@aydinsezer 2014 de Haymanada DEMOKRAT PARTİ den seçilen Özdemir Turgut
Seçildikten sonra AKP ye geçmişti.
Levent Koç ise 2019 da DEMOKRAT PARTİ adayı idi.
Seçilemedi.
2024 de CHP den seçildi.
Alışkanlık mı yaptı acaba Haymana’da bu iş nereden seçilirse seçilsin AKP ye geçiyorlar.
Babalar Günü’nde; ailesi, milleti ve vatanı için mücadele eden, hakka riayet ederek bir çocuğa sahip olmasa da bir anlamda babalık vazifesini ifa eden tüm babaları saygıyla selamlıyorum.
Aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anarken özellikle Şehit Babalarının Babalar Gününü tebrik ediyorum.
Şehitlerimizin bizlere bıraktığı emanetlere sahip çıkma kararlılığıyla, tüm babaların Babalar Günü’nü kutluyorum.
Gültekin Uysal 6’lı Masa ile ilgili ilk kez öyle şeyler açıkladı ki… Kılıçdaroğlu’nun adaylığı için o dönem ne düşünüyordu? CHP listelerinden girmek doğru muydu?👉👉 https://t.co/BL4gUUX4Vn
Yarın YKS 'ye girecek olan tüm Öğrencilerimize ve Kızıma başarılar diliyor, emeklerinin ve hayallerinin zayi olmamasını, doğdukları topraklarda gelecek kurmalarına vesile sonuçlara ulaşmalarını temenni ediyorum.
Dün Isparta'da halı müzesini ziyaret ettik. Vesilesiyle tezgâhın başına da geçtik, dinledik, tecrübe ettik.
Genç kardeşimiz anlatırken sadece Anadolu insanının emeğine tanık olmadık; insanımızın toprağı ekerken, hasadı yaparken, çifti sürerken, tohumu atarken, ekini biçerken, mahsulü toplarken verdiği emek geldi gözümüzün önüne.
Bakıra inen her çekiç darbesi, tesbihin her bir habbesi, koyunun kuzusu, kömürün karası, bu toprakların her insanı emek demek.
Biz dün insanımızın sahip olduğu sebata da tanıklık ettik.
Merhum Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'in düsturu, emek ile berekete erdiğini bildiğimiz Anadolu'nun lütfu biz Demokratlara misaldir; biz de sabırla, sebatla, emekle, inançla bu memleketin her bir karış toprağını nakış nakış işleyeceğiz.
Adaletle, demokrasiyle, zenginlikle buluşturacağız inşallah.
Bugün geriye dönüp baktığımda Demirel’in en büyük özelliğinin “tahammül” olduğunu görüyorum...
Sert eleştirilere uğradı…
Karikatürlere konu oldu…
Meydanlarda protesto edildi...
Başbakanlık binasının önünde, korumalarının yanında yumruklandı fakat…
Bütün bunlara rağmen siyasal rakiplerini düşmanlaştıran bir dil kullanmamaya özen gösterdi…
Çünkü siyasetin kavga değil, birlikte yaşama sanatı olduğuna inanıyor:
“Barışmayı bilmeyen kavga etmesin” diyordu…
Demirel’i anlamak Türkiye’yi anlamaktır | Memduh Bayraktaroğlu https://t.co/n4mdcMFtzA
Türk Milletinin tarih önünde hür, müreffeh ve korkusuzca yaşama mücadelesini zirveye taşımış Genel Başkanımız, Başbakanımız, 9. Cumhurbaşkanımız, Demokrat Geleneğin adeta 2. Büyük kurucusu Süleyman Demirel’i Isparta-İslamköy’de mezarı başında şükranla, rahmetle andık; Allah rahmet eylesin…
Ayrıca memleketin dört tarafından vefa duygusuyla Çalcatepe-Anıtmezar’da buluşan tüm dava arkadaşlarıma teşekkürlerimi sunuyorum.
Dokuzuncu Cumhurbaşkanımız, Genel Başkanımız Süleyman Demirel'in vefatının üzerinden 11 yıl geçti.
Bizlere bir siyasi deha ve devlet tecrübesinin çok ötesinde bir inancı ve mücadele azmini miras bırakan Merhum Genel Başkanımız Türkiye'nin demokrasi hikayesinin bir özetiydi.
Ülkenin kalkınmasını, Milletin zenginliğini engellemek isteyen kim varsa önce onu hedef seçmişti.
Hayatı boyunca yasaklara, tutuklamalara, darbelere maruz kaldı.
Sadece bir iktisadi kalkınmayı değil içtihadi bir kalkınmayı da kendine dert etmişti.
Milletin sesine kulak kabartmış, "Milletin dediği olur" diyerek demokrasiye bakışını en veciz biçimde anlatmıştı.
Ama bizlere bıraktığı asıl anlatı top yekün hayatıydı.
Mücadelesini ve serüvenini şöyle izah ediyordu;
"Biz henüz tanesi dolmadan kurumuş başakların arkasından geldik. Bu başaklar kurumamalıydı, ona su lazımdı. Bizim kavgamız; bozkırla yeşilin kavgasıydı."
Kendisine bayrağı devreden Menderes'in, Bayar'ın fikrini sahiplenmiş, cumhuriyetin demokrasi ile taçlanacağını bilerek mücadele etmişti.
Cumhuriyet onun için fırsat eşitliği, fırsat eşitliğinin en büyük misali ise kendisiydi; Çoban Sülü cumhuriyet sayesinde, cumhuriyeti Türk Milletine hediye eden Mustafa Kemal Atatürk sayesinde Çankaya'ya çıkmıştı.
Bugün 'cumhuriyet'i kendi keyiflerinin, keyfiyetin ve sadece tek bir zümreye ait servetin önünde engel bilerek bir 'karşıt' ideoloji belleyenlere karşı, Türkiye için nasıl bir şans ve değer olduğu bilerek şöyle nitelemişti; "Cumhuriyet, çimentodur, kiremittir, fabrikadır, yoldur, barajdır, kalkınmadır, refahtır."
Zira kendisine çimento kardıran, kiremit kavurtan, fabrika yaptıran, yol döktüren, baraj kurduran cumhuriyet ve cumhuriyetin değerleriydi.
Cumhuriyet pekişmeliydi. Onu pekiştirecek olansa daha fazla demokrasi, daha fazla hürriyet ve daha fazla zenginlikti.
Geldiği yeri, içinden çıktığı coğrafyayı ve şartları unutmayarak, kendi şartlarını değil o şartları iyileştirmekti derdi.
Ekonomik büyüme diye dertlenen, yani sayısal bir kaç veri ile kendini eyleyen, Milletle eğlenenlere karşı 'kalkınma' diyerek politika üreten 9. Cumhurbaşkanımız o günden bugüne ne derece haklı olduğunu göstermişti.
Demirel, bugün tahammülünü kaybetmiş olanlara bir emsaldi. Tahammülü, toleransı ile Türkiye'de bugün yoklukla malul olanı, demokrasilerin ruhunu oluşturan eleştiri ortamını tahkim etmişti.
Liderlik etmenin yumruğunu değil dişini sıkmak olduğunu, sabrı, azmi bilen, nimet külfet dengesinde külfeti omuzlamış, nimeti millete, hakkı olana teslim etmiş bir isimdi Demirel.
Sahiden gönül almayı, nasıl ve ne şekilde olursa olsun katlanmayı bilmişti.
Dünden bugüne hayatı nasihat ve fevkalade öngörülerle doluydu.
Camiye, kışlaya, okula siyaset girmesin diye telkin ederken henüz yakın zamanda aksini yapanlar yüzünden maliyetini milletimizin ödediği yanlışlardan bahsetti.
"Ordunuzu tahrip etmek istiyorsanız onu siyasete sokun, yapılacak en kestirme yol budur." demişti.
Yaşadığı dönemden bugüne cevap üretendi o.
Sorun üretip güya çözerek değil var olan sorunlarla mücadele ederek yürüdü yoluna.
Türk Milleti ona "baba" dedi. Zira evlatlarını kaynaştırmak, rızkı eşit paylaştırmak, Milletinin her bir ferdini zenginlikle, huzurla, adaletle buluşturmak gibi bir derdi vardı.
Bu derdinden ötürü Millete düşman olanların da onunla derdi vardı.
Ona bakınca kendi eksikliklerini, kör zihniyetlerini, habis emellerini, şahsi beklentilerini fark edenler düşmanlık etti ona. Egosu haricinde sıfırlayacak tek şeyi yoktu.
Öfkesi haricinde, nefsi haricinde...
Ezcümle neresinden bakarsak Ulvi bir şahsiyeti anıyoruz bugün. Derdi Millet, Derdi Memleket olan Büyük bir Türkü anıyoruz.
Bize nasihat değil, hatırat değil bir istikamet bırakan Büyük İnsanı, Merhum Genel Başkanımız, Türkiye'nin bir anlamda 'öğretmen Cumhurbaşkanı', nam-ı değer Çoban Sülü'yü, Türk siyasetinin 'babası' Süleyman Demirel'i, vesilesiyle eşleri hanımefendiyi, Nazmiye hanımı rahmet ve minnetle anıyorum.
Ruhu şad olsun.
Hukukun Yerine Kayyum, Ekonominin Yerine Müdahale Konulamaz
Son günlerde beyaz et sektöründe faaliyet gösteren bazı şirketlere yönelik kayyum kararları kamuoyunda ciddi soru işaretlerine neden olmuştur.
Hiç kimse hukukun üstünde değildir. Rekabeti bozan, tüketiciyi mağdur eden, haksız kazanç sağlayan veya kanunlara aykırı hareket eden kişi ve kuruluşlar elbette hukuk önünde hesap vermelidir. Ancak hukuk devletinde amaç kadar yöntem de önemlidir.
-Kayyum uygulamalarıyla enflasyon düşürülebilir mi?
-Vatandaşın mutfağındaki yangın söndürülebilir mi?
-Üretim maliyetleri azaltılabilir mi?
Ekonomik gerçekler bize bunun mümkün olmadığını göstermektedir.
Enflasyonun nedeni üreticiler değil, yanlış ekonomi politikaları, yüksek maliyetler, bozulan fiyat istikrarı ve güven kaybıdır.
Eğer ortada rekabet ihlali, kartelleşme veya piyasa manipülasyonu iddiası varsa bunun denetim ve yaptırım mekanizması bellidir. Bunun için kurulmuş kurumlar vardır. Rekabeti bozduğu iddia edilen uygulamaların incelenmesi gereken yer öncelikle başta Rekabet Kurumu’dur. Bu nedenle kamuoyunun şu soruya tatmin edici bir cevap alma hakkı vardır: Rekabet hukukunun araçları kullanılmadan neden doğrudan kayyum ve el koyma yöntemleri gündeme gelmektedir?
Bir başka önemli mesele ise hukuki belirlilik ilkesidir. "Piyasa koşullarını bozucu hareket" gibi son derece geniş yorumlanabilecek kavramlar üzerinden yürütülen süreçler, sadece ilgili şirketleri değil, bütün yatırımcıları ve girişimcileri ilgilendirmektedir. Hangi davranışın, hangi kriterlere göre, ne zaman "piyasa bozucu" kabul edileceği açık, net ve öngörülebilir olmak zorundadır. Hukuk devletinin temel şartı budur.
Bugün bir şirkete yönelik alınan kararın yarın başka bir sektör için emsal oluşturmayacağını kim garanti edebilir? Bir yatırımcı, bir sanayici veya bir girişimci, mülkiyet hakkının hangi şartlarda sınırlandırılabileceğini önceden öngörebilmelidir. Hukuki güvenlik ortadan kalktığında sadece şirketler değil, yatırımlar, üretim ve istihdam da zarar görür.
Mülkiyet hakkı, yalnızca bireysel bir hak değildir. Aynı zamanda ekonomik kalkınmanın, yatırım ortamının ve piyasa güveninin temelidir. Anayasamızın güvence altına aldığı bu hakkın korunması, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez yükümlülüklerinden biridir. Hukuki süreçlerin belirsiz, ölçüsüz veya keyfî algılanması, ülkenin yatırım iklimine zarar verirken uluslararası alanda da Türkiye'nin hukuk devleti algısını olumsuz etkilemektedir.
Hukuk herkes için işletilmeli, ancak hukuk devleti ilkelerinden asla taviz verilmemelidir. Suç varsa yargı karar verir, delil varsa hukuk gereğini yapar. Fakat ekonomik sorunlara hukuki istisnalarla değil, doğru ekonomi politikalarıyla çözüm aranmalıdır.
Kıymetli çocuklar; unutmayın ki önemli olan azminiz, gayretiniz ve hayallerinizdir. Hepinizle gurur duyuyoruz!
Yolunuz açık, şansınız bol olsun.
Annelerimizin o güzel duasıyla sizlere başarılar diliyorum;
Allah zihin açıklığı versin.
@ucunculolordu@Dpahmetserdar@DpGultekinUysal Kurultay değil Büyük kongre, kongre ile hiç alakası yoktu konunun.
Büyük kongre de olmadı. Öncesinde oldu. kongreye zaman vardı kongre yapıldı
Haberi yalanladı Genel Başkan. Ayrıca bu haber iki türlü yayınlandı biri Özgür bey DP ye teklif yaptı diğeri DP teklif yaptı hepsi yalan
Siyasette sadakat çoğu zaman kişilere gösterilir. Gültekin Uysal ise sadakatini makamlara veya şahıslara değil, temsil ettiğini düşündüğü değerlere göstermeyi tercih etti. Bu yüzden onun siyasi yolculuğu, makam arayışından çok bir siyasi mirası yaşatma mücadelesi olarak değerlendirilebilir.
Türk siyasetinde sıkça gördüğümüz parti değiştirme, pozisyon değiştirme ve rüzgâra göre yön belirleme alışkanlığının aksine, Gültekin Uysal'ın en belirgin özelliği uzun yıllardır aynı siyasi çizgide ısrarla yürümeye devam etmesidir. İlke sahibi olmak tam da budur.
Siyaset tarihinde birçok hareket, en güçlü olduğu dönemlerde değil; en zor dönemlerinde gösterdiği direnç sayesinde yeniden yükselmiştir. Demokrat Parti bugün belki arzu ettiği noktada değildir, ancak siyasi hafızasını koruyabilmiş, kimliğini kaybetmemiş ve yarınlara ulaşabilmiş nadir siyasi yapılardan biridir. Türkiye'de merkez siyasetin yeniden güç kazanacağı, kutuplaşmanın yoracağı ve seçmenin makul bir alternatif arayacağı dönemde Demokrat Parti'nin ve Gültekin Uysal'ın çok daha görünür bir konuma geleceğine inanıyorum. Çünkü günü kurtaran siyasetçiler unutulur; fikirlerini ve ilkelerini koruyanlar ise zamanı geldiğinde yeniden keşfedilir. Bugün sabırla korunan siyasi mirasın, yarının Türk siyasetinde yeniden değer kazanacağına şüphem yoktur.
" Hep Beraber Partimizi
Yeniden En Büyük Yapacağız ! " @DpGultekinUysal