3 Ekim 2008…
Tarihin bazı günleri vardır; takvim yapraklarında yalnızca bir tarih olarak kalmaz. Bir milletin hafızasına kazınır. Aktütün de Türk milletinin hafızasında böyle bir gündür.
Hakkâri’nin Şemdinli ilçesinde, sınırın en uç noktasında görev yapan askerlerimiz o gün yalnızca bir karakolu değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırını, bayrağını ve vatan toprağını koruyordu. Sınır dediğimiz şey harita üzerindeki bir çizgiden ibaret değildir. O çizginin gerisinde milyonlarca insanın hayatı, özgürlüğü, huzuru ve geleceği vardır. Bu yüzden vatan savunması, yalnızca silahla verilen bir mücadele değil; tarihe, millete ve gelecek nesillere karşı taşınan büyük bir sorumluluktur.
Aktütün’ü hatırlamak, yalnızca 3 Ekim 2008’de yaşananları hatırlamak değildir. Tarih bilinci tam da burada başlar. Çünkü geçmişini bilmeyen bir millet, hangi bedellerle bugünlere geldiğini de bilemez. Bu toprakların her karışında nice insanın emeği, fedakârlığı ve canı vardır. Çanakkale’den Sakarya’ya, Büyük Taarruz’dan Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar uzanan mücadelelerin ortak paydası, vatanın bağımsızlığıdır.
Bugün bize düşen, şehitlerimizi yalnızca yıldönümlerinde birkaç cümleyle anmak değil; onların neden ve ne uğruna görev yaptığını anlamaktır. Bayrağın gökyüzünde özgürce dalgalanmasının, sınırlarımızın korunmasının ve bu ülkede huzur içinde yaşayabilmenin kendiliğinden olmadığını gelecek nesillere anlatmaktır.
Aktütün’de toprağa düşen 17 kahraman, Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelmişti. Farklı ailelerin evlatlarıydılar; fakat aynı üniformanın altında aynı vatan için görev yapıyorlardı. Onların hikâyesi bize bir kez daha gösteriyor ki vatan, üzerinde yaşadığımız topraklardan çok daha büyük bir anlam taşır. Vatan, uğruna sorumluluk alınan ve gerektiğinde can pahasına savunulan ortak bir değerdir.
Bugün onların isimlerini bir kez daha okuyalım. Çünkü bir milletin şehitlerini hatırlaması, kendi tarihini hatırlamasıdır.
3 Ekim 2008 Aktütün saldırısında şehit olan kahramanlarımız:
Jandarma Astsubay Çavuş Hasan ÖNAL
Piyade Uzman Çavuş Cahit YILDIRIM
Piyade Uzman Çavuş Selçuk CAN
Jandarma Uzman Çavuş Hasan AYGÖR
Jandarma Uzman Çavuş Egemen YILDIZ
Jandarma Uzman Çavuş Ozan Onur İLGEN
Jandarma Uzman Onbaşı Rasim ESER
Piyade Çavuş İlhan KÜÇÜKSOLAK
Piyade Er Halil İbrahim ARALIK
Piyade Er Muhammet AYDEMİR
Piyade Er Davut İLBAŞ
Piyade Er Ramazan YEŞİL
Jandarma Er Oktay KARAKELLE
Jandarma Er Hakkı ARAN
Jandarma Er Çağlar MENGÜ
Şehitlerimizin emaneti olan bu vatanı, tarihini bilerek, Cumhuriyet’in değerlerini koruyarak ve gelecek nesillere aktararak yaşatmak hepimizin sorumluluğudur.
Unutmadık.
Unutturmayacağız.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
Ne mutlu, vatanını seven ve onun kıymetini bilenlere.
Teröristler babamı vurduğunda henüz ilkokula bile başlamamıştım; sünnet törenime yalnızca bir hafta vardı. Annem evden çıkıp bizi komşulara emanet etmişti. Yaşım küçüktü, olup biteni tam olarak anlayamamıştım.
Emniyet teşkilatındaki birçok polis ve polis aracı sünnet törenimde hazır bulundu; babamın görev yaptığı şubenin önünden kornalar eşliğinde konvoy yapıldı. O gün devletin ve teşkilatın yanımızda olduğunu çocuk aklımla hissettim.
Şimdi ise görüyorum ki, dün bu millete kurşun sıkan teröristlere methiyeler düzülüyor, selamlar gönderiliyor. Ben bunu ne unutabilirim ne de normal karşılayabilirim.
Bugün ise babama kurşun sıkan teröristlerle samimiyet kurulmaya çalışıldığını görmek benim için kabul edilebilir değildir.
Ben devletin ne olduğunu, terörün ne acılar yaşattığını çok küçük yaşta öğrendim. Bu yüzden devletin itibarı, Cumhuriyet’in temel değerleri ve Atatürk ilke ve devrimleri üzerinden hiçbir siyasi hesap uğruna taviz verilmemelidir.
Çok kıymetli bir yorum. Tarih boyunca nice makamlar, nice güç sahipleri gelip geçti; fakat milletin hafızasında kalanlar makamları değil, bıraktıkları izler oldu. Hakikat bazen gecikebilir ama kaybolmaz. Gün gelir bütün perdeler aralanır ve herkes kendi yaptıklarıyla baş başa kalır. Bizim vazifemiz ise şartlar ne olursa olsun hakikatten ve milletin hafızasından yana olmaktır.
Nerede bulunduğumun hiçbir önemi yok. Bulunduğum yerde de gündemi ve gelişmeleri yakından takip ettim. Karşıma çıkan haberler ve yaşananlar karşısında yine hayretler içinde kaldım. Türk tarihimiz boyunca devletimizin ve milletimizin bu denli küçük düşürülmeye çalışıldığı bir döneme ne okuduğum tarih kitaplarında rastladım ne de geçmişimizde böyle bir tabloya şahit oldum.
Türk devletine ve Türk milletine karşı yapılan bu haince girişimlerin elbette bir hesabı olacaktır. Hiç kimse makamına, konumuna veya arkasındaki güce güvenerek milletin hafızasından silineceğini sanmasın. Yapılan da söylenen de unutulmaz; günü geldiğinde her şey kendi hesabıyla karşı karşıya kalır.
Tanrı’dan dileğim, o hesap günü gelmeden canımızı almasın. Çünkü biz bu milletin tarihine, devletine ve şerefine sahip çıkmayı bir söz değil, bir vazife biliriz. Zamanı geldiğinde hakikatin karşısında kimsenin saklanacak bir yeri kalmayacak; Türk milletinin hafızası hiçbir ihaneti unutmayacaktır.
Esenlikler…
Uzun bir aranın ardından yeniden buradayım. Geçen zaman insana susmayı, düşünmeyi ve yeniden güç toplamayı öğretiyor. Fakat bazı değerler vardır ki zamana rağmen değişmez.
Türk milletine duyduğum bağlılık ve Türk milliyetçiliği davasına olan inancım daima olduğu gibi yerli yerinde. Çünkü bu dava yalnızca bir fikir değil; tarihten aldığımız mirasa sahip çıkmak, milletimize karşı sorumluluğumuzu yerine getirmek ve gelecek nesillere güçlü bir Türkiye bırakma ülküsüdür.
Bugün kaldığımız yerden, aynı azim ve kararlılıkla devam ediyoruz.
Uzun bir aranın ardından yeniden merhaba.
Türk milleti için koronavirüs kadar tehlikeli bir şey varsa o da Türk tarihine, Türk kültürüne, Türk büyüklerine ve Atatürk’e düşmanlık eden kürt mikroplarıdır.