Dua Edin İcabet Edeyim
S: Çok zorlanıyorum Güzellik?
C: Her zorlukta bir kolaylık verdim onu gör... (İnşirah 6)
S: Bana darılmadın değil mi?
C: Sana darılmadım, terk etmedim, nefret etmedim... (Duha 3)
S: Kahırla mı terbiye oluyorum?
C: Sen güzelliği istediğin zaman kahır bitecek... (Bakara 200)
S: Beni bu zorluklardan geçireceksin değil mi?
C: Sen istediğin sürece evet. (Maide 6)
S: Sana dokunabilir miyim?
C: Sana senden daha yakınım... (Kehf 16)
S: Sana kavuşacak mıyım Güzellik?
C: Beni istediğin sürece evet (Bakara 223)
3 gün boyunca yaşın kadar Felak suresi okursan etrafındaki tüm haset ve kıskanç enerjilerden arınırsın.
3 gün boyunca yaşın kadar İnşirah suresi okursan göğsünü sıkan tüm sıkıntılar dağılır, feraha erersin.
3 gün boyunca yaşın kadar Fatiha suresi okursan kapalı olan tüm rızık ve kısmet kapıların ardına kadar açılır.
Kaydet ve bilmesini istediğin kişiye göndermeyi unutma. 🫶🏻
Hakkımda konuşan ve enerjimi çeken herkesin enerjisini kendime para, bolluk, huzur ve sağlık olarak geri alıyorum. Kendi merkezimdeyim ve alanımı korumaya niyet ediyorum.
Yılandan,fareden, böcekten korkma!
Parasızlıktan, kimsesizlikten, aç kalmaktan da korkma!
Yakmaktan, yıkmaktan, kalp kırmaktan kork…
İhanetten, kibirden, haset etmekten kork…
Üzdüğün kadar üzülüyor
Kırdığın kadar kırılıyor
Yaktığın kadar yanıyorsun…
Bunun telafisi yok…
Zaman aşımına uğruyor sanma
Henüz bir şey olmadı diye unutuldu sanma!
Adalet geliyor sessizce…
Hatta sen “tam da unutuldu” dediğinde…
Ben bir erkeğin sizi sevip sevmediğini “günaydın aşkım” mesajından anlamam. Kavga ettiğinizde hakaret ediyor mu, cebinde para azken karakteri değişiyor mu, annesi sizi istemediğinde arkanızda durabiliyor mu, önüne başka kadın çıktığında sınırını biliyor mu? Ben bunlara bakarım.
Yaşından genç görünmek aslında manevi bir şey. Çünkü yüz, ruhun aynası. İçinde kin tutmuyorsan, affetmeyi biliyorsan, geceleri vicdanın rahat uyuyorsan, o hafiflik yüzüne yansıyor. Stres yaşlandırmaz, taşımaya devam ettiğin yükler yaşlandırır. Bırakmayı öğrenen insan hafifler, hafifleyen insan parlar. Sürekli şikayet eden değil, şükreden; herkesi yargılayan değil, anlayan bir kalbin varsa, zaman sana acımasız davranmıyor. Çocuk gibi merak eden, küçük şeylerle sevinen, kalbini kirletmeyen insan eskimez. Çünkü ruhu yorulmamıştır. Ruhu yorulmayan insanın gözlerindeki ışık sönmez ve o ışık seni her yaşta genç gösterir. Gençlik bir kremde değil, temiz bir kalpte ve sakin bir zihinde saklı.
Kadınların damarına basmayacaksın, erkeğin sabrını zorlamayacaksın. Bu ikisi çizgidir, aşılmaz. Çünkü mesele kavga değil, dengedir. Kaliteli olanlar entrikaya, oyuna, drama gelmez. Onlar gürültü değil, huzur ister. Laf kalabalığı değil, netlik ister. Güven ister, sadakat ister, arkasında durulmak ve inanılmak ister. Sen ona gerçekten inandığında o sana dünyayı verir. Omzuna yaslandığında susar ama her şeyi anlatır, arkanda durduğunda seni senden daha çok savunur. Ve gerçekten buna layık olanlar vardır; denk gelirsen anlarsın. Onlar sevgiyi yük değil, güç yapar. Kalitesiz olan sınar, kaliteli olan tamamlar. Biri enerjini çalar, diğeri ömrüne ömür katar. Kaybedince anlarsın: giden huzurdur.
'Davul bile dengi dengine' sözünü hiç böyle düşündünüz mü? Maddi durumlar, diplomalar bir yere kadar; peki ya duygusal olgunluk?
Kadın çok güzel anlatmış: "Esas denklik duygusal zekâda. Mesela sen 'bu davranış beni kırdı, beni üzdü' diyebiliyorsun. O daha kendisinin neyi üzüp neyi kırdığını bilemiyor, seninkini nasıl taşısın? Sen istediğin kadar kendini geliştirmiş ol, psikoloğa gitmiş ol; karşı tarafta bunların hiçbiri yoksa denk değilsiniz demektir.
Konu artık davulun markası değil, onu ne kadar iyi çalabildiğimiz."
Bir erkeğe her istediğini yaptıran kadınların sırrını açıklıyorum: Adamı doğru seçiyorlar. Bir erkeğe baskıyla hiçbir şey yaptıramazsınız. Sizi seven, merhametli, iyi bir adamla beraber olacaksınız size kıyamaz; siz söylemeden bile elinden geleni yapar. Eş seçimi, hayat kalitesi seçimidir.
"Son zamanlarda bana söylemediğin, seni etkileyen biri oldu mu?"
1/ Bir insan dürüstse genelde soruya odaklanır. Sakladığı bir şey varsa çoğu zaman sorudan çok, soruyu neden sorduğuna odaklanır.
2/ "Niye böyle bir şey sordun?", "Bir şey mi gördün?", "Sana bunu kim söyledi?" gibi cevaplar tek başına suçluluk kanıtı değildir. Ama konu sürekli sorunun kendisine kayıyorsa, nedenini anlamaya çalışmak mantıklıdır.
3/ Gerçeği saklayan insanlar bazen kısa ve net cevap vermek yerine gereğinden fazla açıklama yapar. Bu her zaman yalan anlamına gelmez; stres de benzer davranışlara yol açabilir.
4/ Asıl dikkat edilmesi gereken tek cevap değil, davranışların zaman içindeki tutarlılığıdır. Sözler değişebilir, alışkanlıklar daha zor değişir.
5/ Telefonunu aşırı korumaya başlaması, sana ayırdığı zamanın belirgin şekilde azalması, sebepsiz yere savunmacı olması gibi değişimler tek başına bir şeyi ispatlamaz ama birlikte değerlendirilmelidir.
6/ Kimseyi tek bir soruyla kesin olarak "ifşa" edemezsin. Sağlıklı bir ilişkide güven; tek bir cümleden değil, uzun vadeli tutarlılıktan anlaşılır.
7/ Bir insan dürüstse, zor sorulara bile sakin ve net cevap verebilir. Sürekli konuyu değiştirmek, karşı saldırıya geçmek veya seni suçlamak ise konuşmayı zorlaştırır.
Sonuç: Bir soruya değil, o soruya verdiği cevabın nasıl verildiğine ve zaman içindeki davranışlarına dikkat et. Gerçekleri çoğu zaman tek cümle değil, tutarlılık ortaya çıkarır.
Ne yazık ki insanlar, sizi artık sevmediklerini ve ayrılmak istediklerini söyleyecek cesarete ve dürüstlüğe sahip olmayacaklar. Bunun yerine kararı size verdirtecek yaşantılara sizi sürükleyecekler. Yalnız yürümekten değil, ilişkinin içindeki derin yalnızlıktan korkun.
başarılı olmak mı istiyosun?
özel kal
çok çalış
iyi giyin
sağlıklı beslen
az konuş
güzel kok
hayatı yaşa
nazik ol
mütevazı kal
dramadan uzak dur
hedeflerinin peşinden git
Pek konuşulmayan bir gerçek var. Bir sosyal ortamda ortalamanın üstüne çıkan insanların, o çevrede “anormal” ve “sorunlu” gibi hissettirilerek gizlice ortamdan dışlanmaya çalışmaları. Halbuki sadece daha zeki, daha başarılı, daha güzel ya da daha gayretliler. Ama grubun ortalama olma konforunu sarstıkları için, gizli bir sosyal cezalandırılmaya (social punishment) maruz bırakılarak orta alana geri çekilmeye çalışıyorlar. Bu tuzağa kesinlikle düşmemelisiniz. Bir konuda iyiyseniz iyisinizdir, bu hususlarda suçlu ve garip hissetmenize gerek yoktur; kendinizi küçültmeniz, kattığınız değeri pazarlığa tabii tutmanız da hiçbir işe yaramayacaktır. Bunu yaptığınızda onların sevgi ve onayını kazanamayacağınız gibi, öz saygınızın altını oyar ve kendi katma değerinize de
haksızlık yapmış olursunuz.
Çok acı bir gerçekten bahsedeyim. Kadınlar, kendi davranışlarına bakmayı tamamen reddeden erkeklerin yarattığı kederden terapiyle iyileşmeye çalışıyorlar ama erkekler kendi öfkeleriyle, geçmişteki travmalarıyla ve kötü alışkanlıklarıyla yüzleşmek yerine, bütün o duygusal yükü kadınların omuzlarına yıkmayı normalleştiriyorlar. Çok az erkek gördüm gerçekten kendi duygusal sorumluluğunu alabilen..
Kadınlar, her şeyi düzeltmek ve ilişkilerini sürdürmek istedikleri için her sorunu sırtlamaya çalışıyorlar. Ancak bir başkası adına nasıl iyileşebilirsiniz ki? Başkasının karmasını onun yerine çözemezsiniz. Bir erkek kendi eylemlerinin, duygularının ve yaralarının sorumluluğunu almıyorsa, bunun bedelini çok ağır bir şekilde partnerine ödetiyordur. Bu yüzden partneri zamanla tükenir, kaygılı ve derin bir kafa karışıklığı içinde yaşar.
Kadınlar, erkeklerin verdiği zararla başa çıkabilmek ve sınır çizmeyi öğrenmek için terapiye giderken; erkekler, kendilerinin son derece akıllı ve sağlıklı olduklarını ve sorunun kadınlarda olduğunu düşünerek ortalıkta dolaşmaya devam ediyorlar. Adaletsiz bir durum. İlişkiler hayatın yükünü birlikte taşıyabilin diye var, sizin olmayan yaraları taşımanız için değil. Gerçekten sorumluluk sahibi olan erkekler, kendi duygusal dağınıklıklarını kendileri toplarlar.
Dünyanın en zor kararlarından biridir, birinden vazgeçmek zorunda kalmak. Seni seçmediği için, sevmeyi beceremediği için, güven veremediği için, sadakatini koruyamadığı için vazgeçmek zorunda kalmak.
Mükemmel karakter gösterişte değil sıradan bir günü nasıl yaşadığında gizlidir. Her günü son gününmüş gibi yaşamak, umutsuzca tüketmek değil, aksine her anı hakkıyla sahiplenmektir. Taşkınlık yapmadan, çünkü ölçüyü bilir; tembellik etmeden, çünkü görevini ertelemenin hayatı ertelemek olduğunu anlar; ikiyüzlülük etmeden, çünkü ölümün eşiğinde maskelerin hiçbir anlamı kalmaz. Bu tam bir Stoacı duruş: ne geçmişin pişmanlığına takılır ne de geleceğin belirsizliğine sığınır. Sadece bugünün hakkını verir. Son gün gibi yaşamak, aslında her günü ilk günkü kadar dürüst ve tam yaşamaktır. Bunu başarabilen insan, alkışa ihtiyaç duymadan vicdanında olgunlaşır ve ardında sessiz ama sağlam bir iz bırakır.
Cuma gecesi niyetinizi edip yaşınız kadar Ya Fettah ve Ya Rezzak çekin, ardından gönlünüzden geçen dua için niyet edin. Hayatınızdaki olumlu değişimleri görünce şaşıracaksınız. Bilenler bilmeyenlere söylesin.
Kocan iyi olursa kimseye ihtiyaç hissetmiyorsun. Konu komşu, arkadaş derdine düşmüyorsun. Canın mi sikılyor, mutlu mu oldun kocana koŞuyorsun, ağlayasın mi var omuzuna yaslaniyorsun. Adam seni anlıyor, seviyor, sayiyor, kucaklıyor; her derdine deva her sevincine ortak oluyo.