Zaten olması gereken şeyleri bir lütuf yapmış gibi sunan insanlara hep şaşırıyorum. Hata yapıyor mesela, özür dilemesini bir lütufmuş gibi sunuyor. Ne alaka mesela? Sanki yapması gereken en temel şeyi yapınca ona madalya takmamız gerekiyormuş gibi davranıyorlar. Bir yanlışı fark edip telafi etmeye çalışmak ya da kırdığı kalpten ötürü pişman olmak ekstra bir iyilik değil ki, zaten olması gereken şey. İşin asgari sınırı, başlangıç noktası bu. Bunu bir büyüklük, bize lütfedilmiş bir sadaka gibi pazarlamaya çalışmak gerçekten çok tuhaf.
Sorumluluk almak kimseyi kahraman yapmaz, sadece olması gereken olgunluğa getirir. Sözünü tutmak, saygılı olmak, haksız olduğunda geri adım atmak birer lütuf değil; insan olmanın en temel kuralı.
Yaş aldıkça insanın tahammülü azalıyor. Gereksiz insanlara, sahte ilişkilere, gürültüye karşı sabrın yavaş yavaş tükeniyor. Eskiden görmezden geldiklerine artık göz yumamıyorsun. Çünkü insan zamanla neyin değerli, neyin sadece vakit kaybı olduğunu daha net görüyor. Herkesle konuşmak istemiyorsun mesela, her ortamda bulunmak, her çağrıya cevap vermek zorunda hissetmiyorsun kendini. Kalabalıklar içinde bile yalnız kalabilmeyi öğreniyorsun. Sessizlik, bir zamanlar kaçtığın bir şeyken şimdi en çok aradığın şeye dönüşüyor.
Bu yüzden eksiltmeye başlıyorsun hayatını. İnsanları, alışkanlıkları, seni yoran ne varsa… Azalttıkça hafifliyorsun. Azaldıkça derinleşiyorsun. Ve en sonunda fark ediyorsun ki, mesele çok şeye sahip olmak değil; doğru olanla, gerçek olanla yoluna devam edebilmek. Artık kimseyi ikna etmeye çalışmıyorsun, kimseye kendini anlatma çaban kalmıyor. Seni anlayan zaten anlıyor, anlamayan için ise yorulmaya değmiyor...
“eskiden çok önemli olan şeyler artık hiçbir şey ifade etmediğinde, ama yine de orada bir boşluk olduğunda, hiçbir şeyle dolduramayıp boşluğu bağrına bastığında.”