YOUR ANDROID HAS FEATURES THAT AN IPHONE COULDN'T EVEN DREAM OF.
MANY HAVE BEEN AVAILABLE FOR A LONG TIME AND ALMOST NOBODY USES THEM.
I'VE COMPILED 10 FEATURES THAT WILL COMPLETELY CHANGE HOW YOU USE YOUR PHONE.
🔖 SAVE IT. YOU'LL FIND IT USEFUL.
İnternet hiçbir şeyi unutmaz diyorlar. Yanılıyorlar. Ona unutturmayı bilmeniz gerek.
Geçen gün birinin Google Takeout verilerini inceledik. 2001 yılından beri, tam 185 GB veri birikmiş. Konum geçmişinden yıllar önce sildiğini sandığı ses kayıtlarına kadar her şey orada.
İnternetteki varlığınız saatli bir bomba gibi beklemesin. "Dijital Ayak İzinizi" sıfırlamak sandığınızdan daha kolay. Bu bir amme hizmetidir. Kaydedin, uygulayın.
1. Büyük Veriyle Yüzleşin (Google Takeout)
Önce Google Takeout'a girin ve hakkınızda ne bildiklerini indirin. Gördüklerinize şaşıracaksınız. İyi haber şu: Google'a düzenli aralıklarla (3-6 ayda bir) mail atıp "Hakkımdaki verileri silin" deme hakkınız kanunen var. Buna "Hayır" diyemezler.
2. Dijital Mezarlığı Temizleyin
Yıllar önce açıp unuttuğunuz o forum üyelikleri, utanç verici eski tweetler... Hepsini bulmak için "JustDeleteMe" veya "AccountKiller" araçlarını kullanın.
Mailiniz bir yerlerden sızdı mı? "HaveIBeenPwned" üzerinden kontrol edin. Sızıntı varsa şifrenizi değil, dijital kimliğinizi değiştirme vakti gelmiştir.
3. Görsel Hafızayı Silin
Adınızı arattığınızda çıkanlar buzdağının görünen kısmı. "TinEye" veya Google Görseller ile yüzünüzü ters arama yapın. İstemediğiniz fotoğrafların olduğu sitelere içerik kaldırma formu gönderin. Üşenmeyin.
4. Veri Tüccarlarına (Data Broker) Dur Deyin
Spokeo veya Whitepages gibi siteler verilerinizi toplayıp satar. Bunlardan manuel olarak "opt-out" (sistemden çıkma) talebi oluşturun. Sizin veriniz üzerinden para kazanmalarına izin vermeyin.
5. Telefon Numarası Tuzağı
Numaranız sizi dijital dünyada "siz" yapan en güçlü koddur. Mümkün olan her yerden numaranızı kaldırın. SMS doğrulaması yerine uygulama tabanlı 2FA (Google Authenticator vb.) kullanın. Numaranızı vermeyin, ProtonMail gibi servislerle ikincil (alias) kimlikler oluşturun.
6. Araç Çantası (Setup)
Sıradan tarayıcıları bırakın.
• Tarayıcı: Brave veya Firefox.
• Arama: Startpage.
• Kalkan: uBlock Origin ve Privacy Badger eklentileri.
• Hafıza: Her yer için farklı şifre üreten Bitwarden.
Fotoğraflarınızın deepfake malzemesi, verilerinizin reklam ürünü olmasını istemiyorsanız "Dijital Hijyen" artık tercih değil, zorunluluktur.
Hrant Dink'ten Kürtlere tavsiye,
" Emperyalizm aynen Ermeniler gibi Kürtleri de kullanır gider
Kürtler, bu noktada ya yegane devletleri olan Türkiye'ye sahip çıkacak yada Amerika, İsrail gibilerinin peşine takılarak elde olanı da kaybedecekler." https://t.co/WWKBXD7A6q
Dünyanın dönüşünü görmek istiyorsanız cep telefonunuzun kamerasını Samanyolu galaksisine sabitleyin ve sabah saatlerine kadar Çekim yapmasına izin verin
Şems’in kadınlar hakkındaki son derece aşağılayıcı sözlerini Eflâkî’nin Sultan Veled’den naklettiği şu anekdottan öğreniyoruz:
Yine Sultan Veled hazretlerinden nakledilmiştir ki: Bir gün Mevlânâ Şemseddin iyi ve namuslu kadınları övüyor ve onların iffet ve ismeti hakkında: “Bununla beraber bir kadına, arşın üstünde bir yer verseler, onun nazarı birdenbire dünya üzerine düşse ve yeryüzünde intiaza gelmiş bir tenasül aleti görse deli gibi kendini ordan aşağı atar ve aletin üstüne düşer; çünkü kadınların mezhebinde ondan daha yüksek bir mertebe yoktur.” buyurdu ve sonra şu hikâyeyi anlattı: Şam’da bulunan Şeyh Ali Hariri, kademli, parlak kalpli, metanet sahibi bir kişiydi. Sema esnasında kime baksa derhal o, ona mürit olurdu. Giydiği hırka parça parça idi. Sema esnasında vücudunun her tarafı görünürdü. Halifenin oğlu da, bunun menkıbelerini işittiği için, sema’ını görmek istedi. Sema edenleri seyretmek için makam kapısından içeri girdiği vakit şeyhin nazarı ona ilişti. O derhal mürit oldu ve elbise giydi. Oğlunun şeyhe mürit olduğu haberi, Mısır’da halifenin kulağına ulaştı. Son derecede canı sıkıldı ve şeyhi öldürmek istedi. Fakat şeyhin yüzünü görür görmez o da tam bir samimiyetle, şeyhe teveccüh gösterdi. Halifenin karısı da onu görmek istedi. Şeyhi eve davet ettiler. Hatun ilerleyip şeyhin ayaklarına kapandı ve elini öpmek istedi. Şeyh tenasül aletini kaldırarak kadının eline verdi ve: “Senin istediğin o değil, budur.” dedi ve sema’a başladı. Bunun üzerine halifenin itikadı bir iken bin oldu. (Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri, C. 2, s. 94-95.)
Mevlana Gerçeği kitabım nihayet yayımlandı. Tüm seçkin kitabevleri ve onlıne satış sitelerinde. Sipariş için:
Kitapyurdu: https://t.co/5Kqo3S22sc
Trendyol: https://t.co/h03wd9ZwuC
D&R:https://t.co/lZjzLi8gXJ
Amazon: https://t.co/jboUE2Ce9P
*BU YAZIYI KİM YAZMIŞSA TEBRİK EDİYORUM. MUTLAKA SABIRLA SONUNA KADAR OKUYUN...
Osmanlıyı 1299 yılında Oğuz Türklerinin Kayı Boyu kurmuştur.
Osmanlı imparatorluğu;
- 1299 da kurulmuş, 1579'a kadar 3 asır YÜKSELMİŞ....
- 1579 dan 1699 kadar,
1 Asır DURAKLAMIŞ.
- 1699 dan 1919 kadar.
GERİLEMİŞ VE YIKILMIŞTIR.
Gerçekte iki farklı Osmanlı vardı;
- Halifeliğe kadar olan Osmanlı... (1299-1517) Nam-ı diğer Türk İmparatorluğu
- 1517 tarihinde Halifeliğin alınmasından sonraki Araplaşan Osmanlı İmparatorluğumuz… Ve Araplaştıkça daha çok batan koca Osmanlı İmparatorluğumuz…
Aslında Türkler için her şey güzel gidiyordu...
Ta ki Halifelik sevdasına düşülene kadar…
O günkü şartlarda halifeliği olmazsa olmaz gören Yavuz Sultan Selim ile akıl hocası Şeyh İdris-i Bitlis-i ve diğerleri Memlüklülerin elinden Abbasi halifeliğini almak için Mercidabık ve Ridaniye savaşlarını tertip ederler...
Bu savaşların sonunda, kılıç zoruyla artık halifelik Türklerdedir. (1517)
Ama çok büyük bir sorun çıkar, çünkü Arap dünyası halifeliğin kendilerinden alınmasına şiddetle karşı çıkar ve Türk halifeye biat etmek istemezler...
İşte bu sorunu çözmek, Arapları, Türk halifeye bağlamak için Arapların da kabul edeceği bir orta yol bulunur.
Bu yol Mısır’dan ve Arap diyarlarından seçilecek iki bin civarında ulemanın, Mollanın, Ebussuud Efendilerin İstanbul’a davet edilerek, para, mal, mülk, arazi de verilerek kalıcı olarak yerleşmeleri sağlanır...
İmparatorluğu Araplaştırmak, diğer bir deyişle; Türk İslam’ının terk edilerek, Arap İslam’ına doğru evrilmesini sağlamak konusunda anlaşırlar.
Bu projeyi Araplar da destekleyince proje hayata geçer ve maalesef bundan sonra artık imparatorlukta “bugün de kısmen olduğu gibi” Türk kelimesi yasaklanır, “Türk’üm!”, “Türkmen’im!” diyen Kızılbaş diye aşağılanır, dışlanır, kafası kesilir.
Bu dönem sadece Kuyucu Murat Paşanın “Türk’üm!", “Türkmen’im!” dedikleri için kafasını kestirip, kuyulara doldurduğu insan sayısı 158 bindir.
Maalesef Osmanlının son 350 yılı ilk 250 yılın aksine, Türklere zulümle geçer, sıkı bir Arap tandanslı mezhepçilik kurulur...
1603 yılına gelindiğinde artık Ehl-i Beyt Türk Tekkeleri yasaklanır, kapatılır; yerine Halidî, Nakşî, Kürdî Tekkeler kurulur.
Yine bu dönem Kürtlere sayısız imtiyazlar verilir,
1839 birinci Tanzimat Fermanına kadar Kürtler askerlikten bile muaf tutulurlar. (Kürtlere Şah İsmail diyeti ödenir…)
Yine bu dönem Türkler, saraydan, ordudan ve müesses nizamdan tasfiye edilirler…
Türklerin askeri ve siyasi gücünü kırmak için bu Arap mollaların fetvalarıyla, serdengeçti birlikleri sadece Türklerden oluşturulur ve en ön safta savaştırılır, böylece kırdırılırlar, ganimet bile toplatmazlar…
Ganimeti de saraylardaki Arap mollalar ile işbirliği yapan yeniçeriler kendi aralarında paylaşırlar…
Ordudan, saraydan ve müesses nizamdan yavaş yavaş tasfiye edilen, kafası kesilen, sürgün edilen Türklerin bir kısmı bu mollalara kızar ve canını kurtarmak için de Kürtleşmeyi ana stratejik hedef olarak seçerler.
Bu aşiretler ve boyların en büyükleri Avşarlardır, Halaçlardır, Mukri, Bayat, Beğdili, Evya, Yıvadır… Buna tarihimizde “Ekrad (kürtleşmiş) Türkmanlar” denir…
Yine Kelkit’ten Hakkâri’ye kadar olan bölgede yaşayan Akkoyunluların büyük bir kısmı İran’a gider. (Bugün dünyanın en büyük Türk nüfusunun yaşadığı başkent Tahran’dır…)
Böylece yüzyıllarca başımızı ağrıtacak Kürt sorunu ve bu politikalar sonucu gelişir ve büyür.
Osmanlı öyle bir açmaza düşmüştür ki, ne halifelikten vazgeçebilir, artık ne de imparatorluğun kan kaybetmesini durdurabilir... Çünkü imparatorluğu kuran asli unsur Türkmenler dışlanmış, mezhepçiliğe kurban edilmiştir…
Mollalar, başta matbaa olmak üzere bir sürü saçma sapan fetva verirler…
Ve sonuçta Osmanlı’ya Rönesans’ı ıskalatırlar, Rönesans’ı İngiltere kapar…
Matbaa Osmanlı��ya ilk kez 1480’de Yahudiler ile gelir, sonra 1527’de Ermeniler matbaaya kavuşur. 1563’te ise Rumların matbaası vardır.