EL ALMACENAMIENTO DE TU iPHONE ESTÁ LLENO.
Pero no por tus fotos.
Ni por tus apps.
Está lleno de basura invisible que tu iPhone acumula sin que lo sepas.
10 trucos para liberar espacio AHORA sin borrar nada importante 🧵👇
Reiki uzmanı bir kadın tarafından paylaşılan el hareketleri ve parmak şıklatmalarıyla hazırlanan bu video milyonlarca kişiyi ekran başına kilitledi. Bazı kullanıcılar “5 dakikada uykuya daldım” derken bazıları ise “beynim karıncalandı” yorumunda bulundu.
Zülfü Livaneli diyor ki; "..Sorun, onun gitmesiyle bitmeyecektir. Sorun onu iktidara getiren, üst üste dokuz seçim kazandıran, bir sürü yolsuzluk ve yönetim skandallarına rağmen körü körüne peşinden giden halktır. Daha doğrusu halkın bir bölümüdür. Bu halk yığının Anadolu müslümanlığıyla, gelenekle, ahlakla, haram helal kavramıyla, merhametle, şefkatle hiçbir ilgisi yoktur. Köyden kente göçle başlayan, ne köylü ne kentli olabilen, bütün değer ölçülerinden kopmuş, vahşi birer yaratık haline gelmiş, talandan yalandan pay kapmaya çalışan ve literatürde lumpen proletarya olarak tanımlanmış olan kitledir bu. AKP’ye oy vermiş olanların tümünü böyle yaftalamak doğru değil elbette. İçlerinde düzgün ve samimiyetle oy veren seçmenler de olabilir. Ama o kitlenin genel karakteristiği budur. Bu kesim kendini önce arabesk müzikle gösterdi. Güzelim türküleri, geleneksel şarkıları, Anadolu’nun büyük şiir geleneğini terk eden insanlar, bir anda mide bulandırıcı seslere, insanın kulağını tornavida gibi delen elektro bağlamalara, içinde hiçbir hakiki lirizm ve hüzün barındırmayan ‘’Ben de isterem!’’ saldırganlığına kaptırdı kendini. Şehirler kaçak mahallelerle, üzerinde demir filizleri bırakılmış sıvasız çirkin yapılarla, lağım kokan mahallelerle doldu. Suç oranı ve özellikle kadına karşı şiddet akıl almayacak ölçülerde arttı. Bunun adına ‘’muhafazakarlık’’ denilebilir mi? Elbette denilemez. Aşağı yukarı sayıları kırk milyon dolayında tahmin edilen bu kitle Itri, Mimar Sinan estetiğine de sahip değildir; Anadolu’da yüzyıllarca aydınlık bir nehir gibi akmış olan Karacaoğlan, Pir Sultan, Dadaloğlu temizliğine de. Dolayısıyla bu kesim muhafazakar değil, Türkiye’ye çarpık ve ahlak ölçülerinden yoksun bir ‘’modernleşme’’ sunan yeni bir oluşumdur. Lafı uzatmadan söyleyeyim. Bu kesimin hayatta en çok nefret ettiği model uygarlaşma, kültür, temizlik ve zarafet simgesi Mustafa Kemal Atatürk, kanıyla canıyla savunduğu lideri ise şimdiki cumhurbaşkanıdır. Kimse kendini aldatmasın. Sayıları çok kalabalık olan bu kesim, ne olursa olsun, hangi skandal patlarsa patlasın sonuna kadar liderini destekleyecek ve Cumhuriyet’e karşı çıkacaktır. Erdoğan siyasi ömrünü tamamlasa da ona benzeyen başka bir lider bulmakta gecikmeyecektir. Çünkü Türkiye’nin çürüyen kesimi , bu bozulmayı önce müzikle, sonra hayatımızın her alanına egemen olan lumpenleşme ve arabeskleşmeyle ifade etmeye devam ediyor. Gafil aydınlardan (!) destek alan lümpen kültür, örgütlü cehaletle beslenerek kılcal damarlarımıza kadar yayılıyor. Bu manzaraya, lumpenlerin ele geçirdiği muazzam para ve iktidar gücünü de eklerseniz geleceğin hiçbirimiz için kolay olmadığı çok açık. Erdoğan bu kitlenin lideridir ve onun yokluğunda yeni bir lider bulacaklarına hiçbir kuşku yok. Mustafa Kemal aydınlığını savunan kitleler birleşene ve kendi aralarındaki çelişkileri gidererek, evrensel değerleri savunan bir Türkiye kültürü yaratana kadar acılar devam edecek.
ZÜLFÜ LİVANELİ❤️
Gülse Birsel :
" Abartmıyorum, altın zümrüt içinde yaşayan bir millet olmalıydık. Tamamı cennet, tohumu taşa atsan, taş filizlenir. Yirmiden fazla maden var İncil’deki 7 kilisenin 7’si de burada. Nuh’un gemisinin indiği topraklar. Mezopotamya’nın yanı, Göbeklitepe! Hitit, Bizans, Selçuklu tarihi fışkırıyor.
Yetmezse 3 tarafı deniz ve turizm! Kar, yağmur, güneş nem hepsi var. Cahil ve fakir kalman imkansızken halkın yarısı açlık sınırında.." Sebep?
İki sebebi olmalı:
1) Cehalet
2) İhanet”
Halelleşme;
haksızlığa uğrayana hakkını vermekle,
haksızlık edenden hesap sormakla,
mağdur olanın mağduriyetini tazmin etmekle,
Mazlum için zalimi cezalandırmakla olur.
“Hakkınızı helal edin” demekle olmaz. İslam’da böyle bir uygulama yoktur. Kur’an dilinde karşılığı yoktur.
Bir hocam şöyle söylemişti: “Sûreler bir insanın ihtiyaçlarına göre indirilen 114 ilahî müdahaledir” Yani insan hangi sıkıntıya düşmüşse, onun ilacı Kur’an’da vardır. Bu sözün ışığında, 114 sûrenin hangi hâlde, hangi ihtiyaçta okunması gerektiğini derledim. Umarım faydalı olur.
Yine Şehzade Camii’nin girişinden bir görüntü. Cümle kapısının, cami ana girişinin vaziyeti. Yakında olanlar gidin yapıyı dikkatlice tetkik edin. Hatta şimdi çıkalım İstanbul’da küçük bir tur yapalım, Sinan yapıları başta olmak üzere özen gösterilmemiş ne yapısal sorunlar ve kullanıma bağlı ne aksaklıklar, pespayelikler var, bakımsızlıktan, özensizlikten, günlük, artık sıradanlaşmış vandallıktan kaynaklı nelerle karşılaşacağız haydi gidip hep beraber bakalım. Küçük çocuklar gibiler, hiç umurlarında olmayan bir “oyuncak”ları biri yanına yanaşınca dünyanın en kıymetli şeyi oluyor, yaygara kopuyor, sonra dönüp yüzüne bakmıyorlar. İbadet mekanının tertibi, düzeni, terkibi, ruhaniyeti ile doğrudan alakalıdır. Üstelik bu basitçe kurulan bir denge de değildir. Geçtim bunları biz daha güzel, çirkin, ahenkli, nahoş arasındaki ayrımın dahi farkında değiliz. Bu yapılar mimari ve kültürel olarak kentin kimliğini ve hususiyetini teşkil ediyorlar, politikanın mezesi, manevi duygu sömürüsünün araçları değiller, hakiki bir özeni hakediyorlar. Yarın unutacaklara duyurulur.
Trabzon’da görev yapan bilim insanı Doç.Dr Kemal Uzun, şah damarı daralması, kalp krizi ve felç riskini geliştirdiği tedavi yöntemi ile tamamen yok edip Dünya Sağlık Örgütü tarafından en iyi 100 bilim insanı arasına girdi.