@DuzYER_Turkiye Küredünya - Big Bang - Evrim gibi anlatılar; bilimsellik adı altında yeni bir inanca dönüştürüldü.
Bu anlatıları destekleyecek ne dinsel nede bilimsel bir veri yoktur.
https://t.co/dfYKXVG8tH
Bilim Zırvalıkları
A. Toraman — 9 Nisan 2018
Arkadaşlar, son yıllarda “bilim” adı altında o kadar çok zırvalık duyduk ki insan sormadan edemiyor: “Bu kadar teori yazanlar acaba yaratılışın neresine inanıyor?”
Einstein ve Hawking gibi isimlerin sözlerine kulak verin:
“Kişisel bir Tanrı’ya inanmıyorum.”
“Evrenin yaratılması için Tanrı’ya gerek yok.”
Yani diyorlar ki:
"Yaratan yok, yaratılış da yok; her şey kendiliğinden oldu."
İşte burada biraz duralım. Çünkü bu cümle sadece inançsız değil, mantıksızdır.
Mantıkta “üçüncü halin imkansızlığı” diye bir ilke vardır:
Bir şey ya vardır, ya yoktur; hem var hem yok olamaz.
O halde evren ya yaratılmıştır ya da yaratılmamıştır.
“Yoktan kendiliğinden oluştu” demek, hem yaratıldı hem yaratılmadı demektir ki bu mantıken muhaldir — yani imkânsızdır.
Yine mantıkta “tümel olumsuzluklar geçersizdir” derler.
Yani biri “Hiçbir yaratıcı yoktur” diyorsa, tüm yaratıcı ihtimallerini tek tek çürütmesi gerekir.
Peki bu mümkün mü? Hayır.
O zaman bu “bilimsel kesinlik” maskesiyle söyledikleri aslında felsefi bir varsayımdan ibarettir.
---
Atomun Tanrılaştırılması ve Sıfat Taksimi
Bilimin asıl günahı, Allah’a ait olan yaratma sıfatını alıp atomlara, moleküllere, fizik kanunlarına paylaştırmasıdır.
Bir nevi ilahî kudret, atomik parçacıklara bölüştürülüyor.
Big Bang kendi patladı, atom kendini düzenledi, hücre kendi evrimini yaptı...
Sonuç: İnsan kendi kendini yarattı!
Bu nedir?
Modern putperestliktir.
Lat, Menat, Uzza gitti; proton, nötron, foton geldi.
---
Vacip – Mümteni – Mümkün: Gerçeklik Üçgeni
İslam mantığı üç temel gerçeklik seviyesi tanımlar:
Vacip: Asla değişmeyen, zorunlu gerçeklerdir. Mesela 2 + 2 = 4 gibi. Allah’ın varlığı ve birliği de bu düzeydedir.
Mümteni (Muhal): Asla gerçekleşemeyen şeylerdir. Mesela 2 + 2 = 5 gibi. Veya hem var hem yok olan bir şey düşünmek gibi.
Mümkün: Nedeni varsa gerçekleşebilen şeylerdir. Mesela zarı birkaç defa attığınızda 6-6 gelmesi mümkündür. Ama zarı 1000 defa atıp her seferinde 6-6 gelmesi artık mümkün değil, muhaldir; çünkü ihtimaller buna izin vermez.
İşte modern bilim, mümkün olan şeyleri mümteni gibi gösteriyor ya da vacip olanı mümkünmüş gibi saptırıyor.
İnsanı da bir "rastlantı ürünü" gibi sunarak yaratılmışı yaratıcı yerine koyuyor.
---
Bilim Maskeli Tanrısızlık
Bugün bilim adı altında yürütülen şeyin çoğu, insanın aklını değil inancını hedef alıyor.
Einstein ve Hawking gibiler, sadece Allah’ı inkar etmekle kalmıyor; insanların da inanmamasını istiyor.
Ama biz unuttuk.
Unutturuldular.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri gibi gerçek ilim adamlarının tespitlerini konuşan kalmadı.
Oysa o diyor ki:
Dünya düzdür ve kainatın merkezindedir.
Gökkubbe gerçek ve maddidir.
Onun arkasında başka hayatlar, başka alemler vardır.
Sonuç olarak;
Bilim denilen şey, aynı şartlar altında tekrar edildiğinde eğer herkes aynı sonucu alıyorsa işte buna bilimsel bir tanı denir...
Diğer tüm iddialar safsatadır.
Dünya dönmez. Evrim yoktur. Büyük Patlama yoktur.
Tüm bu iddialar varsayımdır, muhaldir.
Biz bilime değil, bilimciliğe karşıyız...
Zira günümüzde bilimsel safsatalara iman, dinin önüne geçmiştir.
Şimdi bir düşün:
Gerçekten bilim mi yapıyoruz, yoksa bilim adıyla inançsızlık mı pazarlanıyor?
Hakikatin peşindeysen, cevabı sende...
#düzdünya #ToplumUykuda
@Yasemin27925892@alikemer1858 Küredünya - Big Bang - Evrim gibi anlatılar; bilimsellik adı altında yeni bir inanca dönüştürüldü.
Bu anlatıları destekleyecek ne dinsel nede bilimsel hiçbir veri yoktur.
https://t.co/dfYKXVG8tH
Bilim Zırvalıkları
A. Toraman — 9 Nisan 2018
Arkadaşlar, son yıllarda “bilim” adı altında o kadar çok zırvalık duyduk ki insan sormadan edemiyor: “Bu kadar teori yazanlar acaba yaratılışın neresine inanıyor?”
Einstein ve Hawking gibi isimlerin sözlerine kulak verin:
“Kişisel bir Tanrı’ya inanmıyorum.”
“Evrenin yaratılması için Tanrı’ya gerek yok.”
Yani diyorlar ki:
"Yaratan yok, yaratılış da yok; her şey kendiliğinden oldu."
İşte burada biraz duralım. Çünkü bu cümle sadece inançsız değil, mantıksızdır.
Mantıkta “üçüncü halin imkansızlığı” diye bir ilke vardır:
Bir şey ya vardır, ya yoktur; hem var hem yok olamaz.
O halde evren ya yaratılmıştır ya da yaratılmamıştır.
“Yoktan kendiliğinden oluştu” demek, hem yaratıldı hem yaratılmadı demektir ki bu mantıken muhaldir — yani imkânsızdır.
Yine mantıkta “tümel olumsuzluklar geçersizdir” derler.
Yani biri “Hiçbir yaratıcı yoktur” diyorsa, tüm yaratıcı ihtimallerini tek tek çürütmesi gerekir.
Peki bu mümkün mü? Hayır.
O zaman bu “bilimsel kesinlik” maskesiyle söyledikleri aslında felsefi bir varsayımdan ibarettir.
---
Atomun Tanrılaştırılması ve Sıfat Taksimi
Bilimin asıl günahı, Allah’a ait olan yaratma sıfatını alıp atomlara, moleküllere, fizik kanunlarına paylaştırmasıdır.
Bir nevi ilahî kudret, atomik parçacıklara bölüştürülüyor.
Big Bang kendi patladı, atom kendini düzenledi, hücre kendi evrimini yaptı...
Sonuç: İnsan kendi kendini yarattı!
Bu nedir?
Modern putperestliktir.
Lat, Menat, Uzza gitti; proton, nötron, foton geldi.
---
Vacip – Mümteni – Mümkün: Gerçeklik Üçgeni
İslam mantığı üç temel gerçeklik seviyesi tanımlar:
Vacip: Asla değişmeyen, zorunlu gerçeklerdir. Mesela 2 + 2 = 4 gibi. Allah’ın varlığı ve birliği de bu düzeydedir.
Mümteni (Muhal): Asla gerçekleşemeyen şeylerdir. Mesela 2 + 2 = 5 gibi. Veya hem var hem yok olan bir şey düşünmek gibi.
Mümkün: Nedeni varsa gerçekleşebilen şeylerdir. Mesela zarı birkaç defa attığınızda 6-6 gelmesi mümkündür. Ama zarı 1000 defa atıp her seferinde 6-6 gelmesi artık mümkün değil, muhaldir; çünkü ihtimaller buna izin vermez.
İşte modern bilim, mümkün olan şeyleri mümteni gibi gösteriyor ya da vacip olanı mümkünmüş gibi saptırıyor.
İnsanı da bir "rastlantı ürünü" gibi sunarak yaratılmışı yaratıcı yerine koyuyor.
---
Bilim Maskeli Tanrısızlık
Bugün bilim adı altında yürütülen şeyin çoğu, insanın aklını değil inancını hedef alıyor.
Einstein ve Hawking gibiler, sadece Allah’ı inkar etmekle kalmıyor; insanların da inanmamasını istiyor.
Ama biz unuttuk.
Unutturuldular.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri gibi gerçek ilim adamlarının tespitlerini konuşan kalmadı.
Oysa o diyor ki:
Dünya düzdür ve kainatın merkezindedir.
Gökkubbe gerçek ve maddidir.
Onun arkasında başka hayatlar, başka alemler vardır.
Sonuç olarak;
Bilim denilen şey, aynı şartlar altında tekrar edildiğinde eğer herkes aynı sonucu alıyorsa işte buna bilimsel bir tanı denir...
Diğer tüm iddialar safsatadır.
Dünya dönmez. Evrim yoktur. Büyük Patlama yoktur.
Tüm bu iddialar varsayımdır, muhaldir.
Biz bilime değil, bilimciliğe karşıyız...
Zira günümüzde bilimsel safsatalara iman, dinin önüne geçmiştir.
Şimdi bir düşün:
Gerçekten bilim mi yapıyoruz, yoksa bilim adıyla inançsızlık mı pazarlanıyor?
Hakikatin peşindeysen, cevabı sende...
#düzdünya #ToplumUykuda
GÖKLERDE SU DENİZİ YOKTUR
Abdurrahman Toraman – 04 Kasım 2020
Bazı filozoflar ve mistik düşünce mensupları, göklerde bir su denizi olduğu yönünde spekülatif görüşler ortaya atmışlardır. Bu düşünceler, özellikle Hint kozmolojisinden ve kadim pagan kültürlerden etkilenmiş felsefi sistemlerin izlerini taşır. Ancak bu iddianın ne Kur’an’da, ne de başka semavi metinlerde açık bir dayanağı yoktur.
Kur’an’da, kâinatın yaratılış evreleri ve kıyamet süreciyle ilgili bazı sembolik anlatımlar yer alsa da, bu ifadelerin doğrudan “gökyüzünde bir su tabakası”na işaret ettiğini söylemek hem ilmî hem de itikadi açıdan hatalıdır. Ayetleri fiziksel dünya düzenine doğrudan uyarlayan bazı teorisyenler, gökte bir su denizinden bahsedildiğini ileri sürmektedirler. Oysa bu iddiaların ne fiziksel gerçeklikle, ne de Kur’ânî bütünlükle bir ilgisi vardır.
---Bilimsel açıdan bakıldığında:
Gökyüzünde bazı yıldızlar, özellikle geceleyin suda yansıma gibi dalgalı görüntüler verir. Bu durumun sebebi, o yıldızların ya da ışık kaynaklarının doğrudan plazma (iyonize gaz) tabiatlı olmasıdır. Ayrıca dünya atmosferi, farklı yoğunluklara sahip elektromanyetik katmanlardan oluşur. Bu katmanların bazen okyanus gibi davranması, elektromanyetik dalgalar��n kırılmasından kaynaklanır. Ancak su maddesi, bildiğimiz fizik kuralları gereği, bu ortamda yer tutamaz. Su, kütleli ve ağır bir elementtir; elektromanyetik düzeyde askıda duramaz. Bu da göklerde yoğun kütleli bir “su okyanusu”nun bulunmasını imkânsız kılar.
Bazı çevreler, bu hayali su denizinin “gök kubbenin ötesinde” yer aldığını öne sürmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki, biz insanlar olarak sadece “birinci kat sema”ya ait olan Rakia (Kur’ân’daki ifadesiyle: “semâ-i dünyâ”) katmanındaki cisimleri görebiliriz. Yani gördüğümüz yıldızlar, Ay ve Güneş dâhil tüm gök cisimleri bu ilk katman içinde yer alır. “Gök kubbenin dışı” insan gözlemine kapalıdır. Dolayısıyla, kubbe formundaki bir yapının üst kısmında suyun sabit kalması fiziksel olarak mümkün değildir. Eğer orası su ile doluysa, bu durumda gökkubbe duvarının diğer tarafında yaşayan Yecuc-Mecüc gibi varlıkların da su canlıları olması gerekirdi ki bu da açıkça absürttür.
-- Sonuç olarak:
Bazı düz dünya araştırmacılarının, “gökte su denizi var” gibi fantastik teorilere yönelmesi hem konuyu sulandırmakta hem de gerçek düzlemdeki tartışmalara zarar vermektedir. Kur’ân’a ve fizik yasalarına göre su, sadece yeryüzünde yer alır. Göklerde değil.
Allah Teâlâ, kâinatı 7 kat semâ ve 7 kat arzdan meydana getirmiştir. Bu yapı; farklı fiziksel niteliklere sahip, katmanlı, düzenli ve ahenkli bir sistemdir. Her katmanda canlılık ve hayat izleri olabilir, ancak bunlar bizim fiziksel evren algımızla sınırlı kavramlardır.
Bu düzenin üzerinde “Kürsi” olarak adlandırılan ve bazen “su âlemi” diye de tarif edilen başka bir boyut bulunur. Ancak bu su, gök kubbenin içinde değil, kâinatın tümünü kapsayan daha üst bir alanda yer alır. Onun da üstünde “Arş” vardır ki; bu da artık insan idrakini aşan, fizik-ötesi bir makamdır.
“Dünya düz olsa ne olur, kare olsa ne olur... Sen yaşamaya bak, bırak bu işleri!”
diyenler var ya….
İşte o zihniyet, hakikati önemsemeyen, sadece günü kurtaran ve sorgulamaktan aciz hale gelmiş bir zihniyettir.
Onlara göre hakikat önemli değildir, çünkü konfor bozulmasın yeter.
Ama şunu unuturlar:
Dünya’nın şekli, konumu ve işleyişi sadece astronomik bir mesele değildir;
itikadî, yön tayini ve kulluk meselesidir.
Kıbleni nasıl buluyorsun?
Güneş ne tarafa doğar, yıldızlar nasıl hareket eder, gök nasıl inşa edilmiştir?
Bunlar önemsiz mi?
Kur’an bize sadece “yaşa, boşver, keyfine bak” mı diyor?
Hayır!
> “Onlar göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayılıp döşendiğine bakmazlar mı?”
(Gâşiye 88:18–20)
Yani biz bakmakla emrolunduk, bırakmakla değil.
Ve burada bir hakikati daha hatırlatalım:
--- Tüm ibadetler için tayin edilmiş bir vakit ve zamanı vardır ki,
O vakitler dikkate alınmadan yapılan ibadetlerin hepsi boştur.
Dolayısıyla bir müminin, astronomi bilgisine sahip olması,
Güneş ve Ay’ın rotalarını takip etmesi şarttır.
Zira Kur’an’da tüm ibadet vakitleri,
Dünya’nın dönmesine göre değil,
Güneş ve Ay’ın gözlemlenebilir hareket döngüsüne göre belirtilmiştir.
Namaz, oruç, hac, zekât ve hatta zekât yılı bile semavi takvim üzerinedir.
Yani göğe bakmadan kulluk olmaz.
Gözlem olmadan kıble bulunmaz.
- Peki soralım:
Yönsüz yaşamak, hedefsiz yürümek, kıblesiz secde etmek insana ne kazandırır?
Hakikati bilmeyen, yalana razı olur.
Ve yalana teslim olan ise, zincirlenmiş bir köle gibi göklerin gerçeğinden koparılır.
--- Hakikati görmezden gelen, yalanın esaretinde çürür.
Biz semavi hakikatle hürüz;
Siz ise NASA masallarıyla beynine zincir vurulmuş hakikatten kaçan bir köle...
Hakikat “göğe bak” derken, siz yere kapanmayı tercih ettiniz.
Ve şimdi, üstü açık ama Arş’a kapalı bir zindandasınız.
Diyelim ki insan Ay’a ayak bastı…!
--Ay’a Atom Bombası--
Şimdi izah etmeye çalışacağım şeyi dikkatle anlamaya çalışın. Bakın arkadaşlar, insan denilen varlık (bazısı istisna) ulaşabildiği tüm değerleri adeta yıkmak, bozmak ve yok etmek için elinden geleni yapar… Sahte bilim Ay’ın Dünya’dan yaklaşık otuz kat küçük olduğunu söyler. Ay adeta ufak bir ada konumundadır.
Diyelim ki insan Ay’a ayak bastı… İnanın bana, bir atom bombası ile Ay’ı havaya uçurmak isteyecek! Bu durumda ne olur? Ay, dünyadaki tüm yaşam için gereklidir. Tek bir gök cismine müdahale, tüm ilahî düzenin yıkılması demektir. Yaratıcı buna izin vermez.
İşte olaya bu açıdan da bakmamız gerekir. Gök cisimleri ayak basılabilecek bir yer değildir.
Ne insanoğluna ne de cinlere gök cisimlerine ulaşım izni verilmemiştir.
Kaldı ki, bırakın gök cisimlerine ulaşmayı; atmosfer katmanlarının aşılmasına dahi izin verilmemiştir.
Göklerin sınırlarını bekleyen bekçiler vardır. Ayetle de sabittir ki: “Kim bunu denemek isterse, kendisini gözetleyen bir ateş topu (şihab) ile imha edilir.”
İslam bilginlerinin bu konulara dair güzel açıklamaları vardır.
Ben bilim ve teknoloji karşıtı değilim; bilakis gerçek bilimden yanayım. Karşı olduğum şey, hipotezlerin ve teorik varsayımların halka sorgulanamaz gerçekler gibi sunulmasıdır.
Diğer taraftan, geçmişte yaşamış olan zındık Yunan filozoflarının dinini terk edin; onların fikirlerini ve masallarını unutun. Aslınıza dönün.
A. Toraman
Bir insan “Ben bilim yapıyorum” diyorsa sorun yok. Ama “Sadece bilim doğrudur, bilim dışında her şey safsatadır” diyorsa, orada inanç yerine geçmeye başlayan bir dogma vardır.
Bilimcilik metod değil,
dinin yerini almış bir inanç sistemidir.
NEPAL AFETİ: EĞİM VARSA HAREKET VAR, SU DURUYORSA SEVİYE VAR.
Nepal afeti bize bir kez daha gösterdi: Su eğime akar, akabileceği eğim kalmadığında durur ve seviye olur.Dağdan vadiye akan suyun kanunu neyse,gölde ve denizde de aynıdır:Su gerçekten eğimli bir yüzeyde durabilir mi?
AYNI GÖLGE GÜZERGÂHI, İKİ FARKLI HARİTA!
12 Ağustos 2026 Güneş tutulmasının gölge izini iki harita üzerine yerleştirdim.
Küre Dünya haritasında gölge yolu büyük ve kıvrımlı bir yay çizerken, Gleason haritasında Güneş ve Ay’ın dairesel hareketiyle uyumlu, kesintisiz bir elips
“Küre-i Arz” Gerçekten İslam’ın Kavramı mı?
Kur’an’ın kullandığı “arz” kavramı ile modern dönemde yaygınlaşan “küre-i arz” ifadesi aynı şey midir?
https://t.co/JXbL7eAx3s
Video herhangi bir şahsı hedef almak amacıyla hazırlanmadı. Son dönemde Allah'a yön ve mekân isnat eden anlayışı, Kur'ân, kelâm ve mantık açısından değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Arş mahlûktur; Allah Hâlık'tır. Hâlık, yarattığı hiçbir mekâna sığmaz.
https://t.co/c8yzFes3mC
Hastalık, insandan insana değil; doğrudan doğadan bulaşır. (Hatta virüs adında yaşayan bağımsız bir canlı türü de mevcut değildir.)
Süreç, tamamen güneş ışığının bitkiler ve ekosistem üzerindeki döngüsel etkisinden ibarettir.
https://t.co/CRko4bj1io
Bir insan “Ben bilim yapıyorum” diyorsa sorun yok. Ama “Sadece bilim doğrudur, bilim dışında her şey safsatadır” diyorsa, orada inanç yerine geçmeye başlayan bir dogma vardır.
Bilimcilik metod değil,
dinin yerini almış bir inanç sistemidir.
Yaratıcının varlığı inanç değil, aklî bir bilgidir. İnanç olan şey, O’nun zatının ve sıfatlarının mahiyetidir.
Bir mermer parçasından insan heykeli yapılsa, hiç kimse:
“Bu mermer milyonlarca yıl boyunca tesadüfen insan şekline dönüştü” demez. Çünkü Sanat varsa sanatkâr gerekir.