Sen hayatın boyunca kafanın içindeki eski anıları toparlayıp bitmiş şeyleri düzeltebileceğini sanıyorsun ama her gece yatağa uzandığında evrenin en acımasız fizik yasasıyla kavga ediyorsun ve o kavgayı hep kaybedeceksin. Fiziğin en temel yasası olan termodinamiğin ikinci yasası çok net bir şey söyler: Evrendeki her şey amansız bir düzensizliğe, kaosa ve yıkıma doğru akar. Buna entropi denir. Masadan yere düşüp kırılan cam bir bardağın molekülleri asla kendi kendine bir araya gelip o bardağı eski haline getiremez.
Sönen devasa bir yıldızın enerjisi geriye doğru bükülüp o yıldızı yeniden parlatamaz. Zamanın sadece ileriye doğru akmasının, o meşhur zamanın okunun tek sebebi evrendeki bu geri dönüşsüz yıkım zinciridir. Fiziksel olarak geçmişe gidemezsin çünkü evren yıkılan hiçbir şeyi eski yerinde tutmaz ve her saniye her şeyi biraz daha eskitip dağıtır. Ama kısım şu, insanın en büyük trajedisi bu evrensel yasaya kafa tutmaya çalışmasıdır.
Bizler biten ilişkileri, kopan bağları, söylenen acı sözleri ve çoktan enkaza dönmüş eski anıları zihnimizde parça parça birleştirip o kırık bardağı yeniden ayağa kaldırmaya çalışırız. Zihnimiz bize bir illüzyon sunar ve yeterince düşünürsek, doğru anı beklersek her şeyin eski haline dönebileceğini fısıldar. Oysa evrenin kuralları nettir. Bir kez kırılan, bir kez yönünü kaybeden hiçbir şey kozmik düzeyde eski yerini bulamaz. Bir fincan kahveye sütü döktüğünde o süt kahveye karışır ve ne yaparsan yap o sütü kahveden tekrar saf bir şekilde ayıramazsın. İnsan ilişkileri de tam olarak böyle çalışır. Zamana karşı direnmek, kafanın içinde bitmiş bir şeyi yaşatmaya çalışmak evrenin en güçlü yasasıyla tek başına savaşmaktır. Entropi sadece yıldızları ve cam bardakları değil, senin hayatını da yönetiyor. İnsan ancak geçmişin o dağılan parçalarını serbest bırakıp o amansız düzensizliğin akışına teslim olduğu an kendi içindeki zamanı yeniden doğru yöne akıtabilir. Kırılan bardak bir daha asla su tutmayacak.
Yani diyorsun ki herhangi bir devlet dairesinde çalışan birisinin 40 dakikasi ile öğretmenin 40 dakikasi aynı-;))(
Di mi her ikisi de 40 dakika 😀😀😀😀 Ah Abidin ah ne desek boş
Yetişkinler olarak işi gücü bırakıp yapmamız gereken bir şey var: Çocuklarımızla ilgili duyduğumuz kaygıları gözden geçirmek ve öncelik sırasını değiştirmek. Odasında sessizce oturan ve önünde ekran, kulağında kulaklıkla saatler geçiren çocuğumuzun ne yaptığını, kimlerle yazıştığını bilmiyorsak, son girdiği deneme sınavında kaç net yaptığını bilsek ne yazar!
Bu arada böyle yazınca birileri hemen, “Tespit iyi de çözüm ne kardeşim?” diyor. Çözüm şu;
- Çocuğum okusun da ne okuduğu çok önemli değil demeyeceksin. Çocuğun okumayı öğrenirken yaşadığın kaygıyı ve heyecanı, ne okuduğu konusunda da yaşayacaksın.
- Çocuğun daha Fatih Sultan Mehmet’i tanımadan, Kötü Çocuk kitabındaki Meriç karakteriyle tanışmasına izin vermeyeceksin. Çocuğunun hayran kontenjanını boş bırakmayacak, önce iyi insanları sevmesini sağlayacaksın.
- Çocuğun daha kendi kültürünü tanımadan, yabancı kültürlere vize çıkarmayacaksın. Milli bilinç oluşmadan küresel vatandaşlık vizyonuna kafayı takmayacaksın.
- Kariyerin için full-time çalışırken, çocuğuna part-time ebeveynlik yapmayacaksın. Eğer bunu beceremiyorsan da yarı zamanlı işten tam zamanlı sigorta beklemeyeceksin.
- Çocuğunu ekran karşısında saatlerce boş bırakmayacaksın. Teknoloji kullanımı konusunda evde hiçbir kural oluşturmadıysan, suçu teknolojiye atıp kendini aklamayacaksın.
- Ailecek kamera karşısına geçip beğeni almak için saçma sapan videolar çekmeyeceksin. Mahremiyet olmayan eve mahcubiyetin giremeyeceğini bileceksin.
- En önemlisi de birileri senin çocuğunu ağına düşürmek için gece gündüz çalışırken sen yatmayacaksın. Her akşam sosyal medyada ona buna laf yetiştirerek memleketi kurtarmak için harcadığın zamanı, çocuğunu iyi yetiştirmek için harcayacaksın. Herkes çocuğunu iyi yetiştirirse, memleket zaten kurtulur. Bunu aklından çıkarmayacaksın.
Alın size çözüm!
Türkçe dahil 8 dil biliyordu;
Almanca, Fransızca,
Farsça, Bulgarca,
Rusça, İngilizce, Arapça.
Düşün, sen şimdi "zamanım yok" diyorsun.
Adam 57 yıllık ömründe 11 savaşa katılıp, 10'dan fazla kitap yazıp, 4 bine yakın kitap okudu.
Edebiyattan anladı; şiir yazdı,
Müzikten anladı; şarkı soyledi, enstrümanlara isim verdi, sanatı destekledi.
Ata bindi,
yüzdü,
koştu..
Dans etti.
Kaç devlet adamı gördünüz dans ederken?
Vals de yaptı, Zeybek de oynadı.
Hayvanı da sevdi, ağacı da toprağı da..
Matematikten de anlıyordu, fenden de tarihten de.
24 madalya 7 nişan alırken matematiği yazdı, medeniyeti yazdı..
Sadece kendi ülkesinde degil bir zamanlar savaştıgı ülkelerde bile anıtı var.
Ve hatta düşmanını bile ölüm döşeğinden kaldırıp cenazesinde saygı duruşunda bulunduran bir adam.
İşte O benim Ata'm.
#23Nisan
Hiç Sordunuz mu,
Neden bir tane bile ev, bir tane bile saray yapmadı da, 48 tane fabrika yaptı diye ?
Sormadınız.
Siz onun Devrimciliğini nerden bileceksiniz ?
Hiç Sordunuz mu,
Neden kendine teklif edilen makam ve mevkileri kabul etmedi de, bütün rütbelerini söküp, Samsun'a çıkarak her şeye sıfırdan başladı diye ?
Sormadınız
Siz onun Cumhuriyetçiligini nerden bileceksiniz ?
Hiç Sordunuz mu,
Neden Paşalar gibi, Saraydan boğazı seyretmek yerine, yıllarca Cephe cephe gezdi, ömrünü savaş meydanlarında tüketti diye ?
Sormadınız.
Siz onun Milliyetçiliğini nerden bileceksiniz ?
Hiç sordunuz mu,
Neden Beyoğlu diye diye, Konak diye diye değil de, Selanik diye diye yandığını, ağladığını ?
Sormadınız.
Siz onun Vatanseverliğini nerden bileceksiniz ?
Hiç Sordunuz mu,
Bir ömrün Vatan ve Özgürlük uğruna neden ve nasıl seve seve feda edildigini ?
Sormadınız.
Siz onun kıymetini nerden bileceksiniz ?
Anneler, babalar bu gönderiyi sonuna kadar okuyun.
Çocuğunuzun bilgisayarda nerelere girdiğini, neler yaptığını, açtığı programları nasıl takip edebilirsiniz? ++
SİSTEM:
*Dersini düzgün işleyeni değil etkinlik peşinde koşanı,
*Kuralları uymaları için uyaranı değil görmezden geleni,
*Öğrencileri için fedakarlık yapanı değil dosya-evrak depolayanı,
*Öğretmen beyanını değil veli-öğrenci ifadesini,
*İşini yapanı değil bol bol fotoğraf çektireni,
*Kendi öğretmenini değil dışardan protokol yaptıklarının elemanlarını,
*Yanlış gördüğünü eleştireni değil yalakalık yapanı,
*Liyakati değil referansı ödüllendirirse…
Sistemin çıktısı da sıkıntılı olacaktır.
Okullardaki din dersleri...
1- Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
2- Hz. Muhammed'in Hayatı
3- Temel Dinî Bilgiler
4- Kur'an-ı Kerim
5- içeriği din dersine çevrilen felsefe dersleri
-Ayrıca 90 bin cami
-150 bin dolayında din görevlisi
-450 dolayında tarikat
-Dinsel yayın yapan onlarca televizyon, yüzlerce radyo
-Binlerce dinsel kitap, dergi
-Diyanet'e bağlı binlerce ana okulu
Okullarda cirit atan din merkezli yüzlerce dernek, vakıf...
Binlerce İmam Hatip Orta Okulu
Binlerce İmam Hatip Lisesi
On binlerce Kur'an Kursu
105 ilahiyat fakültesi
Tüm bunlara karşın kalkıp diyorlar ki din eğitimi eksik.
Anne ve babası tarafından çocuğu doğru yetiştirilmemiş çocukların yaptıklarını toplum çekiyor.. Anne ve Baba önemi.
Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma.
Nöbetçi öğretmenler zamanında yerinde olsun, dikkatli olsun falan deniyor. Nöbetçi öğretmenler bordo bereli falan da haberimiz mi yok? Garibimler ne yapabilir, güvenliği yine öğretmen mi sağlayacak? Öğretmenler bu devirde bir öğrenciye gözünün üstünde kaşın var bile diyemiyor.
Bir çocuğun / gencin çekindiği
üç unsur vardı. Evde anne baba, okulda öğretmen ve sokakta kolluk güçleri.
Önce “çocuğunuzla arkadaş gibi olun” modasıyla anne-babanın otoritesi bitti.
Sonra okulda öğrenci ve velinin fiziksel ve sözlü şiddetine karşı sahip çıkılmayarak öğretmenin itibarı yerle bir edildi.
Akabinde AB uyum yasaları diyerek kolluk kuvvetleri güvenlik görevlisine dönüştürüldü.
İnsan bir otoriteye tabi olması içgüdüseldir. Hayatındaki bu otorite eksikliği boşluk kabul etmedi.
Korkacağı, çekineceği bu üç unsurdan artık çekinmeyen çocuk ve gençteki bu otorite boşluğunu sokaktaki serseri, dizideki kabadayı, okul önündeki mafyatik tipler doldurdu.
Şimdi elimizde sadece anne babadan, öğretmenden veya kolluk kuvvetlerinden değil, mahkemeden, hakimden, savcıdan hatta cezaevinden bile çekinmeyen bir gençlik kaldı.
Yapımda ve yayında emeği geçenlere Allah izan ve nizam versin.
Amerikalı tarihçi Prof. Dr. Justin
McKARTHY diyor ki:
Balkanlar'da Türklere olanlar, insanoğlunun başına gelen en kötü
olaylardan biridir.
Bugüne kadar yaşanmış en büyük
felaketlerden biridir.
Hâlâ hiç kimse bunu bilmez.
Atatürk olmasaydı, Türk belki
Özbekistan'da olurdu ama Trakya
ve Anadolu'da kalmazdı.
100 yılda tüm civar büyük coğrafyadan
sürülmüş ve katledilmiş Türklerin,
Konya Ovası'ndan sürülmeleri ne kadar
sürerdi sanıyorsunuz?
Ve devam ediyor ünlü tarihçi;
Ne Türk ne de Türkiye kalırdı.
Mustafa Kemal sadece ülkeyi kurtarmadı, Türk neslini de kurtardı..!!!
Justin McKARTHY'nin (Ölüm ve Sürgün)
kitabı mutlaka okunmalı.
Sokaklarda neredeyse hiç köpek yok artık.
Bazen telaşla koşuşturan bir tane görüyoruz , yalnız, ürkek, gözlerinde derin bir korku. Tam bir can pazarı.
O gariplerin intikamı ağır olacak , Hayvanlara yar olmayan bu dünya, size yar olacak mı sanıyorsunuz ?
gelecek Karanlık
Ve bu karanlığın geceyle alakası yok İnsanların kalbi zihni karanlık ve asla Huzur bulamayacaksınız…!! #SokakHayvanlarıSahipsizDeğil #7527İptalEdilsin