamışsınız. Bu karanlıkta bile yolunu bulan bir şey varsa, o da milletin vicdanıdır.
Halk TV ve Sözcü TV, bu ülkede bütün baskılara rağmen doğruları haykıran milyonların sesidir. O ses kısılamaz, gerçeklerin üstü karartmayla kapatılamaz.
Mehmet Murat Çalık'ı serbest bırakmak için daha neyi bekliyorsunuz?
İki kez kanser tedavisi görmüş kardeşimi tepeden tırnağa suça bulaşmış kişilerin yalan ifadeleriyle tutukladınız. Ailesiyle ve avukatlarıyla görüşemesin diye uzak bir cezaevine sürgün ettiniz. Sağlık sorunları olduğunu bile bile bu zulmü yaptınız. İçerde 15 kilo kaybetti, yıllarca mücadele ettiği kanser yeniden gelip O’nu buldu.
Çalık'ın sağlığını yitirmesinin tek sorumlusu, Beylikdüzü'ne hizmet için gece gündüz çalışan bu pırıl pırıl insanı tutuklu yargılama yaparak cezalandıran akıldır. Sizde birazcık vicdan kaldıysa, bu zulme derhal son verin.
Ramazan Gülten benim yol arkadaşım. Görevi süresince İstanbul'un en kıymetli yerlerine çökenlerle mücadele etti, işgalleri kaldırıp kamusal alanları İstanbul'a kazandırdı. Kanal İstanbul adı altında yapılan rant ve talan projelerine karşı İstanbul'u korudu. Tehditler aldı, saldırıya uğradı ama hiç vazgeçmedi. Bu yüzden şu an cezaevinde. Kursağından bir lokma haram geçmeyen bu onurlu arkadaşıma şimdi başka bir zulüm yapılıyor. Hakkında herhangi bir ciddi suçlama olmadan cezaevinde tutulan, ısrarla tutuklu yargılanan Ramazan yeni evlenmişti ve eşi Pınar Çalışkan bebek bekliyordu. Bebekleri yakında dünyaya gelecek ve Ramazan defalarca Bakanlığa başvurarak çocuğunun dünyaya gelmesine şahit olmak istediğini ve gerekli izinlerin verilmesini talep etti. Gelen yanıt hep olumsuz. Buradan ailelere, eşlere, çocuklara hatta dünyaya gelmemiş bir bebeğe ve annesine bu zulmü reva görenlere sesleniyorum; bu çocukların, bu annelerin ahını almayın. Ramazan'a izin verin, bebeğinin dünyaya gelişine şahitlik etsin. Bu kötülüğe de imza atmayın.
İki yıl önce %38 enflasyonla görevi alanlar, milletin çektiği bunca çileye rağmen %35’e düşüşü “başarı” diye sunuyor. Takdir milletimizindir!
Bu yönetim, milletin değil, yarattıkları ayrıcalıklı kesimin yanında durmaya devam ediyor.
Sonuç: Kriz büyüyor!
Bakan “program çalışıyor” diyor. Aynen katılıyorum: Milleti yoksullaştırma planı tıkır tıkır işliyor!
Dar gelirliye zam çok görülüyor. Açlık sınırı 26 bin lirayı aşarken, asgari ücret 22 bin, en düşük emekli maaşı 17 bin lira bile olamıyor.
Doğalgaza bir gecede %24 zam yapanlar, gıda enflasyonunun düştüğüne bizi inandırmaya çalışıyor.
Aziz Milletim,
Yüksek enflasyon bir tercihtir!
Kötü yönetim neden, enflasyon sonuçtur. Hukukun işlemediği yerde enflasyon düşmez. Enflasyonu sadece Merkez Bankası politikalarıyla kontrol altına alamazsınız. Tarım, ticaret, maliye politikalarında devrim olmadan enflasyon düşmez.
Kamu harcamaları denetlenmeden, vergi sistemi adil hale gelmeden, sanayi katma değer üretemezken ve çiftçi borç batağındayken enflasyon düşmez!
Çözüm bizdedir!
Emeği koruyan, sofrayı büyüten bir düzen, çiftçiyi destekleyen tarım politikaları, ihracatçıya nefes aldıran ekonomi, adil vergi, disiplinli bütçe ve uyumlu bir istikrar programı ülkemizi geleceğe ulaştıracaktır.
Ne yaparlarsa yapsınlar, isterlerse hepimizi hapse atsınlar bu gidişatı değiştireceğiz! Milletimizden çalınan huzuru, refahı ve umudu söke söke geri alacağız.
Türkiye büyürken, millet küçülmeyecek!
Çünkü biz vazgeçmeyiz.
Çünkü bu ülke bizim!
Mustafa Balbay’ı Silivri zindanında tanıdım. Ergenekon kumpas davasında haksız yere cezaevinde yatırılan onlarca masumdan birisiydi.
Hak yerini buldu, cezaevinden çıktı.
Ama Türkiye’de düzen değişmedi.
Bu kez Mustafa Balbay cezaevinde beni ziyarete geldi.
Uzun uzun konuştuk. Ben yolculuğumu, varmak istediğim menzili, nasıl bir Türkiye hayal ettiğimi ama özellikle gençleri anlattım, o da not aldı.
“Asla vazgeçme” böyle ortaya çıktı.
Bu uzun yolculuğun hikayesini kaleme alan Sayın Mustafa Balbay’a teşekkür ediyorum.