El mayor genocidio de la historia humana no ocurrió en la Alemania nazi, sino en suelo americano del Norte y del Sur.
100 millones de nativos americanos fueron masacrados y perdieron su tierra natal.
Temmuz ayı itibarıyla milletvekillerinin görev maaşı 310 bin 332 TL'ye yükseldi.
Milletvekili emekli ise emekli maaşı olarak da 200 bin 769 TL alacak.
Görev maaşı ve emekli maaşı alan bir milletvekilinin toplamda alacağı aylık ödeme 511 bin 101 TL olacak.
511 bin 101 lira🫢🫢🫢
Bir de ülkede geçim sıkıntısı var diyor birileri😎😎😎
Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan da Çorlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde.
Mahkemedeki beyanında ‘kuyu tipi hapishane’yi şöyle anlatmıştı:
“‘Kuyu tipi hapishane' deniyor ya hiç duydunuz mu kuyu tipi hapishaneyi Sayın Başkan? Beş metrekare avlusunu 13 metre çevreleyen yükseklikte duvarlar var. Yani güneş en dik zamanda, temmuz ayında bile avluda zemine düşmüyor, sadece duvara yaslanıyor. Etrafındaki o uzun duvarlar nedeniyle kendinizi hep kuyunun dibinde hissediyorsunuz. Akşam olduğunda da o kuyunun kapağı kapatılmış gibi hissediyorsunuz. Yani güneşten yararlanma imkanınız, güneşin en çok ve en dik açıyla geldiği yerde bile yalnızca duvardan nasiplenerek günde sadece bir saat Sayın Başkan. O etki size kuyu hissiyatı verdiği için oraya da kuyu tipi hapishane deniyor. Ben orada kalıyorum. Bu salonda orada kalan, kuyu tipi hapishanede kalan dört tutukluyuz, ben, Murat Ongun, Elçin Karaloğlu ve Hüseyin Köksal. Ben öyle bir yerden geliyorum”
Şimdi Deniz Göktaş da orada!
#DenizGöktaşYalnızDeğildir
#MizahıHapsedemezsiniz
Gayri Milli Eğitimsizlik Bakanı açıkladı:
104 senedir büyük ve haklı bir gurur ile kutladığımız İstiklal Harbi’nin adı (Kurtuluş Savaşı) ders kitaplarından çıkarılacakmış.
1919-1922 arasında yaşananlara Milli Mücadele denilecekmiş. Gayri Milli Eğitimsizlik Bakanı “Neyden kurtulduk. Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı” buyurmuş.
Bu Gayri Milli Eğitimsizlik Bakanına sormak lazım: Savaş sonunda verilen madalyanın adı Milli Mücadele Madalyası mı İstiklal Madalyası mı?
Genelkurmay Başkanlığı’nın yayınladığı ve bütün savaşı anlatan kitabın adı Türk İstiklal Harbi değil mi?
Elbette İstiklal Harbi Milli Mücadele’ye dayanır. Ancak kapsayıcı kavram İstiklal Harbi (Kurtuluş Savaşı) kavramıdır.
Eğitimsizlik bakanı, kurtuluş kavramı ile Osmanlı’dan kurtulduğumuzu sanıyor. Oysa İstiklal Harbi başladığı zaman Osmanlı zaten tarih olmuştu.
İstiklal/Kurtuluş, Batı emperyalizmiyle savaşın sonunda Batı emperyalizmine karşı elde edilmiştir.
Eğitimsizlik Bakanı bunları bilmez mi? Elbette bilir. Peki, ne yapmak ve neden yapmak istiyor? Öncelikle Gayri Milli ve Eğitimsizlik Bakanı Türklük bilincinden nefret ediyor.
Türklük bilincini sürekli besleyen kaynakların başında ise İstiklal Harbi geliyor. O zaman İstiklal Harbi kavramını ortadan kaldırarak başlayacaksın.
Zihinler savaşında, muharebeler kavramlar üzerinden yapılır. Önce varolan kavramlar yıkılır, silinir, anlamsızlaştırılır. Sonra ya varolan kavramlara yeni anlamlar yüklenir veya yeni kavramlar üretilir.
Burada sinsice İstiklal Harbi ve Kurtuluş Savaşı kavramları yok edilirken İstiklal Harbi’nin bir boyutunu oluşturan Milli Mücadele onun yerine konulmak istenmektedir. Aslında Milli Mücadele, İstiklal Harbi ve Kurtuluş Savaşı o kadar içe geçmiş kavramlardır ki, bugüne dek birbirlerinin yerine de rahatlıkla kullanılmışlardır.
Şimdi bu zihniyetin İstiklal Harbi ve Kurtuluş Savaşı kavramlarını yasaklayarak gelmek istediği yer sonunda aslında İstiklal Harbi olmadığı noktasıdır.
AK Parti 24. ve 25. Dönem Ordu milletvekili İhsan Şener 2011 senesinde davet edildiğim bir TBMM alt komisyonunda İstiklal Harbi diye bir harbin olmadığını şehitliklerin sembolik olduğunu söylemişti. Ben de gereken cevabı vermiştim. Olay yargıya yansımıştı. Tabii vekillik sonrasında cumhurbaşkanlığına danışman olarak atandı bu zat.
Özetle, bugün Şeyh Sait’in hatırasına hakaretten cezalar verildiği, Şeyh Sait’in isminin bulvarlara verilmek istendiği, narko-teröristlerin kurucu önder ve baş müzakereci ilan edildiği bir dönemde, devletimizin ve milletimizin İstiklalini sağlayan İstiklal Harbimizin ismi ders kitaplarından çıkarılıyor olmasına maalesef şaşıramıyoruz!
Elbette helal süt emmiş Türk tarih öğretmenleri İstiklal Harbimizi öğrencilerimize anlatmaya devam edeceklerdir.@zaferpartisi
Sayın Abdülkadir Uraloğlu,
@a_uraloglu
Siz bu değerlendirmeyi neye dayanarak yapıyorsunuz?
Bu iddianıza ilişkin tek bir somut örnek gösterin. Sadece bir tane…
Devlet ciddiyetle yönetilir, kahvehane üslubuyla yönetilemez.
1 Mart 1989’dan bu yana devletten maaş alan, aynı tarihten itibaren de devletin bütçe süreçlerinde her kademede görev yapmış biriyim.
Ortaya attığınız bu iddiayı doğrulayacak tek bir örnek dahi yoktur.
Eğer kastettiğiniz, çalışanların emeklerinin karşılığını alamamasıysa, önce bakanlarınızın devreye girmesine rağmen çözülemeyen Doruk Madencilik işçilerinin durumuna bakın.
Hatta onu da bir kenara bırakalım; kendi sorumluluk alanınızdaki mağduriyetle ilgilenin.
TCK Samsun Bölge Müdürlüğünde taşeron olarak çalışan işçiler yaklaşık 1,5 yıldır kıdem tazminatlarını alamıyor. Firma değişiyor, çalışanlar değişmiyor; fiilen sürekli kamu hizmeti veriyorlar.
Siz, bu çalışanların kıdem tazminatını güvence altına alamamışken, bu yönde açıklamalar yapmanız sizi komik duruma düşürüyor.
MHP’li Vahapoğlu’ndan Bakan Uraloğlu’na dikkat çeken cevap:
“1945’te memur olmuş bir babanın oğluyum. Ben de 1976’dan 2007’ye kadar kamuda sivil ve üniformalı görev yaptım.
Devletin maaş ödemesini geciktirdiğini ya da ödeyemediğini ne babamdan duydum ne de kendim yaşadım.”
Nasıl mı yoksullaşıyorsun?
Örneğin geçen sene aldığın 100 lira maaş ile 10 ekmek alıyordun, bu sene zamlı 120 lira maaşınla 8 ekmek alabiliyorsun!
Neden?
Çünkü veri olan enflasyonla, yaşadığın enflasyon farklı!
Bu fark açıldıkça, maaşın artsa da alım gücün düşüyor!
Her türlü zor koşullara dayanıklı, hiçbir ek yeme ihtiyaç duymadan sadece doğadan beslenen, işçilik hariç sıfır maliyetli bu cinsler yerine, ithal endüstriyel yemlere muhtaç cinslerle üretim yapıyoruz. Sonra da pahalılıktan etin yanına yaklaşamıyoruz
Dün akşam arkadaşlarımla Nişantaşı’nda çok popüler o lüks mekanlardan birine gittik. Hesap geldi, menüde yazmadığı halde %15 Servis Ücreti eklemişler. Kartla ödedim. Tam kalkacakken garson başımıza dikilip POS cihazını sallayarak '' nakit bahşiş bırakmak zorundasınız, karttan çekilen servis ücreti şirkete gidiyor'' dedi
Hiç bozuntuya vermedim, "Maaş politikanız patronunuzla aranızda. Ama madem ekstra ücret istiyorsunuz, çağırın müdürü, hesaba neden usulsüz ücret yansıttığınızı ona soralım" dedim.Kalkıp doğrudan işletme müdürüne gittim, durumu anlattım. "Müşteriyi masada sıkıştırarak maaş fonlamayın, zaten gereksiz yere servis ücreti ödedim, yetmezmiş gibi zorunlu bahşiş alındığı nerede görülmüş?" dedim, bin tane özür diledi. Bu yeni nesil mekan zorbalığına prim vermeyin, SESİNİZİ ÇIKARIN !
Şimdi taşlar yerine oturdu.
Kılıçdaroğlu, Adalet Bakanlığı ile anlaşarak oraya Deniz Göktaş'ı kurtarma tiyatrosuna gitmiş.
Sulh cezaya girmeden önce zorla görüşme yaptırılmış ki bunu ancak savcı isterse sağlayabilir. Savcının izin vermediği biri Göktaş ile görüşemez o arada.
Göktaş orada Kılıçdaroğlu'nu tersleyince "Adliyeden el ele kol kola çıkma" mizanseni yapılamayacağı anlaşılıyor ve Deniz Göktaş'ın tutuklanması artık mukadder oluyor.
Karşı karşıya olduğumuz "mekanizma" tahminimizden daha girift ve daha fazla müttefiki var.
Bakın, bu videoda gördüğünüz cennet yer, "Milli Takım oyuncularına villa hediye ediyoruz" bahanesiyle katledilmek istenen bölgedir. Burası, yıllardır birinci derece sit alanı olarak korunan, nesli tükenmekte olan binlerce canlıya ev sahipliği yapan ve antik kent dokusuna sahip muhteşem bir doğa harikasıdır. Bizim uyanık Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, futbolcular üzerinden bu cennet yerin reklamını yaptırarak, bugüne kadar korunması için alınmış tüm mahkeme kararlarını hiçe sayıyor. Sit alanı olan bu bölge için yeniden mahkemeye başvurup onay çıkartarak, imara açılan bu yere tam 4 bin adet villa inşa edecek…Hiçbir futbolcumuz bu evleri istemezken "Zorla bu çocuklara evlerini vereceğim" diyerek haber ve basında algı oluşturup, arka tarafında 9.7 milyon metrekarelik devasa doğayı katledecekler.
➖4 Temmuz ABD’nin Bağımsızlık Günü'dür.
➖4 Temmuz 2003, Irak’ın kuzeyinde Amerikan askerlerinin, orada görev yapan Türk askerlerinin başına çuval geçirdiği gündür!
➖Dün, yani 4 Temmuz’da, Amerika’nın bağımsızlık gününde,
➖ABD askerlerinin, askerimizin başına çuval geçirdiği günde,
🌉Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, kırmızı, beyaz ve mavi renklerle, yani ABD bayrağının renkleriyle ışıklandırıldı.
➖Size yakışır, Trump’ın da hoşuna gider belki ama
🇹🇷Türkiye’ye yakışmaz, Türk Milleti'nin hoşuna gitmez!
Yaparsa AKP yapar!
Ankara-İstanbul demiryolu hattında yer alan, altyapı işleri 20 yıl süren T-26 tünelindeki 262 milyon dolarlık dev vurgunu ortaya çıkardık!
CİNAYET BÖYLE İŞLENİR!
20 ton margarinden, 45 ton peynir imal ediliyor...
Nasıl mı?
“Margarin, nişasta, kemik unu ve iade peynirlerden imal edilen peynir üretimi, her geçen gün ülke geneline yayılıyor.
Süt yerine, bu ürünler kullanılıyor.
Peynir imalatında süt kullanılsa, Türkiye’nin sütü yetmez.
Daha çok, süt üretimi yapılması gerekir.
Hileli PEYNİR ÜRETİMI nasıl yapılıyor?
Bu işi yapanlar çok uyanık.
Nerenin peyniri meşhursa, onu taklit ediyorlar.
Erzincan tulumu, Siverek peyniri, Bergama tulumu, İzmir Tulumu gb adlarla pazarlama yapıyorlar.
Halbuki, hepsi aynı peynir (?)
Bunlar, 20 ton margarinden 45 ton peynir üretiyorlar.
Bir gram süt kullanmıyorlar.
Margarinin kuru madde oranı yüzde 90.
Su katarak çoğaltıyorlar.
İçine nişasta, iade peynir koyarak, hiç süt katılmadan peyniri imal ederek satıyorlar.
Ortalama 20 ton margarinle, 45 ton peynir imal edildiğinde 500 ton süt kullanılmamış oluyor.
Milli ekonomi!
Oysa; 1 kilo tulum peyniri için, 10 kilo süt gerekiyor.
Bunun üzerine yüzde 27 işçilik, vergi, işletme maliyeti gibi giderler eklenince, peynirin fiyatı ortaya çıkıyor.
Eğer fiyat bunun altında ise, yediğiniz peynir hilelidir.
Veya yediğiniz peynir değildir.
Natürel beyaz peynir için, 7 kilo süt gerekiyor.
Bu hesabı yaparak aldığınız peynirde süt olup olmadığını anlar ve öğrenebilirsiniz.
1 kg süt 20 TL.
Daha önce lokal düzeyde olan hileli peynir üretimi, Afyon, Kayseri, Konya, Sivas başta olmak üzere, bir çok yerde yapılmaya başlandı.
Devlet kurumları bu imalatlari tek tek biliyor, sadece izliyor!
Önlem alınmadığı için, hileli üretim engellenmediği için, bu üretim hızla ülke geneline yayılıyor...
Ne de olsa, kazanç getirici bir sektör!
Peynirinizin, gerçek peynir olup olmadığını evde kendiniz de anlayabilirsiniz ...
Bir cam kaseye, küçük bir parça peynirinizi koyun ve üzerini geçecek şekilde sirke ilave edin.
Biraz bekledikten sonra, o su beyaz rengini almışsa peynir sahtedir.
Adam öldürmek için silah kullanmayınız!
Sağlıcakla kalın!
Alıntı
Ümit Özdağ, ölmeden görmek istediği şeyleri sıraladı:
• İstanbul Havalimanı’nın tekrar Atatürk Havalimanı olduğunu.
• Kuleli Lisesi’nin açıldığını.
• Deniz Kisesi’nin açıldığını.
• GATA’nın açıldığını.
• Suriyeli ve Afganların döndüğünü.
• Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulduğunu.
• Öğrencilerin tek kişilik odalarda kaldığını.
• Bursla zorlanmadan 1 ayı geçirebildiklerini.
• Tiyatro ve sinemaya gidebildiklerini.
Dul kadınların babasından aldığı 7-8 bin lira ölüm aylığını kesebilmek için kapı kapı dolaşıp, eşiyle yaşadığını tespit etmek adına DEDEKTİF gibi çalışan devlet 450 bin tl maaş alan milletvekilinin karısına nasıl fakirlik belgesi çıkardı ?