Herkes gündemi konuşur.
Biz gündemin altında biriken duyguyu okuruz.
Korkuyu, öfkeyi, umudu, kırılmayı…
Çünkü bazen siyaseti değiştiren şey olayın kendisi değil,
toplumun o olaya verdiği ortak cevaptır.
Slogan değil. Duygu.
Gündem değil. Toplumun iç cümlesi.
Özgür Özel burada sadece Başbağlar’ı anmıyor.
Madımak’ı da, Başbağlar’ı da aynı vicdan cümlesine alarak eski kutuplaşma dilinin dışına çıkıyor.
Acıları yarıştırmayan siyaset, bu ülkenin en çok ihtiyaç duyduğu şey.
#ÖzgürÖzel#Lider@eczozgurozel
Erzincan #Başbağlar’da teröristler tarafından katledilen 33 şehidimizi rahmetle anıyorum.
Başbağlar, bu milletin vicdanında hiç kapanmayacak bir yaradır.
2 Temmuz 1993’te insanlığın yakıldığı Sivas Madımak da, 5 Temmuz 1993’te insanlığın kurşunlandığı Erzincan Başbağlar da ortak acımızdır.
Şiddetin, terörün her türlüsüne karşı çıkmaya kararlılıkla devam edeceğiz.
@eczozgurozel Özgür Özel burada sadece Başbağlar’ı anmıyor.
Madımak’ı da, Başbağlar’ı da aynı vicdan cümlesine alarak eski kutuplaşma dilinin dışına çıkıyor.
Acıları yarıştırmayan siyaset, bu ülkenin en çok ihtiyaç duyduğu şey.
#ÖzgürÖzel#Lider@eczozgurozel
Bu ülkenin insanı artık büyük sözler değil, normal bir hayat istiyor.
Çalışınca geçinmek,
çocuğuna güvenle bakmak,
yaşlanınca yalnız kalmamak,
itiraz edince korkmamak istiyor.
Mucize değil.
Sadece insanca bir hayat.
#ÖzgürÖzel@CAOIletisim1
Sevgili gençler,
kadını - erkeği ile 86 milyonun yoldaşlığı ile çok büyük bir Cumhuriyet, demokrasi zaferi ile sarsılmak; milli egemenlik ve milletin iktidarının TBMM’sini kurmak zamanıdır. Seçme ve seçilme hakkını korumak zamanıdır.
Az kaldı…
Gelecek sizindir, siz geleceksiniz!
Her şey çok güzel olacak!
https://t.co/Zs4UckzaiZ
Bir ülkede komedyenin şakasına tutuklama kararı çıkıyorsa, mesele artık sadece mizah değildir.
Mesele, toplumun gülme hakkının bile daraltılmasıdır.
Çünkü iktidarlar bazen en çok kahkahadan korkar.
Ve şaka, tam da o zaman yerini bulur.
#DenizGöktaş
Deniz Göktaş'ın tutuklanması beklenmedik bir gelişme değil, kendisi de biliyordu olacakları.
O cesurca bir eylem yapmış oldu ve yol açtı. O yoldan ilerlemek de ancak örgütlü, bilinçli ve cesurca yürütülen siyasi mücadele ile mümkün.
@mahir_gra2@denisscimm Bir ülkede komedyenin şakasına tutuklama kararı çıkıyorsa, mesele artık sadece mizah değildir.
Mesele, toplumun gülme hakkının bile daraltılmasıdır.
Çünkü iktidarlar bazen en çok kahkahadan korkar.
Ve şaka, tam da o zaman yerini bulur.
#DenizGöktaş
Bir ülkede komedyenin şakasına tutuklama kararı çıkıyorsa, mesele artık sadece mizah değildir.
Mesele, toplumun gülme hakkının bile daraltılmasıdır.
Çünkü iktidarlar bazen en çok kahkahadan korkar.
Ve şaka, tam da o zaman yerini bulur.
#DenizGöktaş@eczozgurozel#Silivri
Bugün sadece Deniz Göktaş değil, onun esprilerine gülen milyonlarca insanın gülümsemesi de tutuklandı.
Bu saf kötülüktür!
Tutuklamalarla; düşünmeyi, konuşmayı ve gülmeyi engellemeye çalışanları, bu millet kahkahasıyla boğar!
@yavuzyilmazd Bir ülkede komedyenin şakasına tutuklama kararı çıkıyorsa, mesele artık sadece mizah değildir.
Mesele, toplumun gülme hakkının bile daraltılmasıdır.
Çünkü iktidarlar bazen en çok kahkahadan korkar.
Ve şaka, tam da o zaman yerini bulur.
#DenizGöktaş@eczozgurozel#Silivri
Bir ülkede komedyenin şakasına tutuklama kararı çıkıyorsa, mesele artık sadece mizah değildir.
Mesele, toplumun gülme hakkının bile daraltılmasıdır.
Çünkü iktidarlar bazen en çok kahkahadan korkar.
Ve şaka, tam da o zaman yerini bulur.
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
Deniz Göktaş, büyük özgürlük ve adalet mücadelemize zekası ve mizahıyla omuz veren, memleketi için samimi şekilde dertlenen genç bir aydındır. Sonuna kadar yanındayız.
Zindanlar işe yaramayacak.
Halkımızın özgürce güleceği, korkmadan yaşayacağı günler gelecek.
@ozgurcelikchp Bir ülkede komedyenin şakasına tutuklama kararı çıkıyorsa, mesele artık sadece mizah değildir.
Mesele, toplumun gülme hakkının bile daraltılmasıdır.
Çünkü iktidarlar bazen en çok kahkahadan korkar.
Ve şaka, tam da o zaman yerini bulur.
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
@gurseltekin34#DenizGöktaş a özgürlüğüne uygulanan hukususzlukla, #CHP ye uygulanan hukusuzluk aynı yerden doğmuştur. Deniz'in ters kelepçeli kollarının yanındaki polisle, CHP kapısına dayanan polis aynı yerden emir almıştır.
Bir ülkenin dünyadaki yeri yalnızca haritadaki konumuyla ölçülmez.
Hukukuyla,
kurumlarıyla,
yurttaşına duyduğu güvenle ölçülür.
Atatürk’ün Cumhuriyet fikri de buydu:
Milletine güvenen,
hukukla güçlenen,
dünyaya başı dik bakan bir Türkiye.
#Nato@CAOIletisim1
Ülkemizin ev sahipliğinde Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi Türkiye’nin dünyadaki yerini ve yönünü gösterecek önemli bir dönüm noktası olacaktır.
Türkiye, jeopolitik konumu ve güçlü ordusuyla Avrupa’nın ve bölgemizin güvenliği için kritik katkı sunabilecek askeri kapasiteye sahiptir. Ancak bu gücün gerçek kaynağı milletimizin iradesine ve hukukun üstünlüğüne dayanan köklü Cumhuriyet kurumları ve demokrasimizdir.
Demokratik, hukuk devleti kimliğini güçlendirmiş, kurumsal karar alma mekanizmalarıyla öngörülebilir bir Türkiye; bölgesinde de dünyada da çok daha güçlü ve güvenilir bir ortak olacaktır.
Demokrasiyi güvenlikten ayrı görmek Türkiye’nin ve İttifak’ın geleceğini zayıflatır.
Türkiye; köklü kurumları, yetişmiş insan kaynağı ve güçlü toplumsal iradesiyle bütün sorunlarını demokrasi içinde çözebilecek kapasiteye sahiptir.
Biz mücadelemizi; özgür, demokratik, itibarlı ve dünyada hak ettiği yeri yeniden alan bir Türkiye için sürdürüyoruz.
Türkiye’nin gerçek çıkarı; baskıyla yönetilen değil, milletine güvenen, hukukla güçlenen, demokrasisiyle güven veren ve dünyayla eşit, saygın ilişkiler kuran bir Cumhuriyet olmaktır.
Çünkü Türkiye’yi hak ettiği yere taşıyacak olan en büyük güç, milletimizin iradesi ve Cumhuriyetimizin demokratik değerleridir.
@CAOIletisim1 Bir ülkenin dünyadaki yeri yalnızca haritadaki konumuyla ölçülmez.
Hukukuyla,
kurumlarıyla,
yurttaşına duyduğu güvenle ölçülür.
Atatürk’ün Cumhuriyet fikri de buydu:
Milletine güvenen,
hukukla güçlenen,
dünyaya başı dik bakan bir Türkiye.
#Nato@CAOIletisim1
Orman yalnızca ağaç değildir.
Köyün ekmeğidir,
emeğidir,
yaz sıcağında yangına ilk koşan elidir.
Orman köylüsünü duymayan bir ülke,
doğayı da emeği de eksik anlar.
#Kastamonu#Orman#Lider
Orman yalnızca ağaç değildir.
Köyün ekmeğidir,
emeğidir,
yaz sıcağında yangına ilk koşan elidir.
Orman köylüsünü duymayan bir ülke,
doğayı da emeği de eksik anlar.
#Kastamonu#Orman#Lider
@eczozgurozel Orman yalnızca ağaç değildir.
Köyün ekmeğidir,
emeğidir,
yaz sıcağında yangına ilk koşan elidir.
Orman köylüsünü duymayan bir ülke,
doğayı da emeği de eksik anlar.
#Kastamonu#Orman#Lider
Silivri’deki hücremden altıncı kez yazıyorum.
Yılbaşından bu yana her ay bir kez kaleme aldığım #HakikatMektupları serisinin amacı; hepimizin eşit hissedarı olduğu devlette, yargıdaki ve demokrasideki dejenerasyona dikkat çekmek, bizzat muhatabı ve şahidi olduğum hukuksuzlukları kamuoyunun bilgisine sunmaktır.
Bu mektubumda, yaklaşık 500 güne ulaşan tutukluluk sürecini ve hakkımızdaki iddiaları ceza hukukunun temel ilkeleri çerçevesinde değerlendirdim.
“Yetki yok, imza yok.”
Dosya kapsamında tarafıma isnat edilen eylemleri gerçekleştirebilecek herhangi bir yetkiye sahip olduğumu gösteren bir kanıt bulunmamaktadır.
“Delil yok, irade yok.”
Ceza hukuku varsayımlarla değil, delillerle işler. Delil yoksa, suç da yoktur.
“Devlet sırrı yok, casusluk yok.”
İlk duruşmada açıkça görüldüğü üzere, ortada ne bir devlet sırrı ne de casusluk suçlamasını destekleyecek bir olgu bulunmaktadır.
“Sızıntı yok, manipülasyon yok.”
Dosyaya sunulan uzman mütalaaları ve bilirkişi raporları, iddiaların temelini oluşturan veri sızıntısı tezlerini doğrulamamıştır.
Mesele artık, sadece bir dava dosyası değildir; hukuk devleti, adalet duygusu ve vatandaşın devlete duyduğu güven meselesidir.
Siyaset, yargı ve basın mensuplarına gönderdiğim mektubun tamamını linkten okuyabilirsiniz.👇
https://t.co/mJLcUXXDUJ
DEVLET ERKANINA AÇIK MEKTUP
Bu açık mektubu, en başta sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan beyefendi olmak üzere, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkililerine, kısaca hukuk ve güvenlik bürokrasisine, yanısıra sayılarının hiç de az olmadığını umud ettiğim devlet erkanına hitaben yazmış bulunuyorum. (3 Temmuz 2026 Cuma)
Aşağıda fotoğrafta elleri arkadan kelepçelenmiş ve iki polis tarafından kollarından sıkı sıkı kavranılmış olarak (üstelik kapalı/korunaklı bir mekanda) götürüldüğü görünen Deniz Göktaş, hukuk terimleriyle söylemek istersem, ceza almış bir mahkum, bir hükümlü değildir. Yargısı sürerken cezaevinde yatmakta olan bir tutuklu da değildir. Kendisi henüz tutuklu veya tutuksuz yargılanmasına karar verilmiş bir sanık da değildir. Herhangi bir asayiş ihlali nedeniyle güvenlik güçleri tarafından derdest edilmiş herhangi bir mücrim de değildir.
Hükümlü değil, tutuklu değil, sanık değil, mücrim de değilse bu kişinin hukuksal durumu nedir?
Bu kişi yalnızca hakkında soruşturma açıldığını bile bile kendi özgür istenciyle ülkesine dönmüş ve havalimanında "şüpheli" sıfatıyla gözaltına alınmış genç bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır. Kısacası yalnızca "şüpheli"dir. Şayet 24 saat içinde savcı tutuklu veya tutuksuz olarak yargılanmasına karar verirse, en çok yasa önünde suçu henüz sabit görülmemiş bir maznun, bir sanık olacaktır. Hepsi o kadar!
Kendisi bildiğimiz kadarıyla, sabıkalı bir kanun kaçağı, aranan bir uyuşturucu müptelası ya da satıcısı, tehlikeli veya tehlikesiz bir terör örgütü üyesi, motosikletlere binip dükkanları tarayan, masum insanları öldüren bir çete ya da mafya mensubu, toplumun ve devletin düşmanlarıyla işbirliği saptanmış bir vatan haini, hatta eski tabirle yankesicilik, hırsızlık, gasp, tecavüz, taciz gibi yüzkızartıcı suçlardan birine bulaşmış suça yatkın bir katil, bir hırsız, bir tecavüzcü de değildir. Yalnızca bir şüphelidir. Evet, ağır cezada yargılanacak örgütlü bir suç işlememiş bir şüpheli! Üstelik kendisi, toplum tarafından tanınan, ailesi, ikametgahı bilinen, suça yatkınlığı, sabıkası ve tehlikesi olmayan üniversite mezunu bir genç komedyendir.
Hal böyleyken, yarım asır önce hiç de hafif olmayan siyasal suçlar işlemiş, günlerce işkence görmüş, çoğu sıkıyönetim döneminde Edirne Kalesi, Selimiye Kışlası, Maltepe Askeri Cezaevi olmak üzere 10'a yakın hapishanede hem tutuklu, hem hükümlü olarak yıllarca yatmış bir eski örgüt militanı olarak uluorta ters kelepçe takılmadı ne bana, ne dava arkadaşlarıma, ne de sözümona düşmanlarımıza. Hoş, bundan çok daha kötü muamelelere maruz kaldık. Filistin askısını ilk bizlerin üstünde denediler, gencecik delikanlıların hayaları dahil bedenlerine en çok bizim dönemimizde elektrik verdiler. Etlerimizi lime lime ettiler. Bir iç savaş yaşanıyordu. Diyarbakır, Mamak, Metris, Maltepe cezaevlerinde yapılanları tarih bile unuttu, yarım asır geçmesine karşın ne yazık ki biz unutmadık, unutamadık.
Tüm bunları hak etmiş miydik? Belki.
Bizler -faraza- masum olsak bile yaptıklarımız hiç kuşkusuz pek de masum şeyler değildi. Sözün özü, yaşananlar yaşandı, toplumun ve ülkenin geçmişinde kaldı, bizim ise ruhlarımızın derinliklerinde, daha da kötüsü arasıra birer kabus olarak bizi yoklayan lanet olası düşlerimizde.
İnsan onuru, yurttaş onuru gerçekte devletin onurudur, ülkenin onurudur. Devletin varlık nedeni bu onuru korumaktır. Dışarıda ülkenin düşmanlarından, içeride toplumun ve dirlik-düzenin düşmanlarından.
Bir hükümlü, bir tutuklu, bir sanık, bir suçlu bile olmayan, kendisine ve başkasına fiilen zarar vermeyen ve vermeyeceği anlaşılan 32 yaşındaki bir genç, hukuk nazarında en çok şüpheli sıfatını taşıyan bir evladımızı niçin bu denli hoyratça ve acımasızca ters kelepçeyle aşağılama yolu tercih edilir? İnanınız bunu anlamakta zorlanıyorum. Sözümona verilen mesajı değil, her defasında kadın-erkek-çocuk-genç-yaşlı demeden sözümona bu tür mesajlar vermeye ihtiyaç duyulmasını anlayamıyorum. Acaba bir örf-i idare, bir sıkıyönetim, bir olağanüstü hal uygulaması var da bir ben mi bundan haberdar değilim?!
Devletin varlık nedeni dirlik-düzeni korumak ve insan onuruna, yurttaş onuruna zarar gelmesini önlemektir. Küçük bürokrat işgüzarlıklarıyla memleket evlatlarının -velev ki suçlu olsunlar- onurlarına, haysiyetlerine bu tür ucuz mesaj verme bahaneleriyle kastedilmesi çok büyük bir yanlıştır ve bu yanlıştan bir an önce dönülmelidir.
Devletten şefkat beklenir mi? Asla! (Şahsen bu konuda mazur görülmek isterim.) Ne ki devlet adamlarından, yöneticilerden yasalara titizlik göstermeleri, adalet üzere davranmaları, kamu vicdanını örselememeleri kesinlikle beklenir.
• "Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin." (Kur'an, 5 : 8)
Bu onların lütfu ve ihsanı değil, görevidir. Devlet birey olarak onurumu korumazsa, yurttaşlar olarak onurumuzu hiçe saydığını umursamazsa, bizlerden devletin sürekliliğine ve kalıcılığına sahip çıkmamızı beklemeye hakkı olur mu? Adaletin ve hakkaniyetin olmadığı yerde beka olur mu?
Bu yol, yol değil. Bu tarz aşağılama teknikleri toplumsal vicdanda ağır yıkımlara yol açmaktadır. Belki bazı işgüzar memurlar bilgiççe "korku salmanın yönetmenin ve egemenliğin gereği olduğunu" söyleyeceklerdir, hatta bu satırların yazarının gerekçelerini belki "çocuksu, romantik, entel sızlanmalar" olarak algılayacaklardır. Böylelerini mazur görüyorum, çünkü kendilerini insan ve yurttaş onurunu korumanın toplumun ve devletin onurunu korumak demek olduğun bilmeyen, kifayetsiz, liyakattan yoksun, işgal ettikleri makamlardan derhal el çektirilmeleri gereken kimseler arasında telakki ediyorum.
Sözün özü, ey devlet erkanı!
Son olarak bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek isterim. Ben kendimi cesur biri olarak görmem, herkes gibi ben de korktum, korkarım. Buna karşın o delikanlıyı, o genç komedyeni o halde görünce nedense korkuya benzer bir duygu hissetmedim, aksine içim sızladı ve utandım, hakikaten çok utandım. Ülkem adına, devlet adına, insanlık adına utandım. Gücün bu tür ucuz yollarla gösterilebileceğini sananlar adına utandım. Bu satırları da bu utanç lekesini taşımamak için yazmaya karar verdim. Sanıyorum kamu vicdanı da kendisi adına korkmaktan çok ülkemiz adına utanmış olmalı. O fotoğrafı gördüklerinde, ülkenin sağduyusunu yitirmemiş büyük bir kesiminin benimle aynı deneyimi yaşadığına inanıyorum ve bu nedenle bu tür nobranlıkları ülkem adına tehlikeli buluyorum.
Unutmayınız, utanmak erdemdir. Yurttaşlar için de, yöneticiler için de.
Saygılarımla.
Dücane Cündioğlu