@HistorianDiary Son devir Osmanlı tarihine dair yeni zannedilen argümanların da bir çoğu 100-150 sene önceki Osmanlı yazarlarında mevcut mesela. Ama onları okuyup incelemeyenler kendisi keşfetti sanıyor.
Osman Cemal'i 2019da bu yazılarla tanıdım ve hayran kaldım. İstanbul'u bu kadar güzel, su gibi akıcı, adeta film gibi anlatan bir yazara da rastlamadım. Hak ettiği değeri görmeyip unutulan bir yazarımız. Neyse ki kitapları yeniden keşfedildi.
1930'lu yılların İstanbul'unda Topkapı'da fesleğen kokulu Hamburg üzümü, Rami'de üzüm ve kavun, bostanlarda ise sayısız sebze yetişiyor. İnsanlar kent içi sayfiye alanlarında ve mesirelerde düzenli geziyor. İkinci fotoğraf Kasımpaşa'daki Piyalepaşa mesiresi++
@fikriakyuz99 İlginize ben teşekkür ederim. Böyle kitaplara değer verildiğini görmek sevincimizdir. Bildik'in yazılarından başka kitaplar derlemeyi de planlıyoruz nasipse. Büyüyenay'dan yayımladığımız Keçecizade İzzet Fuad Paşa ve Ali Fuat Türkgeldi'nin anılarına da dikkat çekmek isterim.
Bu videoyu 10 yıl önce 3 saatlik programdan kesip ben dolaşıma sokmuştum. O vakit aktif olan alkislarlayasiyorum'a yüklemiştim. Hatta başlığı da "150 Yıllık Kitabın Üzerine Su Dökmek" idi. Sonra farklı şekillerde ama aynı başlıkla yayıldı iyi de oldu herhalde. Turgut Kut'u analım
@militerenstitu Bardakçı yine uyduruyor. Nitekim İlber Hoca'nın da "valla onu okumadım" demesi buna delil. Abdülaziz'in seyahati hakkında hemen her detay biliniyor böyle bir olay da diyalog da hiçbir yerde yazmaz.
@emrahgulsunar Hocam teşbihte hata olmaz ama tarihi bunlara karıştırmayalım. Çünkü o kabinede Atatürk de savunma bakanı olmak istemiş, komutanı Sadrazam İzzet Paşa'yı yoklamıştı. İş başka yerlere gider. Onlar bambaşka devirler, bambaşka insanlardı.
İzzet Ziya hatıralarında çok önemli bir şey anlatır. Sultan Reşad'ın bir ramazan ziyaretinde III. Mehmed ve diğer ceddinin türbelerini ziyaret etmesi önerilir. Padişah ise "Ben öyle bir gecede 19 kardeşini öldürten adamın mezarına gitmem" der.
Osmanlının son döneminde saray hayatına dair dört mühim kaynak:
Halit Ziya'nın "Saray ve Ötesi",
Lütfi Simavi'nin "Sarayda Gördüklerim"
İzzet Ziya'nın "Saraydan Hatıralar"
Safiye Ünüvar'ın "Saray Hatıralarım".
Kendisinin bile bulmadığı bir belgeden büyük laflar çıkarıp aklı sıra Türklüğü terzil etmeye kalkışıp takdis etmiş ama farkında değil. Bu belgeyi yazan hükûmet 2 yıl sonra neden Türkçüleri mahkemeye aldı o zaman? Tabii işine gelmediği için bunu sormuyor sözüm ona tarihçi(!)
Taner Akçam, 1942 tarihli bir belgeye atıfla Cumhuriyet döneminin tamamını ırkçı olarak tanımlamış ve buna dayanarak günümüzde CHP’nin yürüttüğü demokrasi mücadelesinin neden kendisini heyecanlandırmadığını söylemiş. Belgenin yorumlanmasını tarihçilere bırakıyorum; ancak tek bir belge üzerinden böylesine tümevarımsal sonuçlara ulaşmak, bunu güncel siyasi tartışmalara doğrudan bağlamak ve 100 yıllık bir dönemde anlamlı hiçbir değişim yaşanmamış gibi davranmak oldukça sorunlu ve bilimdışı bir yaklaşım.
Akçam’ın kendisi bir dönem AKP’nin demokratikleştirici etkisine ciddi anlamda umut bağlamıştı. Daha birkaç ay öncesine kadar hem kendisi hem de @medyascope'daki bazı isimler MHP’nin Kürt sorununu çözmeye ne kadar istekli olduğunu anlatıyorlardı. Anlaşılan bu tezler çökünce yeniden 100 yıllık değişmez Cumhuriyet anlatısına dönülmüş.
İşte post-Kemalist olarak adlandırdığımız paradigmaya çok güzel bir örnek. Tek bir belgeden geniş tarihsel sonuçlar üretmek, belgeleri kendi bağlamı içinde eleştirel bir şekilde tartışmak yerine güncel siyasetin malzemesine dönüştürmek ve Cumhuriyeti ne olursa olsun değişmez biçimde otoriter, ırkçı ve dönüşemez bir yapı olarak okumak.
Bu tezler Türkiye'de siyasi gelişmeler nedeniyle çoktan çöktü ve gözlerinin önündeki otoriterleşmeyi eleştiremeyen post-Kemalistlere artık saygı duyulmuyor. Bu nedenle post-Kemalizm artık yalnızca bir diaspora ideolojisi olarak varlığını sürdürüyor.
Fuad Paşa'nın babası Beykoz İncirköy'lüdür. Dededen toruna tüm aile askerdir. Oğullarını harplerde şehit vermiş, yine de savaşlara gönüllü katılmaktan çekinmemiştir. Paşa'ya deli lakabı ise Sultan Abdülhamid'e itiraz etme cesaretinden verilmiştir.
https://t.co/mongONiNBN
Deli Fuat Paşa... Cesareti ve dobralığıyla bu namı aldı. Atatürk jenerasyonu için bir tür kahraman. Gazi 1919'da çok bunaldığında paşaya mektup yazıp damat Ferit'in düşürülmesi için yardım istiyor. Paşa 86 yaşında adeta sarayı basıp Vahdettin'e gitsin bu adam diyor.
@lordsinov Bir oğlunu 93 harbi bir oğlunu Balkan Savaşı'nda şehit vermesine rağmen hiç düşünmeden üçüncü oğlunu I. Dünya Savaşı'na yollamıştır. Her savaşa da kendisi gönüllü katılmaya çalışmıştır. Deli denmesinin sebebi ise Sultan Abdülhamid devrinde padişaha itiraz etme cesaretindendir.
Esâfil-i Şark stresten uzaklaşıp eğlenmek isteyenlerin kurduğu bir topluluk. Bugün herhalde en ihtiyacımız olan şeylerden. Üyelerden favorim tarihçi Emin Âli Bey. Elinde kılıç sallar gibi hararetle savaş anlatan Mükrimin Halil Yinanç'ın bütün enerjisini bir soruyla almış.
İzzet Holo, Sultan Hamid'in en sadık bendegânından Gazi Osman Paşa'nın öldüğüne inanmadığını anlatıyor. Holo'nun aktardığı birçok bilgi İzzet Fuad Paşa, Said Paşa gibi devrin tanıklarının anlattıklarıyla uyumlu görünüyor.
Hürriyet yaratılamaz, verilemez. Onu isteyen ancak onun uğruna ölmeyi göze aldığı için elde eder. İnsanın kalbine kazınmadığı sürece ona hür ol diye bağırsak da kendi kabuğuna çekilir ve köle olarak kalır (Alexandre Blacque'ın Rum İhtilali hakkındaki görüşleri, 1827 İzmir).
Ahmed Vefik Paşa Bursa Valisiyken Yürüyen Dede adlı birinin türbesinden yol geçecekmiş. Paşa mezarın başına gelmiş üç defa yürü ya dede! demiş. Sonra da "Dede efendi elbette yürüyüp gitmiştir ayakaltında duracak değil ya" diyerek mezarın kaldırılıp yol yapılmasını emretmiş.
@Baskanroosevelt@HalifeogluMelek Ben 6 defa Arş. Gör. sınavına girdim. Hiçbir zaman da Arş. Gör falan olamadım! Dolayısıyla kendim için bir şey istemiyorum. Belirttiğim gibi bir düzenleme yapılırsa gayet tabii "yükselme" için de bu söylediğiniz kriterler istenmeli. O zaman zaten kimsenin bir diyeceği olmaz.