Irmak annesinin tek başına büyüttüğü, 2 yıllık üniversitesini 4 yıla tamamlayıp, KPSS de derece yapan bir kızdı. Kendini kariyerine vermişti. Oraya bir göçmen kuş gibi gitti, siz arkadaşımın kanadını kırdınız. Ancak o sahipsiz değil !
Bir şeyleri değiştirmeye çabalayan, hatasını görebilen ve kendine yakışanı yapmaya gayret eden insanlara çok saygı duyuyorum. Karakteri hatasız olmak belirlemez; yapılan hatadan sonraki duruş belirler.
Hayatınızda yolunda giden hiçbir şeyden hiçbir insana hiçbir şekilde bahsetmeyin. Bakın insanlar sahiden kötü. Kötü derken dünyayı yakacaklar demiyorum ama içlerinde hep bir kıskançlık var. Sen hayatında yolunda giden güzel bir şeyi hevesle anlatırsın, onlar içten içe bozulur. Senin sevincin, onlara kendi başarısızlıklarını hatırlatır. Bu yüzden ne kadar az konuşursan, o kadar güvendesin.
Çoğu insan senin iyi olmanı ister ama kendisinden daha iyi olmanı asla istemez. Bu çok net bir kuraldır. Senin adına çok sevindim derken bile arkasından neden ben değil de o, diye geçirirler. İlişkin iyi gider, anlatırsın; hemen Aman dikkat et, kimseye güvenme diyerek moralini bozarlar. İnsanların bu gizli çekememezliği, yolunda giden işlerini bir anda tepetaklak edebilir.
Ne kimseye yukarıdan bakacak kadar kibirli ne de kimsenin gölgesinde kaybolacak kadar eksik… İnsanı insan yapan da tam bu denge zaten. Sessiz bir özgüvenle durabilmek, kimseyi büyütmeden ya da küçültmeden… Sadece yerini bilmek. Kendimi o kadar güzel yetiştirdim ki hiçbir zaman başkasının kötülüğünü isteyip el ovuşturmadım. Herkese, her şeye iyilikle ve güzellikle yaklaştım. O yüzden benimle hiçbir zaman bir savaş içinde olamazsınız. Ben savaşmam, uzaklaşırım; çünkü ben güler yüzün, temiz bir kalbin ve iyi niyetin asaletinden yanayım.
Yavaş bir hayat istiyorum. Anlam dolu bir hayat. Acele yok. Kaygı yok. Gelecek hakkında fazla düşünmek yok. Sadece sessiz bir sakinlik. Kendi işimi yapmak. Gün doğuşunu izlerken sessiz bir sabah kahvesi içmek. Doğada uzun yürüyüşler yapmak. Lo-fi müzik eşliğinde sağlıklı yemekler pişirmek. Bitirmesi haftalar süren kalın kitaplar okumak. Benimle aynı enerjiye sahip insanlarla vakit geçirmek. Ve bir şeyde ustalaşmak için yavaş yavaş, sabırla zaman ayırmak. Basit, sakin, gösterişsiz bir hayat.
Başak burcu olarak şunu biliyorum: İçimde kimseye kötülük düşünmeyen bir kalp taşıyorum. İnsanların kusurlarını görmekten çok, yaralarını anlamaya çalışıyorum. Maneviyata, samimiyete ve gerçek duygulara öyle önem veriyorum ki bazen kendi ihtiyaçlarımı bile geri plana atıyorum. Herkes mutlu olsun diye uğraşırken, dönüp baktığımda aynı hassasiyetin bana gösterilmediğini görmek elbette insanın canını yakıyor. Ama buna rağmen kalbini karartmamak, iyi kalabilmek asıl mesele. Başak dediğin insanın derinliği burada ortaya çıkar. Çünkü o, çıkarına göre değil vicdanına göre hareket eder. Ne yazık ki günümüzde birçok insan her şeyi yüzeyden değerlendiriyor. Bu yüzden derin düşünen, ince hisseden ve samimiyeti önemseyen insanları anlamakta zorlanıyorlar. Başak bazen eleştirilir, bazen yanlış anlaşılır; ama kalbinin temizliğinden ve değerlerinden kolay kolay vazgeçmez. Çünkü onun en büyük zenginliği karakteridir.
Yatın kalkın, iyi bir insana denk gelmek için dua edin. Artık kimin iyi olduğunu anlamak gerçekten çok zor. 'Eğitimli' diyorsun, cahil çıkıyor. 'Ahlaklı biridir' diyorsun, karaktersiz çıkıyor. 'İyi aile' diyorsun, iyiliğe dair nasibi yok. Henüz görünüşün, yaşantının, geçmişin, sahip olunan kimliğin referans sayılabileceği bir devirde değiliz. Çıkarlar söz konusu olmadan ve menfaatlerle sınanmadan kimsenin gerçek yüzünü göremediğimiz bir devirdeyiz. Herkes çıkarı kadar iyi, menfaati kadar vefalı..
Bir şeylere artık hiç tahammülümün kalmamış olması, beni anlayışsız biri yapmıyor. Benim bundan önce çok anlayışlı olmamın suistimal edildiği anlamına geliyor. Bu yüzden şimdi koyduğum o sınırlar bencillik falan değil, tamamen kendimi koruma refleksi. İnsanlar senin o eski, her şeye tamam diyen sabırlı hâline o kadar alışmışlar ki, şimdi en ufak bir tepki verdiğinde seni suçlamaya çalışıyorlar. Oysa değişen sen değilsin sadece sabrın bitti.
Zamanında o kadar çok insanın açığını kapattın, o kadar çok şeyi alttan aldın ki, artık heybede harcayacak sabrın kalmadı. Şimdi birileri senden yine o eski sınırsız anlayışı bekleyip bulamayınca işlerine gelmiyor, hepsi bu. Şu an hissettiğin o tahammülsüzlük aslında çok normal. Vücudun ve zihnin sana, Ben taşıyabileceğimden fazlasını taşıdım, artık yeter diyor. Bırak, seni tanımayanlar arkandan anlayışsız desin. O noktaya gelene kadar tek başına neleri atlattığını, neleri yutup sustuğunu bir sen biliyorsun. Kendi huzurunu korumak için insanlarla arana mesafe koyman, bencil olduğunu değil, sonunda kendine değer vermeye başladığını gösterir.
Bazı insanlara fazla kibar davranıp onlarla eşitmiş gibi yakınlık kurduğunuzda, aradaki kalite farkını anlamazlar ve size çok rahat, saygısızca davranmaya başlarlar. Bahsettiğim eşitlik para, pul, makam ya da diploma değil; tamamen görgü, vizyon ve davranış kalitesidir. Siz sırf iyi niyetinizden dolayı aradaki mesafeyi kapattığınızda, o insanlar kendilerini geliştirmek yerine sizi aşağı çekmeye çalışırlar. Bu yüzden herkesle aranıza doğru bir mesafe koymak kabalık değildir, aksine kendinize duyduğunuz saygının bir göstergesir. Sınırlarınızı korumak, sizi hak etmeyen insanların saygısızlıklarından korur.
Ne yaşarsam yaşayım çizgimi bozmadan devam ediyorum. Çünkü çok iyi biliyorum ki hayat ne kadar zor olursa olsun, rüzgar sadece kayanın üzerindeki tozu alır; özünü yıkmaya gücü yetmez. İnsanlar değişebilir, her şey ters gidebilir, hatta en güvendiğim bağlar bile kopabilir. Ama benim yürüdüğüm bu yol, başkalarının ne yaptığına ya da ne düşündüğüne göre yön değiştirmeyecek kadar net ve sağlam. Kolay yolu seçip kalabalığa karışmak, rüzgara göre eğilip bükülmek de bir seçenekti elbet. Ama o anlık rahatlık, insanın aynaya baktığında göreceği o yabancı yüzün ağırlığını taşımaya yetmiyor.
Doğru bildiğin yolda tek başına bile olsa dik durmanın bir bedeli varsa, ben o bedeli her zaman ödemeye hazırım. Yeter ki günün sonunda kendime olan saygımı ve inancımı kaybetmeyeyim. Şimdi yine aynı kararlılıkla, hiç sarsılmadan yoluma devam ediyorum. Hayat bir sahneyse eğer, benim bu sahnedeki tek işim kendim kalabilmek. Önümdeki yol uzun, hava sisli ve belirsiz olabilir; ancak içimde taşıdığım o sessiz pusula, bana her zaman doğru yönü göstermeye devam ediyor.
“kendini değersiz hissettiğin zamanların üzülme süresi vardır. o süre bittiğinde kendine saygı duyman gerektiğini öğrenirsin, mantığın konuşur. kendine saygı duydukça, hak etmediğine inandığın, değersiz hissettiğin yerden kalkıp gitmeyi öğrenirsin.yürümeyi öğrenmek böyle bir şey”
Benimle derdi olan benimle konuşmuyor. Gidip benim haricimde herkesle konuşuyor. Ama mesele ben değilim zaten. Mesele, yaptığı gıybetin karşısında baş sallayanların ilgisi. "Doğru diyorsun," diyenler, şakşaklayanlar, keyifle dinleyenler... Bazı insanlar gerçeği değil, kendini haklı hissettiren kalabalığı sever. O yüzden bana değil, onu alkışlayanlara giderler...
Çalıştığı şirketin yöneticilerinin davranışlarından bıkan bir kadın, istifa dilekçesini tuvalet kağıdına yazarak insan kaynaklarına teslim etti.
"Bu şirketin davranışının bir sembolü olarak, istifa dilekçem için böyle bir kağıt seçtim"