Kamu yönetiminde ve makro siyaset tasarımlarında sessiz ama derinden işleyen yapısal bir dönüşümün eşiğindeyiz. Geleneksel güç dengeleri yerini idari, sosyal ve fonksiyonel olarak tamamen yeniden kurgulanmış yeni bir "merkeziyetçilik" modeline bırakıyor.
Bu yeni sistem tasarımının öne çıkan temel kodları ise;
Sosyal Politikaların Merkezileşmesi
Yerel yönetimlerin bütçe ve sosyal projeler üzerinden seçmenle kurduğu organik bağ, kademeli olarak merkezi idareye geçiyor. Belediyelerin rolü, sosyal alanlardan ziyade tamamen teknik hizmet üreten birer "hizmet sağlayıcıya" dönüşüyor.
"Denetçi" Muhalefet Fonksiyonu
Geleneksel bloklar pragmatik uzlaşılarla yapısal adımlar atarken, muhalefet yapıları sistemi kökten değiştirme iddiasından ziyade sistem içi aksaklıkları raporlayan, hata ayıklayan birer "kamusal ombudsman" işlevine evriliyor.
Özetle
Küresel dinamiklerle entegre olan bu yeni model, katı ideolojik kalıpları esnetirken idari yapıyı daha işlevselci ve merkeziyetçi bir zemine oturtuyor. Klasik parlamenter ve yerel refah reflekslerinden, mutlak idari kontrolün öne çıktığı yeni bir yönetim mozaiğine geçişi izleyip göreceğiz.
Herkesin yapılması gerekeni bildiği, bilmeyene tarif ettiği, yanlış yapanı eleştirdiği ama asla olması gerektiği gibi kendi üzerine düşeni yapmadığı/yapamadığı zamanlar...
“Bugün de dünün aynısı” deyip hayıflanıyoruz bazen. Lakin o tekrarın içinde saklı bir huzur var. Rutin, insanı sarsıntılardan koruyan bir liman gibi. Belirsizliklerin yorgunluğuna karşı tanıdık bir gün, tanıdık bir saat… Bazen sıradan olanın içinde büyük nimet gizli..
Her günaydın aynı olmayabilir,
bazen hüzünlü, bazen üzüntülü sabahlara uyanırsın.
.
Ama çok sevindiğin, çok mutlu olduğun günaydınlar da vardır.
Mutlu huzurlu sabahlar dilemek gelir içinden
işte öyle bir sabah.
Sabretmek ve sonunda şükretmek..
İLETİŞİM konusunda,
yeterli kültürü olmayan insanlar,
sizin değer verdiğiniz için yaptığınız her konuşmayı tartışma zannederler...
Tam da bu yüzden,
HİTAP muhataba özel olmalıdır...
Anlamayacak olana anlatmak,
dinlemeyecek olana konuşmak
çok da doğru değildir...
“Düşündüğünüz,
söylemek istediğiniz,
söylediğinizi sandığınız,
söylediğiniz,
karşınızdakinin duymak istediği, duyduğu, anlamak istediği,
anladığını sandığı ve anladığı arasında farklar vardır.
Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az 9 ihtimal var!”
Giydiği kıyafet, taktığı saat, birbirinden farklı ayakkabıları, kullandığı araç, koluna geçirdiği çanta, masaya koydugu cüzdan, elinden düşürmediği telefon ve diğer her şey, insanı güzel gösterebilir. Ancak gerçekte kim olduğunu göstermez. Insanın kişilik kumaşı kaliteli olmalı;
Herkes birbirinin; güçlü, kazanan, parlayan yanlarına, kusur belli etmeyen, leke tutmayan, kir göstermeyen, olağanüstü yönlerine talip;
Hiç kimsenin,
güçten düşebilen, hata yapabilen, kusurları görünen, maliyetli kılıflarla örtülmeyen, gerçek ve olağan kişilerle ve durumlarla uğraşacak hali vakti yok…
Bırakın uğraşmayı, göz göze gelmeye cesareti yok. Kendi doğasından bile var gücüyle kaçanın, kendiyle ilgili çok fazla sakınacak şeyi var��
@valikirklareli@ugurturan68 Sayın valime güzel düşüncesi için teşekkür ederim; keşke hepimiz böyle düşünceli olsak..Odalar dolusu Çiçekler yerine; ihtiyaç sahibi olanların yüzlerindeki gülümsemeye sebep olsak..Karşılama töreninde çocuklarımızla sergilediği tavırlarda ayrıca gönlümüze yer etti.