Sisifos kayayı yok edemez, döngüyü bitiremez. Ama çaresizliğini bilinçli bir kabullenişe dönüştürerek onun üzerindeki gücü ele geçirir. O, “yenilmiş” değildir; çünkü durumunu görür ve ona rağmen eylemeye devam eder. Ama kahraman mıdır? Gönüllü Esir mi?
Kabul edilmiş çaresizlik, insanın içinde bulunduğu koşulları değişmez ve kaçınılmaz bir kader olarak görmesi; sonunda da direnme iradesini kaybedip o koşullara uyum sağlamasıdır. Kişi artık zincirlerin varlığından değil, zincirlerin doğal olduğuna inanmasından dolayı bağlıdır.
Prometheus’un aksine Sisifos’u tutan şey zincirler değil, kendi bilincidir. O, kayayı her itişinde kaderine hükmeder. Camus bu yüzden onu yüceltir. Cezasının farkında olan ve o döngüyü inatla sahiplenen tavır, insanı kurban olmaktan çıkarıp bir kahramana dönüştürür.
Yoksulluk, korku ve sömürü toplumun gözünde hayatın değişmez gerçeğine dönüşür. “Böyle gelmiş böyle gider” anlayışı, onları yalnızca ekonomik olarak değil, zihinsel olarak da esir eder. Asıl zincir burada başlar: Dışarıdaki baskı, insanın kendi içinde kabul ettiği sınıra dönüşür.
doğruluk, adalet ve etik tutarlılık gibi kişileri aşan değer alanlarının kendisidir. Hakikate bağlılık, nihayetinde kişilere sadakatten değil; ilkelere, gerekçelere ve eleştirel düşüncenin yöntemlerine bağlılıktan doğar.
Doğru, doğruluk iddiaları ve inançların epistemik değeri; onları dile getiren kişilerin kimliğinden,toplumsal konumundan veya onlara yönelik duygusal yakınlıklarımızdan bağımsız olarak değerlendirilmelidir.Zira hakikatin ölçütü, öznenin sevgi ya da antipati nesnesi olması değil.
Bir düşünceyi veya değeri belirli kişilere bağladığımızda, farkında olmadan normatif alanı kişiselleştiririz. Oysa kişiler yanılabilir, değişebilir ve kendi ilkeleriyle çelişebilir. Savunulması gereken, kişilerin kusursuzluğu değil;
İnsan, en çok elinden hiçbir şey gelmediğinde yoruluyor. Bir dalı düzeltemiyor, bir rüzgârı durduramıyor, kendi kaderine bile usulca dokunamıyorsa… O zaman umut, tutulacak bir ip değil; karanlıkta adını unutmamaya çalıştığın eski bir duygu olarak kalıyor.
After serving as a faculty member at Istanbul Bilgi University for twenty-one years, I was officially notified on 3 July 2026 that the university's trustee administration had terminated my employment.
“ Döğüşenler de var bu havalarda
El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem
Ümit, öfkeli ve mahzun
Ümit, sapına kadar namuslu
Dağlara çekilmiş
Kar altındadır….,”
Büyük bir üzüntü içindeyiz…
İzmir Barosu önceki dönem başkanı, insan hakları savunucusu, demokrasi ve adalet mücadelesinin yılmaz emekçisi Av. Özkan Yücel’in yaşamını yitirdiğini derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.
Özkan Yücel, yaşamı boyunca bu coğrafyada yaşanan hak ihlalleri karşısında susmayan, mağdurun ve ezilenin yanında duran, hukuku insan onurunun ve adalet arayışının hizmetinde gören bir mücadele insanıydı. Demokrasi, barış, özgürlük ve hakikat mücadelesinde her zaman sorumluluk alan, bedel ödemekten kaçınmayan onurlu bir duruşun sahibiydi.
Daha dün Deniz Poyraz yoldaşımızın katledilişinin beşinci yılında adalet talebimizi yinelerken, bugün birlikte adalet mücadelesi yürüttüğümüz Özkan Yücel’in acı haberiyle sarsıldık.
Kendisine Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, İzmir Barosu camiasına, dostlarına ve tüm demokrasi güçlerine başsağlığı diliyoruz.
Anısı, adalet ve barış mücadelemizde yaşamaya devam edecektir.