Beşiktaş Kulübü, Coca-Cola'nın sponsorluk teklifini kabul etmedi
🎙️ Beşiktaş Kulübü Genel Sekreteri Uğur Fora:
💬 "Böyle bir anlaşmayı etik bulmadığımız için kabul etmedik. Beşiktaş olarak önceliğimiz her zaman toplumumuzun hassasiyetidir. Yaşananlar ortada. Taraftarlarımız da böyle bir anlaşmaya sıcak bakmadı. Ülkemizin ve toplumun hassasiyetini göz önüne alarak böyle bir anlaşma yapmak istemedik. Beşiktaş her zaman vicdandan yana olmuştur."
Orkun Kökçü hakkında FAQ:
Q: “Orkun Beşiktaş’ta 16 maçta 2 kırmızı kart gördü, kariyerinde bizden önce 9 sezonda sadece 1 kırmızı kart görmüş!”
A: 16 maçta 2 değil, 1 kırmızı kart.
Orkun, Başakşehir maçında kırmızı kart gördüğünde; resmi hesap, sen, ben, hepimiz buna tepki göstermedik mi?
Hani bu pozisyon, kırmızı kart değildi?
Dün Orkun’un suçu yoktu, bastığı yeri görmüyordu; bugün, algı lazım olunca mı bu pozisyon kırmızı oldu?
Kendi oyuncunuzu kötülemek için hakemler tarafından doğranmanızı meşrulaştırıyorsunuz.
Amaç ne?
Tepki oklarını, TJK başkanından ve hoca olmayan hocanızdan alıp; Beşiktaş’ın 30 milyon euroluk yatırımına çekmek.
Acıyorum halinize, bu gidişle daha çok doğranırsınız.
Q: “2 değil 1 kırmızı kart olsun. Görmesi doğru mu?”
A: Kesinlikle değil.
4-4-2’nin merkez orta saha tandeminde oynayan bir oyuncunun, antrenmanda bile yapmaması gereken bir hata.
Fakat Orkun yaptı.
Neden? Orkun berbat bir oyuncu mu?
Hayır, sadece kendisi 4-4-2’nin merkez orta saha tandeminde oynayabilecek bir oyuncu değil. Sorun da burada zaten.
İç sahada derbi oynuyorsun, kırmızı kartı görene kadar topla oynaman %35 değil.
İçeride, dışarıda, farklı önde, farklı geride; skor ne olursa olsun, topu rakibine veriyor ve 11 kişi topun arkasına geçiyorsun.
Topun arkasındayken de Rıdvan Emirhan Paulista Gökhan savunma bloğu, Cerny Orkun Ndidi Cengiz orta saha bloğu, Rafa Abraham ise çift forveti oluşturuyor ve bir 4-4-2 karşılama planı ortaya çıkıyor.
İşte bu karşılama planında, orta saha bloğunun merkezindeki iki oyuncu kim olabilir?
Kessie olur, Bennacer olur, Anguissa olur, Bissouma olur, Stach olur; bunlar kayarak top alırken kırmızıyı görmeyi bırak, faul bile yapmazlar. Tereyağından kıl çeker gibi hallederler bu işi; çünkü kendileri birer 6-8 pivottur, profilleri bu iş için uygundur.
Orkun Kökçü 8.5 numaradır, arkasında bir 6 numara ile üçlü orta sahanın serbest sol 8’ini oluşturmalıdır. Bu iş için asla ama asla uygun değildir. %35 topla oynayan bir 4-4-2’nin kesici orta sahası değildir Orkun Kökçü.
Şimdi, burada bir yanlış var.
Getafe gibi her maç %35 topla oynayıp 4-4-2 kapalı savunma yapacaksan, Orkun’u neden aldın?
Orkun’u aldıysan, neden Getafe gibi her maç %35 topla oynayıp 4-4-2 kapalı savunma yapıyorsun?
Q: “Orkun kırmızı görmese yenerdik!”
A: Muhtemelen; ancak düşündüğün gibi değil, 4-3 falan yenerdik.
10 kişiyiz diye mi Gökhan çizgiden dönen topu İsmail’in ayağına attı? 10 kişiyiz diye mi Ersin rakibe degaj yaptı; Ndidi, Asensio’yu kademeden kaçırdı? 10 kişiyiz diye mi Emirhan, Duran’a top kaptırdı? 11 kişi olsak olmayacak mı bu bireysel hatalar?
Bal gibi olacak.
Kırmızı görmeden 4-4-2 karşılıyordun; kırmızıyı gördün, 4-4-1 karşılıyorsun.
Savunma bloğun da, orta saha bloğun da yerinde duruyor.
Fakat sen, Orkun kırmızı görünce oyuna Salih’i atıyorsun. Salih ve Ndidi haliyle yoruluyor, kulübende orta saha yok diye değişiklik yapamıyorsun. Kulübedeki artist, yönetime “Orta saha alın” mesajı verecek diye Ege ve Kartal’ı kadroya yazmıyor çünkü. Son dakikalarda Ndidi çıkarıp Abraham alman rezillik ya, Orkun çıktıktan sonra 10 dakika boyunca Salih’i oyuna sokmayı akledemeyecek kadar şoke olman daha büyük rezillik. 10 dakikada kale arkasındaki taraftar çıktı şoktan, sen anca fark edebildin Orkun kırmızı yiyince Ndidi’nin merkezde tek kaldığını.
Kısacası anlıyorum, taraftarsınız; kendi evinizde 2-0’dan 3-2 maç verdiniz, bir yerde ağlamanız gerekiyor ama Trabzonspor, Kadıköy’de dakika 20’de 10 kişi kaldı; 70 dakikada 1 gol yedi. Sen evinde 60 dakikada 3 gol yedin. Galatasaray, sana karşı dakika 35’te kırmızı gördü; 10 kişiyle 55 dakikada 1 gol attı, gol yemedi ya.
Kısacası bu maç, 10 kişi kaldık diye buralara gelmiş bir maç değil. Sen, maçı çıkan kırmızı kartta sahada değil; kafada kaybettin.
Beşiktaş’ın 30 milyon euroluk yatırımını, geleceğini, en değerli asset’ini; nefesimiz yettiğince, sonsuza dek koruyacağız.
Hepinizi Orkun’un son gönderisine instagram üzerinden destek mesajı atmaya davet ediyorum.
#SeninleyizOrkunKökçü
İsrail ordusunun "durun" anonsuna Küresel Sumud Filosu’ndan "yetkiniz yok, uluslararası sulardayız" yanıtı
— Tekrar ediyorum, siz seksen yıldır soykırım ve Filistin halkına karşı etnik temizlik yapıyorsunuz.
— Ve bu kesinlikle uluslararası hukuka aykırıdır. Bir kez daha uluslararası sulardayız, ki bu sizin yetki alanınız değil.
— Filistin topraklarına doğru ilerliyoruz, ki bu da sizin yetki alanınız değil, her ne kadar o toprakları işgal edebileceğinizi düşünseniz de.
Beşiktaş'ın hakkı yendiğinde Beşiktaş resmi hesabı paylaşım yapacak. Arkasında milyonlar olan bir camia sessiz kalmayacak. Bir beraberlikte ortalığı ayağa kaldıran muhabirler, eski futbolcular, sözde efsaneler asıl sesiniz Beşiktaş'ın hakkı yendiğinde çikacak.
#BeşiktaşBizimHocaBizim
SAĞLIĞIMIZ ZİNCİR MARKETLERE EMANET EDİLEMEYECEK KADAR KIYMETLİDİR
Son yıllarda artan ticari kaygılar nedeniyle insan sağlığına doğrudan etki eden sağlık ürünlerinin eczane dışındaki denetimsiz satış kanallarından piyasaya sunulması halk sağlığını ciddi anlamda tehdit etmektedir.
Özellikle bitkisel ürün ve gıda takviyelerinin eczane dışında, internetteki satış platformlarından ve ulusal marketlerden satışa sunulması halk sağlığına yönelik ciddi riskler doğurmaktadır. İnsan sağlığı üzerinde önemli etkileri olan bu ürünlerin piyasa ekonomisine teslim edilmesi, sağlığa ilişkin hassasiyetleri etkisizleştirdiği gibi ekonomik kazancı sağlığın önüne koyan yaklaşımları da teşvik etmektedir.
Gıda takviyelerinin marketler ve online platformlar gibi denetimsiz satış kanallarında, yalnızca ticari kaygılarla, bilinçsizce pazarlanması bu ticarileşmenin somut bir yansımasıdır. Sağlığı market raflarına taşıyarak basitleştiren, kâr odaklı düşünerek insan sağlığını tehlikeye atan bu zihniyete dur denilmelidir.
Her ne kadar bitkisel ürün ve gıda takviyesi olarak tanımlansa da bu ürünlerin içerisinde insan sağlığına ciddi etkileri bulunan, etken maddeler bulunmaktadır. Dolayısıyla kişilerin kendi kararlarıyla değil bir hekimin teşhisi ve eczacı danışmanlığı ile bu takviyelerin kullanılması gerekmektedir. Çünkü söz konusu ürünler, herhangi bir ürün değildir ve her hastada aynı etkiyi göstermeyebilir. Özellikle reçeteli ilaçlarla birlikte kullanıldıklarında çok ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Yine hamilelerde, emzirenlerde ve çocuklarda kullanılan bu tarz ürünlerin zararlı etkileri çok daha fazla görülmektedir.
Söz konusu ürünlerin hiçbir güvenlik bariyeri ve denetim mekanizması bulunmayan internet ortamlarında ve zincir marketlerde satılması, reklam yolu ile tüketimlerinin körüklenmesi son derece tehlikelidir.
Bu ürünlerin ruhsatlandırılma ve denetim süreçlerinin Tarım ve Orman Bakanlığı’nın değil Sağlık Bakanlığı’nın kontrolünde olması toplum sağlığını korumak adına atılması gereken acil bir adımdır.
İlaçlara ve takviye edici gıdalara güvenli erişimin tek adresi birinci basamak sağlık hizmet sunucuları olan eczanelerdir. Eczacılar, bu ürünlerin kullanımında doğru bilgi ve yönlendirme için hastalarımızın en kolay ulaşabileceği en yakın sağlık danışmanlarıdır.
Bitkisel ürünler ve gıda takviyeleri mutlak suretle eczanelerden temin edilerek, eczanelerde eczacı danışmanlığında kullanılmalıdır. Çünkü insan sağlığı üç harfli market zincirlerine emanet edilemeyecek kadar önemli ve kıymetlidir.
TÜRK ECZACILARI BİRLİĞİ
Suç duyurusunda bulunmak isteyenler için metni aşağıya bırakıyorum👇
Sayın yetkili,
11.11.2024 tarihinde sosyal medyada oluşan gündem ile Mehmet Arslan isimli vatandaşın istanbul 4. Sulh Ceza Hakimligi tarafindan tutuklandığını öğrendim. Mehmet Arslan isimli vatandaşı tanımamaktayım fakat kamuoyuna yansıdığı kadarıyla tutuklanmasına gerekçe olarak gösterilen içeriklerde herhangi bir suç unsuru bulunmamaktadır. Mehmet Arslan, yapmıs olduğu paylaşımlarda, kimsenin putlaştırılmaması gerektiğini, bunun putlaştırılan kişiye de zarar verdiğini ifade etmiştir. Herhangi bir Müslümanın yapabileceği, hatta yapması gereken bir açıklama nedeniyle Mehmet Arslan'ın apar topar göz altına alınması ve dahi tutuklanması kesinlikle iyi niyetli değildir. Tamamen ideolojik saiklerle kişilere hürriyeti bağlayıcı cezalar vermek, yargıyı adeta bir sopa gibi kullanmak, toplumsal barışa ve hukuk güvenliğine ziyadesiyle zarar vermektedir. Hakimlerin vazifesi, ideolojilerinin bekçiliğini yapmak değil, hukuka uygun karar vermektir. Kamuoyuna yansıyan son olayda, kararı veren hakimin hukuku uygulamak yerine, ideolojisinin bekçiliğini yaptığı yönünde ciddi şüpheler oluşmuştur. Bu nedenle verilen tutuklama kararı ve karar veren hakim ile ilgili soruşturma başlatılması gerekmektedir. Adalet Bakanlığı, konuya derhal müdahil olmalı ve Mehmet Arslan serbest bırakılmalıdır.
Gereğini arz ederim.
ÇEÇENİSTAN HAKİKATİ
Çeçenistanda sofiler Rusya'ya karşı direniyordu. Sovyet Rusya önlerinden perişan ve çaresizdi.
Sonra Küresel Selefi cihad grupları Çeçenistana cihada destek için geldi. İlk jenerasyon fedakarlıkla savaşırken yeni jenerasyon orada fırsat bu fırsat diyerek mezhebini yaymaya çalıştı. Çeçen toplumu yıllardır dindarlığını tasavvuf üzere ayakta tutuyordu. Şimdi ise buna şirk diyen adamlar vardı. Çeçen mücahitler silah arkadaşlarını korumakla halk arasında kaldı. Halkın mücahitlere sempatisi günden güne azaldı.
Sizi Rus gavuru gibi müşrik gören adamlara sempati duyamazsınız. Şeyh Şamil gibi bir sofinin açtığı yüzlerce yıldır devam eden cihad yolunu bu zümre halk ile bağını kopararak bitirdi.
Sadece Çeçnistan değil, Suriye cihadını da bitirdiler. Mısırda Selefi Nur partisi İhvanı satıp Sisi ile oldu. Bugün Gazze sahipsizse bunun en büyük sebeplerinden biri Mısır selefileri.
Suud selefiliği Amerikan uşaklığında başı çekip İslam coğrafyasında mezhebi çatışmaları körükleyip finanse etti. Rafızi ve Tekfirist gruplar İsraile yöneleceğine İslam coğrafyasını kan deryasına çevirdiler. Irak, Suriye, Yemen ve daha nice İslam beldesi zayi oldu.
Bu düşüncenin olduğu yerde vahdet olmaz. Ancak pölük pörçük İsrail ve Amerika'nın yutmasına hazır lokma halimde bir ümmet olur. Bunlar yaşadıkları toplumun her şeyi ile çatışmalıdırlar. Temelden bir ıslah ve inşa yerine yıkarak inşaya çalışırlar. Hem olan binayı yıkar hem de yenisini inşa edemezler ve böylece ümmet düşmanına karşı savunmasız açıkta kalır.
Seküler devletler bu zümrenin varlığını yokluğuna tercih eder. Zira onların bölemediği kadar Müslümanların saflarını bölerler. Seküler sistemlere karşı mücadele edip nefesini kesmek yerine Müslümanların kendi aralarında enerjilerini tüketirler. Sonra da dönüp alın suçlu İhvandır, sofilerdir diğer İslami cereyanlardır derler.
Söz uzar da uzar. Ama kardeşlerim hakikati anlatmak gibi bir mesuliyetimiz var. Bugün İslam Şeriatını tatbik eden ve emperyalizme karşı cephe savaşını kazanan tek ülke Afganistan İslam Emirliği ve Taliban'dır. Onlar da Sofi, Maruridi ve Hanefidir, selefi değil.
SUUDLU SİVİL BİR POLİSİN RÜŞVET TEZGAHI SEBEBİYLE YAŞADIĞIM OLAYA DAİR SON AÇIKLAMAM.
Bilindiği üzere Suud’da haksız yere uzun bir süre mahkum oldum. Allah’a şükür 24 Nisan tarihinde mahkumiyetim sona erdi. Şahsım ve inancım hakkında sosyal medyada ve youtube’da yer yer alevlendirilmeye çalışılan yalan haber ve malumatlardan dolayı bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum. Bu yazı, konu hakkında ilk ve son açıklamam olacaktır. Bundan sonraki süreçte hakkımda çıkan yalan haberlere itibar edilmemesi ve benim açıklamalarımın referans alınmasını rica ediyorum.