MUSTAFA YEŞİL
Kırgızistan'da yıllarca hizmet eden iş insanı, hakkındaki soruşturmalar sebebiyle Hollanda'ya iltica etti.
İltica sırasında yakalandığı COVID-19 sonucu hayatını kaybetti.
18.09.2021
#Unutmayacağız#Unutturmayacağız#ZulümİleBitenHayatlar
https://t.co/yG1JcOUTGT
Kendi ayaklarıyla gelip ifadesini veren, sadece mesleğini icra eden bir avukat tutuklandı, cezaevine gönderildi.
Kardeşim, Avukat Mehmet Pehlivan, tam 155 gündür; hiçbir somut delil olmadan, tamamen haksız ve hukuksuz biçimde Çorlu’da bir hücrede tutuluyor. Terörist değil, hırsız değil, arsız değil. 2 yaşındaki kızı babasını çok özlüyor.
Kendisine “unutmayacağım, unutturmayacağım” diye söz vermiştim. Bu sözü yerine getirmek benim için namus borcudur.
UNUTMA, UNUTTURMA. @mehmettpehlivan
Yedi aylık hamile Nazife Karakoç, 18 Ekim'de Edirne'de eşiyle birlikte tutuklandı. Hem iki çocuğu annesiz-babasız bıraktılar, hem doğmamış bebeği hapsettiler.
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesine göre anne-babanın aynı anda tutuklanması hukuka aykırıdır.
KoğuştakiÇocuk ÖzgürOlsun
🗓️20 Kasım 2025 Perşembe
🇪🇺20.00 🇹🇷22.00
TÜRKİYE'DE ÇOCUK HAKLARI VE CEZAEVLERİNDEKİ ÇOCUKLAR
📢 Dünya Çocuk Hakları Günü'nde X'teki Sohbet Odası söyleşimize davetlisiniz.
https://t.co/xoSUQlC4pO
📌Konuşmacılar:
Zekiye Ataç
Sevinç Özarslan
Mustafa Doğan
Muzaffer Şana
Mağdur Yakınları
📌Moderatör:
Muhammet Şimşek
Aşağıdaki mektup zindandaki mahpus askeri öğrenciden Aysel teyzesine. Ruhuma işledi içime oturdu 😞
AYSEL TEYZEM,
Başını yastığa koyarsın… Zifiri bir karanlık vardır dışarıda.
Mümkün mü uyku?
Dersin ki: “Uzaktayım… Acaba uyumuş mudur sevdiklerim şimdi?”
Benim düşündüklerim, beni düşünmüş müdür?
Şu kimsesiz gecenin kimsesiz bir kimsesi gibi gelirsin kendine.
Aklına hiç gelmeyecek kimseler gelir.
Baştan kaybettiklerin… Sonra bulamadıkların…
En sonunda da kaybedeceklerin gelir.
Birdenbire irkilir gövden, sıklaşır soluğun.
Birini özlemişsindir… Birini görmemişsindir.
Vakitlerdir.
Aklına düşüverir:
“Şimdi ne yapıyor acaba? Nedir ahvali?
Gece varmış mıdır oraya da?
Uyku uzak mıdır ona da?”
Bir sual takılır peşine.
Dersin ki:
“Ben şu anda şu zamanda kalbimden aklıma getirebiliyorsam
bir sevdiğimi…
Acaba bir yerlerde beni de kalbinden aklına getirebilen biri var mıdır şu saatte?”
VARDIR.
Var.
Tüm bunlar olurken seni düşünen biri vardır.
Senin düşündüklerinden biri.
Derdini dert edinen biri var.
İnsan garip.
Çok garip.
Lakin dünya daha da garip.
Zaman geçiyor işte…
Ağlasan da, gülsen de, üzülsen de
zaman kimseyi beklemeden gelip geçiyor.
Geçerken değil;
Geçtikten sonra anlayabiliyorsun
fazlaca olduğunu giden vakitlerin.
İlkokula başladığın zamanı hatırlıyorsun.
Liseyi bitirdiğin günü hatırlıyorsun.
O üniformayı giydiğin zamanı hatırlıyorsun.
Sonra diyorsun ki:
“Bu dediğimden bile neredeyse üç sene geçmiş.”
Sonra soruyorsun kendine:
Ne kaldı geriye?
Kimi akraba, kimi sadece arkadaştı sandıkların…
Geriye ayrıt edebildiğin az insan kalmış.
Binlerce akraban, arkadaşın, tanıdığın olabilir.
Olacak da.
Ama insan onların fazlalığına güvenmemeli.
Bizler sahici dost biriktirmeliyiz.
Sahte akrabalardan ziyade.
Onlar bize mutlu günlerde fotoğraf albümü doldurmak için değil,
kötü zamanlarımızda gönlümüzü doldurmak için gereklidir.
Bir insanın cezaevine girmesi, ölmesi gibidir.
Burası bir bakıma dirilerin kabri gibidir.
İnsan öldüğünde arkasından kimin yaz tutacağını,
kimin atıp tutacağını göremez.
Ama burada yaşarken görürsün.
Sonra dersin ki:
“Evet… Biz evlere sığmayacak kadar çok akraba edinmişiz;
ama bir avuca sığacak kadar gerçek dost edinmişiz.”
Ve işte sen,
onlardan aşağı olmayanlardansın.
Zifiri gecelerde ismi kalpten akla götürülen,
derdi dert edilen,
değeri kalpte saklanan insansın.
Sanma ki mesafeler aşılmaz gönüllerce.
Sanma ki isminden mahrum kalır dualarım.
Vefamız, sevgimiz, dillerden ziyade
kalpleri mesken tutar.
🇩🇪Das ist größer als Basketball
Almaya’nın büyük gazetelerinden biri olan “Münchner Merkur” Almanya’da yeni çıkmış olan “In The Name Of Freedom” ile alakalı tam sayfa haber yaptı.
Haber için tıklayın;👇
https://t.co/ALCORQMofy
Almanya için Amazon linki;
https://t.co/QMl5c6Qsjz
"KHK’lılar, Cumhuriyet Türkiyesi’nin en kaliteli, en vasıflı bürokratlarıydı.
Ülkede bürokratlar yok edilmiş ise aslında devlet yok edilmiştir." @memduhtv
KHKlılarÇözümBekliyor
#KHKlarİptalEdilsin
Bir tanesi şehit kızı olan bu üç harbiyeli pırıl pırıl genç kızlarımızın günahı neydi de bırakın okuldan atılmayı müebbet hapis cezası aldılar ?! Daha o zamanlar 19 20 yaşında olan genç filizleri diri diri dört duvar arasına gömdüler ! Sizler yine özgürsünüz !!!
15 Temmuz gecesi, Türkiye’nin askeri okullarındaki öğrenciler, komutanları tarafından “tatbikat” bahanesiyle kışlalarından çıkarıldı.
Ne olduğunu anlamadan bir kumpasın içine sürüklendiler.
9 yıldır cezaevindeler!
@KeskinEren1
AskeriÖğrencinin SuçuNe
Serie A'da #papara
Yarın
15 Temmuz'da boğazı kesilerek katledilen askeri öğrenci Murat Tekin’in suçsuz olduğu anlaşılmış.
Bu gençlerin suçsuz olduğunu, vicdanını yitirmemiş herkes başından beri biliyor.
AskeriÖğrencinin SuçuNe
Zaman
Yarın MimarSinandayız
Halloween #papara
https://t.co/RzoDO5AALH
Bebeğiyle birlikte hapis yatan KHK'lı öğrt. Şeyma Aslan'ı tahliye edin.
Anne ve bebek Edirne'de tutuklu. Baba ile oğlu kilometrecelerce uzakta, Diyarbakır'da.
Bir aileye bu haksızlığı yapmaya ne hakkınız var @adalet_bakanlik@AYMBASKANLIGI@TCYargitay
Cumhuriyet AdaletleYaşar
KHK'lı imam Sait Nuri Yıldız:
"Yatsı namazından önce cemaatin önünde gözaltına alındım. Namazı kılmamıza bile müsaade etmediler."
#ToplumsalBarı��İçinGenelA
İstanbul Ağır Ceza Mahkemelerinden birinde duruşma dinliyorum. Suriyeli tanık tek kelime Türkçe bilmiyor ama TC vatandaşı.
Gelişmiş ülkelerde o ülkenin dilini belli bir seviyede öğrenmeden kimseye vatandaşlık verilmez, bizde peynir ekmek gibi dağıtılmış.
Erzurum Aziziye Koleji’nde görev yaptığı için 8 yıl 6 ay hapis ceza verilen ve 5,5 yıl yattıktan sonra tahliye edilen KHK’lı öğretmen Ender Gökmen (39), Erzurum’daki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu dün VEFAT ETTİ.
11AylıkEfeyi Kurtarın
GİTTİ...
Koğuş arkadaşımdı… Daha ötesi Komutanımdı… Onu tanımadan önce adını hiç duymamıştım. İşin açıkçası, biz öğretmen subay tayfası genelde okullarda görev yaptığımızdan, kurmay tayfasından bîhaberizdir. Ama içerideylen ve dava arası molalarda ya da dışarı çıktıktan sonra başka bir kurmay subayla karşılaştığımda, kiminle kaldığımı sorsalar ve ben O’nun adını ansam… O an yüzlerindeki ifadeyi görmeliydiniz: O’nu tanımayan yoktu. Nâmı yürümüştü, sizin anlayacağınız.
Ona baktığınızda, kelimelere ihtiyaç kalmadan bir duruş görürdünüz: Sakin, kendinden emin, güven telkin eden bir duruş. Bu güven öyle sıradan değildi… Onunla konuşan herkes zekâsının kıvraklığını, nüktelerinin inceliğini anında fark ederdi. Bir cümlesiyle sizi susturur, bir esprisiyle düşüncelerinizi alt üst edebilirdi. Söylediklerini anlamadan önce birkaç saniye sessiz kalır, “Bunu nasıl düşündü şimdi?” diye içinizden geçirirdiniz.
Birlikte kaldığımız günlerde o ince esprileriyle koğuşun havasını değiştirirdiği çok olmuştur. Fakat bu sadece bir mizah değil, zekânın ta kendisiydi. Onun karşısında konuşmadan önce iki kez düşünürdünüz, çünkü sorgulayıcı bir zihnin karşısında hiçbir ezber cümle ayakta kalmazdı. Üst düzey komutanlara söylediği özlü ama sarsıcı sözler, karargâhta konuşulurmuş.
Onu tanıyan herkes hemen hemen benzer cümleler kurardı: Kimisi çok iyi yetişmiş bir kurmay subay, bir diğeri derin bir hukuk bilgisine sahip usta bir hukukçu, başkasından dünyayı bilen bir entelektüel, parlak bir doktriner ya da vicdanlı bir insan sözlerini duyabilirdiniz.
Görüşleri, sıradan düşüncelerin ötesindeydi. Tabu sayılan konulara cesurca girer, geleceği adım adım analiz ederdi. Yazdıkları, fikirsel sağlamlığı sayesinde çoğu zaman eleştirilmeden kabul görürdü. Çünkü o, kelimeleri bir kalkan değil, bir ışık gibi kullanırdı.
Ama asıl fark yaratan, yaptığı işlerdi. 2011 yılında, TSK Disiplin Kanunu’nu, evrensel hukuk ilkelerine yaslanarak yeniden yazdı. Bu kanun, yıllarca süren sorunları kökten çözmüş ve hâlâ yürürlüktedir. TSK Personel Kanunu ve İç Hizmet Kanunu’ndaki büyük değişikliklerde de onun imzası vardı. Onun yer aldığı bir çalışmada kimse endişelenmezdi. Çünkü o, adeta bir “sigorta” gibiydi. Onu tanıyanlar, “Onun dâhil olduğu çalışmalarda endişeye gerek yoktur” derdi.
Buraya kadar bahsettiğim kişi kim mi? Mustafa Barış Avıalan Albay… Koğuş arkadaşımdı… Daha ötesi Komutanımdı… Bir vefa insanı. Diğergâm bir ruh. Bir arkadaşımız hastalandığında çarşaflarını hiç düşünmeden yıkayan adamdı o. “Benim işim değil” demezdi. Kolları sıvar, sessizce yapardı. Biz yardım etmek istediğimizde ise elimizi bile sürdürmedi. Siz durun, ben halledeceğim dedi.
Hayatının her anında olduğu gibi, son nefesine kadar da değerlerinden taviz vermedi. Haksızlığın karşısında eğilmedi, bükülmedi. Bilgisiyle, vicdanıyla ve inancıyla doğruları savundu. Mahkeme salonlarında yaptığı efsane savunmasını kendisi kaleme aldı. Hatta annesine savunma yapmak istemediğini söylemişti ilkin, Kendisinden sonra öteye göçen rahmetli Hatice anası, “Sen üstüne düşen vazifeyi yap, gerisini Allah’a bırak” diyerek oğlunu ikna etmişti. Aralarında geçen konuşmaları bir şiir halinde kalem almış, bana da okumak nasip olmuştu (https://t.co/BVKaPL6apK). Savunması bir gün tarih kitaplarında yerini alacak niteliktedir. Bulabilirseniz okuyun muhakkak.
Bir gün sohbet ediyorduk. Yerde battaniyenin üzerinde oturuyordu. Bir anda bulunduğu yerden fırlayıp yatağının üstüne oturdu. Ne olduğunu anlayamadığımız saniyeler içerisinde nefesi kesilmiş, kan ter içinde kalmıştı. Zor nefes alıyordu. Uzandı, biraz dinlendi. Çok endişelendik. Bir süre sonra ilk kez kalbinde bir pil olduğunu, uzun süredir bu hastalıkla yaşadığını söyledi. O an anladım: Bu cesaretin arkasında kırılgan ama dimdik duran bir yürek vardı.
Ben altı ay sonra o koğuştan ayrıldım ama ara ara davalarda karşılaştık. Dışarı çıkınca da tanıyanlara sağlığını sordum hep. Ama hastalığı iyiye gitmiyordu. O beklediğim güzel haber bir türlü gelmiyordu. Sağlam girdiği cezaevinde hastalığı ilerledi, gerekli hiçbir tedavi yapılmadı. Ailesi, tedavisi için ellerinden geleni yapmayı teklif etti ama izin verilmedi. En sonunda, “hayati tehlikesi vardır” şeklinde Araştırma Hastanesi tarafından verilen heyet raporuna rağmen tahliye edilmedi ve cezaevinde, mazlum olarak 5 sene önce tam da bugün 15 Ekim’de maalesef vefat etti.
Mustafa Barış Avıalan Albay… Koğuş arkadaşımdı… Daha ötesi Komutanımdı… Yaşamıyla, duruşuyla, vefatıyla… Ardında bir iz bıraktı. Sıradan bir insanın değil, tarihe not düşen bir karakterin izi idi onunkisi.
Allah rahmetiyle muamele eylesin.