Mevlid-i Nebevî - Rahmeten li’l-âlemîn
Bizim için çok mühim, bereketli ve feyiz dolu günler vardır. Bunlardan biri de Allah Resûlü’nün dünyayı teşrif buyurarak tenezzülen aramıza girip bizi şereflendirdiği gündür.. vilâdet-i Ahmediye’dir.
https://t.co/OYyS9AG15p
Yusuf Bilge Tunç’un kız kardeşi: “Abimden 6 Ağustos 2019’dan beri haber alamıyoruz. Yetkili kurumlar olayı incelemek yerine delillerin kararmasına izin verdiler.”
YusufKaybolalı 7yılOldu
"Çerçeve yasa"ile ilgili usul ve içerikteki tüm hatalara rağmen eğer bu yasanın bir şansı olacaksa ve toplumda kabul görecekse;sadece Selahattin Demirtaş ile ilgili değil,tüm AİHM ve AYM kararları acilen ve amasız uygulanmalıdır. @frtysr_ ile söyleşimiz @bianet_org da yayında👇🏼
İkisi kamu üniversitesi üçü vakıf üniversitedesinden beş profesör -ki izzet hoca ile adem hoca TCK’yı yazanlar- 10 yıllık fetö yargılamalarındaki hukuki yanlışları, AİHM kararları ışığında çözüm önerilerini 71 sayfalık mütalaada sunuyor.
Bence Türkiye koşullarında tarihi bir mütalaa.
Yüzbinleri ilgilendiren bu mütalaa yine neredeyse hiç gündem olmuyor.71 sayfayı okuyup ana noktaları özetledim. Keşke bu yüzbinlere de bir hukuk dalı uzatılsa…
“Beş Hukuk Profesöründen 10 Yıl Sonra FETÖ Yargılamalarına Hukuki Otopsi: PEKİ SONUÇ NE?”
https://t.co/99tvo0y17A
Beş hukuk profesörünün ortak mütalaası, FETÖ yargılamalarında yıllardır dile getirdiğimiz hukuki gerçeği altını çiziyor: 👇🏼
Prof. Dr. Adem Sözüer, Prof. Dr. İzzet Özgenç, Prof. Dr. Faruk Turhan, Prof. Dr. Cumhur Şahin ve Prof. Dr. Tolga Şirin'in hazırladığı 71 sayfalık ortak mütalaa, AİHM'in başta Yüksel Yalçınkaya ve Şaban Yasak kararları olmak üzere verdiği ihlal kararlarının uygulanmasının bir tercih değil, hukukun en temel gereği olduğunu ortaya koyuyor.
Mütalaanın en önemli tespiti şu. Bu kararlar Türk hukukuna dışarıdan yeni kurallar getirmiyor. Aksine, Anayasa'nın, Türk Ceza Kanunu'nun ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun zaten öngördüğü güvencelerin uygulanmasını istiyor. Örgüt üyeliği suçunda doğrudan kastın ayrıca ispatlanması gerektiği de aslında uluslararası mahkeme kararlarıyla öğrenilecek bir husus değil; ceza hukukunun en temel ilkelerinden biridir.
Mütalaada, Yalçınkaya hakkında AİHM kararının ardından Kayseri'de görülen yeniden yargılama süreci de ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Mahkemenin, başvurucunun Bank Asya hesabına para yatırmasını örgüt liderinin talimatına uymak, aynı hesaptan parasını çekmesini ise bankayı batırma algısı oluşturan örgüt üyeleriyle ortak tavır göstermek olarak değerlendirdiği, ayrıca D-Smart ve Digitürk aboneliklerini araştırdığı ve
mahkûmiyet kesinleştikten iki yıl sonra dosyaya giren bir tutanağı yeniden mahkûmiyete dayanak yaptığı görülüyor. Böylece AİHM nezdinde davasını kazanan kişi ikinci kez mahkûm edilmiş oluyor.
Oysa mütalaada da vurgulandığı üzere, AİHM'in Yalçınkaya ve Şaban Yasak ihlal kararlarının ardından yapılacak yargılamaların amacı, tespit edilen ihlalleri gidermek olmalı; bu süreç yeni suç isnatları üretmenin veya sanık aleyhine yeni delil arayışına girmenin aracı hâline getirilmemelidir. AİHM kararlarının gereğinin yerine getirilmesi, iç hukukun da açık yükümlülüğüdür.
Yalçınkaya kararının üzerinden yaklaşık üç yıl geçti. Buna rağmen gerekli yasal düzenlemeler yapılmadığı için aynı hukuki sorundan verilen ihlal kararlarının sayısı 3.554'e ulaştı, Strazburg'da bekleyen benzer başvuru sayısı sekiz bini aştı, iç hukukta ise aynı durumdaki dosyalar on binlerle ifade ediliyor. Nitekim AİHM Büyük Dairesi, 5 Mayıs 2026 tarihli Şaban Yasak kararında, delil yelpazesi ByLock'un çok ötesine geçtiği hâlde aynı sonuca varmış ve cezai sorumluluğun kolektif suçluluğa ya da salt iltisak tespitine dayandırılamayacağını belirtmiştir. Aynı dosyada İkinci Daire iki yıl önce ihlal bulunmadığına karar vermişti. Bu tablo, sorunun artık münferit değil, yapısal bir sorun olduğunu gösteriyor.
Artık TBMM'nin bu konuda sorumluluk üstlenmesi gerekiyor. Yalçınkaya ve Şaban Yasak kararlarının gereklerini yerine getirecek; yeniden yargılama usulünü açık ve öngörülebilir hâle getirecek; aynı hukuki durumda bulunan kişiler için de etkili bir başvuru yolu oluşturacak kapsamlı bir yasal düzenleme kaçınılmazdır.
Üstelik bunun örneği kendi hukuk pratiğimizde de var. AİHM'in Ümmühan Kaplan pilot kararının ardından çıkarılan 6384 sayılı Kanun, sistemik bir sorunun yasama yoluyla nasıl çözülebileceğini göstermişti. Bugün de benzer bir iradeye ihtiyaç var.
Hukuk devleti, mahkeme kararlarını beğenip beğenmemeye göre değil, onları uygulayıp uygulamamaya göre ölçülür. Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının eksiksiz uygulanması, yalnızca uluslararası yükümlülüklerin değil, Anayasa'nın da gereğidir.
Mütalaanın sonuç bölümünde yer alan şu tespit de bu ihtiyacı açıkça ortaya koymaktadır:
"Türkiye AİHM'nin söz konusu ihlal kararlarını hayata geçirme yükümlülüğü altında olup, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin mutlak surette tahkimi amacıyla, iç hukuktaki ceza hukuku düzenlemelerini dikkate almayan keyfi uygulamaları sona erdirici tedbirleri almalıdır. Bu ise devletin Sözleşme ve Anayasa'dan doğan kaçınılmaz bir ödevidir."
https://t.co/1yincIrVAO
Ceza, ceza usul ve anayasa hukuku uzmanı profesörler sn Adem Sözüer, sn İzzet Özgenç, sn Faruk Turhan, sn Cumhur Şahin ve sn Tolga Şirin’in ortak görüşü:
“Yasal faaliyetler suçluluk karinesine dönüştürülemez.”
https://t.co/sTnJx3kNlB @KararHaber aracılığıyla
Beş hukuk profesörünün hazırladığı ortak mütalaada, AİHM’in Yalçınkaya ve Yasak kararları ışığında terör örgütü üyeliği yargılamalarının yeniden ele alınması gerektiği vurgulandı.
Mütalaada; doğrudan kastın kişiye özgü delillerle kanıtlanması, yasal faaliyetlerin suç sayılmaması ve ihlallerin genel tedbirlerle giderilmesi istendi.
https://t.co/trqAHFnyQE
Değerli Kamuoyu, Kıymetli Meslektaşlarım,
Türk ceza adaleti sisteminde uzun süredir devam eden yorum farklılıklarını gidermek, ceza hukuku dogmatiğinin evrensel ilkelerini tahkim etmek ve uygulamadaki tıkanıklıklara bilimsel bir yol haritası sunmak amacıyla; AİHM Büyük Daire Yalçınkaya ve Yasak kararları ile müteakip 2. Daire kararlarının (toplamda 3554 başvurucu hakkında verilen ihlal kararları) Anayasa Hukuku, Maddi Ceza Hukuku ve Ceza Muhakemesi Hukuku açsıından değerlendirilmesi için hazırlanan "Hukukî Mütalâa" tamamlanmış ve kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.
2005 Ceza Hukuku Reformu ile yürürlükteki Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mimarlarından Prof. Dr. Adem Sözüer (@AdemSozuer) ve Prof. Dr. İzzet Özgenç (@izzetoezgenc), ceza usul hukukunun duayenleri Prof. Dr. Faruk Turhan ve Prof. Dr. Cumhur Şahin ile anayasa hukuku uzmanı Prof. Dr. Tolga Şirin’in (@tolgashirin) ortak imzasını taşıyan bu mütalaa, ceza adaleti sistemimiz açısından tarihi bir uzlaşı belgesidir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi’nin Yüksel Yalçınkaya ve en güncel Şaban Yasakkararları başta olmak üzere binlerce grup ihlal kararı; sorunun münferit yargılama hatalarından değil, yasal ve rutin sivil faaliyetlerin otomatik suçluluk karinesi olarak uygulanmasından kaynaklanan yapısal bir nitelendirme hatasından ileri geldiğini tescil etmiştir.
Akademisyenlerimiz; derinlemesine bilimsel tahlillere dayanan bu mütalaa ile ceza hukuku dogmatiğinin ilkelerini, derece mahkemelerinin karar verme süreçlerinde rehberlik edecek öngörülebilir ve bütüncül bir çerçeveye oturtmuşlardır.
Değerli hocalarıma müteşekkirim.
Hukuk akademisi üzerine düşen tarihi ve entelektüel sorumluluğu yerine getirmiş; ceza adaletinin yeniden tesisi için tarafsız ve yapıcı bir hukuki altyapı sunmuştur. Bundan önce olduğu gibi bu noktadan sonra da çözümün adresi siyasi iradedir.
Siyasi irade, çözümün önünde bir tereddüt kaynağı değil; toplumsal barışı, adaleti ve müreffeh bir geleceği inşa eden çözüm adresi olmalıdır.
Ülkemizi daha adil, daha müreffeh ve hukukun üstünlüğü temelinde sarsılmaz bir geleceğe taşımak için enerjimizi geçmişin yüklerine değil, geleceğin inşasına harcamak zorundayız. Bu tarihi sorumluluk karşısında elbirliğiyle çalışacağımıza olan inancımla, mütalaa metnini takdirlerinize sunarım. Saygılarımla.
https://t.co/EjZd9UQnpg
Duyuru: muhterem arkadaşlar birisi benim adıma Mesih abiye yardım diye para yatırmış, o ben değilim, kim olduğunu da bilmiyorum, sildirmek için Twitter’a müracaat da ettik ama sildiremedik, sildirmek için yazdigimiz not da aşağıdadır, saygılarımla arz ederim.
Hizmet Hareketi’ni yeniden hedef alan gerçeklikten uzak söylemler ve on yıldır süren hukuksuzluklar üzerine zaruri bir açıklama: https://t.co/DBJeScnigt
Askeri öğrencilerin yaşadığı hukuksuzluklar ve ağır insan hakkı ihlalleri, Strazburg Adalet Buluşması’nda gündeme taşındı.
#AdaletBuluşması#JusticeMarch
İnsanlık tarihi, aslında soruların tarihidir.
Her jenerasyon,
dünyaya geldiğinde
aynı soruların peşine düşer.
“Nedir?”le başlar. “Nasıl?”la ilerler.
Eşyayı ve hadiseleri tanıma çabası,
insanı gözlem yapmaya,
araştırmaya,
öğrenmeye yöneltir.
Bu arayış sayesinde keşifler yapılır,
bilim ilerler,
medeniyetler yükselir.
Ama insanın yolculuğu burada bitmez.
Her şey, dönüp dolaşıp
aynı soruda düğümlenir:
Niçin? Evet… Niçin?
Bunca şey niçin var?
İnsan, bu soruya cevap bulabildiğinde,
yalnızca bilgiyi değil,
hayatın anlamını da bulur.
Dr. Erkan Ertosun’un kaleminden
Bir Hakikat Arayışı Olarak Okuma.
Bu ay Çağlayan Dergisi’nde.
#ÇağlayanDergisi #BirHakikatArayışıOlarakOkuma #DrErkanErtosun #Hakikat #HakikatArayışı
#Okuma #Tefekkür #BilgiVeHikmet #AnlamArayışı #HayatınAnlamı