Gazze'de zalim katil İsrail katliamlarına askeri anlamda dur demek; maalesef yönetim ve toplumun içerisinde Faiz/Döviz/Borsa 👁️🔺üçgeni devlet/hükümet ekopolitiği ve toplum ekokültürü haline gelmişse bu hareketi beklemek hayalden öteye geçemez vesselam. @RTErdogan@HakanFidan
@Winter_bornn@grok Kadının aslında göbeği hiç yok ve bu yüzden kadınların bazısında pubis yani leğen kemiğinin birleşim bölgesi çatı bölümü böyle çıkıntılı görünüyor. Heleki böyle bir elbise giyiyorsan.
Bu millete AÇIK SEÇİK ŞEFFAF olacaksın. Bu millet esrarengizasyona gizli saklı kapaklı söz tavır ve hareketlere itibar etmez. Ateş ise ateş, su ise su, hava ise hava, toprak ise toprak vesselam. @RTErdogan@HakanFidan
Dünya, fırtınalı bir denize doğru ilerliyor. Öyle böyle değil! Devasa dalgalar, kuvvetli rüzgarlar, yıldırımlar...
Baksanıza Fransa alev alev!
İspanya, İtalya, Arjantin, Brezilya...
Çok yakında Belçika, İngiltere!
Hatta ABD!
Bir tek ülke çok rahat, İsrail!
İngiltere Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Sir Roly Walker 'siyasetçiler çok yakında çıkıp açık ve dürüst bir şekilde halka anlatacak' diyor. Neyi anlatacak peki?
'Savaşa girmek zorunda olduklarını'!
Kim kiminle, niye savaşa girecek peki? Sorun ne? Dünyayı böylesine kriz ortamına sokan, piyasaları altüst eden, sokakları karıştıran kim?
Aklınızın bir yerinde kalsın bu işin finali 2030!
Ülkeler kendi çapında silahlanıyor. Silah endüstrisi hiç olmadığı kadar ciro sahibi. Lakin konuyu buradan ele almanın vakti çoktan geldi de geçti. Herkes silahlanmaya mecbur! Dünyanın her bir köşesinde sıkıntı var. Ülkeler teyakkuzda. İstense de istenmese de silahı alıp bir köşeye koyması gerekiyor. Zira bir cisim yaklaşıyor!
Macron'un BM kürsüsünden İsrail'i hedef alan konuşmasının ardından Fransa yangın yerine döndü. İspanya yangın yerine döndü.
Sokağın itirazı elbette haklı sebeplere dayanıyor lakin insanlar her yeri yakıp yıkıp yağmalıyor. Polis en ama en şiddetli müdahalesini yapıyor. Gezi'nin hümanist, demokrat, insancıl Fransız medyasının yerinde yeller esiyor.
İsrail çok rahat!
Türkiye'de patlayan fon krizi bütün dünyayı alarma geçirdi. Bir yanda İsrailli fon şirketleri bir yanda İsrail kontrolündeki Silikon Vadisi. Dünya diken üstünde. Siber saldırılar artıyor. Konuyu ne ara fon ve Silikon Vadisi'ne bağladın diyenler az beklesin! Sırada Avrupa var.
Küresel bir altüst oluşun arefesinde Türkiye'nin içinde yer aldığı 'Mekke Anlaşması' ziyadesiyle mühim bir adım. Zaten birçok sıkıntı da bu anlaşma sonrası yaşandı. Son tahlilde ittifaklar, düşmanlıklar başkalaşıyor. Üçüncü dünya savaşının içinde miyiz, kıyısında mıyız bilmiyorum.
Herkes sorunu ve kaynağını biliyor; muktedirler ağızlarındaki baklayı bir çıkarabilseler ve sonrasında da gereğini yapabilseler dünya huzur bulacak. Lakin herkesin dili hatta eli kolu bağlı. Ağzını açanın piyasalarını paçavraya çeviriyorlar, sokaklarını da yangın yerine!
'Rusya Ermenistan'ı işgal edecek' diyorlar.
'ABD ile Rusya anlaşmış Zelensky gidici' diyorlar.
'Orası karışacak, burası karışacak' diyorlar.
İran-ABD, İsrail-İran, Suudi-Yemen, Türkiye-Yunanistan, Almanya-Rusya; her köşe başında bir gerilim!
Artan gıda ve enerji fiyatları, küresel enflasyon...
Bir tek İsrail rahat!
Gelelim tüm bu çalkantı içerisinde Türkiye'ye! Gezi'den başlayıp 15 Temmuz'da zirveye ulaşan süreç sona ermiş gözükmüyor. Eyvallah; şikâyet ettiğimiz, rahatsız olduğumuz, faturasını kestiğimiz birçok mevzu var. Ama görmemiz gereken asıl sorun 'güvenlik'!
Topluma Mekke anlaşmasının hayatiliğini ve akabinde yaşananları açık seçik anlatmak gerekiyor. Hatta her şeyi açık açık anlatmanın vakti çoktan geldi.
Adını koymak gerekiyor.
Adıyla değil ameliyle Hz Ömere(ra) benzeyen; hazineyi kendi malı gibi değil,yetimin malı gibi korur.Devlet,bir milletin hem bugünü hem yarınıdır.Borsa yoluyla milletin malına el uzatanlar,milletin yarınlarını yıkıyor.Ey siyasetçiler!Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin!
🔴AYIYI BULMUŞUZ,
BUNLAR HÂLÂ İZİNİ ARIYOR.
MASAK, burnunun dibindeki fon vurgununu, milletin parasını iç edenleri, yurt dışına kaçırılan milyarları görememiş.
Şimdi kalkmış, yurt dışına kaçırılan paraları bulmak için 20 kişilik heyet kurmuş.
Yurt içinde bulamadıklarınızı, yurt dışında nasıl bulacaksınız?
Buna gülelim mi, ağlayalım mı? Yoksa milletin aklıyla alay mı ediyorsunuz diyelim?
Aklıma eski bir fıkra geldi:
Beş arkadaş ayı avına çıkmış. İçlerinden biri ayıyı görünce bağırmış:
📌Koşun, ayıyı buldum! Ayı burada.
📌Diğeri başka bir yerden seslenmiş:
📌Buraya koşun, ben de ayının izini buldum.
Ayıyı bulan adam dayanamamış:
📌Yahu kardeşim! Ben ayının kendisini bulmuşum, sen hâlâ izinden mi bahsediyorsun?
Bizim fon rezaleti de tam olarak bu.
Millet soyulmuş, milyarlar buharlaşmış, binlerce insan mağdur olmuş, paralar yurt dışına çıkmış.
Siz şimdi mi iz sürmeye başladınız?
Bu millet sizden heyet değil, sonuç bekliyor!
Paraları kim kaçırdı?
Kim göz yumdu?
Kim görevini yapmadı?
Kimler bu vurguncuların önünü açtı?
Kimler bu vurguncuları koruyor?
Hangi siyasi ve bürokrat vurguncular hâlâ ballı koltuklarda oturuyor?
Hangi vurguncular hâlâ tutuklanmamış?
Asıl araştırılması gereken yalnızca paraların nereye gittiği değil, bu paralar kaçırılırken denetimden sorumlu olanların ne yaptığıdır!
AYI ORTADA, VURGUN ORTADA, MAĞDURLAR ORTADA! SİZ HÂLÂ İZ ARIYORSUNUZ!
Milletin sabrını da aklını da daha fazla sınamayın..
Sel felaketi açıkça gösteriyor:
Şehirleri tasarlarken insanı değil de rantı merkeze alırsanız felaketler kaçınılmaz olur.
Müteahhitler çok para kazandılar. Siyaseti de istedikleri gibi yönlendirdiler. Bugün ödenen onların kazancının bedelidir.
Hani bir zamanlar garanti oy diye taleplenip rahat rahat kürsülendiğiniz İstanbul emin olun sizleri affetmeyecek. Çünkü son iki yerel seçim sizi destekleyenlerin sadakatine teveccüh edemediğinizi hatta bu sadakate ihanet derecesine geldiğinizi gösterdi. @RTErdogan@murat_kurum
İSTANBUL, AFFET BİZİ.
İlk söz:
Su akar yatağını bulur.
Tanrının değirmeni ağır işler ama iyi öğütür.
Toplumların hak ve hukukuyla oynama gözyaşları çok ağır cevapların ortaya çıkmasını sebep olur.
Şimdi.
İstanbulluyuz…
Canımız İstanbul’umuz,
iki gözümüzün nuru,
ruhumuzun başkenti…
Sana bakmaya kıyamadığımız,
gözlerinin içine baktığımızda
kendi varlığımızı unuttuğumuz İstanbul’umuz…
Tepelerinden Topkapı’ya,
Eminönü’nden Beşiktaş’a,
Beykoz’dan Sarıyer’e,
Fatih’ten Galata’ya,
Beyoğlu’ndan İstanbul’un dört bir yanına
her baktığımızda içimizi başka bir heyecanın kapladığı şehrimiz…
Sana çok zulmetmişiz
Senin hukukunu yok sayarak.
Kutsalsız ve kuralsız para kazanmak uğruna.
Seni para tapınanların tapınağı haline getirmek istediler el birliği ile.
İstanbul.
Sana çok haksızlık etmişiz.
Hukukunu korumak için
neredeyse hiç çaba göstermemişiz.
“Taşı toprağı altın şehir” demişiz.
Yoksulluğumuzu, imkânsızlıklarımızı sırtımıza vurup
bir umut, bir imkân buluruz diye sana koşmuşuz.
Sen merhamet dolu göğsünü açmış,
“Buyurun, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
Altın olan taşımdan, toprağımdan
siz de nasibinizi alın,” demişsin.
Sana koşanlara yâr olmuşsun.
Ekmek demişler, ekmek olmuşsun.
Sevgi demişler, sevgi olmuşsun.
Aşk demişler, aşk olmuşsun.
Ama biz sana öyle kıymışız ki
betonlar bile isyan eder hâle gelmiş:
“Ben İstanbul’a zulmetmek istemiyorum,” demiş.
Sen zenginlik üretmişsin;
ama toprağına dikilmemesi gereken binalar dikilmiş,
kurulmaması gereken şehirler kurulmuş.
Seçilmiş olanlar,
seçilmiş olmayı her şey sanmış.
Koca İstanbul’un kaderi,
üç beş imar komisyonu üyesinin kararlarına bırakılmış.
Şehir isyan ettiğinde,
“Sen bilmezsin, biz seçildik,” demişler.
Oysa sen, İstanbul,
sana gelen hiç kimseyi geri çevirmedin.
Hiç kimseyi bağrından atmadın.
Şimdi Cumhuriyet tarihinin en yoğun yağmurlarından biriyle
bize bir kez daha gösterdin:
Sana kim zulmetti,
kim kötülük etti,
kim acımasız ve merhametsiz davrandı…
Hepsini bir bir deşifre ettin.
“İşte bunlar,” dedin.
Elbette masumlar da var.
Sen masumları da ayırdın;
bizim de ayırmamız gerekir.
Şimdi birbirimizi suçlama zamanı değil.
“O yaptı, bu yaptı, şu yaptı,” diyerek
meseleyi hakikatinden koparmanın da zamanı değil.
Doğanın kendine ait bir uyumu,
bir dengesi, bir düzeni vardır.
O düzeni zorlamanın bedelini
bir gün doğa insana ödetir.
Dere yataklarına evler yapılmasına izin verir,
suların önünü betonla keser,
dere çevrelerini beton yığınlarına dönüştürürseniz
bir gecede hayatlar altüst olur.
Doğa intikam almaz belki;
ama bozduğumuz dengeyi
bize en ağır biçimde hatırlatır.
Fakat İstanbul’a yaşatılan bu felaketlerin
en başta gelen sebeplerinden biri de
yıllardır süren imar anlayışıdır.
Bir belediye başkanı adayı ya da seçilmiş bir yönetici,
ilk açıklamasında şöyle diyor:
“İmar planlarındaki yanlışları düzelteceğiz.”
Alkış, alkış, alkış!
Hooop… Bir dakika!
Ne alkışı?
Bu cümleyi daha kaç kez işiteceğiz?
Daha üçüncü ayda başlıyor:
“Kat bahçesi” deniyor,
“çatı piyesi” deniyor…
Böl, çıkar, topla, çarp…
Say say bitmiyor.
Sonuç mu?
İmar emsalleri 0,25’ten 0,50’ye çıkıyor;
bazı yerlerde katlamalı emsal artışları ekleniyor.
Alkış, alkış, alkış!
Mesele, siyasi yelpazenin neresinde olduğun değil.
Mesele, İstanbul’u kenarından köşesinden
nasıl hançerlediğindir.
Bırakın artık janjanlı imar planı mavralarını.
İstanbul’un ihtiyacı yeni sözler değil;
şehrin hukukunu koruyan,
doğanın dengesini gözeten,
ranta değil insana ve İstanbul’a hesap veren
bir şehir yönetimidir.
Şimdi yapılması gereken,
birbirimizi suçlamak değil;
İstanbul’un sesini duymak,
şehir planlamasını yeniden gözden geçirmek
ve gelecek kırk yılı bugünden düşünmektir.
Umarım bu dersleri alır,
İstanbul’un hukukunu koruyacak
yöneticilerle buluşuruz.
Affet bizi İstanbul…
Seni sevdik;
ama seni korumayı öğrenemedik.
#İstanbul
@turkiahaber AKP tek başına şu an hani bir zamanlar gülerek kibirlenerek ağzına aldığı o kalıplaşmış %25 lik CHP oylarına bile zar zor ulaşır. Tarih tekerrürden ibaret.
İstanbul İstanbul İstanbul..... İstanbul İstanbul olalı hiç görmedi böyle keder. Kimse demesin ne yapalım hava muhalefetinde İstanbul hep böyle oluyor. Geçmişten günümüze vebali kimlerdeyse Rabbime havale ediyorum.
@SavciSayan Artık çok geç Sayın sayan. Ekosiyaset ekobürokrasi ekopolitik erkler ve bilimum işbirlikçiler atı alıp Üsküdar'ı geçti. Ve bunun acısı çok fena çıkacak öyle böyle değil.
Cukkacı bunlar!
Keşke bunları tespit edecek bir alet olsa.
Yumuşakçalar sınıfına girerler. Omurgaları yoktur. Siyasi yelpazenin en solundan en sağına kadar her yerde bulunur, cukka söz konusu olduğunda rahatlıkla ittifak kurarlar.
Dün, orada olmak prim yaptığı için Fethullah Gülen'in yanında fotoğraf çektirmişlerdir. Bugün başka yerlerde boy gösteriyorlar.
Her sabah evden dışarı menfaat hesapları ile adım atarlar. Bukalemun gibi renkten renge girer, çok rahat adam satarlar.
Solcusu solcu değildir, muhafazakarı muhafazakar, milliyetçisi milliyetçi!
Ciğerini bilirim çoğunun. Beni de pek sevmez, bir kaşık suda boğmak isterler.
Hoş, ben de onları hiç sevmem...
@mustafaozdemirr @furkannaifadam Bu ilanın kaynağını bilemem ama bende bizzat buna benzer barbar ilanları çok gördüm. Yani evet böyle firavunlar var piyasada.