İki kez beraat ettiği davadan üçüncü kez yargılanan Ekrem İmamoğlu’nun mahkeme salonunda bulunma hakkı, akıllara durgunluk verecek bir "arıza" bahanesiyle engelleniyor: Silivri’den Kartal’a 60 kilometre yol gittikten sonra arızalandığı söylenen bir araçla, aynı mesafeyi geri dönerek cezaevine ulaşmak...
Üstelik en temel insani ihtiyaçların bile "beklesin" denilerek reddedildiği bu kabul edilemez süreci, Ekrem İmamoğlu duruşma hakimine bizzat SEGBİS ekranından aktarmak zorunda kalıyor. Aylardır Silivri’de tutulan bir insanın adaletin huzurunda, mahkeme salonunda fiziken bulunmasından bu kadar mı çekiniyorsunuz; neyden korkuyorsunuz?
Bu yollardan vazgeçin.
Hukuk, kişiye özel tasarlanan ve mantık sınırlarını zorlayan bu tarz senaryolarla yürütülemez. Adil yargılanma hakkının eksiksiz uygulanması anayasal bir zorunluluktur.
Ekrem İmamoğlu, Anadolu Adliyesi'ne getirilirken yaşadıklarının "tarihi bir zulüm ve işkence" olduğunu söyledi:
"Saat 07.20’de koğuştan alındım ve 07.30’da cezaevinden çıkarıldım. 60 kilometre yol gittikten sonra araç durdu. Kaput açılıp kontrol edildi, daha sonra araç geri dönmeye başladı. Aracın arıza yaptığı ve bu nedenle geri dönüldüğü söylendi. Ben de 'Bir dakika, ne yapıyorsunuz? Arıza yaptıysa neden geri dönüyoruz? Arızalı bir araçla geri dönmek nasıl bir çözüm olabilir?’ dedim
Aracın gerçekten arızalı olduğuna inanmadığımı söyledim. 'Bu yapılan yanlışa ne Türk askerini ne de şoförü alet etmeyin' dedim. Bunun ayıp, yazık ve günah olduğunu söyledim. İtiraz ettim, sesimi yükselttim. Daha sonra kapıyı kapattılar ve beni tekrar araca bindirerek cezaevine geri götürdüler
Bir başsavcının egosu zedelenecek diye, bir başsavcının adil yargılanmamı engellemeye yönelik tutumu nedeniyle gece yarısı ya da sabah saatlerinde bir talimat verilmiş ve benim duruşma salonuna gelmemem için bir tezgâh kurulmuştur
Bu tezgâh işletilmiş ve ben ciddi anlamda psikolojik işkenceye maruz bırakılmış durumdayım. Bu ilk değildir, son da olmayacaktır. Bugün yaşanan tarihi bir zulümdür, işkencedir. Bu işkenceye sebep olanlar hakkında işlem yapılmasını mahkemenizden talep ediyorum. Bu konuda avukatlarımla acilen görüşmek istiyorum. Bu bilinçli bir işkencedir
Canlı canlı işkenceye tabi tutuluyorum. Ayrıca bana yalan söylendi. Araç arızası denilerek bu ülkenin askeri ve komutanları bir başsavcının talimatına alet edildi. Tarafıma gerçeğe aykırı bilgi verildi"
Sevgili gençler, zaman bir kurtarıcı bekleme zamanı değildir.
Sizin hür fikriniz, hür vicdanınız sizin için en doğru rehberdir. Bu ülkenin aydınlık yarınlarını kurmak hepimizin üzerine düşen bir vazifedir.
Sonunda hem kendi geleceğinizi kurtaracak hem de sizden sonrakilere gururla anlatacağınız bir özgürlük destanınız olacak.
"Sen itirafçı ol ben de senin oğlunu MYK'ma alıp daha 25 yaşında genel başkan yardımcısı yapayım, siyaseten önünü açayım" demek rüşvetin bizatihi kendisidir. Dalga mı geçiyorsunuz arkadaş siz?
Ferdi Zeyrek'in kızı Nehir Zeyrek: "Vicdansızlığı yapan insanları baba ocağında görmek bizi çok üzdü"
"Babam yaşam mücadelesi verirken atılan manşetleri, çizilen karikatürleri ve yapılan paylaşımları unutmadım. O gün hastane koridorlarında bir mucize bekleyen bir aile ve yüzbinler vardı. Biz nefesimizi tutmuş bir haber beklerken, bazıları acımızla alay etmeyi tercih etti.
Bugün ise o günlerde bu vicdansızlığa ortak olan insanların, “evimiz” dediğimiz baba ocağında bulunmalarını görmek bizi çok üzdü.
Ablam olarak gördüğüm Gülşah Durbay’a yapılanları da, babama yapılanları da, yas tutan insanlara reva görülenleri de unutmadım. Bazıları zaman geçince her şeyin unutulacağını sanıyor ama yanılıyorlar.
Gün gelir, devran döner. Herkes söylediği sözün, attığı manşetin ve yaptığı tercihin karşısında durmak zorunda kalır."
Tarihin görmediği kardeşlik ruhunu bana yaşatan Genel Başkanım Özgür Özel’e teşekkür ediyorum.
Tarihin en doğru tarafında duran Mansur Yavaş’a teşekkür ediyorum.
Bütün yol arkadaşlarıma, bürokratlarıma teşekkür ediyorum.
Ruhumuz Kuvay-ı Milliye ruhudur. Hazır olun; çocuklar, kadınlar, halkımız tarihin en büyük yürüyüşünü başlatacaktır.
Kemal Bey üstüne alınmasın lütfen, bu kişisel bir mesele değil.
BirGün koltuk sevdalılarıyla, siyaset esnaflarıyla, rant müptelalarıyla, kurnaz işbirlikçilerle, medet umduğu kapılar yüzüne kapandıktan sonra kendi ikbali için ağız değiştiren hokkabazlarla eskiden beri hiç iyi anlaşamıyor.
Dün küfür yedikleriyle bugün kol kola girenleri, seçilemediği yere atanmayı içine sindirenleri, kendi evine hırsız gibi girenleri, zalimle kavga etmek yerine onu alt edenlere saldıracak kadar gözü dönen riyakâr muhalifleri hiç ama hiç sevemedi bu gazete...
BirGün tüm pirüpaklığıyla, güvenilirliğiyle ve tutarlılığıyla her zaman halkın onurlu mücadelesinin yanında oldu. Bu yüzden de sevildi, benimsendi. Patronsuz olmasına rağmen asla sahipsiz kalmadı.
Huyu kurusun, böyle bir gazete işte.
O nedenle Kemal Bey ve butlancı şürekâsı TGRT-TV 100’den gözünü ayırmasın. F. Uğur’u ve C. Küçük’ü pusula gibi takip etsin. Nasıl olsa “derin üzüntü” duyulacak tek şeyin kendi acıklı hikâyeleri olduğunu idrak edebilecek noktayı çoktan geçmişler.