Çelenga porsor Dîcle weke wateya navê xwe diherikî. Hemû teh û zinarên ku li pêşiya wê dibûn bend diqelîşand û bi coşa çemê Dîcle diherîkî. Xaka pîroz bi hevalbendiya bi soz û doz, têoşîna bi vîn û jiînê bi sekna şoreşgerî av dida.
https://t.co/HlBoWFOJyG
📌Kandil’de yağmur yağıyor
◾️Kandil’de yağmur yağıyor ama rehavet yağmuru değil. Her an sele dönüşebilecek bir sağanak bile bekleniyor. Gerilla, tedbirini almak zorunda. İstanbul’u sel götürürken tedbirsiz olabilir mi?
https://t.co/5EtR2aUjqY
Link: https://t.co/cUIFFQQWXj
1.TANRIÇA KADINI KATMANI-3
Tanrıça Toplumunun Temel İlkeleri ve tanrıça kişilik özellikleri
Yaşamı Kutsal Görme koruma ve yaratıcılık: Tüm canlılar yaşamın ortak parçalarıdır; yaşamı korumak etik sorumluluktur.
https://t.co/Bgpcjgw1Is
"Ahlak, toplumun politik hafızasıdır." İktidarın bu hafızayı neden hedef aldığını, sömürgeci zihniyetin bizi özgücümüzden nasıl kopardığını anlamak için Önderliğin bu anlatımını mutlaka dinleyin. Belki de asıl yenilgimiz unutmaktır.
#özgürdüşünceler
🔗 https://t.co/daLHzGVMA7
@19Yetmis8 Önderliğin Anlatmak istediği şu Özgürlük sadece dışarıdaki engellerin kalkması değil insanın kendi zihnindeki korku dogma bağımlılık ve sınırları aşmasıdır. Zihin özgürleşmeden mekân değişse bile gerçek anlamda özgürlük yaşanamaz.
Herodot’un sadece savaşları sıralamak yerine o savaşların arkasındaki zihinsel ve sosyolojik kırılmaları deşmesi gibi, biz de bugün tarihin üzerimize örtülen o kalın örtüsünü yırtmak zorundayız.
Politik toplum; kendi kendisini tüm üyelerinin kolektif düşünce, irade ve eylemselliğiyle oluşan kamusal alan üzerinden yöneten toplumdur." Demokrasi yalnızca bir kavram değil; halkın kendi iradesiyle kurduğu ve yaşattığı kolektif bir yaşam biçimidir.
Örgütlü olmak ne demek gerçekten? Sadece bir yapıya isim yazdırmak mı, yoksa ulus-devletin zihnimize kurduğu o görünmez karakollardan tek tek kurtulmak mı? Önderliğin "Kişilik kazanılmadan politik özne olunmaz" vurgusunu hatırlıyorum. Haklı sanırım.
Apocu Kültür Bir Yoldaşlık Kültürüdür.
Manevi yapıya dair olan kavramların içinin boşaltıldığı-boşaltılmaya çalışıldığı bir süreci yaşıyoruz. İnsanlık tarihi boyunca hiçbir çağda olmadığı kadar, içinde yaşadığımız bu kapitalist evrede ve onun düşünsel temeli olan maddiyatçı mantalitenin hedeflediği yapıların başında, insanın manevi yapısını teşkil eden, kutsiyet atfedilen, uğruna büyük bedeller verilen bu kavramlar geliyor.
Anlamsızlaştırılmaya çalışılan bu kavramların, terimlerin başında özgürlük, demokrasi, sosyalizm, devrimcilik ve yoldaşlık geliyor. Herkesin bir “ kendine görelik” yarattığı ve adeta dillere pelesenk edilen bu terimler öncelikle bir anlam karmaşasına uğratılmakta.
Her şey özüyle vardır. Öz, bir şeyin varlık tanımıdır. Öz’den koparılan bir şeyde her şey olabilir, ama kendisi olamaz. Zira kendisi olmaktan çıkmıştır. Dolayısıyla yoldaşlığı ancak kendi özüyle tanımlamakla onun doğru anlamına ulaşabiliriz. Başka şeylere göre değil... .
Yoldaşlık terimi aynı zamanda vatandaşlık ve yurttaşlık kavramına alternatif olarak ortaya atılır. Bir nevi o terimlerin esasına dayalı bağ ile yoldaşlık bağı arasındaki fark ortaya konulmak istenir. Zira vatandaşlık tanımı belirli bir ülke sınırları içinde yaşayan ve o ülkenin hukukuna tabi olan kişiler için kullanılır.
Yurttaşlık esasta 1789 Fransız Devrimi ile birlikte ortaya atılan eşitlik, özgürlük, adalet sloganlarıyla özetlenen fakat özde katı ulus devlet modeli olmanın ötesine gidemeyen Fransız Devrimi'nin bir ürünü. Ancak yoldaşlık, vatandaşlık ve yurttaşlık terimlerinden farklı olarak hiç bir ulus veya devletin sınırlarına hapsolmayan tamamen ideolojik ilke ve prensiplerle birbirine bağlı bir ilişki biçimini belirler. Basitleştirecek olursak, bir İsveç vatandaşı ve yurttaşı aynı zamanda bir İspanyol vatandaşı olamaz ama bir İsveç'li, İspanyol veya başka bir ulustan herhangi biri ideolojik birlik temelinde rahatlıkla bir Kürdistan'lının yoldaşı olabilir.
İdeoloji,bir halkın, sınıfın veya ulusun maddi ve manevi yapısı gözetilerek oluşturulması bir düşünce birliği ilkeler bütünüdür. Toplumun ideolojik yapısı ne ise ilişki yapısı da ona göre belirlenir.Toplumun en küçük biriminden en geniş örgütlenmesine kadar aralarındaki ilişki bağları, ilişki biçimleri genelde toplumun ideolojik düzeyinin bir yansımasıdır.
Her çağın bir ilişki düzeyi vardır. Köleci çağ, köle-efendiilişkisine dayalı bir tarihsel evre olarak bilinir. Kölenin hiç bir hakka sahip olmadığı, silik, efendisinin bir gölgesi durumunda olan, pazarlarda alınıp satılan, hatta yaşamda ölümü bile efendisinin elinde olan bir ilişki biçimi söz konusudur. Bir "hep" ve " hiçler" ilişkisi... Efendi herşeydir,köle ise hiç bir şeydir. Dolayısıyla köle ve efendi arasında sosyal bir ilişkiden bahsetmek zordur. Varolan ilişki efendi-efendi arasındadır. Toplumda güçlü ve saygın olmanın ��lçütü de sahip olunan kölelerin niceliğiyle doğru orantılıdır.
Feodal dönemde çağa damgasını vuran ilişki serf-senyör, yani köylü-ağa ilişkisidir. Köylünün kısmi düzeyde bazı hakları vardır. Örneğin, evlenme-ev kurma gibi... Ancak toprağa dahip değildir. Sadece toprak ağasının sahip olduğu topraklarda geçimini sağlamak için çalışma hakkına sahiptir. Köylülerin toprak sahibi olma hakkı feodal dönemin sonlarına doğru verilmiştir. Burada da toplumsal ilişkilerde ciddi bir orantısızlık mevcuttur.
Kapitalizm:birey- bireycilik temel program pragmatizmadır. İnsanlar arası sosyal ilişki düzeyleri manevi ölçülere değil, çıkar ilişkilerine dayanır. Bu sistem mantalitesi ile gelişen bütün dost-ahbap-arkadaş vb. ilişkilerde sevgiden yoksun, manevi özelliklerin yitirildiği bir ilişki tarzı egemendir. Birbirine güç-destek sunan bir "verme" ilişkisi değil, "alma" ve "tüketme" yaklaşımı esastır.
Hiçbir şey karşılıksız değildir veya karşılıksız yapılan herhangi bir şey "saflı, alıklık ya da "aptallık" olarak değerlendirilir. Biray topluma ve toplumsal olana o kadar yabancılaşmıştır ki, toplumsallığı ifade eden ülke sevgisi, yurtseverlik, halk için mücadele vb. kavramlar adeta alay konusu olabilmektedir.
"En iyi yaşam, tüketime en fazla imkan sunan yaşam olarak anlaşılıyor. Paraya çevrilemez değerlerde ısrar etmek, dostluk ve arkadaşlıkta diretmek, fedakarlık göstermek, başkaları için olmak, kısacası evrensel insanlık değerlerinden söz etmek enayilik sayılır."
Başarı ölçütünün en yakınındaki arkadaşının omuzlarına basarak başını göklere eğdirme olduğu, akıllı olmanın insanları ezerek "başa geçme" olduğu, yaşamın, tabiri caizse bir "kurtlar sofrasından" ibaret olduğu ve bu sofrada yer alabilmek için herşeyin mükah görüldüğü, imzah dahil, her şeyin değerinin para ile ölçüldüğü maddiyatçı bir ilişki tarzıdır.
Kapitalist toplumun yarattığı kişilik güdüler düzeyine indirgenmiş, adeta cinsellik, açlık ve egosunu tatmin için yaşayan manevi değerlerinden düşmüş insan tipini ortaya çıkardı. Her şeyi bir tüketim nesnesine dönüştüren, moral değerlerden düşmüş bencillik ve doyumsuzluğun başat olduğu bu yap�� değişmediği sürece; üretime, paylaşıma, kollektivzme, saygılı yaşama dejenere edip, özünden boşaltmaya çalışır.
Güdü-duygu-düşünce dengesi... kişiliğin terbiye edilmesi ve dönüşümü için bu üçü arasında bir dengeleşme halinin yakalanması gerektiğini biliyoruz. Örneğin, güdülerin duygulara baskın gelmesi; duygu ve düşüncelerin körelmesi, salt güdülerle hareket eden, deyim yerinde ise hayvanlaşmanın eşiğine gelmiş insanı yaratır. Mevcut kapitalist toplum bunun en bariz örneğini oluşturur.
Ya da duyguların, düşüceye baskın gelmesi... Olaylar kaşısında duygusal davranıldığı değerlendirmesi ile hepimiz karşılaşmışızdır. Kendi başına salt duygu veya salt düşünce yoktur. Duygularla örülü düşünce veya düşüncelerle örülü duygular söz konusudur. İkisini birbirinden ayrı ele almak, yetersiz bir değerlendirme olur. Yanıbaşımızdaki bir yoldaşımızın bir yeri acıdığında, başına bir şey geldiğinde yüreği sızlamayan, o acıyı yaşamayan, yüreğinde hissetmeyen insan var mı? Elbette ki duygusal olacağız. Fakat törpülenmesi ve dengelenmesi gereken fevri davranışlar, genel yaklaşımlardır.
Aynı şekilde düşüncenin orantısız bir şekilde bunlara baskın gelmesi de değerlendirilmesi gereken bir diğer olumsuzluktur. Bu durum analitik zekanın, çıkar-menfaat ikilemine dayalı zihniyet örgütünün oluşmasını sağlar. Bazı durumlar karşısında "akıl ve vicdan tutulması" diye eleştirdiğimiz negatif davranışların çoğu bunun bir sonucudur. Onun için her üçünün denge hali, davranış bütünselliği ve sağlıklı bir kişilik yapılanması için olmazsa olmaz kabilinden bir durumdur. Unutmayalım ki evrende bile her şey bir denge hali, dengeleşme durumudur.
· Yoldaşlık bir kişilik yapılanması, bir bilinç düzeyidir. Zihinsel donanım ve felsefi derinlik kazanmayan her kişilik yüzeysel kalmaya mahkumdur. Yüzeysellik bir vasatlık ve sıradan olma biçimidir. Sıradanlık; aynılaşma ve ayırt edici niteliklerin aşınması, yitirilmesidir.
Devrimci yaşam ve felsefede kişiler ve olaylar değil, ilkeler ve düşünceler vardır. Yoldaşlık, bir ilkesel bütünlük ilişkisidir.
Yoldaşlık en geniş tanımıyla devrimci yaşam ve ilkelerde bütünleşmek, bunun ideolojik ve felsefi amaçlarını özümsemek ve eylem birliğinde pratikleşmektir.
Oysaki, yoldaşlık ilişkisi en başta manevi ve ideolojik esaslara dayalı bir ilişkidir. Yoldaşlık ilişkisi çıkarsız, hesapsız, emek, sevgi ve paylaşımcılığa dayalı birbirini yücelten, insani değerlerin geliştirdiği bir birlik ilişkisidir.
Yoldaşlık ilişkisi "benimseme" ile başlar. İlk aşama mücadeleyi tasvip etme, benimseme, ardından onun ideolojik ilkelerini özümseme ve eylem birliğinde pratikleşme ile devam eder. Bir şeyleri benimseme bir şeyleri reddetme anlamına gelir. Benimseme ne ise, ona karşıt olunan şeyi reddetmeyi gerektirir.
Karşıtı olunan sistemin anlayışı, kültürü ve yaşam biçimini, kişilik ve üslup reddetmeden, ideolojik bir yapı ve onun gerektirdiği yoldaşlık ilişkisinden bahsetmek mümkün değildir.
· " Anlamın ve hissin yaşattığı insan en güçlü insandır."
· Toplumun kendi içinde yarattığı ilişki düzeyleri, genelde toplumsal hafızayı oluşturan kültür, sosyalite, manevi-ruhsal yapı ve ideolojik kimlik üzerinden şekillenir.
1. Ahbap-çavuşluk ilişkisi: Genelde aynı sınıf esasına dayalı geliştirilen ilişkilerdir. Günümüzde daha çok aniyane tabirler "kankalık” olarak tanımlanmaktadır. Kankalık, özde ahbap-çavuşlukla aynı anlam ve içeriğe sahiptir. Bu ilişki tarzında eleştiri yoktur. Birbirini eleştirme veya yetersiz yanlarını sorgulama, o ilişkinin bitişi anlamına gelir.
Önderliğin deyimi ile "pamuk ipliğine bağlı" ilişkilerdir. Hassas ve kırılgan bir ilişki tarzıdır. Sorgulayıcılık yerine, kuru ve temelsiz övgülerin yoğunca yapıldığı, idareci mantığın hakim olduğu, günübirlik bir ilişki tarzıdır.
İşbirlikçilik- sırdaşlık: Geniş yelpazeli ilişki biçimlerini kapsar. Toplumda değişik arkadaşlık ilişkileri mevcuttur. Bu ilişkilerin biçimleri toplumdan topluma, hatta çağdan çağa farklılık arz eder. Sözgelimi tarihte Gılgamış ve Enkidu'nun arkadaşlık ilişkisinden çokça bahsedilir. Bu ilişki genelde karşılıklı fedakarlık ve feragata örnek olarak gösterilir. Oysa ki, Gılgamış Destanı farklı bakış açılarıyla irdelendiğinde görülecektir ki, Gılgamış ve Enkidu'nun arkadaşlığı temelde fedakarlığa değil, menfaate dayalı faydalanma ve kullanım ilişkisidir. Zira Gılgamış, Kürt aşiret lideri Hunbaba'yı düşürmek için, onunla aynı etnisiteden olan Enkide'yu Theptila aracılığıyla kandırıp, mensubu olduğu etnisiteye ihanet etmek suretiyle, onu Hunbaba'nın üzerine saldırtır. Hunbaba'nın öldürülmesini, Gılgamış, Enkidu'nunihabeti sayesinde başarır.
Gerek tarihsel-toplumsal, gerekse de güncel örnekleriyle olsun, arkadaşlık ilişkileri her zaman içinde bulunan toplum, sınıf, sosyal çevre vb. özelliklere göre farklı biçimler alır. Ancak tümünün ortak özelliği, karşılıklı duygu uyuşmasına dayalı olmasıdır. Bir nevi ortak özelliklerin bulunmasıdır. Fakat bu ilişki köklü bir amaca, ideale dayalı değil, yüzeyseldir. Birbirinin artı ve eksilerini onaylayan bir ilişkidir.
PKK'de yoldaşlık ölçüleri diğer, devrimlerden daha net ve keskin hatlarla belirlenir. Sözgelimi bir Çin Devrimi'nde kişilik dönüşümü veya sınıf savaşımı değil, Çun Kay Şek iktidarına karşı olmaktır, aranan ölçü. Devrim, bunun sancılarını da en çok uzun yürüyüşte çeker.
Veya bir Vietnam'da Diem'in dikta rejimine karşı olmak, Amerikan işgaline karşı durmak en temel kıstastı. Zira bu ülkeleri işgal eden güçler aynı coğrafyada bulunmayıp, farklı ülkelerden (Çin artı Japonya, Vietnam artı ABD) gelip işgal ettikleri için kültürel yapı, kimlik vb. alanlarda sosyal ve siyasal anlamda kalıcı bir tarikat yaratmamışlardır.
Oysa Kürdistan'da yüzyıllara varan planlı bir asimilasyon politikası yürütüldü. Türk kültürünü dejenere etme, özünden boşaltma hatta kötülüğe dair tek bir yaşam damarı bırakmamacasına hem kızıl katliam(jenosid), hem de beyaz katliam(asimilasyon) politikalar yürütüldü. Onun için en büyük savaşımımız kişiliklerde yürüttüğümüz savaştır.
Savaş önce beyin ve yürekte gerçekleşir. Zira beyin ve yüreği bizim olmayanın pratiği de bizim olamaz. Kişilik dönüşümünü gerçekleştiremeyenin doğru temellerden örgüt çizgisiyle bütünleşmeleri ve yoldaşlık yapmaları beklenemez.
Kürdistan tarihinin ihanet ve işbirlikçilikle örülü olması, Kürt kültürel ve komünal değerlerinde müthiş bir deformasyonu yaratırken Apocu kültür bu anlamda yeni bir toplumsallığı yarattığı oranda yeni bir komünalite anlayışı da ortaya çıkarmıştır.
Yoldaşlık ilişkileri yeni toplumsallığımızdır. Yoldaşların birbirleriyle ilişkileri, Kürt toplumsal yaşamında ölmeye yüz tutan komünal değerlerin yeniden ruh kazanması kadar özgürlükçü yeni değerlerin yaşamsallaştırılması temelindedir. Yiğitlik ölçüleri yeniden yaratılmıştır. Arkadaşlık ölçüleri, kardeşlik ölçüleri, dostluk ölçüleri ve diğer tüm toplumsal ilişki biçimlerine getirilen ölçüler yeniden oluşturulmuştur.
PKK ile dar, ahbap çavuş, bölgeci, soycu ya da dostluk adı altında gelişen ilişkilerin toplumsallaşma anlamında bir değer ifade etmediği görülmüştür. Yoldaşlık ilişkileri yeni toplumsallığın ölçülerini ortaya koyarken PKK kadroları kadar Apocu kültürden etkilenen tüm kesimlerde yeni bir hitap, yeni bir dil yaratmıştır. Bugün halkımızın büyük çoğunluğu birbirine Heval diye hitap etmektedir.
Bacı, kardeş, anne teyze, amca vs ünvanların da bir anlamı vardır ama Heval kelimesinin anlamı, Apocu kültürü kendinde toplayan bir devrimsel karakter taşımasından ve toplum bireylerinin yaşayacağı özgür ilişkileri anlatmasından kaynaklı olarak bambaşkadır.
Yoldaşlar birbirine güvenir, birbirini sever. Güven ve sevginin soyut kavramlar olmadığını, emekle, kendini ve birbirini yaratarak gerçekleşeceğine olan inancı gösterir. İnanıp güvendiği kadar destek verir. Yoldaşlık bir tamamlanma ilişkisidir. Kendindeki eksikliği almasını bilmenin mütevaziliği kadar fazlalığı vermesini bilmenin vericiliğini yaşamaktır. Apocu kültür bir yoldaşlık kültürüdür. Önderliğimiz buna hakikat yoldaşlığı dedi, insan-ı kâmil dedi.
Kendisini, tüm benliğiyle, ruhuyla ve bedeniyle, yoldaşıyla birlikte hissetme durumunun ortaya çıkması, yeni toplumsallık kararının keskinliğiyle bağlantılıdır. Klan toplumunda nasıl ki klanın dışına çıkmak ölümle eşdeğerse, tabu denen ahlaki yasaları uygulamamak yok olmakla eşdeğerse aynı şekilde yoldaşlarıyla olmamak ve yoldaşlarıyla birlikte yaşamanın özsel kurallarına göre yaşamamak da yokolmakla eşdeğer algılandığından yoldaşlık ilişkileri yeni toplumsallığın temeline yerleştirilmiştir. Apocu kültürün temelinde yeni toplumsallığın yoldaşlığı vardır.
Her şeyin en iyisini yoldaşı için isteme, görevlerin en zorunu kendisi üstlenerek yoldaşlığı yüceltme, fedakârlık olgusunun yeni anlamını da ortaya koymaktadır. Yaratılacak yenide, kendisinin yaratacağı değerlerin olması, her bireyin katacağı emekle yaratılan yenide kendini bulması ve bu yolla kendini yaratması gerçeği vardır. Yoldaşlık gerçeğinde birbirine destek olma, birbirini tamamlama vardır. Birbirine acıma, zavallı görme ya da benzer nesneleştiren ikilemlerin tuzağına düşmek yoktur. Eksik, zayıf ve yanlış olanı red, yeniyi yaratmanın temeline yerleşir. Çünkü yanlış olan düzeltilmezse yeni yapılamaz.
Önderliğin zayıf insandan nefreti, zayıflık durumun insana yakıştırmamasından kaynağını almaktadır. Bizde kimi zaman açığa çıkan ise acıma duygusudur.
Apocular zavallı olamayacağı gibi yol arkadaşını da zavallı göremez. Bir insana acımak, bir devrimcinin devrimciliğinin bitmesidir.
Devrimci kişi, zayıf olanı reddedemiyor ve yardıma ihtiyacı olana destek olamıyor, onu tamamlayamıyorsa, birlikte yan yana yürünecek bir yol arkadaşlığı yaratamıyorsa zaten devrimciliği bitmiştir.
Bir insana acımak ile bir topluma acımak aynı şeydir. Şimdi bizi en çok öfkelendiren bir durum da sömürge halkların ya da devletlerin Kürdistan halkına acıması değil midir? Eğer bir topluma acınması kabullenilmezse bir bireye acımak da kabullenemez.
Acımak (dıl şewtandın), statik ve geri bir duygudur. Değişmez, değiştirmez.
Yeniyi yaratmaya yönelmez. Ne oluştuğu ne de yöneldiği kişide bir akış, yenilenme ya da yaratım başlatabilir. Sadece hâkim sistemin sahte vicdan söylemlerini tatmin edebilir ki bu da devrimciler için kabullenilmezdir.
Yine yoldaşının yanlışına öfke duyabilmek de Apocu kültürle birlikte gelişen bir ölçüdür. Düşmandaki yanlışlıklara öfke duymak düşmana yönelim getirebilir, onu değiştirmeye ya da alt etmeye yöneltir.
Yoldaşın yanlışına öfke duymak ise yoldaşın yanlışını ortadan kaldırmaya, yanlışın yerine ise doğru olanı koymaya yönelimi getirir.
Bu anlamda yoldaşının yanlışına öfke duymayanın, geri, eski ölçülerle korumacılık adında kayırma yaklaşımlarının yoldaşlar topluluğunu büyütmeyeceği, kesinlikle düşman anlayışların yaşamasına müsamaha göstermek olacağını bilmek gerekir.
Apocu kültürü oluşturan temel bir özellik de adanma gerçeğidir. Bu salt kendinden vazgeçiş anlamındaki bir çilecilik değildir.
Adanma, kendini varetmek için sistemin dışına çıkma kararlılığını verme, bunun bedellerini göze alma ve kendini yeniyi yaratmaya adama olarak algılamalıdır. Bir lokma bir hırka felsefeci de salt çilecilik olarak algılandığından yeni toplumsal kültürümüz bazında üzerinde durulmayı gerektirmektedir.
BU KONUDA YAŞANAN YETERSİZLİKLE
Hala hareketimizin stratejisini ideolojik amaç ve hedeflerini bilmeyen arkadaşlarımız var. Üstelik bunu öğrenme çabası göstermeyen, arayış ve merakına girmeyen arkadaşlarımız... Bir demokratik konfederalizm projesini kaç arkadaşımız doğru-düzgün biliyor? Herkesin ideolojik özünü oluşturan temel bileşenlerini bilmeyen birisi neyin kadro, militan ve yoldaşlık ölçülerinden bahsedebilir?
Yoldaşlık kavramına, ilişkisine sıradan yaklaşım, hareketin en büyük ideolojik değerlerine sıradan yaklaşım olur k, bu da en hafif deyimle bir gaflet durumudur.
Bir diğer yaklaşım da yoldaşlığı idealize etme yaklaşımıdır. Adeta dinlerin kutsal kitabında meleklere atfedilen özelliklerin yoldaşlıktan beklenmesi, en ufak bir hata veya yetmezlik karşısında da hayal kırıklığına uğrama durumudur. Bu yaklaşım bir nevi yoldaşlık kavramını ve onun ölçülerini soıyutlama yaklaşımıdır. Şunu belirtelim ki, hedef ve ütopyalarımızdan tutalım da, yaşam ve ilişki ölçülerimize kadar her şey insansaldır ve isteyen her insanın özveri, çaba ve kişilik dönüşümüyle rahatlıkla ulaşabileceği ölçülerdir. Bunları idealize etmek, ulaşılmaz-erişilmez kılmak, bu ölçüleri soyutlamanın bir diğer adıdır.
"ÖRGÜT YANINIZDAKİ YOLDAŞINIZDIR”
Örgüte olan bağlılığın, sadakatin, sevginin yoldaşına verdiğin değerle ölçülür. Yanı başındaki yoldaşını sevmeyen, ona güç-destek sunup, onu yüceltmeye birinin yoldaşlığı paylaşımcılığı, özgürlük ruhu ve bilineni, direnişin ve ortak bir tarzın adıdır.
Eğer yoldaşlık bir düşünce, duygu yoğunluğu ve ruhsal birliktelik olayıyla, o halde kutsal bir sorumluluğu yerine getiren müminler gibi, büyük bir aşkla-şevkle ve bin yıllar özgürlük özlemiyle yanıp tutuşan bir halkın umudu olduğumuz bilinç ve kararlılığıyla sorumluluklarımızın gereklerini yerine getirebilmeliyiz.
"Ahlaki ve politik toplum, kendi öz gücünü fark ettiği an hiçbir hegemonik yapı onun karşısında süreklilik kazanamaz."
-Önder Apo
Ey zarokê wê axê, dilê te bi qasî çiyayên me mezin e. ⛰️
Tebîta te pîroz be. Tu pir bijî! ♥️
Berlin-Dahlem. Irk Hijyeni Araştırma Merkezi, Reich Sağlık Bürosu (RHF) bünyesindeki raflarda denek olarak kullanılan Roman’ların başlarının alçı kalıpları bulunuyor.
Bu kalıplar, denek olarak kullanılan Roman’lar katledilerek alınıyor.
Hafıza bir silah,
dayanışma bir isyandır.
Mustafa Karasu, Rız Altun'u anlatıyor: .".. Özellikle Rıza arkadaş gibi eylemci, militan, gözükara bir arkadaşın katılması hem Ankara’da etkimizi, itibarımızı hem de eylem gücümüzü artırmıştır. Gerçekten Rıza tam bir militandır, eylemcidir. Ankara’dayken de yine bir düşünce gücü var, arkadaşlarını ikna gücü var ama tabii eylem gücü öne çıkıyor. Rıza’nın eylemciliği, militanlığı, yiğitliği, gözüpekliği, gözükaralığı herkese güven veriyor. Yani Rıza yanındaysa güvendesin, militansın. Herhangi bir saldırı karşısında karşı koyacak birisidir." (ANF)