Liderlerin hepsinin lideri
1997’de bir grup milletvekili ABD’de Türkiye’nin tanıtım çalışmalarını yaparken bir Amerikalı,
“Neden paralarınızın üzerinde Atatürk’ün resmi var? Bunu çeşitlendirerek daha sivil, daha demokrat bir ülke imajı yaratabilirsiniz”, dedi.
“Bunun üzerine cebimdeki ABD dolarlarını çıkardım. Amerikan paralarının üzerinde eski başkanlarınızın resimleri var. İşte bir dolar… Üzerinde George Washington’ın resmi var niçin?
Yanıtı kendim verdim:
ABD Bağımsızlık Savaşı’nı yönettiği, kuruluşu gerçekleştirdikten sonra da ilk cumhurbaşkanı olduğu için…
Thomas Jefferson… O ne yapmıştı? Bağımsızlık Bildirisi’ni kaleme alanlardan… Ayrıca İngiliz mimarisinde İngiliz sömürge üslubunun yerine cumhuriyet üslubuna geçişe öncülük etmişti.
5 dolardaki Abraham Lincoln?
İç savaşın ABD ile bütünleşmesini sağladı. Köleliği kaldırdı.
Alexander Hamilton? Amerikan Anayasasını kaleme alanlardan…
Milli Banka’yı kurdu. Bürokrasiyi yapılandırdı.
Andrew Jackson, demokrasiyi güçlendirdi.
Ulysses Grant, orduyu yeniden yapılandırdı.
Benjamin Franklin, Bağımsızlık Bildirisi’ni kaleme alanlardan…
Paralarınızda kurtuluş ve kuruluş tarihinizden kabaca 100 yıllık kesit var. Bizde bu süreci 1919-1938 yılları arasında ATATÜRK TEK BAŞINA gerçekleştirdi.”
Uluç Gürkan
“Atatürk’ün İzinde Türkiye Dünyayı Değiştirecektir”
Bu başkanların hepsinin yaptığını bizde TEK kişi yaptı: Mustafa Kemal ATATÜRK
AKP, Paris davasını kaybetti!
Gizlenen dava sonucuna ulaştık.
Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin;
AKP’nin, Irak-Türkiye ham petrol boru hattında yaptığı usulsüzlükler nedeniyle;
Türkiye aleyhine hükmettiği 1 Milyar 471 Milyon Dolarlık ceza kararını iptal etmek için başvurduğu Paris İstinaf Mahkemesi’ndeki davanın kaybedildiğini belgeledik.
Artık 1 Milyar 471 Milyon Dolarlık tahkim cezasının ödenmesi için geri sayım başladı!
Peki süreç nasıl gelişti?
13 Şubat 2023’de Uluslararası Tahkim Mahkemesi aldığı kararla;
AKP’nin, 21 Mayıs 2014 – 30 Eylül 2018 tarihleri arasında, Irak-Türkiye ham petrol boru hattında;
Irak Merkezi Hükümetinin izni olmaksızın⬇️
1.) Irak’a ait petrolü usulsüz olarak taşıdığı,
2.) Ceyhan Limanı’nda yüklemesini yaptığı,
3.) Irak devletinin satış fiyatının altında bu petrolün satılmasına neden olduğu gerekçesiyle,
Türkiye’nin Irak’a net 1 Milyar 471 Milyon Dolar tazminat ödemesine hükmetmişti.
277 sayfalık Nihai Tahkim Kararını ilk kez kamuoyuna belgeleriyle biz açıklamıştık.
AKP ise verdiği yanıtta;
Bu cezayı içeren tahkim kararının iptali için Paris’te dava açtıklarını açıklamıştı.
Yaptığımız araştırma neticesinde;
AKP’nin, uluslararası tahkim kararına karşı Paris İstinaf Mahkemesinde açtığı ‘Kararın İptali Davasını’ kaybettiğini tespit ettik.
Sonuç⬇️
1 Milyar 471 Milyon Dolar tutarındaki ceza ödemesi için geri sayım başladı!
Bu devasa ceza tutarı, mutlaka Tayyip Erdoğan’ın ve ilgili AKP’li yöneticilerin mal varlıklarından tahsil edilmelidir!
İşte resmi belgeler⬇️
Kaynak: 10 Mart 2026 tarihli Paris İstinaf Mahkemesi Kararı (Fransızca Orijinali, Türkçe Çevirisi)
@can_atakli_ Bırakın CHP kurultayınıda biraz ekonomiden bahsedin halk perişan, rejim değişiyor muhalefet yok ediliyor bağımsızlığımız gidiyor.
Hurşit güneşin toplumda karşılığı sıfır gitsin k.k. belki ona bir koltuk verir
Csn Ataklı sen tam bir hayal kırıklığısın yazıklar olsun
İŞTE VAHDETTİN'İN KAÇIŞININ BELGESİ
İstanbul İşgal Kuvvetleri Başkomutanı İngiliz General Sir Charles Harington, Vahdettin’in kaçışını şöyle anlatıyor:
“15 Kasım Çarşamba günü yemekte iken sultanın yaveri geldi. Sultanın, cuma selamlığına çıktığında öldürüleceğini düşündüğünden hayatını kurtarmam için bana haber yolladığını bildirdi. Ben, sultanı kaçırmakla suçlanmamak için bu talebin yazılı olarak yapılmasını istedim.”
Bunun üzerine Vahdettin, 16 Kasım 1922’de İstanbul İşgal Kuvvetleri Başkomutanı Harington ’a şöyle bir kişisel mektupla başvurdu:
“Dersaadet (İstanbul) İşgal Orduları Başkomutanı General Harington Cenaplarına. İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden, İngiltere devleti fahimesine iltica ve bir an evvel İstanbul’dan mahall-i ahara naklimi (başka bir yere götürülmemi) talep ederim efendim. 16 Teşrin-i sani 1922. Müslümanların Halifesi Mehmet Vahideddin.” (Sir Charles Harington, Tim Harington Looks Back, John Murray, London, 1940, s. 125; Oral, s.474)
Harington, daha sonra yazdığı kitapta, Vahdettin'in bu sığınma belgesinin orjinalini çerçeveletip bir hatıra olarak evinin duvarına astığını da yazacaktı.
Vahdettin, 17 Kasım 1922’de oğlu Ertuğrul ve yanındakilerle birlikte İngiliz HMS Malaya zırhlısı ile Malta adasına kaçtı.
Vahdettin, 20 Kasım 1922’de İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı Harington’a, 25 Kasım 1922’de de Büyük Britanya Kralı ve Hindistan İmparatoru V. George’a, kendisine yardım etmelerinden dolayı bir teşekkür telgrafı gönderdi. Vahdettin, Britanya Karlı’na gönderdiği telgrafı şöyle bitiriyordu:
“Majestelerinize en derin minnetlerimi sunarım. Majestelerinizin ailesinin tüm mensuplarının sağlık ve refahı için Allah’a dua ederim.” (Oral, s. 474; Sonyel, s. 200)
Dikkat edilirse, Vahdettin, iltica mektubunu “Müslümanların Halifesi” sıfatıyla imzalamıştı. Çünkü İngilizler, Vahdettin’in halifelik sıfatı sayesinde sömürgelerindeki Müslümanları kontrol etmeyi planlıyordu. Ancak bu İngiliz oyununu da Mustafa Kemal (Atatürk) bozdu. TBMM, 18 Eylül 1922’de Vahdettin’in halifelik yetkilerini elinden aldı, Abdülmecit Efendi’yi “halife” seçti.
Ayrıntı için bkz.👇
https://t.co/uELkSWIPWl
@Yilmaz_Ozdill Zavallının tekisin çırpındıkça batıyorsun, yazlığında şezlonga uzan göbeğini kaşıyarak reisine bundan sonra nasıl daha fazla sahte muhalefet rolü yaparım diye planlar yap, giy mahallende eşelen
OĞLAK’IN BEYNİ
“Ben yapmazsam kimse yapmaz” felsefesiyle yaşar.
Boş zamanını bile planlar, vakit kaybetmez.
Üstlenmediği bin sorumluluğu gönüllü olarak sırtlanır.
Dinlenirken bile kendine hedef koyar.
Kontrol edemeyeceği şeyleri bile kontrol etmeye çalışır.
İçinde kilitli bir şekilde duran yumuşak bir kalbi vardır.
@hozer200 Yalnız onlarda DePaul diye futbolcu var, TFF 1. Ligde bile oynayamaz, adam iki dünya Kupası'nda da oynadı, Messi kontenjanı galiba, zaten maçlarda ve sonrasında koruması gibi hep yanında
@hsyk35@SalihUzunDr Ele geçirilmiş bir CHP ve sindirilmiş bir muhalefet ile yapılacak seçimde, seçimin güvenliğini kim sağlayacak.
Halk gerekeni yapacak ama yinede kazanacaklar, asla gitmezler
Hepinizin emeğine sağlık sizlerin sayesinde doğru bilgilerle tüm gerçekleri Türk halkı gördü.
Zor şartlarda şikayet etmeden masum insanların sesi oldunuz.
Sizler ve avukatların hakkı ödenmez
SEZON FİNALİ…
Silivri’yi izleyen basın emekçileri olarak 17 Ağustos’ta buluşmak üzere, tesislere veda ettik. “Veda fotoğrafını” ihmal etmedik. 📹📡💻🖥️📠🎤📖🖌️🖍️✏️❤️❤️❤️
🔴#SONDAKİKA | ABD Başkanı Trump:
"İlk dönemimde Bronson'ı dışarı çıkarması için Erdoğan'ı aradım. Lütfen çıkarım dedim ve ertesi gün Bronson yanımdaydı."
KAMUOYUNA DUYURU
İftira Değil, Belge Konuşur!
CHP İletişim Koordinatörü Ali Haydar Fırat’ın (@alihaydarfirat) katıldığı bir televizyon programında, Baba Ocağı hakkında dile getirdiği “Her ay 5 milyon TL ödenek alıyorlar.” şeklindeki iddiasını hayretle izledik.
Bu iddia açık bir iftiradır.
Baba Ocağı haber portalı 2025 Şubat ayından bu yana yayın hayatındadır. Sayın Fırat’ın iddia ettiği gibi “her ay 5 milyon TL” ödeme yapılmış olsaydı, bugüne kadar tarafımıza aktarıldığını öne sürdüğü tutar yüz milyonlarca liraya ulaşmış olacaktı.
Peki bu para nerededir?
Hangi tarihte gönderilmiştir?
Hangi banka hesabına yatırılmıştır?
Hangi dekont, hangi muhasebe kaydı, hangi resmi belge bu iddiayı doğrulamaktadır?
Bizim tüm mali işlemlerimiz resmi kayıt altındadır. Patronajımızın; KRT TV, Anka Haber Ajansı ve Baba Ocağı süreçlerinin tamamı kayıtlıdır. Tek bir kayıt dışı işlemimiz bulunmamaktadır. Üstelik bu süreçler defalarca denetlenmiş ve incelenmiştir.
Biz, Sayın Ali Haydar Fırat'ın mahkemelerde yargılandığı gibi kurumlardan karşılığı belli olmayan elden para alanlardan değiliz. Yaptığımız her işlemin hukuki ve mali kaydı vardır.
Buradan Sayın Ali Haydar Fırat’a açık çağrımızdır:
İddianızı resmi, hukuki ve somut belgelerle ispat edin.
Eğer Baba Ocağı’na her ay 5 milyon TL ödeme yapıldığını ispat edebilirseniz, onurumuzla sürdürdüğümüz gazetecilik mesleğini aynı gün bırakacağız.
Ancak bu iddiayı ispat edemediğiniz takdirde, kamuoyuna yönelttiğiniz bu ağır iftiranın sorumluluğunu üstlenerek görevinizden istifa etmenizi ve Baba Ocağı’ndan açıkça özür dilemenizi bekliyoruz.
Gazetecilik belgeyle yapılır. İftira ise sahibini bağlar.
Son olarak;
Özgür Karabat (@OzgurKarabatCHP) ve Bülent Kuşoğlu’na (@bkusoglu) da çağrı yapıyoruz:
Şayet ellerinde bu iddiaları doğrulayacak herhangi bir belge, dekont, resmi evrak veya kayıt varsa, kamuoyuyla paylaşsınlar.
Belge konuşur.
İftira değil.
Hodri meydan.
Ekrem İmamoğlu’nun duruşmadan çıkarılması talimatı verilmeden önce mahkeme başkanıyla arasında yaşananlar şöyle:
Ekrem İmamoğlu: Yani işin temelinde Cumhurbaşkanı adaylığı var, Cumhurbaşkanı olmak var. Ülkenin bugünkü Cumhurbaşkanı'nın bu işe nasıl muhatap olduğuyla ilgili bizim düşüncelerimiz var. Ekrem İmamoğlu'nun Türkiye'ye nasıl baktığı meselesi var. Elbette burada yargılanan bütün arkadaşlarımızın da sizin huzurunuzda gelip anlattıkları, kendilerini savundukları, olaylara dair olmadıkları hususlar var. Bakınız, 63 duruşma bitti. Tek bir delil evrak ekrana iddia makamınca yansıtılamadı. Tek bir evrak, tek bir ses kaydı, tek bir delil, tek bir husus yansıtılamadı. Şimdi siz, iddia makamını zaten biz kınıyoruz, yok sayıyoruz. Her türlü bunu bir saldırı olarak, hukuk cinayeti olarak görüyoruz. Ama şu anda bizim güven duyarak yüzünüze baktığımız ve ömür boyu yüzünüze bakacağımız böyle bir süreçte bu yanlış kararın altında gerçekten yere düşen Türk yargısına kimsenin tekme vurmasına müsaade etmeyin, çok net söylüyorum. Tekmelemesine müsaade etmeyin. Onun için beni susturmanın ne faydası var? Bakın yani dünya liderleri Türkiye'de, Ankara'da, böyle bir ortam oradayken Ekrem İmamoğlu'nun burada susturulmasını kime izah edebilirsiniz? Yani hangi ülkeye, hangi paydaşa, hangi ortama ikna anlatabilirsiniz?
Mahkeme başkanı: Şöyle, itirazları sabırla dinliyoruz. Sabırla dinliyoruz.
Ekrem İmamoğlu: Sabırla dinlemiyorsunuz.
Mahkeme başkanı: Sabırla dinliyoruz itirazları, sabırla dinliyoruz. Şimdi şöyle; bu programın bu kadar, yine söylüyorum, gecikmesine neden olan bir sebep de ben değilim. Biz ısrarla ve sabırla tüm, tüm yargılama boyunca, tüm yargılama boyunca savunma haklarına müdahil olmadık. Ancak burada iyi niyetli, iyi niyetli, iyi niyetli... iyi niyetli olmayan birtakım davranışlarla yargılama süreci bu noktaya getirildi. Şimdi sus... Bizim burada sizi susturma gibi bir durumumuz söz konusu değil. Biz bir program yaptık, bu programı belirttik. Alt katlarımız da buradayken, sanıklarımız da buradayken bunu herkese takvimi söyledik, tamamlayacağımız günü söyledik. Israrla uzatmak için sürekli pazarlık halinde biz burada iki gün kaybettik fazladan. Yani bunu sizin savunmanızın üzerine ekledik. Yani bu anlamda...
Ekrem İmamoğlu: Hangi 2 günü kaybettik Sayın Başkan? O pazarlıklar nerede? Hangi pazarlık Sayın Başkan? Ben pazarlık falan yapmadım. Perşembe sabahı saat
Mahkeme başkanı: Ekrem Bey şu anda da aynısını yapıyorsunuz. Bakın ben size şu an şimdi bakın bir yargılama, bir usul var.
Ekrem İmamoğlu: Mikrofonu alıp size sadece 10 dakika izahta bulundum. Nasıl engel oldum ben anlamadım?
Mahkeme başkanı: Şimdi yargılamanın bir usulü var.
Ekrem İmamoğlu: Evet.
Mahkeme başkanı: Bu usulün dışında hiçbir şey yapmıyoruz. Şu an huzura almışız. Hakkınızdaki isnatlar belli, iddianame belli. 4 ay yargılama sürdü. 4 ay öncesinde tensip zaptından yargılama başlayıncaya kadar 8 aylık bir süre geçti. Yani burada şu an ya savunmanızı alacağız ya da savunma almıyorsak susma hakkınızı kullandığınızı yazacağız zapta, celseyi kapatacağız. Takdir sizin. Yani bu anlamda ben ben şimdi burada hani bunun pazarlığını yapacak mecrada, makamda değilim. Belirlediğimiz belirlediğimiz bir takvim var, bu takvime uyun. Yani biz makul de bir süre veriyoruz herkese. Bu anlamda da savunma hakkım kısıtlandı algısı yaratarak böyle şey yapmayın yani. Biz burada hangi soruyu sormanızı engelledik? Ya avukatlarınız niye ısrarla ses çıkarıyorlar ya? Yani niye? Şimdi hangi soruyu hangi soruyu sordunuz engelledik? Ya ısrarla takvimi bu hale getirmek için elinizden geleni yaptınız hep beraber. Yani burada şu an bu şekilde bağıran, ses çıkaran avukatlarımız mı bu şekilde aynı zamanda? Burada bize burada bize iddianame dışında bakın Ekrem Bey iddianame dışında bize burada ses kayıtları dinlettirilmedi, sporcu görselleri izlettirilmedi yani yapmadığınız şey kalmadı burada. Ondan sonra da savunma hakkımız kısıtlandı. Böyle bir şey yok yani. Savunma hakkı bu kadar sınırsız da bir şey değil yani bunun makul bir süresi var yani.
Ekrem İmamoğlu: Kimin kısıtlanmasından bahsediyorsunuz? Buradaki sanıklar hak arama derdinde. Neyin sporcusu, neyin şeycisi? Sayın Başkan, ne gerekiyorsa
Mahkeme başkanı: Biz buradayken beraber izledik bunu.
Ekrem İmamoğlu: Bakın bu insanlar 16 aydır hapiste, 16 aydır tutuklu.
Mahkeme başkanı: Ekrem Bey savunmanızı yapıyorsanız savunmanıza geçelim. Savunma yapmayıp bu şekilde dönüp buraya pazarlık yapmak için geldiyseniz salondan çıkartacağım.
Ekrem İmamoğlu: Hayır, siz…
Mahkeme başkanı: Avukatlarımız hiçbir şekilde ses çıkarmasın.
Ekrem İmamoğlu: Şimdi bu noktadan bu noktadan bu niyetini tutun, bakın bu bu bu tutumla beni beni…
Mahkeme başkanı: Bakın burası böyle şey değil yani böyle söz hakkı vermeden rahatça bağırıp çağıracağınız yerler değil.
Ekrem İmamoğlu: Tamam bakın…
Mahkeme başkanı: Ekrem Bey ya savunmanıza geçelim kimlik tespitini alalım ya da savunma yapmayacaksanız sizi salondan çıkartacağım.
Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, tekrar ediyorum, müsaade edin arkadaşlar. Sayın Başkan, tekrar ediyorum. Siz ağır bir hak ihlali yapıyorsunuz. Siz Türk yargısına büyük bir zarar veriyorsunuz. Siz açıklanamaz bir şekilde 9 Temmuz'u milat koydunuz. Ne adli tatil başlangıcı, ne Sayın mahkeme
Mahkeme başkanı: Duruşma günü verirken duruşma takvimini verirken altına gerekçe yazmaz şundan dolayı şu tarihte diye. Yani bunun neden böyle başka mecralara çekmeye ısrarla...
Ekrem İmamoğlu: Siz böyle yapınca uzuyor işte, siz yaptınız, siz uzattınız. Böyle yapınca uzuyor, müsaade edin, bitireyim.
Mahkeme başkanı: Ekrem Bey müsaade edin, müsaade edin.
Ekrem İmamoğlu: Tamam son cümlelerimi kurayım.
Mahkeme başkanı: Ne dinliyoruz şu an savunma mı alıyoruz? Ne dinliyoruz biz şu anda? Savunma mı alıyoruz, neyi dinliyoruz? Tamam, kimlik tespitini alalım. Ekrem Bey yani neden ısrarla? Bakın savunma yapmaktan kaçmaya çalışıyorsunuz. Kimlik tespitinizi alalım. Bu çok siyasi bir yaklaşım. Hayır, kimlik tespitini alalım. Ben hiçbir şey, ben kimseye zorla savunma yaptırmam.
Ekrem İmamoğlu: Ben savunma yapmam. Ben yargılayacağım, yargılayacağım.
Mahkeme başkanı: Sen yargılayacak makamda değilsin.
Ekrem İmamoğlu: Ben iddianameyi yargılamaya geldin. İddianame yapanlar…
Mahkeme başkanı: Sen buraya yargılanmaya geldin, burası senin yargılayacağın makam değil. Burası senin yargılayacağın makam değil, biz de senin yargılayacağın makamda oturmuyoruz. Biz seni yargılayacak makamda oturuyoruz. Hakkında 203 uyguladım, salondan dışarı çıkartın. Alın, dışarı çıkartın.
Ekrem İmamoğlu: Benim Ankara'da yargılayacaklarım, buradaki yargıyı yürütmeye çalışıyor. Adalet Bakanlığı bir çöküş bakanlığıdır. Adalet millete aittir. Ben millete konuşuyorum. Millete yüzümüzü dönelim.