Mesele bir reklam meselesi değil. Açık söyleyeyim, bu doğrudan yaşam biçimine müdahale.
Bir insanın evindeki köpeğine “çocuğum” demesi, kedisini “evladı” gibi görmesi kimseyi ilgilendirmez. Bu, ne hükümetin ne bakanlığın ne de herhangi bir kurulun sınır çizeceği bir alan değildir. Buraya girildiği anda sorun hayvan sevgisi değil, insanların iç dünyasına müdahaledir.
Kedisiyle yaşayan bir insanlar bilir… O bağ biyolojiyle açıklanmaz. Kan bağıyla hiç açıklanmaz. Sabah uyanınca ilk baktığınız gözler, gece yatağın ucunda kıvrılan o sessiz can, hastalandığında içinizin daralması… buna ne isim vereceğinizi kim belirleyecek? Bir kurul mu?
Daha net söyleyeyim. Bu yaklaşım sağlıksız. Çünkü hayatın içindeki gerçek bağları küçümseyip, yukarıdan tanım dayatmaya çalışılıyor.
İnsanların kurduğu ilişkiye “doğru-yanlış” etiketi yapıştırmak, hele ki bunu kamu gücüyle yapmak, iyi niyetli falan değildir. Bu, kontrol etme refleksidir.
Bir kadın köpeğine “çocuğum” diyorsa, bir adam kedisine “kızım” diyorsa, bu hiçbir şeyi tehdit etmez. Ama buna tahammül edemeyen zihniyet, aslında başka bir şeyden rahatsızdır: kontrol edemediği sevgiden.
Bir de şu gerçeği hatırlamak lazım… Bu topraklarda hayvan sevgisi yeni bir şey değil. Yüzyıllardır var. Sokakta kedilerle, köpeklerle birlikte yaşayan bir kültürden geliyoruz. Onlar için vakıflar kuran, kapısının önüne mama su koyan, sokağını mahallesini onlarla paylaşan bir gelenekten geliyoruz.
Bu bağı ne yönetmelikle sınırlayabilirsiniz ne de masa başında tanımlayabilirsiniz.
Kediler de köpekler de kimsenin ideolojik tartışma malzemesi değildir. Onlar hayatın içindeki en saf, en filtresiz sevgidir.
Bu bağı anlamayan da, tanımlamaya kalkışan da toplumun bu gerçeği karşısında duramaz.
Kaybeder...
Bu kadar basit.
Dr.Tarkan Özçetin
Bazı insanlar yalnızca yaşadıkları yıllara değil, bir milletin hafızasına yerleşir…
Prof. Dr. İlber Ortaylı da onlardan biriydi.
O yalnızca tarih anlatan bir akademisyen değildi…
Geçmişin kapılarını aralayan, bize kim olduğumuzu hatırlatan bir ses, bir akıldı.
Bir cümlesiyle yüzyılları özetlerdi…
Bir bakışıyla cehaletin üstüne yürürdü…
Bir kahkahasıyla bir salonu doldururdu.
Şimdi insan düşünmeden edemiyor…
Bir millet hafızasının en güçlü seslerinden birini kaybetmiş gibi.
Kitaplar kalır…
Sözler kalır…
Ama o sesi, o tonu, o keskin zekâyı bir daha duymak mümkün olmaz.
Bazı insanlar bir ömür yaşar…
Bazı insanlar ise bir çağ anlatır.
İlber Ortaylı ikinci türdendi.
Ve bazı isimler vardır ki…
Tarih onları yazmaz.
Onlar zaten tarihin kendisidir.
Gotik zenginliği, kusursuz sanat yönetimi, oyuncuların muhteşem performansları ve kendine özgü duygusal ritmiyle Del Toro gözünden harika bir deneyim.
Canavar kim?
Yaratıcı mı yoksa yaratık mı?
"Nitekim kalp kırılır ama kırık da olsa atmaya devam eder" Lord Byron
#Frankenstein
geçen bir yerde okumuştum: "bir sorunu hiçbir şekilde çözemiyosanız, o artık çözülmesi gereken bir sorun değil, kabul edilmesi gereken bir gerçektir." cümleyi okuduktan sonra uzaklara daldım
instagramda Atatürk fotoğrafı ile Zafer bayramı kutlaması postu koymuş ama yakın arkadaşlar filtresi ile paylaşmış arkadaşım, iki yüzlülük en nefret ettiğim şey olduğundan artık arkadaşım değilsin!
After careful consideration and hearing the feedback from our fans whilst fully respecting their concerns, our show in Istanbul will be now postponed until 2026 so we can ensure DBL Entertainment will not be involved.
Thank you for your ongoing support, it means everything to us. See you in 2026!
Budapeşteye dinlemeye gittim ama kendi şehrimde dinlemeyeceğim. @museband doğru yolu ulacağınıza inanıyorum , #uprising ‘i boşuna bestelemiş olamazsınız!