Zaman “kullanılacak” bir kaynak değil, bizzat hayatın kendisidir. Zamanın içinde yaşarız. Hayatımız, dikkat ettiğimiz şeylerin toplamıdır. Ivır zıvırın onu çalmasına izin vermeyelim.
Vakit dar.
Gördüğümüzde şifa bulduğumuz insanlar vardır. Gelirler ve kendilerini hiç dayatmadan, ben buradayım demeden tedavi ederler bizi, kimse anlamaz. Tek şartı var bence bunun: Çiçek gibi olmalı, görülmeyi isteyerek açmamalı, açtığı için görülmeli. Sebepsiz.
Hayatın anlamı büyük başarılarda değil, 'ipe dizilmiş boncuklar gibi' biriktirdiğimiz küçük yoğunluk anlarında saklıdır : Sabah ışığının mutfak masasına düşüşü, bir dostla paylaşılan sessizlik, denizin kokusu.
Yani 'verimsiz' ama hayatı yaşanmaya değer kılan asıl anlarda.
Sekizbinüçyüzyetmişiki kişi katledildi.
31 yıldan sonra hala bin kişiden fazlasının cenazesi bulunamadı. Çünkü soykırımcı Sırp düşmanları cesetleri bile parçalayarak farklı farklı toplu mezarlara gömdüler.
Unutmak yok, affetmek yok. #SrebrenitsaSoykırımı
"Bunu hiç unutma evlat. Batı hiçbir zaman medeni olmamıştır ve bugünkü refahı; devam edegelen sömürgeciliği, döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur."
-Aliya İzzetbegoviç
“Onlara soracak olsan mutlaka, “Biz lafa dalıyor eğleniyorduk, hepsi bu!” derler. De ki: “Siz Allah ile, O’nun âyetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?”
~Tevbe-65~
Çocuğumuzun telefonunun, bilgisayarının şifresini bileceğiz. Ne oynuyor, kiminle oynuyor, hangi kanallara, gruplara üye bilmek zorundayız. Bilmiyorsak o aletler onlarda olmayacak. Bu kadar net. “Ama hocam üzülüyor, sinirleniyor, bize söylemiyor.” O üzülmesine kıyamadığınız çocuklar, bugün milyonları üzüyor işte.