Born in Athens,bred in TR, Educated in CH / Phd Sociologist & IR. Polyglot. "The chooser, not the chosen." The rational & free voice of the Aegean /TR & GR
Yolda yürürken ayağının dibindeki karınca yuvasına hiç dikkat ettin mi ?
O karıncalar için o kaldırım taşı koskoca bir anakara, üzerindeki ayak izin ise antik bir tanrının gazabıdır.
Belki aralarında bizim gibi "Evrenin merkezi biziz, bu kaldırım bizim için yaratıldı" diye kavga edenleri bile vardır.
Şimdi başını kaldırıp gökyüzüne bak. Trilyonlarca galaksi, milyarlarca ışık yılı genişliğinde bir boşluk...
Biz o karıncadan farklı değiliz. Sadece biraz daha büyük ayaklarımız ve çok daha gelişmiş bir kibrimiz var.
Evrenin bizim varlığımızdan veya yokluğumuzdan haberi bile yok, galaksiler bizim dertlerimize kör, uzay bizim varlığımıza tamamen sağır...
Kainat ölçeğinde küçük mavi gezegenimizde varlığımızın hiçbir anlamı yok ! İnsanlık olarak o kadar kibirliyiz ki, kendimizi hesaplanması mümkün olmayan evrenin önüne koyuyoruz, oysa tek bir yoldan çıkmış yüksek ölçekte meteor'un hepimizi sıfırlayacağını, övündüğümüz medeniyetten eserlerimizden hiçbir iz bırakmayacağını hatta mavi dünyamızda ki tüm yaşamı ezip geçeceğini unutuyoruz.
Kavgalarımız savaşlarımız siyasetlerimiz sınırlarımız kurallarımız v.s. hepsi bizim saçmalıklarımız ve günün birinde tamamen yok olacak kaygılarımız.
Biz İnsanlık olarak emin olun, Evren için hiçbir şeyiz hatta bir anomaliyiz !
İnsanlar ateşi bulduğu gün dünya değişti,
İnsanlar yerleşik hayata geçtiği gün dünya değişti,
İnsanlar yazıyı öğrendiği gün dünya değişti,
İnsanlar barutu keşfettiği gün dünya değişti,
İnsanlar kralları devirdiği halkı yerine koyduğu gün dünya değişti,
İnsanlar buharı makineye, elektriği tellere hapsettiği gün dünya yine değişti.
İnsanlar iki büyük savaştan sağ çıktığı gün dünya değişti,
İnsanlar atomdan bomba yaptığı gün dünya değişti,
İnsanlar uzaya çıkıp ay'a ayak bastığı gün dünya değişti,
İnsanlar cep telefonlarını sıradanlaştırdığı gün dünya değişti,
İnsanlar bilgisayarları evlerine soktuğu gün dünya değişti,
Ama insanlar yapay zekayı keşfettiği güne gelindiğinde artık sadece dünya değil, insanlıkta değişmişti.
Çünkü insan, o güne kadar hep doğayı taklit etmişti, o gün ise ilk kez kendi aklını taklit etti.
Ve insan aklını taklit etmek binlerce yıllık serüven'de yapılacak en tehlikeli ve sonu öngörülemez bir eylemdi.
Prof. Dr. Kerem Cankoçak:
▬ Türkiye'nin CERN'deki deneylere katkısı yılda birkaç milyon euroyu geçmiyor.
▬ Almanya, parçacık fiziğine günde 8 milyon euro harcıyor. Türkiye'de ise Diyanetin günlük bütçesi 8 milyon euro.
▬ Sonra hastanedeki bütün cihazlar Alman malı oluyor.
Türk dizileri üzerine birkaç düşüncem var.
Bir yapımın sanatsal değeri, yüksek bütçeli prodüksiyonlarla, ihtişamlı mekanlarla, tanınmış oyuncularla veya arka arkaya sıralanan dramatik sahnelerle ölçülmez. Sinema ve televizyon, her şeyden önce bir anlatım sanatıdır.
Bir yönetmenin başarısı, kamerayı ne kadar hareket ettirdiğinde değil, o kamerayla seyirciye ne hissettirebildiğinde saklıdır. İyi bir senaryo, yalnızca olayları birbirine bağlamaz, insan ruhunun çelişkilerini, karakterlerin derinliğini ve hayatın gerçekliğini keşfeder.
Türk dizilerinde beni en çok rahatsız eden meselelerden biri, dramatik anlatımın çoğu zaman abartıya mahkum edilmesi. Sürekli yükselen müzikler, bitmek bilmeyen ağlama sahneleri, yapay çatışmalar, tekrarlanan diyaloglar ve reyting uğruna uzatılan hikayeler...
Oysa gerçek dramatik güç bağırmakta değil, hissettirmektedir. Bazen tek bir bakış, uzun bir monologdan; birkaç saniyelik sessizlik, en gösterişli müzikten çok daha etkileyicidir.
Görüntü yönetmenliği yalnızca güzel kadrajlar oluşturmak değildir. Işık, gölge, renk ve kamera hareketi hikâyenin ruhuna hizmet etmelidir.
Oyunculuk ise replikleri ezberleyip söylemekten ibaret değildir, karakterin iç dünyasını seyirciye yaşatabilmektir.
Uluslararası ölçekte kalıcı eserler ortaya koymak istiyorsak, öncelikle reyting ile sanatsal değeri birbirinden ayırmayı öğrenmeliyiz. Çünkü bir yapımın çok izlenmesi, onun sinematografik açıdan başarılı olduğu anlamına gelmez.
Benim sanat anlayışımda önemli olan, seyirciye ne kadar çok şey gösterdiğiniz değil, gösterdiğiniz şeyin seyircide ne kadar derin bir iz bıraktığıdır.
Unutmayalım: İyi televizyon seyirciyi ekrana bağlar, iyi sinema ise insanı kendi içine döndürür.
Benim mesleğim gereği bu son Cumhuriyet Bayramın'da sosyal medya'nın tümünde olan sanatçı kimliği taşıyanları oturup '' Cumhuriyet ve Atatürk '' üzerinden verdikleri mesajlara göre analiz ettim.
O hayranı olduğunuz sanatçı dediklerinizin % kaçı Cumhuriyet ve Atatürk üzerinden mesaj vermiş sizlere biliyor musunuz ?
% 43 ... evet sadece % 43'ü !
Peki % 67'si ? ne yapmış ? Hiçbir şey ! Evet, sevgili arkadaşlar HİÇBİR şey..tepki bile vermemişler.
Ama olsun sonuçta dizileri filmleri ile siz onları seviyorsunuz, halkların kardeşliği falan da hoşunuza gidiyor.
Bir zamanlar dünyayı gözleriyle keşfeden küçücük bir çocuk… Zaman geçti, yıllar değişti, hayat başka hikayeler yazdı.
Ama insanın içinde bir yerlerde o küçük çocuk hep yaşamaya devam ediyor. ❤️😇