“gülmenin olağanüstü bir gücü vardır. nesneyi yakına getirir. onu parmağın bildik bir hareketle her yanına dokunabileceği somut temas bölgesine çeker, baş aşağı döndürür, içini dışına çıkarır, ona yukarıdan ve aşağıdan bakar, dış kabuğunu kırar, merkezine bakar, ondan kuşkulanır
2018’de Ankara’da ölümle tehdit edildikten sonra yaptığı şu röportajla anmak istiyorum ustayı. o dönem üniversite öğrencileri olarak seferber olmuştuk kendisi için. birçok şey öğrenmiştik kendisinden. iyi ki bizimdin ahmet telli. hoşça kal.
@mrledtasso@dayiakadijital “Her nereye bakarsan kendi yüzündür/ kimde ne görürsen kendi özündür” demiş Yunus Emre. İnsan kendinde olmayan şeyi tanımaz, bilmez zaten. O yüzden de bahsedemez.
çok garip.
sen biriyle bir özelliğinden dolayı dalga geçersen, o dalga geçtiğin özellikle anılıyorsun.
şöyle söyleyeyim:
> birine "çok dürüst kadın / adam" dediğinde insanların aklında dürüstlükle kalıyorsun.
> "bu var ya, öyle yalancı ki" dediğinde insanlar seni yalancılıkla ilişkilendiriyorlar.
böyle oldukça da beynin tekrar ede ede, gerçekten o kişiliğe bürünebilirsin.
anlayacağın, insanlar hakkında konuşurken dikkat et.
Bu nedir arkadaş muazzam. Bir orkinosun yüzüş, kuyruk vuruş ve anatomik çizimlerini bu kadar güzel Leonardo tadında vermek. Bazıları hakikaten farklı doğuyor yav can sıkıcı.!
Aslında hemen çözmedik. Kuşkulandık. Birçok araştırma yaptık ama yüzde yüz emin olabildiğimiz bir sonuca ulaşamadık. Vicdan sızlatan bir karar vermek yerine, hazırlıksız yakalandığımız bu süreci ödülsüz sonlandırmaya karar verdik. Öyle görünüyor ki AI meselesi edebiyatta da yakın geleceğin en önemli konularından biri olacak.
Gözden kaçtı sanırım ama meraklıları için çok ilginç bir durum var: Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülü'nün sonuçları açıklanmış ama "öykü dalında ödüle değer bir eser belirlenememiş", çünkü adayların, öyküleri yapay zekâya yazdırdığı yönünde güçlü bir kanaat oluşmuş.
Lor peynirimiz olduğu için ülkecek o kadar şanslıyız ki! Diyet yaparken sürekli cottage filan yesem hayattan soğurdum. Halbuki en geleneksel şekliyle, hafif ezip üzerine bol sumak, limon, zeytinyağı ekle maydanoz doğra ye. Harika bir şey 😋 (Yumurta da ekleyebilirsin)
Listenin zirvesinde lor peyniri yer alıyor.
Lor peynirini diğer peynirlerden ayıran en büyük fark, sütten değil, peynir altı suyundan üretilmesi. Bu da onun Whey proteini açısından zengin olduğu anlamına geliyor. Whey, vücut tarafından emilimi en yüksek protein türü. Kas onarımını hızlandırıp, kas kütlesini korur ve sporcuların dışarıdan toz olarak aldığı o saf proteini en doğal haliyle sunar.
Durun bir başka faydası daha var:
İçerdiği yüksek protein ve düşük yağ kombinasyonu, kandaki tokluk hormonlarını uyarır. Kalorisi son derece düşük olmasına rağmen, midede hacim kaplayarak uzun süreli bir tokluk sağlar. Bu yönüyle, modern insanın en büyük açmazı olan sıkılınca veya dopamin aramak için bir şeyler atıştırma krizlerinin önüne geçmek için mükemmel bir kalkandır.
Gösterişsiz, saf ve tam anlamıyla amaca yönelik bir besin.
Tadından hoşlanmayanlar çörek otu, zeytinyağı ve yeşilliklerle zenginleştirilmiş Akdeniz usulü karışımını deneyebilir. İsteyene tarifini gönderirim.😋
"Koşu, kalp hastalıklarını önlemek için popüler hale geldiğinde, uzmanlar bize sık sık bir yarım kilo yağ yakmak için bir insanın kaç kilometre koşması gerektiğini anlatıp dururdu. Oysa Rusya'daki fizyologlar, hesaplamalarına beyni dahil etmeyi asla unutmazlar; ve görünüşe bakılırsa, ilginç ve keyifli bir ortamda yapılan bir yürüyüş, daha ağır ama daha sıkıcı bir egzersizden çok daha fazla enerji tüketiyor. Aktif bir beyin, muazzam miktarda yakıt harcar." - Ray Peat
Bu açıklamaya hiç gerek yoktu ya. Edebiyat çevresinde minnak mafyacıkların olduğunu alana biraz aşina herkes biliyor. Eğer bu networklerin içine girmeden bir yere gelebilmek istiyorsanız olağanüstü yetenekli olmanız lazım veya maddi durumunuzun iyi olması gerekiyor. Yani edebiyat tutkunu sıradan bir genç için yol kapalı. Edebiyatımızı da bu networkçülük, piyasacılık öldürdü zaten.
Şimdi size düşen, içinden geçtiğimiz bu son derece acayip dönemde kenetlenmek, gençlere yol açmak, yeni bir okur ve edebiyat ortamı inşa etmek ve çeteciklerinizi dağıtmak.
Elbette maddi sıkıntılar var. Hep vardı. Ben 2018'de üniversiteden mezun olduğumda en adı sanı duyulmamış yayınevlerinde bile iş bulamadım. İşi zatem geçtim de; Boğaziçi'nde Batı Dilleri'nde açtığınız editörlük dersine Türk Dili ve Edebiyatı okuduğum için kabul bile alamadım. Gerekçe Batı Edebiyatı okumadığımız için dersi takip edemeyeceğimizdi. Halbuki sizden atölye almış matematik öğrencilerinin derse kabul aldığına şahit olmuştum :) Daha ilk sınıfta üç kuruşluk harçlığımı biriktirip akademilere, atölyelere yedirdim. Bir halt öğrendiğim de olmadı. Yine bir grup arkadaş kendi kendimize tartıştık, öğrendik ancak. Mevzular çook temele uzanıyor.
O zamanlar piyasayı ya Ot Dergi gibileri sarmış -onlar bile iyiymiş gerçi bugünden bakınca-, edebiyat akademisyenleri güncel dergi takip etmez hale gelmiş, yılların Varlık Dergisi son dönemdeki kıytırık sayılarına ancak torpille öykü veya şiir kabul eder hale gelmişti. Sonunda mezun olduğumda umutsuzluğa direnemedim ve halen edebiyat tutkunu biri olmama rağmen arkama bakmadan sektörden kaçtım.
Edebiyat sadece yazın demek değildir. Edebiyat bir ülkenin, toplumun yaşayış biçimi, kültürünün temelidir. Sağlam bir edebiyat ortamı olmayan ülkede ne kuşak yetişir ne düşünür çıkar ne de zor dönemlerden başarıyla çıkılabilir. Bu sorunun acilen çözülmesi lazım ve önce özeleştiri yapılması gerek.
Maddi zorluklara karşı yenilikçi bir şeyler mi denersiniz, birbirinizi mi döversiniz, naparsınız bilmem. 500 satan yazarın depremzedelerin fotoğraflarına altyazı yazabileceğini düşünecek kadar Tanrı kompleksine kapıldığı bir edebiyat ortamınız var. Korkunç bir pohpohlama ve çeteleşme hali. Halka, kültüre, gençlere temas ise koca bir sıfır. Kendinizi eylemekten vazgeçin; hepiniz elinizi taşın altına koyun.
Önce bi barışın halkınızla. Anlaşılamaz değilsiniz, okur yaratma kapasitesinden yoksun egoistlersiniz sadece. Her şeye rağmen saygı duymaya çalışıyorum, çoğunuz az kazanıyor ve bu işi sürdürmeye gayret ediyorsunuz. Ama böyle devam edemez. Büyük bir yenilgi içindesiniz/içindeyiz.
Sözüm meclisten dışarı. Bir şeyler yapmaya çalışan, güzel işler de başaran yayınevleri, büyüklerim ve yaşıtlarım da var. Hepsini saygıyla selamlıyorum.
Az yerim - Düşük inflamasyon
Çok gezerim - Hareket ve gün ışığı
Bulduğum her şeyi yemem - Doğal beslenme
Kimseye minnet etmem - Düşük stres ve kortizol
Kendi işimi kendim yaparım - Hedef ve meşguliyet
Kısaca longevity …
Turizm sektörü sömürgeciliğin maskeli yüzüdür bunlar için, bizi beğendiler diye ezik ezik gururlanmayın. Tayland’da oğlan çocukları da Abd’li iğrenç yaşlı adamlar için inanılmaz bir güzelliktedir mesela
Size bir şey diyeyim mi konudan bağımsız.Eskiden yoksulluk çoktu doğru ama eşşek ana baba da çoktu. Senelerce bir çocuk her şeyden yoksun bırakılır mı ? Hiç mi beş kuruş geçmezdi ellerine. Bazı çocuklar hep milletin gözüne bakmak zorunda kalırdı en basit bir dondurma için bile .
Kule vinç operatörleri kadar organize bir kesim görmedim. Adamların bir whatsapp grubu var. Maaşları oradan belirliyorlar. Birisi düşük maaşla girdiyse onu fişleyip iş bulmasına mani oluyorlar. İş veren istenilen maaşı vermezse hiçbiri çalışmıyor. Ve mecburen fiyatı yükseltiyor.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.