Dünya bugün atık suyu yeniden kazanan “döngüsel su ekonomisine” geçiyor.
Reverse osmoz ve membran biyoreaktör teknolojileriyle su; yeniden sanayide ve tarımda kullanılıyor.
Bu vizyon, 2018’de AK Parti döneminde İstanbul’un stratejik planlarına dahil edilmişti.
@ozlemeroltc
Cumhurbaşkanımız @RTErdogan: Enerji; milli güvenliğin, kalkınmanın, bağımsızlığın ve bölgesel istikrarın merkezinde yer alan bir güç unsuru olma vasfını giderek perçinliyor.
Cumhurbaşkanımız @RTErdogan: Türkiye, zengin enerji kaynaklarına sahip coğrafyalarla bunlara ihtiyaç duyan ülkeler arasındaki en güçlü köprüdür, geçiş ve kavşak noktasıdır.
"Türkiye, zengin enerji kaynaklarına sahip coğrafyalarla bunlara ihtiyaç duyan ülkeler arasındaki en güçlü köprüdür, geçiş ve kavşak noktasıdır."
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 2. İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi'ne katıldı.
Cumhurbaşkanımız @RTErdogan: Finansal ürün ve hizmetlerden faydalanan yatırımcı ve tüketicilerimizin olası piyasa risklerine karşı korunabilmeleri bizim temel önceliğimizdir.
İnancımızda, geleneğimizde, tarihimizde kutsal bir yeri olan, toplumumuzun temelini oluşturan tüm ailelerimizin 15 Mayıs Uluslararası Aile Günü’nü tebrik ediyorum.
Ailelerimizi destekleyerek, aile kurumunu güçlendirerek inşallah daha müreffeh yarınlara hep birlikte ulaşacağız.
Meclis Üyemiz Özlem Erol (@ozlemeroltc):
İstanbul, suyla hayat bulmuş bir medeniyet tasavvurudur. Bugün burada toplanmamıza vesile olan 2025 yılı İSKİ faaliyet raporu, sadece soğuk rakamlardan ibaret bir metin değil; İstanbul'un çalınan geleceğinin, vizyonsuzluğa kurban edilen projelerin ve yönetim zafiyetinin vicdan aynasıdır.
"Su gibi aziz ol" diyen bir ecdadın emanetini bugün hoyratça harcayan bir yönetimle karşı karşıyayız.
İSKİ’nin son dönemdeki "çevre ihanetinin" anatomisini çıkarmak gerekirse: İlk icraatınız, bilim dünyasının hayranlıkla beklediği Silahtarağa İleri Biyolojik Arıtma Tesisi projesini "temel atmama" töreniyle iptal etmek oldu.
O gün "ihtiyaç yok" dediğiniz o tesis, bugün Haliç'in nefesi olacaktı.
Siz yaprakları alkışlatırak çevre projelerini durdururken İstanbul'un atık su yükü her geçen gün arttı. Bugün İstanbul'da şebekeye verilen günlük ortalama 3,4 milyon metreküplük devasa suyun neredeyse tamamı atık su olarak geri dönüyor.
Kişi başı günlük atık su üretiminin 291 litreye çıktığı bu megakentte, 7 yılda sadece 3-4 yeni arıtma tesisi kazandırabildiniz.
Atık su miktarı %20 artarken, arıtma kapasitesindeki artışınız %6’yı bile geçemedi.
Bu vizyonsuzluğun faturasını Marmara Denizi müsilajla, kıyılarımız ve derelerimiz ise ağır koku ve kirlilikle ödüyor.
Üstelik atık suları standartlara uygun arıtmadan deşarj ettiğiniz için 2025 yılında bakanlıktan 32,5 milyon TL ceza yiyerek kamu kaynaklarını zarara uğrattınız.
Teknolojik anlamda da sınıfta kaldınız.
Dünya bugün "Reverse Ozmoz" ve "Membran Biyoreaktör" teknolojileriyle atık suyu içme suyu kalitesine getirip sanayi ve tarımda yeniden kullanıyor.
AK Parti yönetimi, 2018 yılında bu projeleri stratejik planlara dahil etmişti.
Eğer o gün planlanan sistemler hayata geçseydi, bugün baraj doluluk oranlarını kaygıyla izlemek yerine kendi suyunu geri kazanan bir İstanbul’dan bahsederdik.
Şu anda su geri kazanım oranınız ne yazık ki sadece %4 seviyesinde.
Melen Tüneli ile ilgili sergilediğiniz beceriksizliğin ve bunun İstanbul'a maliyetinin 290 milyon dolar olduğu gerçeğinin altını özellikle çizmek istiyorum. Bu durum, "engelleniyoruz" yalanınızın ve vizyonsuzluğunuzun da en somut kanıtıdır.
Elimizdeki faaliyet raporlarını ve bizzat hazırladığınız stratejik planları incelediğimizde, vizyonsuzluğunuzun maliyetinin çevreyle sınırlı kalmadığını, İstanbul'un su arz güvenliğini de doğrudan tehlikeye attığınızı görüyoruz.
Melen sistemi, bu şehrin adeta sigortası konumundadır.
Rakamlarla sabitleyelim:
2023 yılında: İstanbul'un tükettiği 1 milyar 117 milyon metreküp suyun yaklaşık %75'i, yani 841 milyon metreküpü Melen ve Yeşilçay'dan sağlanmıştır.
2024 yılında: Kentin yıllık su ihtiyacının yaklaşık %60'ı, yani 701 milyon metreküpü yine bu kaynaklardan karşılanmıştır.
2025 yılında: İstanbul'un su ihtiyacının yaklaşık %40-45'i sadece Melen'den, Yeşilçay'ı da eklediğimizde ise %50-55'i yine bu su kaynaklarından sağlanmıştır.
Yani özetle; AK Parti döneminde hayata geçirilen bu devasa projeler olmasa, bugün İstanbul'un musluklarından su değil, sadece hava akardı.
Hal böyleyken, İstanbul'a yeni su temini projeleri üretmek yerine, mevcut sistemin en kritik halkası olan Melen ve tünel inşaatlarında sergilediğiniz bu yönetim tablosu tam bir ibret vesikasıdır.
Sizin gecikmeniz ve yönetemediğiniz süreçler yüzünden İstanbul'un cebinden çıkan o 290 milyon dolar, bu şehrin kaynaklarının nasıl heba edildiğinin acı bir göstergesidir.
Ağustos 2018’de ihalesi yapılan ve Şubat 2023’te bitmesi planlanan Avrupa Bölgesi İçme Suyu Tüneli inşaatı bitirilememiştir.
Projenin 872 milyon TL (o günün kuruyla 140 milyon dolar) olan maliyeti, bugün 19,3 milyar TL’ye (yaklaşık 430 milyon dolar) fırlamıştır. Sizin yönetemediğiniz süreç yüzünden İstanbul’un cebinden tam 290 milyon dolar buhar olup uçmuştur.
Bu 290 milyon dolarla neler yapılabilirdi?
İstanbul’a tam 6 kilometre yeni metro hattı yapılabilirdi.
Yollarda bozulan otobüslerin yerine yüzlerce yeni İETT otobüsü alınırdı.
Haliç’i kurtaracak, "pahalı" dediğiniz Silahtarağa gibi en az 5 tane ileri biyolojik arıtma tesisi kurulabilirdi.
Siz bu yatırımları yapmak yerine parayı reklam panolarına ve beceriksizliğinizin yarattığı maliyet artışlarına kurban ettiniz.
Tüneller bitmiyor, maliyet katlanıyor ama vatandaşımız ağır faturalar altında ezilmeye devam ediyor.
Meclis Üyemiz Özlem Erol (@ozlemeroltc):
2019 yılında meydanlarda "Allah'ın suyu bu kadar pahalı mı olur?" diyenler, bugün İstanbul halkını tarihin en yüksek su faturalarıyla karşı karşıya bırakmıştır.
"Suyu ucuzlatacağız" vaadiyle yola çıkanlar, göreve gelir gelmez yüzde 40'lara varan zamlarla işe başlamış, bugün ise 2026 yılı içerisinde aylık otomatik zamlarla suyun metreküp fiyatını 1. kademede 60 TL'ye (59,67 TL), 3. kademede ise 114 TL'ye kadar çıkarmışlardır. Toplam zam oranı yüzde 1.391'i bulmuştur.
Sürekli "enerji giderlerini" bahane ediyorsunuz ancak rakamlar sizi yalanlıyor. 2024 yılında enerji gideriniz 5,9 milyar TL iken, şebekedeki kayıp-kaçak oranları sebebiyle boşa akan suyun maliyeti 7,5 milyar TL'dir.
Kendi ihmalinizle toprağa gömdüğünüz suyun maliyeti, enerji faturanızdan daha büyüktür!
Üstelik bakanlığımızın sağladığı yüzde 50 enerji desteğinden bile gerekli evrakları zamanında teslim etmediğiniz için 21 tesisinizde yararlanamadınız.
Bu nasıl bir yönetim anlayışıdır?
Daha da vahimi, İSKİ'nin İBB'den alması gereken 19 milyar TL'lik bir alacağı vardır.
İBB, İSKİ'nin parasının üzerine yatmış durumdadır.
Vatandaş faturasını bir gün geciktirse suyunu kesen, faiz işleten kurum; İBB'nin borcunu ödememesine tek bir ses bile çıkaramamaktadır.
İSKİ, kendi alacağını tahsil edemediği için gidip bankalardan faizli kredi çekmekte, bu faizin yükünü de yine İstanbulluların sırtına zam olarak yüklemektedir.
Bugün bir esnafın veya bir vatandaşın evine 7.000 TL su faturası geliyorsa, bunun sebebi sizin beceriksiz yönetiminizdir.
2025 yılı faaliyet raporu; su kaynağı planlamasından yoksun, dere ıslahı yapılmamış, arıtma kapasitesi artırılmamış, ileri teknoloji vizyonu taşımayan bir "yokluk raporu"dur.
Ortada bolca çevre katliamı, kirlilik, reklam bütçesi, zamlı faturalar ve bitmeyen projeler var.
Biz bugün burada İstanbul'un kaybolan sularının ve sokağa atılan milyon dolarların hesabını soruyoruz.
Milletimiz de kirlettiğiniz belediyecilik anlayışının ve İstanbul'un kaybolan yıllarının hesabını, 2029 yılında sandıkta sizlerden en ağır şekilde soracaktır.
AK Parti grubu olarak, İstanbul'un geleceğini karartan bu vizyonsuz faaliyet raporunu, İSKİ'nin "yokluk raporu" olarak ilan ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Hukuk devletinin, hukukun üstünlüğünün, iyi yönetim ilkelerinin temel dayanağı anayasal metinlerdir.
Kanun-i Esasi’yi takip eden dört anayasaya rağmen Türk milletinin iyi bir anayasa özlemi hâlen dinmemiştir.
Kurucu anayasalarımız dışında son iki anayasanın maalesef darbelerin, hukuk dışı müdahalelerin ürünü olmasının bunda payı büyüktür.
Bu demokratik ayıbı gidermek, Türk siyasetinin boynunun borcudur.
Yeni, kuşatıcı, özgürlükçü ve sivil bir anayasa, demokrasimizi aşağıdan yukarıya doğru inşa etmenin imkânıyla önümüzde duruyor.
Anayasayı, darbecilerin veya seçkinlerin belirleyip topluma dayattıkları bir çerçeve olmaktan çıkarıp toplumun kendisinin belirleyip devlete deklare ettiği bir metne dönüştürmek zorundayız.
İnanıyorum ki böyle bir anayasa ile hem hukuku hem demokrasiyi hem devleti hem de milleti aynı anda koruyacak bir üstün hukuk mantığına kavuşmamız mümkün olacaktır.
Biz bu konuyu her türlü siyasi matematik hesabının üstünde, zihnimizde ve reform gündemimizin üst sıralarında tutmaya devam edeceğiz.
CHP yönetimi yanlışı daha büyük bir yanlışla telafi etmeye, ortaya saçılan pislikleri daha büyük yalanlarla örtmeye çalışmaktadır.
Bu son derece bayat bir stratejidir.
Meyhane jargonuyla ona buna saldırarak, ona buna hakaret ederek siyasetteki kapasite açığı kapatılamaz.
CHP yönetimi vatandaşın aklıyla alay etmeyi artık bırakmalı, başkalarını suçlama kurnazlığından vazgeçmeli, eğer cesaretleri varsa enerjilerini hatalarını düzeltmek için harcamalıdır.
Herkesi bir kez daha siyasette seviyeyi, nezaketi, centilmenliği gözetmeye çağırıyorum.
“Son dönemde gıda milliyetçiliği denilen kavramın küresel ölçekte yaygınlık kazandığını görüyoruz. Türkiye olarak tüm bunlara karşı tedbirlerimizi önceden aldık.”
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Dünya Çiftçiler Günü Programı'na katıldı.
“81 vilayetimizi nasıl ayrım yapmadan kucaklıyorsak, ülkesine, milletine, şehrine samimiyetle hizmet etmek isteyenleri de partimizin saflarına dahil ediyoruz.”
Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Genişletilmiş İl Başkanları Toplantımıza katıldı.
Kırsal kalkınmada yeni bir hamle yapıyoruz.
Çiftçilerimizin pazarlama sorunu yaşamayacağı, ürünlerinin doğru yerde ve doğru sanayi tesisinde işleneceği bir sistemi devreye alıyoruz.
Dünya Bankası tarafından sağlanacak kaynakla uygulanacak Türkiye Tarım ve Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah İçin Dönüşüm Projesi’ni bu yıl içinde başlatıyoruz.
Projeyle tarım ve gıda alanına yatırım yapmak isteyen girişimcilerin finansmana erişimini kolaylaştıracağız.
Proje kapsamında Kredi Garanti Fonu’nun da dâhil olacağı mekanizmayla krediye erişimde sorun yaşayan ve birincil üretim yapan çiftçilerimiz için yaklaşık 500 milyon dolarlık kredi hacmi oluşturacağız.
Böylece 400 bin çiftçimizin ürünlerini pazarlayabileceği yeni kanallar oluşturacak, 250 bin vatandaşımıza yeni istihdam imkânı getireceğiz.
Türkiye Tarım ve Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah İçin Dönüşüm Projesi’nin çiftçilerimize, üreticilerimize ve Türk tarımına hayırlı olmasını diliyorum.