Bakın mesele yanlış anlaşılmasın. Mevcut iktidar Türkiye’nin sorunlarını çözemiyor değil, ÇÖZMÜYOR.
Aşağıdaki paylaşıma ek olarak, iktidarın bu ülkenin en temel sorunlarını çözmemek için BİLEREK ve İSTEYEREK yapmadıklarının ''kısa'' bir listesi:
- Kışın milyonlarca vatandaşın karanlıkta evden çıkıp karanlıkta eve dönmesine sebep olan kalıcı yaz saati uygulamasını kaldırmak.
- Gıda denetimlerini artırarak vatandaşların içinde ne olduğu belirsiz ürünler tüketmesinin önüne geçmek.
- Tekelleşen ve vatandaşa diğer ülkelerdekinin çok üzerinde fiyatlandırmalar sunan GSM operatörlerini sıkı denetim altına almak.
- Okullarda çocukların ve öğretmenlerin can güvenliğini sağlamak yerine, her saldırıdan sonra yayın yasağı, erişim engeli ve “provokasyon” söylemiyle meseleyi bastırmaya çalışmamak.
- Cumhurbaşkanlığına bağlı VIP uçak filosuna her sene yeni uçaklar eklemek yerine ihtiyacımız olan yangın uçaklarını temin etmek.
- Çocuklara, diğer birçok ülkede olduğu gibi okullarda günde bir öğün ücretsiz yemek vererek yabancı yaşıtlarına kıyasla bilişsel ve fiziksel gelişimde geri kalmalarının önüne geçmek.
- Verilen mide bulandırıcı yemekleriyle, 6-7 kişinin kalmak zorunda kaldığı daracık odalarıyla, her yıl düşen asansörleriyle, ortak yaşam alanının dahi olmadığı rezil haldeki KYK yurtlarına el atıp yaşanabilir yurtlar inşa etmek.
- Toplumu derinden etkileyen her olayda suçu bilgisayar oyunlarında aramak yerine, 23 yılın sonunda içine sürüklendiğimiz sosyal çürümeyi kabul etmek.
- T.C. vatandaşlarının yanı başımızdaki Avrupa ülkelerinde seyahat özgürlüğü elde etmesi adına adımlar atmak.
- Günlük 133 TL gibi saçmalık derecesindeki öğrenci bursunu insani seviyelere çekmek.
- Çok basit düzenlemelerle farklı sosyo-ekonomik seviyedeki vatandaşlar arasında vergi adaletini sağlamak.
- Kadın cinayetlerini “münferit olay” diye geçiştirmemek ve İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmemek.
- Kamuda mülakatı kaldırarak torpilin önüne geçmek.
- Temu, Uber, PayPal, Apple Pay, Google Pay, Booking, Roblox, Airbnb, Wattpad, Starlink, Discord, Samsung Pay, Threads, Amazon Global gibi global platformları yasaklamak yerine dijital erişim özgürlüğünü güvence altına alan düzenlemeler yapmak.
- Kamu kurumlarında çalışıyor gözüken ama vatandaşı tersleyip hiçbir işe yaramayan bankamatik memurlarının iş akdine son vermek.
- 174 MİLYAR TL ile 8 bakanlığın ödeneğini geride bırakan Diyanet'in akıl almaz bütçesini mantıklı seviyelere çekmek.
- Her mahalleye ihtiyacının dışında onlarca cami inşa etmek yerine; hiçbir sosyal alanı bulunmayan, sınıflarında 30-40 öğrencinin bulunduğu, iç karartıcı devlet okullarını yenilemek, fiziki kapasitelerini artırmak.
- Gençlik festivallerini, konserleri, kültürel etkinlikleri yasaklamayarak zaten umutsuzluk içinde olan gençleri daha da karamsarlığa sürüklememek.
- Devlet okullarına TUVALET KAĞIDI ve SABUN temin etmek.
- Özel sektörde torpilin, adam kayırmanın önüne geçmek için caydırıcı cezalar getirmek.
- Her felakette aynı kaosu yaşamak ve ''KADER PLANI'' demek yerine bu felaketleri yaşamadan önce doğru kriz yönetim planları geliştirmek.
- ''Her yere üniversite açacağız, herkes üniversite mezunu olacak'' gibi salak saçma bir anlayış yerine, yeterli sayıda ama eğitim kalitesi yüksek, dünya ile yarışır üniversiteler hayata geçirmek.
- İktidara yönelik eleştirilerini dile getiren gençleri, muhalif siyasetçileri, hakkını arayan işçileri-emekçileri yaka paça gözaltına almak yerine, sokakta elini kolunu sallayarak dolaşan 32327812 sabıkalı gerçek suçluları hapse tıkmak.
- Kendi partisinin iki bin nüfuslu kıytırık ilçe teşkilatı başkanının dahi onlarca koruma ve mersoyla gezmesinin önüne geçerek kamuda tasarruf sağlamak.
- İmar aflarıyla şehirleri mezarlığa çevirmek yerine, riskli yapıları gerçekten denetlemek ve dönüştürmek.
- CB kararıyla eski iktidar vekillerini üniversitelere rektör olarak atamak yerine, üniversitelerin bağımsız yönetimlere sahip olmasını sağlayarak bu eğitim kurumlarını siyasileştirmemek.
- Halihazırda çarpık kentleşmenin pençesindeki şehirleri Hindistan’dan farksız hale getiren çirkin ve devasa tabelaları tek bir düzenlemeyle ortadan kaldırmak.
- Anayasa ile tüm vatandaşların ortak malı haline getirilmiş olan sahillerimizi mafyaya, rantçılara teslim etmeyerek üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde vatandaşın denizle arasına engel koymamak.
- Yeterli öğretmen ataması yaparak bir öğretmene 40 öğrenci düşmesinin önüne geçmek.
- Kendine muhalif siyasetçilere ağzına geleni söylemek ve kaybedeceğini anlayınca onları hapse atmak yerine devlet adamı olmanın ilk şartı olan ''siyasi etik'' bilmek.
- Tarımı bitirip çiftçiyi ithal ürüne mahkûm etmek yerine, üreticiyi destekleyerek gıda fiyatlarını kontrol altına almak.
- Kendi destekçilerine gül dağıtırken muhalif vatandaşları düşmanlaştırmamak ve böylece aynı topraklarda yaşayan insanları kutuplaştırmamak.
- Daracık sokakların, birbirinden alakasız çirkin binaların ve çarpık kentleşmenin hâkim olduğu şehirleri; geniş sokakları, sıkı yapı denetimi ve birbiriyle uyumlu yapıları olan düzenli şehirlere dönüştürmek.
- Koca bir ülkede yasamayı, yürütmeyi ve yargıyı tek bir kişinin talimatına bağlamak yerine, yönetim mekanizmasının liyakat ve kurumsal akılla işlemesini sağlamak.
- Kamu ihalelerini yandaş ve sürekli aynı şirketlere dağıtmak yerine, şeffaf ve denetlenebilir ihale sistemi kurmak.
- Yargının siyasallaşmasının önüne geçerek bağımsızlığını sağlamak ve vatandaşın adalete duyduğu güveni yeniden tesis etmek.
- Kendi cenahında yetişen gençleri TÜGVA etkinliklerinde ağırlayıp “TEKNOFEST gençliği” olarak tanımlarken, kendisi gibi düşünmeyen gençleri düşman görmemek.
- Bu ülkede doğmuş, bu ülkede yetişmiş ve zaten birçok zorlukla mücadele etmek zorunda kalan sağlık çalışanları için “giderlerse gitsinler” dememek ve bu şekilde ortadoğulu sağlıkçı ithal etmek zorunda kalmamak.
- Bir skandal, ihmal ya da felaket yaşandığında hatayı başka yerlerde arayıp sorumluluktan kaçmak yerine, bir kez olsun adam gibi İSTİFA edebilmek.
hanedan iktidarı döneminde zincir cafe açan bir şirketin reisçi olmama ihtimali yok. goat ve 14:01 denen mekanlardan, aksi ispatlanana kadar uzak durmak lazım.
💥 10 Kasım 2023'te, yakasına Atatürk fotoğrafı takmayı reddeden teğmenin TSK'dan ihracı iptal edildi.
Ona tepki gösteren başka bir teğmenin ihracı ise hukuka uygun bulundu. (Müyesser Yıldız)
Erişim engeli getirilmesine sebebiyet veren paylaşımı herkes yaymalı.
"Bu bir avuç muhteris, hem millete hem de devlete büyük zarar veriyorlar. Şikayetçi olun, susmayın ve sesinizi yükseltin."
Ekrem İmamoğlu’nun resmi sosyal medya hesabına getirilen erişim engeli, sadece bir kişiye değil, milyonların sesine vurulmuş bir sansürdür. Bu hukuksuzluğu en güçlü şekilde kınıyoruz.
Ancak bilinmelidir ki; adaletin susturulmak istendiği her yerde, biz daha gür konuşacağız.
Bu hesabım erişim engeli kalkana kadar Ekrem İmamoğlu’nun sesi olmaya devam edecek ve onun adına kullanılacaktır.
“İfadeyi alanlar da bir miktar şaşırdı!”
İPA Başkanı Doç. Dr. Buğra Gökçe cezaevinden mektup yazdı, hikayesini anlattı:
“Emniyet ve savcılık soruşturmalarımda birçok arkadaşım gibi bana da 103’e yakın fotoğraf gösterilip tanıyıp tanımadığım soruldu. Belediye Başkanımız ve çalışma arkadaşlarım dışında gösterilen fotoğraflardaki hemen hiç kimseyi tanımadığımı söyledim.
Yine herkese olduğu gibi bana da 20 civarı firma ismi soruldu ve tanıyıp tanımadığım, herhangi bir ticari ilişkim olup olmadığı soruldu. Bu ilk iki soruda “Ama iyi bak geriye dönüp düzeltme yapılamaz” dendi. Hiçbir firmayı bilmediğimi ve hiç bir ticari ilişkim olmadığını ifade ettim.
Ardından bana 7 Eylem soruldu; bu sorulan 7 Eylemin 6'sı benim İzmir Büyükşehir Belediyesinde çalıştığım yıllarda olduğu için herhangi bir bilgim olmasının mümkün olmadığını belirttim.
Görevim sırasında olan tek eylemdeyse 2023 yılında bir “açık ihaleye” olur verdiğimi, bunun suç olmak bir yana teşekkür edilmesi gereken bir seçim olduğunu ifade ettim.
SUÇ BULAMADILAR
Kendimin Kasım 2023 itibariyle de “memuriyetten istifa ederek” yerel seçimde aday olduğumu dolayısıyla uygulamada ne yetkim ne görevimin olmadığını net biçimde ortaya koydum.
Özetle sorulan 7 eylemin 6’sında başka bir şehirde, 1’inde ise açık ihaleye olur verme dışında bir sorumluluğum olmadığını Emniyet ifadesinde de Savcılık (İfademizi alan Terör Savcıları sadece ifade almakla görevli olduklarını kanaat belirtmeden dosya savcısına ileteceklerini ifade etmişlerdir) ifademde de açıkça belirttim.
Bunun ardından “HTS kayıtları gösterilip “Aşağıdaki isimlerle belirtilen yerlerde neden görüştüğünüzü anlatın” dendi. Sorulan isimlerin tamamı Ekrem Başkan başta olmak üzere İBB’deki çalışma arkadaşlarımdı. Doğrusu, az bile görüşmüşüm. “Belediyeyi yönetmek için görüşmek zorundayız, bunun nesi soruluyor anlamadım” dedim. Bu sorular arasında nezarette görüp İzmir'deki görevim sırasında tanıdığım, İstanbul'a geldiğimde arayan ama hiç görüşmediğim bir arkadaş vardı, onu da ifade ettim. Emniyete yanlışlıkla getirilmiş olduğumu düşündüğümü özetledim.
Açıkçası ifadeyi alanlar da bir miktar şaşırdı.
Bana ne mal varlığım, ne hesap hareketlerimle ilgili bir anomaliden bahsedilerek soru soruldu, ne bir MASAK raporunda bahsedildi, ne de bir “gizli tanık” ifadesiyle “şu konularda şunları yapmakla suçlanıyorsun” ne de buna benzer tek bir soru yönetildi. Özetle, mali anlamda tek bir kusur ya da suiistimalim bulunamamış ki soru sorulmadı.
Savcılık ifademizi alıp normalde oradan salabilecekken, dosya savcısına ilettiği dosyamız tüm diğer gözaltılar gibi “tutuklama” talebi ile iletildi. Hâkim karsısına uykusuz, aç, yorgun bir halde çıkarıldık.
92 ismi 7–8 kişilik gruplar halinde sanırım 12 ayrı hâkimliğe dağıtarak hâkim karşısına çıkacaktık. Duruşmadan tam 2 dakika önce mübaşir, avukatlarımıza neyle suçlandığımızı gösteren bir kağıt uzattı.
Öğrendim ki: “Suç örgütüne üye olmak ve rüşvet almak”la suçlanıyorum.
Beynimden vurulmuşa döndüm.
Ne suç örgütü, ne rüşveti…
Emniyet ve savcılıkta hiç sorulmayan, bahsedilmeyen 2 suçlama ile hâkim karsısına çıkıyorduk. Dahası bu iki iddia ile ilgili tek bir delil de dosyada yoktu. Hâkim Bey “Ne diyorsunuz” diye başka hiçbir soru sormadan topu bize attı.
Anlattık her şeyi…
“Varsa delil, lütfen gösterin. Kıbrıs Gazisi babamın kemiklerini sızlatmayın, ne için suçlandığımızı bile bilmeden ifade verdik. İfadelerimiz dışında tutanaklar var. Savunma hakkı ihlal edildi, itibarımız ağır bir suikaste uğruyor” dediysek de yüzümüze bakmaktan imtina eden Hakim bey, “Bunlar yazılsın lütfen” dedi.
TUTUKLANMASINA...
10 dakika sonra da “Tutuklanmamıza” karar verildi. ++
Saraçhane'de ayakkabı kulesiyle sonuçlanan polis saldırısının görüntüleri ortaya çıktı
📹Foto muhabir: Kemal Aslan (@kemal_aslan)
https://t.co/DATp8HrJAx
Bu da ODTÜ manzarası…
Medya kuruluşlarının kampüse alınmadığı ODTÜ’de protestolara katılım %100’e yaklaştı. Öğrenciler ağaçların üstünde kendi manzaralarını kayda geçti.
Polisle yapılan görüşmeler sonucu, TOMA’ların okuldan çıkması ve Çevik Kuvvet’in kapılardan ayrılmasında uzlaşıldı. Çarşamba günü Bilim Ağacı önünde basın açıklaması yapılacak.