Seven adamın yanında pazar günü evde tek başınaymış gibi takılabilirsin. Yanında pırasa gibi yorgun olsan, saçın başın dağılsa, yüzünde sıfır makyajla Bugün de çok hayattan bezdim diye otursan bile sana popstar gibi bakar. Seni bir kalıba sokmaya, Hadi biraz neşelen, hep böylesin diye darlamaya çalışmaz.
Dünyanın en yorgun, en filtresiz halinle bile adamın gözünde bir lütufsundur.
Sırf bir balkonda oturup hiçbir şey yapmadan, sessizce kahve içmek bile onun için Maldivler tatiliyle eşdeğerdir. Seni bir kalıba sokmaya çalışmaz, çünkü zaten o yamuk yumuk, doğal halini sevmiştir.
Seven adamın yanında
Biz şimdi neyiz?,
Acaba beni seviyor mu, yoksa ben kendi kendime mi gelin güvey oluyorum? gibi varoluşsal krizlere girip sabahçı kahvelerinde arkadaşlarınla fal kapatmazsın. Tavrı nettir, ajandası gizli değildir. Bir problem çıktığında Bu senin sorunun, git kendi içinde çöz diyerek suçu sana atıp ortadan kaybolmaz. Masaya oturur, Tamam, bir çuval inciri berbat ettik ama bunu beraber nasıl toparlarız? diyerek olaya el atar.
Seni hayatının arkada dönen gizli sekmelerinden biri yapmaz. Arkadaş ortamına, aile planlarına, geleceğe dair kurduğu o vizyona seni öyle bir entegre eder ki, kendini bir anda o hayatın başrolünde bulursunuz. Senin başarından, duruşundan komplekse girip Acaba beni gölgede mi bırakıyor? demez; aksine, en büyük amigo gibi kenardan seni alkışlar.
Sevmeyen adam seni hayatındaki bir boşluğu kapatsın diye yedek parça gibi kullanır.
Seven adam ise, senin o kusurlu, sıradan ve maskesiz gerçekliğini kendi hayatının ana teması yapar. Yanındayken omzundaki o görünmez yük kalkıyorsa ve Galiba delirmedim, güvendeyim diyorsan; tebrikler, turnayı gözünden vurmuşsun.