Hayat, yaşamak içindir, anmak için değil!...
"Yaşamak, kendi kendini adam etmektir. Zeka ve bilgiyi kullanarak etinden kemiğinden kendi heykelini yapmaktır."
#GOETHE
Tek bir insan hücresinin 3D görüntüsü bu iken… endoplazmik retikulumlar, mitokondriler, ribozomlar/proteinler/enzimler vs. Yani hepimiz gerçek bir mucize bir varlıkken… nasil oluyorda kendimizi değersiz hissettiriyorlar? Unutmayın..süpersiniz ♥️
SONER YALÇIN - Bir kadın ezberi bozdu
Rahmetli annem elinde bir torba ilaçla dolaşırdı.
Doktor tavsiyesi sebebiyle:
– Yumurta yemezdi…
– Kırmızı eti ağzına sürmezdi…
– Tereyağı eve sokmazdı…
Tehlikeli sinsi düşmanı vardı: Kolesterol!
Tetkikler sonucu “kolesterol düştü mü” evde bayram edilirdi; yüksek çıkınca hüzün yaşanırdı!
Sonra düşman kolesterolün ikiye ayrıldığı ortaya çıktı:
İyi kolesterol ve kötü kolesterol!
İyisinin yüksek, kötüsünün düşük çıkması gerekiyordu; yoksa durum vahimdi!
Annem 17 yıl önce vefat etti…
Doktorlarının anneme tavsiyelerinin yanlış olduğu tartışılıyor bugün!
Maalesef annem, çok sevdiği yumurtayı, tereyağını, kırmızı eti yıllarca ağzına koymayarak bu dünyadan göçüp gitti.
Şimdi bugün kolesterolün vücut için önemli bir yapı taşı olduğu ve hastalık sebebi olup olmadığı tartışılıyor. Aksine kolesterol düşürücü hapların mevcut hastalıkları tetiklediği-hafıza kaybı gibi yan etkilere yol açtığı belirtiliyor…
Annem…
– Fruktoz-glikoz/mısır şurubu nedir duymadı.
– Gluten nedir duymadı.
– Kandida nedir duymadı.
– Probiyotik nedir duymadı.
– Glutatyon nedir duymadı.
“Bağırsak ikinci beyindir” dense kahkaha atardı herhalde!
Kocaman göbeğin kocaman baş ağrısına sebep olduğunu hiç işitmedi. Ona söylenen hep şu oldu: “Yağlar kötü, karbonhidratlar iyidir!” Bu nedenle sürekli, “ağzıma ekmek dışında bir lokma koymuyorum” derdi. Bir dilim ekmeğin kan şekerini sofra şekerinden daha hızlı yükselttiğini hiç bilmedi…
Hele…
Vücut bağışıklık sistemini endüstriyel gıdaların yıkıma uğrattığını ona hiçbir doktoru söylemedi. Ama yıllar sonra…
Bir doktor, Türkiye beslenme biçimi konusunda farkındalık yarattı…
KİM BU DOKTOR?
Elazığ 1943 doğumlu.
Annesi fizik öğretmeniydi. Babası avukat.
Efendigil Ailesi'nin çocuğuydu.
İlkokulu memleketinde okudu. Orta-liseyi İstanbul'da Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'nde yatılı okudu. 1961'de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni kazandı. Sadece başarılı öğrenci değildi; yaz tatillerinde Eskişehir Bardak��ı Köyü, Gaziantep Nizip İlçesi'nde gönüllü doktorluk yaptı.
Okulu 1967'de bitirdi; dahiliye uzmanlığını 1972'de tamamladı. İngiliz Hükümeti'nin bursuyla Liverpool Regiana Cardiac Center'de kardiyoloji konusunda çalışma yaptı.
1974-76 yıllarında İstanbul Üniversitesi'nde asistan olarak çalıştı. Ardından…
Güney Afrika'ya giderek Cape Town Üniversitesi'nde ilk kalp ameliyatı gerçekleştiren Dr. Christiaan Barnard ekibinde yer aldı. Doçentlik tezini kalp ameliyatı olmuş hastalar üzerinde gerçekleştirdi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde 1979'da doçent oldu.
Mesleki yaşamında her fırsatta Anadolu insanının yardıma koştu. 1979-1980'de Toros Aladağlar ve Munzur Dağları köylerinde kalp taraması yaptı; hastaları İstanbul'a getirip tedavilerini sağladı.
1987 yılında kadar Haseki Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nde çalıştı. Sonra ABD'ye giderek New York State Üniversitesi'nde çalışmalar yaptı; makaleleri tıp bilim dergilerinde yayınlandı. Türkiye'de kalp ameliyatlarında bugün yaygın olarak kullanılan “Judgkin tekniğini” ilk kez uyguladı. 1998'de profesör oldu.
İstanbul'dan Gaziantep'e; tıp merkezleri, koroner yoğun bakım üniteleri, üniversiteler kurdu. Üniversitelerde öğretim üyeliği, rektörlük yaptı. Seçkin ödüller aldı…
Evet, Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay'dan bahsediyorum…
Peki annemle ne ilgisi var?
50'NCİ YIL “ÖDÜLÜ”
Yıl, 2010…
Prof. Dr. Canan Karatay'ın demeci çok ilgimi çekti:
– “Kolesterol diye hastalık yoktur.”
– “Kolesterol haplarının yan etkileri tehlikelidir.”
Annemin son yirmi yılı kolesterol ile mücadeleyle geçmişti; ve şimdi bir doktor neler diyordu böyle?
Yazdığı “Karatay Diyeti” kitabını hemen aldım. Bir doktor herkesin anlayabileceği basitlikte hastalıkların sebeplerini anlatıyordu. Örneğin…
Annem çok meyve yerdi; meyve şekeri fruktozun yıkıcı etkisini öğrendiğinde ne şaşırırdı kim bilir! Unlu böreklerin-çöreklerin, hele makarnaların-pastaların nelere yol açtığına şaşırırdı.
Canan Karatay ezber bozuyordu:
– Yumurta yiyin, diyordu.
– Tereyağ yiyin, diyordu.
– Kırmızı et yiyin, diyordu.
– Kelle, paça, sakatat yiyin, diyordu.
Her okuduğum satırda annem aklıma geliyordu; en sevdiklerini yıllarca ağzına koyamamıştı!
Prof. Canan Karatay ülkeye büyük hizmet verdi; bilinçli beslenmenin ne olduğunu milyonlarca insana bıkıp usanmadan anlattı. Ve…
Kuşkusuz endüstriyel ürünler satan küresel gıda şirketlerin tepkisini çekti.
Kuşkusuz küresel ilaç firmalarının tepkisini çekti.
– “Bilim karşıtı” dendi.
– “Şöhret peşinde” dendi.
– “Söyledikleri spekülasyon” dendi.
Canan Karatay hiç geri adım atmadı; halkı aydınlatmaya devam etti. Her geçen yıl toplumdaki sevgisi ve saygınlığı arttı.
Bu yıl…
Prof. Dr. Canan Karatay'ın, Türk Tabipler Birliği üyeliğinin 50'nci yılı. Ödüller verileceğine, adına kitap çıkarılıp, paneller yapılacağına susması-konuşmaması ve hekimlik yapmaması için kimileri elinden geleni yapıyor!
Şaşırtıcı değil; her aydınlanmacının başına gelenler Prof. Dr. Canan Karatay'ın da başına geliyor! Burası, vasatın iktidar olduğu ülke çünkü…
A Buried Pipe Feeds Your Garden Bed From the Inside — Worms Do All the Work
A worm tower is an underground compost system that delivers nutrients directly to plant roots without a compost bin, without turning, and without any smell. Kitchen scraps go in the top. Worm castings spread through the soil below. The bed feeds itself.
The idea is almost too simple to believe: bury a pipe with holes in a raised bed, drop scraps in, let worms handle everything.
🪵 What you need:
- A section of drainpipe — 30cm diameter, 50cm long
- A drill with 10mm bit
- A lid or upturned pot to keep rain out
- A garden bed to bury it in
🌿 How to build it:
- Drill holes every 5cm across the lower two-thirds of the pipe
- Dig a hole in the centre of your garden bed deep enough to bury the pipe with 10cm above soil level
- Backfill around the pipe and firm soil gently
- Add a handful of compost and a few worms from the garden to start
- Place lid on top
🐛 How to use it:
- Drop small kitchen scraps in weekly — vegetable peelings, tea bags, fruit cores, crushed eggshells
- Worms enter through the drilled holes, eat the scraps, and carry castings back into the surrounding soil
- The bed receives a slow, continuous feed of the richest fertiliser on earth
- Never needs turning. Never smells. Never attracts flies if the lid stays on
One tower feeds a 2-metre radius of garden bed. Two towers handle a full-sized raised bed. Your food waste becomes plant food without ever touching a compost heap. 🌱
İŞTE BİZDEN BU YÜZDEN Bİ HALT OLMAZ . . .
NEVA ÇİFTÇİOĞLU
Finlandiya'da Doktora yaparken tanışmıştım kendisiyle; Neva Çiftçioğlu. Finlandiya’da "Doçent" ünvanını alan ilk yabancı. Kendisi kireçlenmenin sebebi olan ve nanobakteri adı verilen mikrobu bulmuş. Bu buluşu nedeniyle dünyanın her yerinden davetler, ödüller almış. 2,5 yıldan beri NASA’da çalışan ilk Türk Bilim Kadını. Önümüzdeki yıllarda da kalp ve böbrek hastalıklarının teşhisine ilişkin, patenti yüzlerce milyon dolar değerinde önemli bir buluşu açıklanacakmış. Buraya kadar çok güzel. Ama Türkiye onu tanımıyor, Türk yetkililerden aldığı tek bir tebrik bile olmamış.
Türk olması büyük sorun olmuş. Finlandiya’da Türk olduğu hiç anılmamış. Vatandaşlık başvurusu bile yapmamış ama, onu hep Finli gibi tanıtmışlar dünyaya. Mesela NASA’ya gittiğinde, “NASA’ya giren ilk Finli” diye başlık atmış bir gazete. 1996 da başarılı bilim insanlarının bulunduğu bir törene çağrılmış ; bu törende Türk bayrağının altına gittiğinde onu oradan alıp Finlandiya bayrağının altına almışlar. Çok ağırına gitmiş bu.
1996 yılında Finlandiya Hükûmeti onu buluşunu bilim dünyasına açıklamak üzere ABD’ye göndermiş. New York’ta bulunan dünyanın dört büyük laboratuarından biri olan Cold Spring Harbor Laboratories’e gitmiş. Meğerse Amerikalılar da o dönemde aynı bakteriyi Mars gezegeninde bulmuşlar. Bunun üzerine birlikte Astrobiyoloji Enstitüsü’nü kurmuşlar. Bulduğu bakteriyle ilgili olarak ABD’de kurulan büyük bir firmanın da sahiplerinden biriymiş. Firmanın CEO’su “senin Türk olmandan yoruldum” diyerek kendisine ABD vatandaşlığına geçmesini önermiş. Yanıtı kısa ve öz : "Asla" Ve ekliyor : "Ben milliyetçi olduğumu bilmezdim ama dışarıda kalınca insan ülkesinde kızdığı şeyleri bile özler hale geliyor… Şaşırıyorlar Amerikalılar. 'Sana hiç kimse sahip çıkmıyor, sen neden Türk olmakta ısrar ediyorsun?' diye soruyorlar"
Ankara Tıp Fakültesi’nde asistan iken doktorasını bitirmek üzereymiş. Astım hastalığı hakkında bir tez hazırlamış hocalarına sunmuş. Bölüm Başkanı olan hocası tezi herkesin gözü önünde çöpe atmış. O çöpe atılan tezi birkaç yıl sonra tıp dünyasının üç büyük bilimsel dergisinden birinde yayınlanmış. Ankara ona doçentliğini vermediği için Finlandiya’da Doçent ünvanı alan ilk yabancı olmuş.
Finlandiya’da bakteri çalışmaları yaparken Bilkent Üniversitesi Rektörü ve Genetik Bölümüne başvurarak “gelin bunu birlikte yapalım, patenti Türkiye’ye ait olsun” önerisini yapmış. Gelen yazılı yanıtta “siz galiba iş arıyorsunuz” deyip kabul etmemişler. Hacettepe Tıp Fakültesi de “bu bizi aşar” demiş. Hasrete dayanamayıp Türkiye’ye dönmüş ve Başkent Üniversitesi’nde çalışmaya başlamış. Kendisine mikrobiyoloji kliniğinde 9 ay boyunca dışkı tahlili yaptırmışlar. Sonunda Finlandiya’daki profesörü “sen orada ziyan oluyorsun” diyerek isyan etmiş ve Türkiye’ye onu almaya gelmiş.
''Bana yurt dışında Everest’in tepesine bayrak diken kadın gözüyle bakıyorlar, ama bugüne kadar hiçbir Türk yetkilisinden tebrik almadım. Sadece bir kişi, nasıl oldu bilmiyorum, İskandinav Tıp Ödülünü kazandığım zaman, Ziraat Bankası eski Genel Müdürü bir tebrik kartı gönderdi, halâ saklarım.'' diyor bu değerli Türk Bilim Kadını.
Sohbetimizi hatırlarsa, kendisine Türkiye'den sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.
Prof. Dr. Gamze Güngörmüş
SEYYANEN ZAM DAVASININ DURUŞMASI ANKARA 9. İDARE MAHKEMESİ’NDE YAPILDI.
Duruşma gayet iyi geçti. Memur ve emekli arasında ayrım yapılmasının anayasaya aykırı olduğuna dair somut delillerimizi ve hukuki savunmamızı avukat olarak ben yaptım.
Üstat Seyfettin ÇİLESİZ ise emeklinin açlık sınırında olduğunu, emekliye seyyanen zam verilmemesi sebebiyle emeklinin geçinemediğini, bu davanın emekli için bir umut olduğunu, bu davanın kazanılması halinde emeklilerin insan onuruna yakışır bir hayat sürebilecek kadar emekli maaşı alabilecek duruma geleceklerini, emekliye yapılan bu büyük haksızlığı mahkemece giderilmesi gerektiğini emeklinin sosyal atık olarak gören anlayışı kabul etmediklerini ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır.
-Bizi yalnız bırakmayan gerek aşağıda yazılı olan emekli dernekleri, emekli sendikaları ve bireysel olarak gelen emekliler ile duruşmaya katılan milletvekillerimize ayrı ayrı teşekkürlerimizi sunarız.
Duruşmaya katılan ve duruşmayı takip eden;
SİYASİ PARTİLER
1.CHP Ankara İl Örgütü ile CHP İzmir Milletvekili Salih Uzun.
2. Saadet Partisi Samsun Vekili Mehmet Karaman.
3. Zafer Partisi Ankara İl Örgütü
B. EMEKLİ DERNEK VE SENDİKALARI.
1.Tüm Emekliler Derneği,
2. 2021 Tüm Emekli Sen,
3.Emekli ve Emekçiler Dernekleri Federasyonu,
4. Bağımsız Emekliler Sendikası,
5.Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği,
6.Birleşik Kamu İş Sendikası,
7.Tüm Sivil Emekliler Derneği,
8.Veteriner Hekimler Derne��i,
9.TRT Emekliler Derneği,
10. Memur Emekliler Derneği,
11.Büro İş Sendikası
ve ismini yazamadığımız diğer tüm dernek ve sendikalar ile bireysel olarak duruşmaya katılan tüm emeklilerimize ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.
Davanın sonucunu yakında kamuoyu ile paylaşacağız. Saygılarımızla...
Yargıtay 7. Ceza Dairesi Onursal Üyesi
Seyfettin ÇİLESİZ
Avukatı
Av. Ali Erdem GÜNDOĞAN
Bu mücadele “yalnız değiliz” dedirttiyse, görüp geçmeyin… Paylaşarak emeklilerin sesini biraz daha büyütelim.
Japon çocuklar yılda 1-2 soğuk algınlığı geçirirken, Amerikalı çocuklar 8-12 geçiriyor. Aynı yaş, aynı biyoloji ama farklı alışkanlıklar.
Japon ailelerin rutini: Eve döndükten sonra, toplu taşımadan sonra, yemekten önce, hastalık belirtileri başladığında gargara yaparlar.
Gargara yapmak: Virüsleri yapışmadan önce yıkar, viral yükü azaltır, erken çoğalmayı engeller. Tuzlu su, mikropların çoğalmasını zorlaştırır.
Tarif: 1 çay kaşığı tuz + 1 bardak ılık su. Ağzı 30 saniye çalkala, başı geriye eğerek boğazı 30 saniye gargara yap, tükür (yutma).
Neden yaygın değil: Çok basit, ilaç endüstrisi için karlı değil, tıp eğitiminde öğretilmiyor, ebeveynler hap bekliyor, tuz pazarlanmıyor.
Most people think Vitamin D is “just a vitamin," and, indeed, it is a vitamin… but this chart shows it behaves more like a hormone (a feature of several vitamins) that controls hundreds of processes in your body.
Sunlight hits your skin → your liver rewires the molecule → your kidneys activate it → and then this tiny hormone starts regulating everything from immunity to calcium to gene expression.
This diagram shows what textbooks never make simple:
Vitamin D is controlling your:
☀️ Immune response
☀️ Bone building
☀️ Muscle function
☀️ Hormone signaling
☀️ Cell growth & cell death
☀️ Inflammation
☀️ Cancer-protective pathways
☀️ Calcium & phosphorus absorption
☀️ Even gene transcription inside the nucleus
Every cell with a Vitamin D receptor (VDR) is listening.
That includes your brain, thyroid, pancreas, immune cells, prostate, breast tissue, colon, bones, and more.
Look at what’s happening in the diagram:
🔸 UVB light converts 7-dehydrocholesterol in the skin into previtamin D₃
(this step only activates with the right wavelength of sunlight)
🔸 The liver turns it into 25(OH)D3 (the lab marker everyone measures)
This is the “circulating form” (the one your doctor tests).
🔸 The kidney turns THAT into the active hormone, 1,25(OH₂)D3
This is the molecule that actually controls your genes.
🔸 Immune cells can ALSO activate Vitamin D on their own
Meaning your vitamin D status directly affects how strongly or weakly your immune system reacts.
🔸 Bones, thyroid, parathyroid, and gut are all communicating using this one signaling molecule
A full endocrine network most people never knew existed.
Vitamin D isn't just about “strong bones.”
It’s a biochemical communication system that your entire physiology depends on.
And deficiency doesn’t just cause low energy, it disrupts every node in this network.
Sunlight, diet, supplements, metabolism, inflammation, liver health, kidney function…
They all determine whether this system works or collapses.
source:
Holick, M. F. (2014). Cancer, sunlight and vitamin D. Journal of Clinical & Translational Endocrinology, 1(4), 179–186
@rogerwaters 20. Yy'dan sonra Büyük Biritanya Dünya "polis" liği görevini işğal ederek kurdermuş olduğu ABD (Birleşik Eyaletler Topluluğuna!) devrederek görevin büyük bir bölümünü ona devretmiş kendini sözüm o'na hümanist göstermeye çalışmaktadır! 🤔
SİYASİ KONULARDA PAYLAŞIM YAPMAK İSTEMİYORUM AMA….
Terörsüz Türkiye süreci için mecliste tüm partilerden alınacak üyelerden oluşan toplam 51 kişilik komisyon kuruldu. Ancak 3 üye verme hakkı olan İyi parti komisyona katılmayınca toplam üye sayısı 48 düştü.
CHP yönetimi bu komisyona 10 kişilik üye vermek için komisyonun nitelikli çoğunlukla karar almasını şart koştu.
Ancak bu nitelikli çoğunluğun 2/3 mü yoksa 3/5 mi olması gerektiği konusunda bir görüş bildirmedi, sadece nitelikli çoğunlukla komisyon çalışsın dedi.
51 kişilik komisyonda 2/3 çoğunluk 32 kişi, 3/5 çoğunluk ise 29 kişi gerektiriyor.
Meclis başkanı komisyonun CHP’nin istediği gibi nitelikli çoğunlukla 3/5 oranında yani 29 kişiyle karar alacağını söylemiş.
Komisyonun kurulmasını hararetle isteyen AKP, MHP ve DEM Partili üyelerin toplamı 29 kişi ediyor yani CHP dahil başka partilere ihtiyaç olmadan 3/5 oranında nitelikli çoğunluğu sağlanıyor. CHP karşı da çıksa komisyon 29 kişiyle karar alıyor.
İşin kötü yanı bunu CHP başından beri biliyor, yalandan yere nitelikli çoğunluk diyerek kendisinin hiç bir etkinliği olmayacak öneride bulunuyor ve bunu çok büyük şart ileri sürmüş de bu şartı kabul ettirmiş algısı yaratarak seçmenlerini kandırıyor gibime geliyor.
Acaba CHP de mi ……?!
Konu bekamızla, kaderimizle ilgili olduğu için siyasi de olsa mecburen yorum yapmak zorunluluğu do��du.
@herkesicinCHP
@eczozgurozel
@muratemirchp
Matcha'yı Unutun!
Bu Süper Besinle Tanışın!
Spirulina!
Çok özel bir süper besin paylaşıyorum!
Astronotlar hali hazırda uzay misyonlarında bunları tüketiyorlar:
• Detoks
• Enflamasyonla mücadele
• Dayanıklılığı artırma
Spirulina (Mavi-Yeşil MikroAlg) hakkında bilmeniz gereken her şey burada:🧵
KONSER İÇİN GELDİ. UNUTAMAYACAĞIMIZ BİR İNSANLIK DERSİ VERDİ, VE GİTTİ.
İstanbul'a ilk kez gelen Carlos Santana, alanda karşılanıp konaklayacağı otele getiriliyor. İlk gün serbest, akşama basın toplantısı yapılacak. Dinlenmek yerine, "Çıkalım İstanbul'u dolaşalım," diyor. Yanına bir rehber veriliyor, kendisine bir de araç tahsis ediliyor.
@80_huelya Din adamlarının işi 'o' dini fark yapmaz,
Bkn. Meryem hatun babasız İsa'yı doğurdu doğurdu da "Hz" oldu doğuran da "Hz" oldu kimbilir hanği kilisede hanği abaza Papazla şey ettiler belki baba da "Hz" placaktı⁉️😎
Özgür Özel (Ecevit’in aklı başındaki yılları dışında) gelmiş geçmiş en iyi muhalefet liderliği örneğini sergiliyor ve gün geçtikçe büyüyor. O büyüdükçe muhalefete baskı artıyor.. ama iyi olan kazanacak bir gün bu ülke halkının da yüzü gülecek.