Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor: "En nefret ettiklerim ve kıyamet günü benden en uzak olanlarınız gevezelerinizdir." Geveze yalan konuşan demek değil, her şeye cevabı hazır olan demek; ne sorarsan cevap veriyor, sormazsan daha çok cevap veriyor.
🔴 “Çağrı” filminde “Vahşi” rolünü canlandıran Libyalı oyuncunun…
– Annesi filmi izledikten sonra onu Hamza’yı öldürdüğü için evden kovmuş 😁
Kendisi, “Çağrı” filminde Peygamber Efendimizin (sav) amcası Hz. Hamza’nın katili Vahşi karakterini canlandıran Libyalı Ali Salim Kaddâre adlı bir vatandaştı.
– Bir röportajında aslında oyuncu olmadığını, “Çağrı” filminin yönetmeni Mustafa Akkad’ın kaldığı otelde elektrik teknisyeni olarak çalıştığını söylemiştir.
– Daha sonra Akkad onu bu rol için seçmiş; kendisi de bu rolü kabul etmekte uzun süre tereddüt ettiğini anlatmıştır. Ayrıca yaşlı annesinin, filmdeki meşhur sahnede Hamza’yı öldürdüğünü görünce onu evden kovduğunu da eklemiştir.
– Eve geri dönüp annesiyle barışabilmesi için bölgedeki din âlimlerinden ve tanınmış kişilerden yardım almak zorunda kaldığını; onların annesini, oğlunun gerçekte Hamza’yı öldürmediğine ikna ettiğini anlatmıştır 😅
@saleh_binali
Yaşlandıkça daha çok fark ediyorum ki fecirden önce uyanmak, erken yatmak, her gün egzersiz yapmak, dışarıda vakit geçirmek, namaz kılmak, bilgi aramak, şükretmek, gülümsemek, Kur'an okumak ve temiz, helal yiyecekler yemek; Batı kökenli hiçbir kişisel gelişim tavsiyesinin benim zihnim ve bedenim için yapamadığını yaptı.
İslam haklıymış.
Bu geç kalmışlık duygusu, sosyal medyadaki hayatlara özenmeyle başlıyor. Diğer bir kısmı da kendisini hazır hissettiği ve çok istediği halde evlenmek nasip olmayan ama çevresinde evliliği düşünmeyip kendisinden önce evlenip çoluk çocukla mutlu yuva kuranları görmeyle oluyor.
Bir yaşıma daha girdim!
Bazı insanların Hazret-i Peygamberin sav sünnetini Arap adeti zannettigini duydum. Halbuki Peygamber efendimizin sünnetleri bölgesel, mahalli değildir.
Çünkü Peygamber sav bütün insanlığa gönderilmiştir.
Çünkü sünnetler Peygamber efendimize Allah cc tarafından talim edilmiştir.
Çünkü her bir Sünnet prensibinde tüm insanlık için evrensel değerler ve faydalar bulunmaktadır.
Ulema Arap adetleri ile Sünneti birbirinden ayıran pek çok kitaplar yazmışlardır.
Bilmeyen insanlar sussa problem kalmayacak.
Bilmeyen insanlar bilmeden konuşmak yerine oturup meselenin doğrusunu öğrenseler önce kendileri için iyi olacak.
@MahinurOzdemir Hayal dünyasında mı yaşıyorsunuz? Resmi veri kurumunuz TÜİK bile ortalama evlenme yaşının 29-30 olduğunu söylüyor. Siz de nasıl olsa bu yaşlarda kimse evlenemiyor o zaman para da çıkmaz kafasıyla mı yapıyorsunuz? Bir aile bakanı kendi ülkesinden bu kadar uzak olmamalı.
Kendi ülkem tarafından kandırılmak beni rahatsız ediyor.
Önce şunu anlatayım: Japonya Başbakanı, ABD ziyaretinde öyle rezil anlara imza attı ki başkasının yerine utanmak deyimini tüm dünyaya yaşattı.
Sömürge ülkesi gibi davranmasına şaşıranlar oldu ama meseleyi bilenler için durum aslında net: Japonya bir ABD eyaleti,başbakanları da sadece kullanışlı bir vali.
Bu hep böyleydi. Yıllar önce izlediğim bir videoda, bazı Japonlar, "ABD'nin ülkemize atom bombası atması doğruydu" diyordu.
ABD’nin atom bombaları 200 bin insanı öldürdü, etkileri hâlâ devam eden sakatlıklara neden oldu ama onlara göre ABD olmasa daha çok insan ölecekti.
Başta tuhaf geliyor ama düşününce anlıyorsun ki zihinsel sömürge olmak tam da böyle bir şey.
Bugün Japonya'da 60.000 Amerikan askeri var. Bir Amerikan askeri suç işlediğinde Japon mahkemeleri çoğu zaman yargı yetkisine bile sahip değil.
Gelelim kandırıldığımız kısma. Bize okullarda ne anlattılar?
Japonlar atom bombasını unutmadı, bu yüzden bilime sarıldı ve geliştiler. Almanlar da 2. Dünya Savaşı’nın çılgınlığından ders çıkardı.
Oysa dünyayı biraz tanımaya başladığınızda Japonya’nın da Almanya’nın da bağımsız ülkeler olmadığını öğreniyorsunuz.
İkisi de ABD’nin uzak karakolları. Bu yüzden gelişmeleri ve büyümeleri gerekiyordu. Dünyanın süper gücü ABD’de de dünyadan çaldıklarını bu karakollardan esirgemedi.
İkisini de hızla büyüttü. Bağımsızlıklarını alarak karşılığında refah verdi. Dikkat ederseniz ABD çöktükçe onlar da çöküyor.
Bundan bana ne diyebilirsiniz, ben de öyle diyorum ama benim takıldığım kısım şu: Bunlar dünyaya kendi masallarını anlatmak istemiş olabilirler ama biz derslerimizde hâkikati anlatmak yerine neden onların masallarını anlatıyoruz?
Acaba biz de sömürgenin başka bir yüzü müyüz?
hanımlar şu kesin bilgi: erkeklerde sürekli konuşma isteği diye bir şey yok. halinizi hatrınızı soran, biraz ilgilenen, duygularınızı anlayan birini bulun ve basın nikahı. sürekli konuşan erkek inanın yoktur varsa da sıkıntılıdır emin olun.
Medya size bunu söylemeyecek ama İsrail Gazze'de 680.000 Filistinliyi öldürdü.
Bunların 479.000'i çocuktu.
Bu bir soykırım.
Tekrarlayın. Yayalım. Dünyaya duyuralım.
Gençler zaten maddi imkansızlıklar ile boğuşuyor çoğu bırakın evlenmeyi iki yakasını bir araya getiremiyor. Aile kurumu darmadağın. Bazı namussuzlarda nispet yaparmış gibi bu videoları dolaşıma sokuyor. Ondan sonra bunu normal sanan kızların hepsi bundan istemeye başlıyor. Böyle bir dünya yok. Bu videoların çoğu gerçek değil 5. Kol faaliyeti denilen namussuzluktan ibaret. O kadar zengin insan tanıyorum. Hiçbirinden böyle bir hareket görmedim.
📌YENİ YAZI
OTUZ YAŞ ÜZERİ EVLİLİKLERE DAİR BİR PERSPEKTİF
Bir nesil için evliliğin otuz yaş üzerine çıktığı malumunuz. Bunun normal olmadığı ve normalleştirilmemesi gerektiği üzerinde ciddiyetle durdum, duruyorum; ancak neticede azımsamayacak kadar otuz yaş üstü bekâr var ve bunların önemli bir kısmı evlenmek istiyor. Tabii bu durumun beraberinde getirdiği pek çok zorluk var: Sosyal çevrelerinin daralması sebebiyle uygun eş bulamamak, bulunsa dahi evliliğe teşebbüs edememek, birey olarak kurulan hayatı sil baştan inşa etmeye cesaret edememek, evliliğe uyum sağlayamamaktan endişe etmek… Bunlar meselenin başlıca çıkmazlarıdır.
Burada öncelikle yüzleşmemiz gereken gerçek şudur ki; toplum artık bu konuda sorumluluk almıyor. Yani birini birine önerme, tavsiye etme, “sebep olma” fonksiyonu yitirilmiş durumda. Zira doğabilecek olumsuzluklardan aracılar mesul tutuluyor; insanlar da haliyle bundan kaçınıyor. Neticede de evlilik işi bütünüyle fertlerin kendi çabasına kalıyor.
Bu yaştan sonra, emin olmadığınız biri için kurulu düzeninizi bozmak istemeyecek, buna cesaret edemeyeceksiniz. Bu da evleneceğiniz kişiyi tanıyacağınız bir süreci zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla ya yolunuzu evliliğe çıkaracak girişimlerde bulunmalı ya da bu tür girişimlere açık olmalısınız. Artık arzularına yenik düşüp kolayca yanlışa sürüklenecek bir yaş aralığında değilsiniz. Hatta bir şeyler hissedebileceğiniz birini bulacağınıza dair ümidiniz bile azalmış durumdadır. Bu sebeple meseleye klişe yaklaşımlarla ve ezberlerle bakamayız.
Bakınız İslam tarihinde kadının bekâr kalması diye bir norm yoktur. Kocası ölen ya da boşanan bir kadının iddeti bittiğinde talipleri sırada bekliyor olurdu. Çok eşlilik pratik olarak vardı ve elden ayaktan düşüp piri fani olmadıkça hiçbir kadın bekâr kalmazdı. Ve dahi devletin de dulları evlendirmek gibi bir görevi vardı. Şimdi ise durum bundan çok çok uzaktır.
Dolayısıyla kadın ve erkek arasında korunması gereken asgari sınırlara riayet edilerek, gerektiğinde bir çay kahve içilebilmelidir. Bunun adı flört değil, evlilik teşebbüsüdür. Görünen o ki bu teşebbüste bulunamayanlar evlenememektedir. Günümüz şartlarında evlilikler fiilen bu yollarla kurulabilmektedir. “İslâmî evlilik” başlığı altında oluşturulan standart kalıpların belli cemaat ve kurumsal yapılar dışında uygulanabilirliği kalmamıştır.
İkinci mesele uyum endişesidir. Benim, insanın doğasını yok sayan seküler vaizlerin anlatılarını dikkate almadığımı bilirsiniz. Bir önceki yazımda göreceğiniz üzere yirmili yaşlarda yapılan bir evlilikte erkeğin mutlaka kendi krallığını kurması ve kadının buna yardımcı olması gerektiği üzerinde durdum. Ancak otuzlu yaşlar böyle değildir. Bu yaşlarda kişilikler büyük ölçüde oturmuş, karakterler kemikleşmiş, kendi kendine yetebilen iki ayrı dünyanın birleştirilmesi söz konusu olmuştur. Dolayısıyla burada farklı bir iletişim ve ilişki türü geliştirmek ve geleneksel aile modelinin biraz dışına çıkmak gerekir.
Her iki tarafın da çalıştığını, bireysel mesleki ve kariyer planlarının bulunduğunu ve bunların hususi bir mesai gerektirdiğini var sayıyorum. “Evlilikten zaruri beklentilerimiz nelerdir?” diye sorduğumuzda, öncelikle fizyolojik ve psikolojik ihtiyaçların karşılanması gelir: Helal bir cinsellik, karşı cinsle duygusal bağ kurmak ve çocuk sahibi olmak. Bugün bunlar bilinçli biçimde itibarsızlaştırılmaktadır; oysa bunlar hayattaki en değerli şeylerdir ve hiçbir parayla satın alınamayacak en samimi ve içten hislerdir.
Dolayısıyla bu evlilikte eşler birbirinin sınırlarına riayet etmeli, sürekli ilgi beklememeli ve paylaşımcı hareket etmelidir. Birbirlerine ayırdıkları vakit az ama nitelikli olmalıdır. Belli bir eğitim ve mesleki pozisyonu haiz olan bir kadından “A marketinden çıkıp B marketine gidersen bana haber vermelisin” diyemezsiniz. Yirmili yaşlarda toy bir delikanlıdan bunu bekleriz; yaşının ve fıtratının gereğini yapıyor deriz; ancak siz artık otuzlu yaşlardasınız, bu zamana kadar kendi ayakları üzerinde durmuş, kendi kararlarını kendisi almış, kendi başına var olmuş bir kadının hayatına pat diye girip bu denli belirleyici olamazsınız.
Zaten evlilikten kaçınılmasının sebeplerinden biri de bu endişedir. Bununla yüzleşmek ve kabullenmek gerekir. Bir kadın bu yaşa kadar kendi başına gelmişse ve siz onun aklî, fikrî ve ahlâkî olgunluğuna güvenerek evlenmişseniz, onu sürekli yönlendirmeye çalışmamanız gerekir. Kaldı ki zaten yirmi yaşında evlenmiş olsaydınız da bu yaşlara geldiğinizde aynı duruma evirilecektiniz. Bu sebeple evlilik masasında konuşulması gereken en önemli meselelerden biri budur.
Bu şartlarda biriyle evlenen bir erkek, durumun farkında olmalı ve karşı taraftan bu endişeyi gidermelidir. Bununla birlikte kadın da feminist kompleksleri olmadığına ve kocasının hürmetini gözeteceğine dair güvence vermelidir. Şartlar değişmiş olsa da erkek yine erkektir; kadının bunu dikkate alması ve erkeğe erkekliğini hissettirmesi gerekir.
Üçüncü olarak, boşanma endişelerine gelecek olursak. Şunu unutmamak gerekir ki yaşadığınız kadar bir daha yaşayacak değilsiniz, onun için bu riski almalısınız. Her bozuluş, bir var oluşa gebedir. Evlenmek, evlilik tecrübesi yaşamak da bu hayatta tadılması, yaşanması gereken bir süreçtir. Velev ki ayrıldınız; boşanan çok insan var ve hayat devam ediyor. En azından bazı şeyleri yaşamış, yeni tecrübeler kazanmış, pek çok merakınızı gidermiş olursunuz. Yaş ilerledikçe bekâr kalmanın oluşturduğu endişeyi, hancı mı yoksa yolcu mu olduğunuz belirsiz olan bir vasatı sürdürmektense zihninizdeki pek çok kalabalıktan kurtulduğunuz ve daha kararlı olduğunuz yeni bir hayata başlamış olursunuz. Belki bu tecrübeniz size farklı kapılar, daha belirgin ufuklar açar. Olur olmaz sebepten ötürü boşanmak hoş karşılanmamıştır ama bizim toplumumuzda maalesef evlenmek gibi boşanmak da haddinden fazla abartılıyor. Hayatta her şey yolunda gidecek diye bir kaide yok.
Hâsılı kelam, ümit var olun, kötü düşünmeyin, bu yazdıklarımı dikkate alarak meseleyi tekrar gözden geçirin. “Niyet hayır, akıbet hayır” demişler. Allah hayırla, kolaylıkla, rahatlıkla sürûr ve sükûn bulacağınız sıcacık bir yuva kurmayı nasip etsin. Peygamberimiz (s.a.s.) “Evlenene Allah'ın yardım etmesi haktır” buyurmuştur. Bu güvenceyi hep yanınızda hissedin ve unutmayın ki “Her zorlukla birlikte bir kolaylık vardır! Evet, her zorlukla beraber bir kolaylık vardır!”
Selâm, hidâyete tâbi olanlara…
Son dönemde Epstein dosyalarında adı geçen Stephen Hawking, alay konusu olacak kadar açık bir Masonik yalandan ibarettir. Stephen hasta bir adamdı; ilmi yoktu, yazı yazamazdı ve kendisine atfedilen sözlerin ve teorilerin hiçbirini söylemiş değildi. O hâlde bilgiyi ondan nasıl aktardılar?!
Sözde “çeviriyle” aktardılar!
Hangi sözleri? Konuşamayan, hatta işaret bile edemeyen birinin hangi sözlerini?!
İşte bu, adamın aslında hiçbir dilde—işaret dili dâhil—konuşmadığının bir örneğidir; buna rağmen “konuşmalarını tercüme ediyoruz” iddiasıyla istedikleri şeyleri onun ağzından söylemişlerdir. Bu videoda ya da başka bir videoda, anlamlı biçimde tercüme edilebilecek tek bir harf ya da işaret bildiğini iddia eden herkese meydan okurum.
Bu videoyu gördükten sonra Stephen Hawking’e ait pek çok videoyu yeniden izledim; ne dudaklarıyla söylediği tek bir harf, ne eliyle ne de yüzüyle yaptığı anlamlı tek bir işaret bulabildim.
Masonlar, “dâhi bilim insanı Stephen Hawking” adı verilen bir yalanla bütün insanlığı kandırmayı başardı. İnsanların ona duyduğu merhameti ve hayranlığı istismar ederek, pek çok fikri onun adına geçirdiler.
Peki daha kaç büyük aldatmacadan geçtik, şu an kaçının içinde yaşıyoruz?
Ve bütün bunlardan gerçekten uyanabilecek miyiz?
"TOKİ'den ev almak caiz midir değil midir meselesi çağdaş fıkhî bir meseledir, zannîdir, farklı kanaatler olabilir."
Sahabe dönemi dahil bütün İslâm tarihini tarayın, bütün fakihlerin bir konuda ittifak ettiği çok az şey bulursunuz. Dolayısıyla günümüz şartlarında herkesin bir yerde birleşmesini hiçbir şekilde bekleyemeyiz.
Hangi konu olursa olsun fıkhî yetkinliğine, ilim ehli arasındaki mertebesine ve inancındaki samimiyetine itimat ettiğiniz müftîlerin (fetva verenlerin) fetvalarına hiçbir kuşku duymadan itibar ediniz.
"Avamın dini, müftînin dinidir" derler. Fıkıh bilmiyorsanız sizin sorumlu olduğunuz şey yalnızca konunun uzmanlarına itimat etmektir. "Eğer bilmiyorsanız bilgi sahibi olanlara sorun." mealindeki ayetler bu konuda referans olarak yeterlidir. Ehlinden alınan fetvanın doğru veya yanlış olması sizin sorununuz değildir. Sizin tek sorumluluğunuz ehline danışmaktır.
“Bir Müslüman seyahat etme becerisini ne kadar küçük yaşta edinirse, onun için o kadar iyi. Seyahat insanın şahsiyetini olgunlaştırıyor, bilgisini artırıyor, ufkunu açıyor, önyargı ve taassuplarını yok ediyor.”