As you get older, you realize more and more that true happiness is made up of calm mornings, a clean environment, going to bed early, a safe home, and people who don’t drain your energy…
🧬 The post is correct but it only tells half the story. During pregnancy fetal cells cross the placenta and embed themselves into the mother's organs heart, liver, lungs, brain. They don't just pass through. They stay. A 2012 study examined the brains of 59 deceased older women and found the child's cells present in 63% of them, sometimes decades after the pregnancy ended. But the exchange goes both ways. A mother's cells also cross into the baby and have been detected in the child's brain and immune tissue persisting into adulthood. One in every million cells in your body right now is estimated to be your mother's, and considering the human body contains roughly 30 trillion cells, that is millions of her cells living inside you. When a mother's heart was injured in animal studies, her child's fetal cells migrated directly to the damage site and became heart tissue to help repair it. Biology encoded a repair system into the relationship before either of them understood what a relationship was.
📌 Source: PNAS 1996, Scientific American, Cincinnati Children's Hospital Research 2025
“Sadece sana yapılan kötülükler değil;
yapılmayan iyilikler, varken verilmeyen imkanlar da acı verir ve kendini değersiz hissetmene neden olur.
‘Zarar vermedim’ yeterli bir cümle değil.
Sorumluluğunun olduğu yerde faydan yoksa da zarar vermiş sayılırsın.”
Ulus Baker’in bu videodaki yaklaşımı—her şeyi anlamak zorunda olmama ve anlamanın dünyayla ilişkimizin yalnızca bir katmanı olduğu fikri—aslında Jung’un psikoloji dünyasıyla çok estetik bir biçimde kesişir.
Eğer Jung bu videoyu izleseydi, muhtemelen söylediklerini başıyla onaylar ve üzerine şu perspektifleri eklerdi:
"Anlamak" Ego’nun Bir İllüzyonudur.
Jung’a göre "anlamak" genellikle rasyonel zihnin (Ego) dünyayı kontrol altına alma çabasıdır. Ego, bir şeyi formülize ettiğinde veya kategorize ettiğinde onu "anladığını" sanır ve bu ona bir güvenlik hissi verir. Ancak Jung, ruhun (psyche) rasyonel olanın çok ötesinde, devasa bir irrasyonel okyanus (Kolektif Bilinçdışı) olduğunu savunur.
Anlamlandırma çabası çoğu zaman ruhun gizemini öldürür. Bazı şeyler anlaşılmak için değil, deneyimlenmek içindir."
Sembollerin Ötesindeki Anlaşılmazlık
Jung için semboller, tam olarak açıklanamayan, rasyonel dile dökülemeyen gerçekliklerin taşıyıcısıdır. Bir sembolü tamamen "anladığınızı" söylediğiniz an, o sembol ölür ve bir "işarete" dönüşür.
İki bilim insanının veya bir filozofla sanatçının birbirini anlamaması Jung için bir "hata" değil, zıtlıkların çatışmasıdır. Bu çatışma, üçüncü bir aşamayı, yani bireyleşmeyi (individuation) doğurur. Karşımdakini anlamamam, onun benden farklı olan "Gölge"sini veya "Öteki"liğini kabul etmem için bir fırsattır.
Belirsizliği Tolere Etmek
Baker’in bahsettiği "anlamak zorunda olmama" hali, Jungian anlamda yüksek bir psikolojik kapasiteye işaret eder.
Jung, insanın en büyük sancısının "belirsizlik" olduğunu söyler. Ancak büyüme, bu belirsizliğin içinde kalabilme becerisiyle gelir.
"Zihnimiz netlik ister; ancak ruh, alacakaranlıkta serpilir."
#carljung #bireyleşme #ulusbaker