Erkekler için durum oldukça dramatik. Doğadaki diğer tüm erkek türleri sadece güzel görünerek eş bulabilirken, insan erkeği evrimsel süreçte estetik açığı kapatabilmek için ekstra özellikler geliştirmek zorunda kaldı.
Espri yeteneği, gitar çalmak, banka hesabı, kariyer yapmak veya ben aslında çok iyi yemek yaparım yalanı...
Çünkü sadece düz bir şekilde durduklarında, evrimin ve estetiğin zirvesi olan kadınların karşısında şansları istatistiksel olarak sıfırın altına düşüyor.
@BilgeSekerAyi Katlanılabilir sınır %20, bilemediniz maksimum %30 'dur. Ama buradaki kritik detay şu, o %20 'lik payın polyesterden ziyade poliamid veya elastan (likra) olmasında fayda var. Çünkü elastan çoraba sadece esneklik verir, polyester gibi ayağı plastik bir banyoya sokmaz.
Giyilebilir pet şişe, hava almaz. Vücut ısın yükseldiğinde, o ısıyı kumaşın altında hapseder. Cildin dışarıya ter atmak ister ama polyester duvarına çarpar.
Kokuyu hapseder, pamuklu bir tişört olsa teri emer ve kururdu ama polyester teri emmez, üstüne bir de tenindeki bakterilerle iş birliği yaparak o kokuyu sabitleştirişir.
@astro_not123 Yani Terazi diyor ki: Seni nükleer silahla yok edebilirim ama şu an üzerimdeki şık keten gömleği kanatmak istemiyorum.
Kibarlığı bir erdem değil, karşı tarafı koruma kalkanıdır. Sınırları zorlarsan o terazi kefeleri bir anda giyotine dönü��ür, ruhunu teslim edersin.
Metne göre şöyle bir kırılganlıkları var:
Eğer olumsuz bir durum örneğin sevilen birinin kaybı, aidiyet tehdidi veya kronik bir hastalık kaçınılmaz hale gelirse, yaşlı yetişkinlerin bu yüksek stresten çıkıp tekrar dengeye dönmesi gençlere kıyasla daha zor.
Öyleyse, bu durumda yaşlanmanın getirdiği bilgelik, kriz anında çelik gibi güçlü kalmaktan ziyade, hangi savaşlara girilmesi ve hangi savaşlardan uzak durulması gerektiğini çok iyi bilmekten geçiyor.
Topluluk içinde sağa sola sataşmayan, uyumlu görünen bireylerin genellikle sosyal zekası ve özdenetimi yüksek karakterleri olduğunu gözlemliyorum. Çatışmayı hemen başlatmıyorlar ama bu başlatmayacakları anlamına gelmiyor. Sadece doğru zamanı ve şartları bekleyecek kadar sabırlı ve güçlüler.
Nezaketi acizlik, sessizliği stratejik boşluk sanıp oyun kurmaya çalışanlar, çoğu zaman kendi sonlarını hazırlıyorlar.
Bu bir şımarıklık değil. Sınırları tamamen işgal edilmiş, evi bir dinlenme alanı değil sürekli mesai alanı haline gelmiş bir kadının, kendi varoluşunu bir patates salatası üzerinden geri kazanma çabası. Ve bu çabanın histerik bir patlamayla sonuçlanması son derece anlaşılır.
Kadın, ev işi gibi normalde bir yük olan eylemi bile tek başına ve kendi ritminde yapmayı bir lüks, bir deşarj yöntemi olarak kodlamak zorunda kalmış.
Şu durumda devlet/aile üstün gelir, bu durumda birey üstün gelir demek, bu iki değerin, sadakat ve özgürlüğün pürüzsüz bir şekilde bir arada yaşayamayacağını, aralarında kaçınılmaz bir çatışma ve tahakküm ilişkisi olduğunu net bir şekilde kabul etmektir. Üstün gelen taraf hangisiyse, diğer taraf bertaraf edilmiş olur.
@hmelisaacar Haklısınız, tweet 'inizde koşulsuz kelimesi geçmiyordu. Ancak sorun şu ki; aile ve devlet gibi doğası gereği talepkar ve insanı ehlileştiren kurumlara gösterilen sadakat bireysel özgürlüğün sınır çizgisi ile çakıştığında hangisinden vazgeçeceksiniz. Takıldığım yer burası.
Listenin zirvesinde lor peyniri yer alıyor.
Lor peynirini diğer peynirlerden ayıran en büyük fark, sütten değil, peynir altı suyundan üretilmesi. Bu da onun Whey proteini açısından zengin olduğu anlamına geliyor. Whey, vücut tarafından emilimi en yüksek protein türü. Kas onarımını hızlandırıp, kas kütlesini korur ve sporcuların dışarıdan toz olarak aldığı o saf proteini en doğal haliyle sunar.
Durun bir başka faydası daha var:
İçerdiği yüksek protein ve düşük yağ kombinasyonu, kandaki tokluk hormonlarını uyarır. Kalorisi son derece düşük olmasına rağmen, midede hacim kaplayarak uzun süreli bir tokluk sağlar. Bu yönüyle, modern insanın en büyük açmazı olan sıkılınca veya dopamin aramak için bir şeyler atıştırma krizlerinin önüne geçmek için mükemmel bir kalkandır.
Gösterişsiz, saf ve tam anlamıyla amaca yönelik bir besin.
Tadından hoşlanmayanlar çörek otu, zeytinyağı ve yeşilliklerle zenginleştirilmiş Akdeniz usulü karışımını deneyebilir. İsteyene tarifini gönderirim.😋
Prof. Dr. Muhammed Keskin'e göre peynirlerin puanları:
🔶 Tost peyniri: 2/10 – İşlenmiş yapısı nedeniyle en düşük puanı aldı.
🔶 Üçgen peynir: 3/10 – Endüstriyel ve işlenmiş yapısı nedeniyle tüketilmemesi öneriliyor.
🔶 Çedar: 4/10 – Piyasadaki birçok ürünün kalitesiz ve "çedar soslu peynir" olması nedeniyle puanı düşürüldü.
🔶 Rokfor: 5,5/10 – Probiyotik açısından zengin ancak yağ ve tuz oranı yüksek.
🔶 Ezine peyniri: 6/10 – Lezzetli fakat yağ oranı yüksek.
🔶 Eski kaşar: 6,5/10 – Fermente olduğu için bağırsak dostu, ancak yağ ve tuzu yüksek.
🔶 Beyaz peynir: 7/10 – Az tuzlusu tercih edilirse daha sağlıklı.
🔶 Kaşar peyniri: 7/10 – Yağ oranı yüksek olsa da tuz oranı daha düşük.
🔶 Tulum peyniri: 7/10 – Lezzetli, tuzu nispeten düşük ancak yağ oranı yüksek.
🔶 Parmesan: 7,5/10 – Genellikle az miktarda tüketildiği için avantajlı.
🔶 Labne: 8/10 – Ucuz olmasına rağmen besin değeri yüksek.
🔶 Süzme peynir: 8,5/10 – Labneye benzer özellikleriyle genel olarak sağlıklı bir tercih.
🔶 Mozzarella: 9/10 – Düşük sodyumlu, yağ profili iyi ve protein açısından zengin.
🔶 Lor peyniri: 10/10 – Protein açısından çok zengin, yağ oranı düşük ve en faydalı peynirlerden biri.
Az yemek yemek, vücuda sürekli sindirim yükü bindirmemek demektir. Vücut aç kaldığında veya az tükettiğinde hücrelerin kendi kendisini temizleme süreci devreye girer. Hasarlı hücreler, yaşlı proteinler geri dönüştürülür.
Az kalori tüketimi, ömrü uzattığı bilinen Sirtuin genlerini aktive eder. Rabia ninenin az yemesi, aslında hücresel düzeyde bir gençlik aşısıdır.
Minnet etmek, birine bağımlı olmak veya toksik ilişkilere katlanmak demektir. Bu durum insanda kronik bir anksiyete ve stres yaratır. Kronik stres ise kortizol hormonunu tavan yaptırarak damarları daraltır, bağışıklığı baskılar ve yaşlanmayı hızlandırır.
Rabia ninenin kimseye eyvallahının olmaması, onun kortizol seviyesini tabanda, huzur hormonlarını ise tavanda tutuyor. Zihinsel özgürlük, biyolojik gençliğin gizli formülüdür.
İnsanın kendi işini kendisinin görmesi ise, beynine ve bedenine sürekli şu mesajı gönderir: Sana hala ihtiyacım var, hayattasın ve işlevselisin. Emekli olup köşesine çekilen, hiçbir şeye elini sürmeyen insanlarda bilişsel ve fiziksel çöküş çok daha hızlı olur. Ama işleyen demir ışıldar. Her gün bir amaç uğruna hareket etmek sinir sistemini ve kasları diri tutar.
Kısaca formül pahalı kliniklerde değil, doğallıkta, harekette ve dik bir duruşta saklı.
Az yerim - Düşük inflamasyon
Çok gezerim - Hareket ve gün ışığı
Bulduğum her şeyi yemem - Doğal beslenme
Kimseye minnet etmem - Düşük stres ve kortizol
Kendi işimi kendim yaparım - Hedef ve meşguliyet
Kısaca longevity …
Çalışmayı reddediyor ama tüketmeyi reddetmiyor!
Bu durumun ona sunduğu bireysel konfor sakızını sonuna kadar çiğneyip, ebeveynlerini ise kendi kişisel refah unsuruna dönüştürmek isteyen bir oportünist.
“Bu dünyaya gelmek benim tercihim değil. Çalışmam, bana ölene kadar bakacaksınız” diyerek çalışmayı reddeden 21 yaşındaki gençten tartışma yaratan sözleri sosyal medyayı ikiye böldü:
“Ben doğmayı seçmedim. Anne babam beni dünyaya getirmeyi tercih etti, bu yüzden beni geçindirmek onların sorumluluğu.”
@astro_not123 Çünkü o senin varlığına değil, senin aynandaki kendi yansımasına aşık.
Bedava ve sınırsız bir ego powerbank’ ı.
Bu ego Powerbank 'ı muamelesi gören ayna, bir gün aniden 'Hizmet dışıdır' tabelası asıp çekip gitse, karşı tarafın o sahte özgüven imparatorluğu bir anda çöker.
Kurgu ama...
Kadın eşini ve eltisini yatakta yakalıyor ve ne yapıyor? Normal bir insan ne yapar? Ağlar, evi terk eder, dava açar.
O ise hemen telefonunu çıkarıyor, fotoğrafı çekip tık diye aile grubuna atıyor. Muhteşem!
Aile, namus ve ayıp duvarlarıyla bu kadını o evliliğe hapseden mekanizmaydı. Kadın ise o duvarı yıkmak için bombayı tam da o mekanizmanın merkezine, WhatsApp aile grubuna bırakıyor. Dijital çağda namusun tasfiyesi...
Ama durun, henüz pastanın çileğine gelmedik. Asıl komedi finalde gizli. Kadın ve eski kayınbiraderi... İkisi de aldatılmış, ikisi de yaralı. Bir araya geliyorlar ve birbirlerinin yaralarını sarıyorlar. Ne yapıyorlar? Akraba evliliğinin, o feodal yapının ensestvari sınırlarında gezinen muazzam bir yer değiştirme. Kadın aslında evliliği bitirmiyor, sadece aynı soyadının bir üst modeline, bir büyük bedenine terfi ediyor. Kocamı sevmedim, öyleyse onun genetik olarak %50 aynısı olan abisiyle devam edeyim.
Aile yine aile olarak kalmış, hiyerarşi korunmuş, sadece piyonlar yer değiştirmiş ve herkes mutlu. Leş gibi hayatlar.
Eski eşinin abisiyle evlenen kadın:
• Nişanlıyken eski eşimin beni defalarca aldattığını öğrendim.
• Nişanı atmak istedim ama çok özür diledi, çok yalvardı.
• Ayrıca ailem doğulu olduğu için nişan atmak ayıp olarak görülüyordu.
• Durumu kabullenip evlendim. Evlendikten sonra eltimle kız kardeş gibi olduk. Sürekli bize geliyordu.
• Zamanla hareketleri değişti. Eşimle şakalaşmaya, fazla samimi olmaya başladı.
• O günlerde babamı kaybettim. Cenaze sebebiyle köye gittim, eşim benimle gelemedi.
• Köyden döndüğümde evde hiç istemediğim o manzarayla karşılaştım.
• Hemen fotoğraf çekip aile grubuna attım, o an ortalık karıştı.
• O süreçte bana en büyük desteği eski eşimin abisi verdi. İkimiz de aynı acıyı yaşamıştık.
• Saatlerce konuşup birbirimizin yaralarını sarıyorduk. Böylece yakınlaştık. O eşinden hemen boşanabildi ama benimki biraz daha uzun sürdü.
Evlilik doğası gereği bir istikrar kurumudur. Arzu ise doğası gereği istikrarsızlık ve yenilik ister. İki insan 10-15 yıl boyunca aynı evi, faturaları ve hayatın tüm çirkin detaylarını paylaştığında, birbirlerini tutku nesnesi olarak görmek zorlaşır. Birçok çift bu krizle savaşmak yerine gizli bir anlaşma yapar: Cinselliği rafa kaldıralım, harika iki dost olarak yola devam edelim.
https://t.co/3CdOUfxgl1
çevremde evli olan çiftlere baktığımda çoğunun cinsel hayatı yok arkadaş gibi takılıyorlar bence bu aşırı belli. o yüzden evlilik yürütmek için cinselliğin önemli olduğunu düşünmüyorum öyle olsa bu insanlar yıllarca evli kalmazdı
Birincisi evliliği ayakta tutan şey cinsellik değil, cinselliğin başarısızlığıyla nasıl baş ettiğinizdir.
İkincisi eğer eşinle aynı politik veya mizahi görüşteysen, bu sizin çok uyumlu olduğunuzu göstermez. Bu sadece dünyadaki aynı dehşetten kaçtığınızı gösterir. Gerçek aşk, partnerinin mizah anlayışını sevmek değil, onun en çiğ, en şapşal, en komik olmayan ve hatta en utanç verici anlarına bile katlanabilmektir.
Ve nihayet üçüncüsü...
Sen kök ailenden asla tamamen ayrışamazsın. Evlendiğinde sadece o kişiyle evlenmezsin,
onun bilinçaltındaki anne ve baba figürleriyle, yani o hayaletlerle de evlenirsin.
Evlilikteki en büyük kavgaları düşün. Eşine bağırdığında asl��nda ona mı bağırıyorsun? Hayır. Sen aslında 5 yaşındayken sana o oyuncağı almayan babana bağırıyorsun. Eşin de sana cevap verirken kendi annesinin savunma mekanizmasını kullanıyor. Yani yatak odasında sadece iki kişi yoktur, arkada kayınvalideler, kayınpederler ve onların travmalarından oluşan devasa bir seyirci kitlesi vardır.
Kısacası, evlilik, bu üç kriz alanına rağmen ve hatta bu krizler sayesinde partnerinle birlikte acı çekmeyi kabul ettiğiniz, radikal, neredeyse mazoşistçe bir bağlılık biçimidir. En güzel yanı da budur.
Evliliği ayakta tutan en önemli faktörlerden birincisi cinsellik,ikincisi hayat görüşü ve mizah anlayışındaki uyum, üçüncüsü ise kök ailelerle sağlıklı şekilde ayrışmadır. Üç madde de kendi içinde yer değiştirebilir