Isparta'da bir keçi yetiştiricisi, öğlen ahıra girdiğinde henüz saatler önce doğmuş 2 oğlağın kendisine pişkin pişkin baktığını fark edince; bu durumu "Elhamdülillah" diyerek karşıladı.
Gamze Özçelik depremde aylarca sahada kalmıştı. Çorbayı da erzağı da kendi dağıtmıştı. Takip ettiğim kadarıyla hâlâ bölgedeki çalışmaları sürüyor.
Başka ülkede gönüllü olarak çalışmalarına katıldım. Otobüsle çöle yaptığı yolculuk öyle zorluydu ki ben asla göze alamam fakat o almıştı.
Samimiyeti, mücadelesi ortada ama seçtiği hayat nedeniyle “kurtarıcı” görülmedi.
Kendisinden razıyız.
İslam, kız çocuklarının utanç kaynağı sayılıp diri diri gömüldüğü karanlık bir çağdan onları alıp baş tacı yaptı ve cennetin anahtarlarından biri haline getirdi.
7 dil bilen çağ açıp çağ kapayan
Eflak
Boğdan
Sırbistan
Bosna
Kırım
Mora
Otranto ve
İstanbulun fatihi Sultan Mehmed han ruhun şad olsun
29 Mayıs İstanbul’un fethi kutlu olsun
“Aslında para biriktirmeyi denedim ama açlığa üç gün dayanabildim” dedi sesini kısarak.
Yahya, 48 yaşında. Bir beyaz adamın dükkanı önüne koyduğu dikiş makinesiyle terzilik yapıyor.
Eskiden kıyafet satıyormuş. 10 yıllık birikimiyle aldığı kıyafetler çalınınca beş parasız kalmış. Güney Afrika’ya gidip işçilik yapmış ama bir yıl sonra geri dönmüş.
Neden döndün diye sorunca, “Oradaki göçmen ortamı, bir Müslüman’a yakışmazdı.” diyerek geçiştirdi.
Yahya, 18 yıldır terzilik yapıyor.
İkindiye kadar 12 TL kazanmıştı. Yetiyor mu diye sorunca, “Buna da şükür, bazı günler hiç kazanamıyorum.” dedi.
Sevinçle elindeki önlüğü gösterdi. Beyaz adamın eşi için dikiyormuş. Eğer bitirebilirse 6 TL de oradan kazanacakmış.
Burada emeğin karşılığı yok ama buna rağmen fiyatlar çok pahalı. Bu yüzden Yahya hiç öğle yemeği yemiyor.
Fakat şanslı. Normalde çoğu kişinin dikiş makinesi kiralık olur. Makine sahibi ile terzi, parayı bölüşür. Yahya’nın makinesi eşine aitmiş. 10 yıl önce bir iş adamı hediye etmiş.
Sadece bir dikiş makinesi ile 5 kişilik ailesini geçindirmeye çalışıyor.
Evini sordum, “7 kilometre uzakta.” dedi. Minibüs parası günlük kazancının iki katından fazlaymış, bu yüzden her gün yürüyerek geliyormuş.
- Zor olmuyor mu?
“Yok, koşarsam 45 dakikada da gelirim.” dedi.
- Bisikletin yok mu?
“Eskiden vardı ama tekerleği tükendi artık.”
- Tamir ettir.
“Param yetmez”
- Biriktir.
“Aslında para biriktirmeyi denedim ama açlığa üç gün dayanabildim. Tahtadan bir kumbara yapıp içine her gün para atıyordum, bir gün eve gidip tahta kumbarayı kırdım ve yemek aldım.”
Yahya makinesini beyaz adamın dükkanı önünde tutmak isterse ona kira ödemek zorunda. Bu yüzden 500 metre ötedeki bir depoya taşıyor her akşam. Depo sahibi iyi adammış, para almıyormuş.
Arkadaşım, Yahya’ya 100 TL uzatınca mahcup bir şekilde kabul etti. Ne yapacaksın diye sordum, “Uzun zamandır yalnızca nsima (mısır unu bulamacı) yiyoruz. Bugün yanına patates alacağım.” dedi.
Oradan ayrılırken dönüp Yahya'ya baktım. Mutluluğunu uzaktan bile görmek mümkündü.
Şimdi vakit akşam, muhtemelen Yahya bir sofra başında çocuklarıyla patates yemenin mutluluğunu yaşıyor.
Sadece İngiliz sömürüsünün nasıl devam ettiğini anlatan bir hikâyeye neler yazılmış.
Türkiyenin daha kötü durumda olduğunu düşünüyorlar. Adam 25 TL alıyor ama bir kilo pirinç 45 TL. Hayat ucuz değil yani.
Mesela bu adam bir aylık maaşıyla sadece bir torba mısır unu alabilir. Yanına tuz veya yağ bile alamaz.
Her imamı da tasavvuf ehli zannetmeyin. Adam devletin atadığı bir memur. Canını sokakta bulmadı. Vazifesinden fazlasını yapmak zorunda değil. Hele de birilerinin sorumsuzluk yapıp sokağa terk ettiği 2 tane ayyaşın peşinden koşmak zorunda değil. Mahalleli camisine sahip çıkacak
hangi arkadaşlıkları çok seviyorum biliyor musunuz? bir gün lüks bir restoranda oturup ertesi gün köyde döşekte yatabilen arkadaşlıkları. her ortama sorunsuz adapte olabilen dostluklar… yemin ederim büyük zenginlik