Assange : « Les archives numériques leur permettent d'effacer l'histoire en un clic. Un jour : "Page introuvable." Le lendemain : "Ça n'a jamais existé." Ils contrôlent vos souvenirs. Conservez les livres papier. Ne faites pas confiance au cloud. »
@burakunverdi06@birgultemurr Yahu bu yazar, mesele kitabın içeriği ve yazar degil, kimse bunlara bir şey söylemiyor. Bu yazı zaten olaydan sonra paylaşıldı
@burakunverdi06 Linç etmiyorum, eleştiriyorum. Sonucunda da bir değişim bekliyorum, güzel işler yapan bir yayıneviydi, okurlarına biraz saygı duyuyorsa zaten gerekeni yapar. Yapmazsa da zaten konuşmaya bile değmez.
@burakunverdi06 Kitabın içeriği hakkında yazar zaten açıklamasını yaptı mesele kitabın içeriği değil zaten kimsenin onunla bir derdi yok, herkes takkesini önüne koyup ya evet bu yanlış oldu diyebilmeli yoksa gerisi fasa fiso. Linç kültürüne gelince ben bunun her türlüsüne karşıyım +
@burakunverdi06 Tamam çok güzel, yayınevi kendisiyle apaçık bağlantılı olan kişinin yaptığı yanlış hakkında bir açıklama yaptı mı? Ben görmedim çünkü buz gibi sessizler bu konuda ve sessiz kalmak da bir yerde kabullenmektir zannımca 🤷🏻♀️ işte tam da bu sebepten insanlar yayınevini de eleştiriyor
“KAFTER” NE ANLATIYOR?
Ötüken Neşriyat’tan çıkan Korku Derlemesi, Türk kültürünün farklı dönem ve boyutlarının korku unsuru olarak kullanılmasına dair dikkat çekici ve yaratıcı bir ortak çalışma olarak tasarlandı. Her yazar ayrı bir korkunç/mitolojik varlığı işliyordu. Ben de “cadı” figürünü seçtim. Novellamızın adı olan “kafter” buradan geliyor. Kafter özellikle Erzurum-Kars hattında cadı yerine kullanılan bir tabir. Aile büyüklerimden duyduğum bu tabire novellada yer vermek istedim.
Türk kültüründe cadılar üzerine en meşhur anlatı Evliya Çelebi’nin Hatukay Çerkesleri’nin yaşadığı Pedsi köyünde karşılaştığını iddia ettiği Abhaz-Çerkes Cadıları kavgasıdır. Bu nedenle bir Evliya Çelebi anlatısının güzel bir başlangıç olacağında karar kıldım. Çünkü Evliya Çelebi, yalnız efsaneleri kaydetmez, aynı zamanda etnografik kayıtlar tutar. Onun kaydettiği de aslında Çerkes folklorunun bir tezahürüdür. Özellikle Şapsığ folklorunda Sober-Uaşkh/Sober Baş dağının Vudı [Cadı] anlatılarının merkezinde olduğu bilinen bir husustur. Buradan hareketle romandaki cadı figürünün buradan İstanbul’a gelmiş bir figür olması yerinde olacaktı.
Çerkes halkının tam da novellanın geçtiği 1900’lü yılların başlarına kadar yaşadıkları dram herkesin malumudur. Pek çok Çerkes, Karadeniz’de hayatını kaybederken, Osmanlı ülkesine erişebilenlerin ciddi bir kısmının köleleştirildiği, özellikle saray çevresinde son yüzyılda Çerkes asıllı cariyelerin sayısının hızla arttığı bilinmektedir. Bu noktada karakterimizin cadıya dönüşme hikayesi, aynı zamanda bir toplum eleştirisi; bir Çerkes kızının kendisinin ve halkının yaşadıklarına isyanının bir tezahürü de olabilirdi. Bu bakış, novellada şu şekilde ifade edilmekte:
“Annesinin hayatını karartanlardan, onu gemilere dolduranlardan, kıyılarda köle edenlerden, tüm bu olanlara sessiz kalanlardan, sessiz kalanları haklı görenlerden intikam almak istiyordu”.
Dolayısıyla Kafter, kölelik olgusuna hep hâkim sınıfların gözünden bakan yaklaşımın aksine içeriden bir bakış serdeden, bu yönüyle yenilikçi bir novella. Ayrıca 1901 senesinde geçen roman, Osmanlı İstanbul’unun renkli simalarını barındıran, özellikle Pera ve çevresinde konuşlanmış, Ermeni, Bulgar, Süryani, Arnavut gibi muhtelif milletlerin; meyhaneler, restoranlar, eğlence mekanlarının; günlük yaşama sirayet eden örf ve adetlerin; modernleşen Türk insanının yeni yaşam tarzının; simyacılık, havasçılık ve ispiritizma gibi okült ilgilerin arz-ı endâm ettiği ; bu anlamda da tarihi ve etnografik incelemeye dayanan bir kurgu metin.
Novellada yer yer “gore” korku sahnelerini, yer yer İstanbul’da cereyan eden sıradan insan yaşamına dair keyifli detaylar bulacaksınız. Bu nedenle bu kısa çalışmamızı, derlemedeki diğer arkadaşlarımızın eserleriyle birlikte bir çırpıda okumanızı ümit ediyorum.
Bir öğrenci, "Gerçekleşmesini istediğiniz bir hayaliniz var mı?" sorusuna şu cevabı verdi:
"Ben dedemle yaşıyorum. Bazen yemek olmayınca dedem bana döner alıyor ama parası yetmediği için kendine alamıyor. Ben de üzülüyorum."
Bu cevabın ardından "Çocuklar Üşümesin Derneği" harekete geçerek hem beyaz eşya desteğinde bulundu hem de market alışverişi yaparak dedesiyle çocuğa döner ikram etti.
belki biz iktidarda değiliz ama fikirlerimiz de iktidarda değil. fikirlerimiz muhalefette bile değil, fikirlerimiz şu an bayrampaşa terazidere civarı bir depoda leğenlerde muhafaza ediliyor & çürümeye yüz tutmuş durumda……..
Yerli ve milli sermaye sahipleri, Türk işçilerinin sırtına basarak yükselmeye çalışıyor bu da yetmiyor işten çıkarıp yerine yabancı işçiler getiriyor. Her zaman söyleriz kapitalizm hiçbir zaman milli bir yaşam ülküsünü insanlara sunamaz. Kapitalizmin milliyeti yoktur.
Afşin Elbistan Termik Santrali’nde son aylarda yaklaşık bin işçi işten çıkarıldı. Yerlerine yabancı işçiler getirildiği iddia edilirken, işçiler güvencesiz ve ağır koşullara tepki gösterdi
https://t.co/0HWeQo6nsZ
kocasına maddi yük bindirmek istemeyip eve gelen misafiri de ikramsız bırakmamak adına arefe günü oruç haliyle baklavasıydı sarmasıydı derken binbir çeşit bayramlık hazırlayan kadının emeğine burun kıvırdığınız için eşşşekoğlu eşşeklersiniz ve sizden hiçbir halt da olmaz
Koşun koşun, gidin uyuşturucu taciri, faili meçhul cinayetlerin sorumlusu ve planlayıcısı, 1980 öncesi toplu katliamların talimatını veren Abdullah Çatlı abinize. Mirasını da sahiplenin.