Tam 82 Yaşında, 24 Saat Uyumadan 1 böbrek ve 2 Karaciğer Nakli Gerçekleştirerek 3 Hayat Kurtardı
Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli bilim insanlarından biri olan , 82 yaşında olmasına rağmen dur durak bilmiyor.
Prof. Dr. Haberal, tam 24 saat boyunca aralıksız çalışarak 1 böbrek ve 2 karaciğer nakli gerçekleştirdi. Birçok kişinin yeniden hayata tutunmasına vesile olan bu büyük özveri, takdir topladı.
Bazı insanlar mesleklerini yapar...Bazı insanlar ise hayatlarını insan yaşatmaya adar.
82 yaşında bile ameliyathanede umut olmaya devam eden Prof. Dr. Mehmet Haberal, azmi, çalışkanlığı ve insan sevgisiyle örnek olmaya devam ediyor.
Kendisini yürekten tebrik ediyor, sağlıklı ve uzun ömürler diliyoruz.
Ben sadece bir barınaktan köpek sahipleneceğimi sanıyordum.
Evrakları imzalayacaktım.
Tavsiyeleri dinleyecektim.
Onu arabaya bindirip eve götürecektim.
Evde yatağı hazırdı.
Mama ve su kapları, tasması, birkaç oyuncağı…
Her şeye hazır olduğumu sanıyordum.
Ama onun, kafes kapısının sıradan bir yürüyüş için açılmadığını anladığı anda bana nasıl baktığına hazır değildim.
O kapı onun için açılıyordu.
Barınak çalışanının yanında duruyordu.
Hareketsizdi.
Neredeyse donmuş gibiydi.
Siyah tüyleri, küçük beyaz patileri, yorgun gözleri vardı.
Ve içimi sıkan kadar temkinli bir bekleyişi…
Zıplamıyordu.
Tasmayı çekmiyordu.
Havlamıyordu.
Sanki o gün sonunda seçildiğine inanmaktan korkuyordu.
O.
Tasma bana uzatıldığında önce barınak çalışanının eline baktı.
Sonra bana baktı.
Ardından bana doğru küçük bir adım attı ve bedenini bacağıma yasladı.
Çok yavaşça.
Sanki izin ister gibi.
Eğildim ve ona fısıldadım:
“Eve gidiyoruz.”
Kelimeleri anladı mı bilmiyorum.
Ama sesimi anladı.
Arabada ilk başta arka koltuğa çıktı ve hareketsiz kaldı.
Pencereye baktı.
Kapılara baktı.
Direksiyondaki ellerime baktı.
Dikiz aynasından onu görebiliyordum.
Rahatsız etmemeye çalışıyordu.
Fazla yer kaplamamaya çalışıyordu.
Yanlış bir şey yapmamaya çalışıyordu.
Beni en çok kıran da buydu.
Bir köpek, eve götürüldüğü gün rahatsızlık vermekten korkmamalıydı.
Arabayı sürmeye başlar başlamaz usulca ayağa kalktı.
Dikkatlice yanıma yaklaştı.
Bir patisini omzuma koydu.
Sonra diğerini.
Başını yanağıma yakın bir yere yasladı.
Ağırdı.
Sıcaktı.
Güveniyordu.
Nefesini kulağımın yanında hissediyordum.
Ve ağlamaya başladım.
Sevinçten titremiyordu.
Arabada zıplamıyordu.
Yüzümü yalamaya çalışmıyordu.
Sadece bütün bedeniyle bana tutunuyordu.
Sanki beni bırakırsa araba tekrar barınağa dönecekmiş gibi.
Yavaş sürdüm.
Neredeyse nefes almadan.
Bir elim direksiyondaydı, diğer elimle omzumdaki patisini usulca okşuyordum.
O da orada kalıyordu.
Gözlerini kapatıyor, sonra tekrar açıyordu.
Sanki bütün bunların gerçek olup olmadığını kontrol eder gibi.
Camdan sokaklar, trafik ışıkları, yabancı arabalar akıp gidiyordu.
Diğer herkes için sıradan bir gündü.
Onun içinse kapalı bir kapının ardında geçen bütün bir hayat sona eriyordu.
Barınakta insanları kaç kez izlediğini düşündüm.
Birinin kafesinin önünde durmasını kaç kez umduğunu…
Birinin başka bir köpekle çıkıp gidişini kaç kez gördüğünü…
İnce bir battaniyenin üzerinde, havlamaların arasında, bir gün kendisine ait bir insanı olup olmayacağını bilmeden geçirdiği geceleri düşündüm.
Ve şimdi, sanki beni çoktan sonsuza kadar seçmiş gibi bana yaslanıyordu.
Oysa birbirimizi daha sadece birkaç saattir tanıyorduk.
Eve vardığımızda hemen arabadan inmedim.
Orada kaldım ve ağladım.
O hâlâ patilerini omzumda tutuyordu.
Sonra burnunu yanağıma sürttü.
Sanki bu kez o beni teselli etmeye çalışıyordu.
O anda anladım:
Ben sadece bir köpeği kurtarmamıştım.
O da benim içimde bir şeyi kurtarmıştı.
Güçlü olmaktan yorulmuş tarafımı.
Koşulsuz seçilmenin nasıl bir şey olduğunu unutmuş tarafımı.
Çekincesiz sevilmenin nasıl hissettirdiğini unutan yanımı.
Bugün evde, yumuşak bir yatakta uyuyor.
Gerçi çoğu zaman yanıma yakın olmayı tercih ediyor.
Yürürken beni gözleriyle takip ediyor.
Oturduğumda başını dizlerime koyuyor.
Bazen uykusunda irkiliyor.
Ben de sakinleşene kadar onu okşuyorum.
Benden önce neler yaşadığını bilmiyorum.
Ama bir şeyi kesin olarak biliyorum:
Arabada patilerini omzuma koyduğu gün, onun barınak hayatı sona erdi.
Ve benim hayatım biraz daha yumuşadı.
Bazen bir hayvan teşekkürünü kelimelerle söylemez.
Sadece size öyle sıkı tutunur ki, konuşmaya gerek kalmadan her şey anlaşılır olur.
Bu hikâye kalbinize dokunduysa bir ❤️ bırakın ve kurtarılmış bir köpek için gerçek eve dönüş yolunun, birinin artık fikrini değiştirmediği gün başladığına inananlarla paylaşın.
#ALINTIVEŞİİRSEL ..
Dün akşam bizim sitede oturan genç bir kızın peşine iki serseri takılmış; lâf atarak, taciz ederek sitenin önüne kadar gelmişler. Dışarıdaki gürültüyü duyunca balkona çıktım; bir de baktım ki, sitemizde yaşayan beyaz köpek Bulut adamlardan birinin bacağını ısırmış, ikisi de bağırarak kaçıyorlar.
Bulut bir sokak köpeği idi, uzun zaman önce kendiliğinden sitemize gelip yerleşti. Bir kulübe yaptırdık, çip taktırdık, bizim köpeğimiz oldu.
Bulut sitedeki herkesi tanır. İlköğretimde okuyan çocuklar kışın sabahın karanlığında servis aracını beklerken, o da onların yanında bekler. Yaşlı komşularımız bir sokak ötedeki markete giderken, o da onlarla beraber gidip gelir. Yaşadığımız yerde yaban domuzları var, gece sabaha kadar etrafı kolaçan edip domuzları siteye yaklaştırmaz. Dün akşam da sitedeki genç kızı korumuş.
Hayatım boyunca insanlara çok iyilik yaptım, karşılığında hep nankörlük ve düşmanlık gördüm. Köpeğin sahip olduğu vefa duygusu insanda yok.
Resimde Bulut'u sitenin önünde bekçilik yaparken görüyorsunuz.
SESSİZ YAŞAMLAR&CAN YOLDAŞLARIMIZ
“Özgür Özel’den her şeyi çıkarırsınız ama FETÖ’cü çıkaramazsınız” sözleriyle hafızalara kazınan Hulusi Akar çıkışı yeniden gündemde.
Yıllar önce yapılan o konuşma sosyal medyada yeniden paylaşılmaya başlandı.
Bu tweete özel olarak destek olmanızı istiyorum. Çünkü minik kızı babasını çok özledi.
Ekrem İmamoğlu’nun avukatı, meslektaşım, dostum Mehmet Pehlivan tam 345 gündür hukuksuzca cezaevinde tutuklu!
AKP’liler hakkında aynı işlem uygulanmazken; Mehmet Pehlivan kendi ayağıyla gidip ifade vermesine rağmen tutuklanarak cezaevine konuldu.
Yeter artık!
Adalet istiyoruz!
Fatih Altaylı, Kemal Kılıçdaroğlu’nu adeta gömmüş
*2017 referandumunda 2,5 milyon mühürsüz oyu sen nasıl geçerli kabul edersin
*Senin yüzünden ülkenin rejimi değişti
*Şimdi yenildiğiniz kurultayın peşine mi düştün?
*Bırak artık bu işleri, seni istemiyoruz neden anlamıyorsun
Bugün “siyasetten zenginleşmeyi kaldıracağız” diyen AKP’li Gürsel Tekin ile ilgili gazeteci Serdar Akinan’ın bu videosunu hayretle dinledim:
“— Gürsel Tekin, Kars Ardahan'dan geldi. 18 yaşında Kadıköy'de çaycı olarak başladı. Garsonluk yaptı.
— 286 daire, 9 tripleks villa, 7 tane benzin istasyonu, 11 temizlik şirketin var senin. Zenginliğe bakar mısınız?”
Şimdi o zaman hep beraber sormak zorundayız. Çaycılıktan gelip bu kadar zenginleştiğin doğru mu?
1. ve 2. derece yakınlarının üzerine kayıtlı mallarını açıklayacak mısın?
Neden AKP’nin kararıyla kayyum koltuğuna oturmayı kabul ettiniz?
Siyasetçi olarak millete çamur atmadan önce tüm bu sorulara cevap vermek zorundasınız!
“Dün Silivri’de dehşet bir şeye tanık olundu.
İddianamede İmamoğlu’nun kasası olarak görülen ve itirafçı olarak duyurulan Murat Kapki dün mahkeme salonunda adeta çığlık attı.
Dedi ki: ‘Savcılar beni karımla tehdit etti.’
Dedi ki: ‘Eşimi gözaltına alıp tutuklanacağını ima ettiler. Ben de karımı kurtarmak için ne derseniz evet diyeceğim dedim. Önüme konan her şeyi de imzaladım. Savcı o gün Roma’yı da sen mi yaktın deseydi yine evet diyecektim.
Halbuki değil Ekrem İmamoğlu’nun kasası olmak, değil suç örgütünde bulunmak, suç örgütünün yöneticisi olmak; Ekrem Bey’le hayatımda bir kere bile konuşmadım.’ dedi.
Evet İmamoğlu yargılamalarında en büyük dayanak yapılan Murat Kapki dün mahkemede bunları söyleyerek adeta iddianameyi paramparça etti, davayı bitirdi.
Şimdi anladınız mı İmamoğlu duruşmaları neden televizyonda canlı yayınlanmıyor?
Canlı yayın olsaydı ‘karımla beni tehdit etti’ ifadesi millet tarafından duyulup öğrenilecek ve büyük tepki yaratacaktı.
Bakın yakın tarih, yakın geçmiş ortada.
AKP’lilerin tamamının zulüm mahkemesi dediği 1960 Yassıada yargılamalarında bile o dönem televizyon olmadığı için radyodan naklen yayın yapıldı.
Evet, darbeciler bile mahkemede olanları milletten saklamayı düşünmediler.
Bugün ise tam tersi yapılıyor. Her şey saklanıyor. Çünkü orada edilecek sözlerden korkuyorlar.
Emin olun bilseler mahkemede İmamoğlu rezil olacak, AKP fayda sağlayacak; vallahi 15 kanal canlı yayın yapar.”
(Sabahattin Önkibar)
ODTÜ’de tek kıstırdıkları Türk kızına saldırıp, kulağını kesip, telefonunu çalan hırsızlardan iki tanesi bunlar!
Türk milleti vergileriyle Türk düşmanlarını okutuyor!
Üniversitelerde terörist istemiyoruz!
🇺🇸 ABD’nin Illinois eyaletinde 47 yaşındaki Cassandra Feuerstein, alkollü araç kullanma şüphesiyle tutuklandı.
Karakolda işlem yapılırken polis memuru Michael Hart, kadını hücreye sertçe itti. Cassandra yüzünü beton banka çarptı.
Sonuç korkunçtu: Yüzünde çoklu kırık, diş kaybı ve bir gözünde kalıcı görme kaybı. Yüzüne titan plaka takıldı.
Olayın güvenlik kamerası görüntüleri ortaya çıkınca büyük tepki çekti. 19 yıllık tecrübeli memur Michael Hart suçlanarak istifa etti.
Cassandra, şehir ve polise dava açtı. Dava $875.000 dolar tazminatla sonuçlandı.
Bu olay, polis şiddeti ve vücut kamerası tartışmalarında hâlâ örnek gösteriliyor.
Ziraat Bankası Emekli Şube Müdürü Ramazan Şentürk'ün Rahşan Ecevit'in Vefatı Sonrası Paylaştığı Mesaj:
"1994 yılında T.C. Ziraat bankası Eceabat/Çanakkale şubesinde çalışırken Gelibolu yarımadasında yani Şehitlik'te Türkiye'nin en büyük orman yangını olmuştu. O orman yangını için şubemizde bir yardım hesabı açıldı.
Bu hesaba Rahşan ve Bülent Ecevit adlarına 125.000 Lira para yardımı geldi. Daha sonra duyduk ki, Marmaris ya da Bodrum taraflarında bir arsaları varmış satıp bedelini yardım olarak göndermişler.
Bunu şunun için yazıyorum, ülkeyi dış güçlere peşkeş çeken , Harun gibi gelip Karun gibi giden liderlere inat; bu dünyaya vatanını seven, halkının refahını düşünen, dini-imanı para, mal-mülk olmayan dürüst liderler de bizim ülkemizde vardı.
Özlemle ve saygıyla.
Ruhları şad olsun.
Işıklar içinde uyusunlar