Kürdistanî Mücadele Nedir?
Dün saldırılardan bahsetmiştim. Bu saldırganların en büyük tezlerinden biri büyük Kürdistan ve Kürt davasını satmak ya da bırakmak olduğu. Bu konuda her kafadan bir ses çıkıyor ve bence saldıran da savunan da sistem analizinden azade bir kestirme sonuca gitme derdinde. Polemiğin büyümesinin nedeni de tam olarak bu.
Kürt ve Kürdistan gerçeğinin sömürge gerçeği ve günümüz statüsüzlüğü bu kısır tartışmanın merkezinde yer alıyor. Ama gerçekten Kürtler neden statüsüz kaldı?
Bu soruya verilen en yaygın cevap dört devletin Kürtleri bölmesi ve Lozan ile başlayan süreç olduğunu söylüyor. Bu doğrudur. Ama eksiktir.
Daha doğru cevap şudur: Dört devlet Kürtleri bölüştü. Uluslararası sistem de bu bölünmeyi tanıdı.
Yani mesele yalnızca bölünmek değildir. Bu bölünmenin uluslararası meşruiyet kazanmış olmasıdır. Sorunun kilit noktalarından biri da budur.
Eğer sorun yalnızca dört devlet olsaydı, çözüm de yalnızca bu devletlerle sınırlı olurdu. Fakat sorun aynı zamanda uluslararası sistemdir. Dolayısıyla Kürtleri statüye kavuşturmak amacıyla geliştirilecek strateji de uluslararası sistemin nasıl çalıştığını hesaba katmak zorundadır.
Tam da bu noktada Barış ve Demokratik Toplum paradigmasının neden farklı bir yerde durduğu daha iyi anlaşılabilir.
Paradigma önce şu gerçeği kabul ediyor: Uluslararası sistem kısa vadede değişmeyecek. Ortadoğu'nun sınırları kısa vadede yeniden çizilmeyecek. Devlet merkezli uluslararası düzen varlığını sürdürecek.
Bu tespit bazı çevreler tarafından teslimiyet olarak okunuyor.
Oysa burada siyasal gerçekçilik var. Gerçekçilikten kasıt ise mevcut durumu kabullenmek değil şüphesiz. Gerçekçilik, mevcut durumu doğru analiz etmektir. Çünkü yanlış analiz üzerine doğru strateji kurulamaz.
Siyaset yalnızca ne istediğinizle ilgili değildir. Ne yapabileceğinizle de ilgilidir.
Tarih boyunca başarılı siyasal hareketler, hedeflerinden önce içinde mücadele ettikleri dünyayı doğru okuyan hareketler olmuştur.
Bu nedenle bugün tartışılması gereken soru bence daha fazla şöyledir;
Mevcut uluslararası sistem içinde Kürt halkının siyasal gücünü artıracak en etkili mücadele biçimi hangisidir?
Bu soruya verilecek cevap elbette farklı olabilir. Farklı siyasal gelenekler farklı cevaplar verebilir. Fakat cevap ne olursa olsun, önce aynı gerçeklik üzerinde uzlaşmak gerekir. Uluslararası sistem değişmeden siyasal stratejiyi tartışmak, satranç tahtasına bakmadan hamle hesaplamaya benzer.
İşte son yıllarda yaşanan tartışmaların önemli bir kısmı tam da bu nedenle birbirini ikna edemiyor. Çünkü taraflar aynı dünyaya bakmıyor. Biri olması gerekeni anlatıyor. Diğeri ise olanı anlatıyor. Oysa siyaset, bu ikisi arasında köprü kurma sanatıdır.
Belki de Barış ve Demokratik Toplum çağrısının en önemli iddiası tam da burada yatmaktadır. Olması gerekeni unutmadan, olan dünyada mücadele etmeye çalışmak. Bu yüzden çağrı yalnızca bir siyasal metin olarak da okunamaz. Aynı zamanda uluslararası sistemin sınırları içinde yeni bir mücadele zemini arayan stratejik bir yeniden konumlanmadır.
Ve belki de bütün tartışmaların sonunda dönüp dolaşıp geldiğimiz yer de burasıdır. Asıl soru hiçbir zaman yalnızca "Büyük Kürdistan mümkün mü?" sorusu olmadı.
Asıl soru şuydu: Kürt halkının özgürlüğünü, siyasal iradesini ve ortak geleceğini bugünün dünyasında hangi mücadele daha fazla büyütebilir?
İşte bu soru cevaplanmadan, ne Büyük Kürdistan tartışması sağlıklı yürütülebilir ne de Barış ve Demokratik Toplum çağrısı doğru anlaşılabilir.
@celik_naki Mehmet dede bir gözün toprağa bakıyor ben cahilim 50 yaş senden küçüğüm ama sen bu kafayla çok paylaşım siler üstüne özür dilersin bu cahilden😂😂😂😂🤣🤣🤣
İşte böyle sileceksin o paylaşımı Mehmet dede İslam ve Kadınlar senin çıkarin olamaz hakliligimi ispatladin bir gözün toprağa baktığı için ugrasmayacagim seninle okey!
@celik_naki Sensin saygısız ne inanclara ne baş örtüye ne kadın bedenine seni ilgilendirmez çok yazikki ömrün sonuna yaklaşmış ve bir hiç gibi saygımi hak etmeyen bir canlı sın bir ağaç bile benim için daha kıymetli ve saygıyı hak ediyor senin zihniyetin yanında
Arkadaş, sevgilin seni terk etti diye bunun bedelini Urfalılar mı ödeyecek? Urfa’yı tamamen yakmak ne demek? Bu nasıl bir öfke ve sorumsuzluk?
Şov peşinde olduğunu herkes görüyor. Urfalılarla bir meselen varsa çık açıkça söyle. Ama kendini Urfalı gibi gösterip yurt dışında yaşarken Urfa üzerinden böyle tehditkâr ve kışkırtıcı söylemlerde bulunman kimseye güven vermez.
Urfalılar senin şahsi meselelerinin tarafı değil; hele hedefi hiç değil.
Madem çözüm süreci var bunu halk nezdindede görmek isteriz yoksa bu çözüm süreci gerçekliğini yitirir ve Kürt halkının devlete güveni sarsılır bunun olmaması için hemşiremizi görevine geri alın
#hemşireikragörevinedönsün
@GnSisyphos İrfan aktanin gazeteciliğini gerçekten beğeniyorum çok anlaşılır bir dilde anlatıyor ve kalemi düzgün fakat en son haberi ypj fesh mi ediyor haberi kanıtsız ve duyum üzerine olması biraz kimliğini sarstı bu konuda daha dikkatli haber yapmasını beklerim.