Önder Özen nerede?
Kötü günde sorumluluk alıp ortaya çıkan sayın direktör,
Takım iyi gidince hiç ortada gözükmüyor.
Bunun Türkiye’de başka örneği yok!
Adam çıkıp İlhan Fakılı şovu yapabilir,
Nübel’e Vlahoviç’e Trossard transferine çok emek verdim diyebilir.
Kurduğu takımı övebilir.
Hocayı ben getirdim diyebilir.
Ama yapmıyor. Çünkü kendini biliyor ve şova ihtiyac duymuyor.
Ama marifet de iltifata tabidir.
O ortalarda gözüküp kendini hatırlatmıyorsa ben hatırlatırım.
Var ol Önder Hocam. 🦅
Beşiktaş 'ta hoca yeme operasyonları start verilmiş. Ben bu kokuyu soljkaer'den tanıyorum. Ben Soljkaer'e destek verirkende bu sebeple verdim. Onur yıldız kim ? Son 3 sene de avrupada 2 final yapmış hocaya ders veriyor adam. Üstelik bunları gündem yapanda Beşiktaş hesapları. Sen ben yani Beşiktaşlılar olarak görmezden gelsek adamın söylediğini kendisinden başkası duymayacak ama olur mu hiç. Herkesin duyması lazım, herkesin kulağına suyun kaçması lazım. Ben elimden geldiğince Beşiktaş 'a sahip çıkmaya çalışıyorum. Kimse salak değil herkesin kafası çalışıyor. Beşiktaş son 5 yılın ilk büyük atılımını yaptı. Tuttu tuttu, tutmadı bi 5 sene daha yapamaz. Herkes kendi bilir, ya hocamıza camiamıza sahip çıkcaz, ya da böyle adamların peşine düşüp melankoliğe devam. Seçim hepimizin
Türk futbolunun ihtişamı, hesapları ve gizemleri: Transfer piyasasında bu paraları nereden buluyorlar?
Kurumsal sübvansiyonlar, devlet desteği, taraftar-hissedarlar, siyasi konsensüs politikası… Sportweek’te Türkiye’nin büyük kulüplerinin transfer piyasasında nasıl bu kadar büyük paralar harcayabildiğini anlatıyoruz. Ve neden bunun er ya da geç patlayabilecek bir balon olabileceğini…
18 Haziran 2007’de, akşam karanlığı çökerken Atatürk Havalimanı, Roberto Carlos’un gelişini kutlamak için adeta akın eden 3 binden fazla Fenerbahçe taraftarı tarafından doldurulmuştu. 34 yaşındaki Brezilyalı, Real Madrid’le kazanılabilecek her şeyi kazandıktan sonra İstanbul’a transfer olmuş ve burada iki buçuk sezon kalmıştı. Sol ayağı ölümcül olan bu bek, kariyerlerinin son dönemine giren yıldızların Boğaz’a göç ettiği dönemi başlatmıştı. Ardından Drogba, Sneijder, Van Persie geldi: Süper Lig, kariyerlerinin sonlarına yaklaşan ve son yüksek maaşlı sözleşmelerini arayan yıldızlar için bir çeşit emeklilik adresine dönüştü. Bunda yüzde 20’lik avantajlı vergi oranının da payı vardı. Ancak bugün hikâye değişti. Artık Türkiye’ye kariyerlerinin sonuna gelmiş oyuncular değil, hâlâ kariyerlerinin zirvesinde olan üst düzey futbolcular geliyor. Bunların önemli bir bölümü de bizim Serie A’dan.
Bir yıl önce Galatasaray, Victor Osimhen transferinde Avrupa’nın yarısını geride bıraktı: Napoli’ye 75 milyon avro bonservis ödedi, oyuncuya net 15 milyon avro maaş verdi, 1 milyon avro sadakat bonusu ve imaj hakları için 5 milyon avro daha ödedi. Böylece toplam yıllık maliyet 21 milyon avroya ulaştı. Türk futbolundaki rekor transfer bununla sınırlı kalmadı. Galatasaray, Singo’nun bonservisine 31 milyon, Uğurcan'ın bonservisine ise 27,5 milyon avro ödedi ve Sane gibi üst düzey bir oyuncuyu net 12 milyon avroluk maaşla kadrosuna kattı. Fenerbahçe ise Guendouzi için 28 milyon, Kerem için 25 milyon avro harcarken; Beşiktaş Orkun için 30 milyon avro ödedi. Sonuç olarak Süper Lig, 2025-26 sezonunda dünya genelinde net transfer harcamasında üçüncü sıraya çıktı: 477 milyon avro harcanırken 217 milyon avroluk net açık oluştu. Türkiye ligi, 1,64 milyar avro harcayan Premier Lig ve 586 milyon euro harcayan Suudi Arabistan Pro Lig'in arkasında yer aldı ve 140 milyon avroluk net harcama yapan Serie A’yı geride bıraktı. 2023-24 sezonunda net transfer bakiyesinin yalnızca 16 milyon avro açık verdiği düşünülürse bu oldukça büyük bir sıçramaydı. Üstelik bu yaz transfer çılgınlığı devam etti: Fenerbahçe, Greenwood’u Roma’nın elinden kaparak Marsilya’ya 39 milyon avro ödedi. Haftalardır da Milanlı Rafa Leao’nun peşinde. Spor barlarında sorulan soru basit ama son derece haklı: Türk kulüpleri bu paraları nereden buluyor? Cevap hiç de kolay değil. Çünkü futbolun Türkiye’deki kadar siyasetle iç içe olduğu çok az ülke var.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, futbolun nasıl güçlü bir propaganda aracı olabileceğini çok iyi biliyor. Kendisi de futbola büyük ilgi duyuyor. Türkiye’nin en büyük şehri İstanbul’un üç kulübü olan Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş, ülkedeki toplam taraftar kitlesinin yüzde 86’sını temsil ediyor ve futbolla sınırlı kalmayacak kadar büyük bir ağırlığa sahip. Bu üç kulüp ile Trabzonspor, Süper Lig’in dört büyük kulübünü oluşturuyor. Dördü de spor dernekleri tarafından kontrol ediliyor ve İstanbul Borsası’nda işlem görüyor. Ancak muhasebe gerçekleriyle sportif hedefler nadiren aynı doğrultuda ilerliyor; özellikle de başarı arayışı siyasi destek ve toplumsal konsensüs sağlama amacıyla körüklendiğinde... Bu kulüplerin borsaya açılması bile finansal sorunlardan kurtulmak için kullanılan bir yoldu. 2021 yılında dört kulüp, çoğunluğu kamu bankalarından oluşan bir banka konsorsiyumuyla 800 milyon avroluk borç yapılandırma anlaşması imzaladı. Anlaşma, başlangıçta bir ödeme ertelemesi ve borçların 10 yıla yayılmasını öngörüyordu. Ancak bu rahatlama uzun sürmedi. Birkaç yıl önce Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor’un toplam borcu 1,14 milyar avroya ulaşmıştı. Bunun üzerine kulüpler peş peşe sermaye artırımlarına başvurmaya başladı.
Sermaye artırımlarına gelen para kısmen kurumsal yatırımcılardan ve taraftar-hissedarlardan geliyor. Ancak asıl destek, kulüplerin sahip olduğu gayrimenkullerin değerinin yükseltilmesiyle sağlanıyor: stadyumlardan antrenman tesislerine, limanlardan otellere kadar pek çok varlık bu sistemin içinde. Üstelik kulüpler bu varlıkları çoğu zaman devlet kurumlarından avantajlı koşullarla elde ediyor. Galatasaray, yerel bir inşaat şirketi ve devletle birlikte, geçmişte antrenman sahalarının bulunduğu Florya’daki geniş arazinin ticari ve konut projesine dönüştürülmesi konusunda anlaşmaya vardı. Bu operasyon kulübün yaklaşık 500 milyon avro gelir elde etmesini sağladı. Üstelik paranın önemli bir bölümü peşin geldi ve Galatasaray bu paranın bir kısmını borçlarını azaltmak, bir kısmını da transfer piyasasını finanse etmek için kullandı. Fırat Üniversitesinde spor ekonomisi profesörü olan Sebahattin Devecioğlu sistemi şöyle açıklıyor:
“Türk kulüplerinin büyük bölümü ciddi şekilde borçlu ve bu durumu yönetebilmek için devlet bankalarından alınan krediler ve sermaye artırımları gibi yöntemlere başvuruyor. Sermaye artırımlarıyla toplanan kaynakların önemli bir kısmı, kulübün gayrimenkullerinin ve diğer varlıklarının yeniden değerlenmesine dayanıyor. Bu varlıklar hem teminat olarak kullanılıyor hem de yeni projelerin temelini oluşturuyor. Kısacası yöneticiler kısa vadede acil sorunları kapatmaya çalışıyor. Yönetim kurulları sınırlı bir süre görevde kalıyor, borç biriktiriyor ve ardından problemi kendilerinden sonraki yönetime bırakıyor. Bazı başkanlar ise görevleri sırasında kulübe aktardıkları paraları daha sonra bağış olarak gösteriyor. Büyük transferler esas olarak bağışlar ve sponsorlar tarafından finanse ediliyor. Sistem böyle ayakta kalmaya devam ediyor.”
Bir de işin iki ucu keskin kılıç olan para birimi boyutu var. Enflasyonun kontrolden çıktığı dönemde Erdoğan faizleri düşük tuttu ve Türk lirası 2019’da avro karşısında 6 seviyesindeyken bugün 50’nin üzerine çıktı. Bunun sonucunda kulüpler hem borçlarının hem de Türkiye içerisindeki maliyetlerinin döviz cinsinden yükünün hafiflemesini gördü; aynı zamanda UEFA’dan alınan ödülleri ve yurtdışına yapılan oyuncu satışlarından elde edilen gelirleri avro üzerinden kazandılar. Rekabet gücünü kaybetmemek açısından Şampiyonlar Ligi’ne katılmak büyük önem taşıyor; Galatasaray da son yıllarda bunu başardı. Sarı-kırmızılılar geçtiğimiz sezon son 16 turuna kaldığı için yaklaşık 50 milyon avro gelir elde etti ve toplam gelirini rekor seviyede 360 milyon avroya çıkardı. Buna rağmen 2025-26 mali yılının ilk dokuz ayında operasyonel faaliyetleri hâlâ 30 milyon avro zarardaydı. Galatasaray’ın hedefi, transfer gelir ve giderleri hesaba katılmadan, 2028 yılına kadar 600 milyon avro ciroya ulaşmak. İtalya ile birlikte düzenlenecek 2032 Avrupa Şampiyonası da Türkiye’ye bu futbol coşkusunu daha da büyütme fırsatı verecek.
Ancak finansal temel, kırılgan kalmaya devam ederse risk şu: Bu balon er ya da geç patlayabilir.
✍️ @MarcoIaria1
Hırsız, komisyoncu, yetersiz, hain dediğiniz adamlar yine burayı yeşertir. Eksikleri tamamlar. Siz de iftiralarınızın ve kötü dileklerinizin küllerini sayarsınız. Sabırlıyız bekleriz.
İşin özü şudur;
Beşiktaş basketbol son 93 yılda 20 final oynamış.
20 finalin 7’si son 3 yılda, Dusan Alimpijevic’ten sonra.
90 yılda 13, 3 yılda 7.
Böyle bir durumda “ilk önce” koç değil, kadroda gelişimin yeterliliği tartışılır.
Bizim camiada ister futbol ister basketbol olsun bir noktada takıldığımızda direkt koça hocaya sallandığı için, başarı artmıyor, düşüyor. Sil baştan geri gidiyoruz.
Beşiktaş ile ilgili ilk 6 hafta istatistik yayını yaptık.
Beşiktaş ligin en çok pozisyona giren 3. takımı, en az pozisyon veren 1. takımı, ki en yakın rakibi Galatasaray'a büyük fark atmış. En çok pozisyona girme noktasında da dün Fenerbahçe istatistik yükseltmiş.
Tüm bunlar olurken, Beşiktaş'ın en çok atak aksiyonu geliştiren oyuncusu Trossard, en çok top kazanan 2. oyuncusu Trossard. Dün Trossard'dan da yoksun oynamış.
Sezon başından baktığımızda, Milli Araya en üstteki takımın 1 puan gerisinde girmiş (Bu en son 22/23 sezonunda olmuş). Avrupa Ligi gruplarına kalmış. İlk maçında da ezici bir galibiyet almış.
Oynadığı toplam 13 maçın 11'inde izleyicisini tatmin etmiş, 2 maçta idare etmiş (Zalgiris 2. maçı ve dün akşamki maç).
Teknik direktör geleli 90 gün olmamış. Şu anda eldeki oyuncuların büyük kısmı ile kamp yapmamış.
Tabii ki Milli Araya kaybederek girdiğimiz için mutsuz olacağım ama takımımdan memnun ve mutluyum. Bu ikisi ayrı şeyler.
Oyunla ilgili problemler var, buna kafa yoran bir hocamız var!
TFF, MHK, Yayıncı Kuruluş tarafında problemler var! Burada zaten birlik olmamız gerekiyor.
Kısacası; her zaman olduğu gibi takımımın yanındayım.
Dün birisi ment attı da kaybettim şimdi, Önder Özen ile ilgili güzel bir tespit.
Adam başarıda değil sıkıntıda daha çok sorumluluk alıyor. Dün Marsilya’yı 4-1 yendik ama ortada yok, hiç bir mikrofona çıkmadı, Salah krizinde ise tüm sıkıntıya karşı çıkıp konuşan o oldu.
Önemli
Rafa krizini çözemedin; daha da düğümledin, ve işi çıkmaza soktun.
Potansiyel tavanı gösteren Demir Ege’yi; Braga’ya yolladın (Ortalama SS Reyting’i 7.00)
Takımın iskelet lejyonerini dağıttın; sistematik kurguyu yok ettin, utanmadan camiadan iki - üç yıllık süre zarfı talep ettin.
Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonspor ile oynadığın maçların hiçbirini kazanamadın. Toplam 6 derbide, yalnızca 2 puan toplayarak 41 yıl sonra bir ilki yaşattın.
Türkiye Kupası yarı finalinde; iç sahada Konyaspor'a elenerek, takımı tek gerçekçi kupa hedefinden de mahrum bıraktın.
Ligi; Galatasaray'ın 17 puan gerisinde, 4. Sırada tamamlayarak şampiyonluk güruhunu tamamen körelttin.
İnönü’de alışıla gelmeyen mağlubiyetler aldın; Trabzonspor, ve Galatasaray derbilerinin yanı sıra kritik lig maçlarında kendi taraftarın önünde puanlar teslim ettin.
1.79 MBPO’da kaldın, ve sahaya yansıttığın oyun şablonu; bu takımı hiçbir kulvarda üst segmentlere taşıyamadı.
Sen de bize bunları kilitledin Sergen. Sen; bu azınlığa:
“Ben söylemiştim, öyle böyle olacaktı.”
“Taraftar isterse giderim dedim, taraftar istedi ve ben de bıraktım. Ama bu süre zarfında doğru işler yapılma anlamında ben çok başarılıyım.”
“Rafa Silva konusunda beni perişan ettiler. Ne oldu sonra? Rafa Silva ne yıldızmış? Muçi konusunda da yanlış yaptığımı düşünmüyorum. İsterse kuyruklu yıldız olsun.” nareleri sıkamazsın. Sen; aklı dört karış havada olan, ciğeri beş para etmeyen; aşağılık kompleksli eziğin tekisin. Bunu kabullendiğin gün, alyuvarların açılacak. Sana verdiğimiz her nefes, nefret kokuyor.
Türkiye (2-2) SSCB - 21 Ekim 1932
Fenerbahçe Stadı / Goller ''Baba'' Hakkı Yeten...
İlk gol görüntülerde yok ama 2. golü yakalamış kameraman... #ilk#özel
Kaleci Rebii'nin Rus kalesinin tam ortasına inen bir şandeli kaleci tarafından yakalanmış, fakat Hakkı'nın yerinde bir atılganlığı ile top gene kaleci ile beraber kaleye girmiştir...
Beşiktaş ne zaman doğru bir yola girse pusuda bekleyen o tanıdık koroya:
Takım tam ritmini bulmuş, kulüp ayağa kalkmış, sahada işler yolunda gitmeye başlamışken ekranlarda, gazete köşelerinde ve klavye başında hemen aynı tipler beliriyor. Yıllarca Beşiktaş isminden beslenmiş eski futbolcular, Beşiktaş sırtından itibar kazanan güdümlü gazeteciler ve geçmiş yönetimin mamaladığı trol Twitter hesapları yine tam kadro iş başında!
Kulüp ne zaman başını yukarı kaldırsa, camiada ne zaman umut ve birlik havası esmeye başlasa; bir yerden mikrofon kapıp, suni krizler yaratarak olumsuzluk pompalamaktan yorulmadınız. Derdiniz Beşiktaş’ın başarısı değil; beslendiğiniz o karanlık, kaos dolu düzenin bitmesi! Kendi küçük çıkarlarınız, kişisel hesaplarınız uğruna Beşiktaş’ın geleceğini baltalamaktan vazgeçin.
Bu camia artık kimin Beşiktaş’ın iyiliğini istediğini, kimin ise başarıdan rahatsız olup geriye çekmeye çalıştığını çok iyi görüyor. Gölge etmeyi bırakın;
Beşiktaş ağır taştır, altında kalırsınız!
Siz hiç bir GS yorumcusundan Toreira kendini yere atıyor,
Osimhen rakibin gırtlağını sıkıyor,
Maç içinde hakeme abartılı itirazda bulunuyor
Okan Buruk tepiniyor, çok küfür ediyor
gibi bir yorum duydunuz mu?
Bu olaylar ne kadar gündeme geldi?
Çok güzel hakemi baskı altına alıyorlar!
Kart da görmüyorlar, ceza da almıyorlar!
Neden?
Camia olarak ne olursa olsun destekliyorlar!
Peki biz?
Biz Pascal Nouma’yı takımdan gönderdik.
Çok efendi olduk.
Sonra aynı hareketleri onlarca kez yaptılar. Daha fazlasını da yaptılar. Sen efsaneni takımdan göndermekle kaldın.
Yerine o ayarda birini de koyamadın.
Rosier’e taktılar. Sen savunmadın. Ligin en iyi bekiyken adamın performansı bitti. Her maç kart görmeye başladı. Gitti. Yerine Onur Bulut geldi, Svensson geldi çok EFENDİ şekilde oynadın.
Şimdi Orkun var. Bu takımın kaptanı.
Hakemler her maç benim sinir ucuma basıyor. Ben çıldırıyorum.
O da aynı benim gibi çıldırıyor. İsyan ediyor. Tepki gösteriyor.
Yorumcusuyla, taraftarıyla camia ne yapıyor?
Beşiktaş’a yakışmaz. Daha sakin olmalı.
Yaşadın sen bunu kardeşim daha önce yaşadın!
Bıkmadın mı artık bu ligin tek ahlak bekçisi olmaktan?
Pascal’ı kaybettin, Rosier’i kaybettin, daha niceleri var kaybettin!
Şimdi Orkuna oynuyorlar. Vlahoviç’e oynuyorlar. Daha ilk maçta yardımcısını çekip kaldırdı diye Italiano’ya oynadılar.
Bu kafayla devam ederseniz onları da kaybedeceksiniz. Yerlerine gelenlerle çile çekmeye, her sene başkan, hoca göndermeye devam edersin.
Yarın Orkun kart görürse, ceza alırsa suçlusu o değil, bugün efendğ edebiyatı yapanlar olacaktır!
"5 haftada Beşiktaşın iptal edilen 4 nizami golü"
Dear UEFA and FIFA Officials, @UEFA@FIFAcom
Although only 5 matches have been played in the league so far, 4 goals scored by Beşiktaş have already been disallowed. Below are the details of these disallowed goals
For the development and integrity of Turkish football, it is your duty to open a full investigation and deploy official observers to all matches in our league.
VAR Agbadou'nun el pozisyonunu hakeme 11 kere aynı açıdan izletiyor. Yayıncı kuruluş pozisyonları 40 kamerayla çekerken neden tek açı? Neden pozisyonun başındaki vücuttan sekme anı kesik video izletiliyor? Beşiktaş nefretinden video kurgucusu da mı oldunuz? @TFF_Org
Bugün önde olduğumuz evimizde oynadığımız maçta böyle hakemlik yapan haftaya Amed deplasmanında nasıl bir hakemlik yapar mesela. Camiayı çok büyük sınıyorlar ya.
Bugün hakemin derdi ne olabilir onu düşünmenizi isterim.
Erzurum’a maç kazandırmak mı, tabi ki hayır. Olmayacağını bilir, biliyor.
Peki dertleri nedir?
İstiyorlar ki bu güzel takımı, oynadıkça büyüyen takımı konuşmayalım, havaya girmeyelim.
Sakin kalmalı..
Galibiyetin keyfini çıkarmak yerine TFF ve MHK ile adalet savaşını başlatmalıyız. Bu devran böyle gitmez. Verilmeyen penaltımız ve iptal edilen iki tane nizami golümüzün hesabını sormalıyız.
Bugün iyiydik hakeme rağmen kazandık, yarın kötü oynayıp kaybedince ne olacak?