“Vatandaş Soruyor, Başkan Cevaplıyor” dedik; Belediye Başkanımız Sn. Yasin Kartoğlu’nun, komşularımızın sorularını doğrudan yanıtladığı, kıymetli bir ortamda bir araya geldik.
Başakşehir; eser ve hizmet siyasetinin, AK Parti belediyeciliğinin en güçlü şekilde hayat bulduğu ilçelerimizden biridir. Bugün üzerinde yaşadığımız bu modern şehir, parklarıyla, meydanlarıyla, eğitim ve sağlık yatırımlarıyla, mahalleleri ve sokaklarıyla Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonunun ve millet sevdasının eseridir. Bu eser, AK Belediyecilikle gün geçtikçe güçlenmektedir.
19 Haziran’da Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı bu vefa ve bilinçle, büyük bir coşkuyla karşılayacağız inşallah.
#TürkiyeYüzyılı hedefleri doğrultusunda, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde eser üretmeye, hizmet etmeye ve Başakşehir’i daha güçlü yarınlara taşımaya devam edeceğiz. 🇹🇷
@yasinkartoglu
İstanbul yönetilemiyor. Her geçen gün bu şehirde yaşamak daha da zorlaşıyor. Dünyanın en önemli metropollerinden biri olan İstanbul, sahip olduğu devasa bütçeye rağmen temel sorunlarına çözüm üretemeyen bir anlayışla karşı karşıya.
#İstanbulYönetilemiyor
Haydi #Başakşehir!
#Fetih ruhunun, bayram coşkusunun ve millet sevdasının buluşacağı büyük buluşmada hep birlikte Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı karşılamaya hazırız!
Başakşehir teşkilatımız, gençlerimiz, kadın kollarımız ve kıymetli komşularımızla birlikte bu büyük heyecana ortak oluyoruz.
29 Mayıs Cuma günü Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenecek “İstanbul’un Fethinden Gönüllerin Fethine” programında; hem İstanbul’un kutlu fethinin 573. yıl dönümünü hem de Sayın Cumhurbaşkanımızla birlikte Kurban Bayramı’nın manevi iklimini idrak edeceğiz.
📍 Haliç Kongre Merkezi
🗓 29 Mayıs Cuma
🕐 13.00
Kastamonu Valiliğimizde, Tarım ve Orman Bakanımız Sayın İbrahim Yumaklı’nın teşrifleriyle gerçekleştirilen bayramlaşma programında kıymetli hemşehrilerimizle bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadık.
Birliğimizin, beraberliğimizin ve kardeşliğimizin daim olduğu nice bayramlarda buluşmak dileğiyle…
Kurban Bayramımız mübarek olsun.
#Kastamonu #KurbanBayramı #AKParti
İstanbul’un en uygun fiyatlı oto yıkama hizmetlerinden biri olan Hızlı Yıkama 3. Şubesi, Altınşehir Millet Bahçemizin hemen yanında hizmete başladı.
Komşularımıza hayırlı, ilçemize bereketli olsun. 🚗✨
Başakşehirli Mobil Uygulama ile 25 TL !
Göreve geldiklerinde ilk iş olarak hizmet araçlarını Yenikapı’ya çekerek manipülasyon ve şov yapmışlardı. İBB’nin 2019’da 1.857 olan araç sayısı bugün 7.784’e yükselmiş durumda. Bu araçların 3 bin 565'inde araç takip sistemi olmadığı ortaya çıktı. Takip sistemine kaydedilmeyen araçların kimler tarafından, nerede ve nasıl kullanıldığı bilinmiyor. Anlaşılan o ki İBB’li yöneticiler şahsi ulaşım sorunlarını çözmüşler, metro yatırımı bekleyen İstanbullunun Allah yardımcısı olsun.
#FaaliyetRaporu
İstamonu Gazetesi’nin 15. kuruluş yıl dönümünü; Kastamonulu hemşehrilerimizin, kıymetli iş insanlarının, sivil toplum temsilcilerimizin ve değerli siyasetçilerimizin yoğun katılımıyla büyük bir gurur ve coşku içinde kutladık.
Sadece haber vermekle kalmayıp; sorumluluk, hemşehricilik bilinci ve gayretiyle doğru ve kaliteli yayıncılık anlayışını sürdüren İstamonu Gazetesi ekibini ve Genel Yayın Yönetmeni, kıymetli dostum ve değerli hemşehrim Sayın Hüseyin Karadeniz’i tebrik ediyorum. Nice başarılı yıllara…
Her zaman yanımızda olan, tüm organizasyonlarımızda desteklerini esirgemeyen ve Kastamonulu hemşehrilerimizin sesi olan Sayın Hüseyin Karadeniz’in yalnızca bu özel gecede değil, her zaman yanında olmak ve destek vermek temennisiyle.
Arnavutköylü vatandaşlarımız ve çocuklarımız açık, kapalı sosyal alanlarla donatılmış kaliteli hizmetlere kavuştu. Daha fazlası ise yapım aşamasında. Arnavutköy’e Hayırlı olsun.
İstanbul’da yaşayan her vatandaşın aklının bir köşesinde hep aynı soru vardır: Deprem olursa ne olacak? Bu sorunun cevabı kentsel dönüşümden geçiyor.
Bu açıdan, bu şehrin yöneticileri olarak, bizlere düşen aslî görev, depremi büyük bir risk olmaktan çıkartacak çalışmalar yaparak şehrimizin deprem direncini artırmaktır. Peki deprem direnci nasıl artırılır? Bu konuda Birleşmiş Milletler’in belirlediği dört temel ilkeye bakalım.
Bunlar;
• Mevcut riskleri artırmamak.
• Var olan riskleri azaltmak.
• Afetlere karşı eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları yapmak. Yani farkındalığı artırmak.
• Riski transfer etmek. (yani deprem sigortası ve kentsel dönüşüm finansmanı gibi araçlarla riski dağıtmak)
Bu açıdan baktığımızda gerek Çevre Şehircilik Bakanlığımız gerekse İstanbul Büyükşehir Belediyesi AK Parti döneminde yaptığı çalışmalarla depremin yıkıcı etkilerini azaltmak için İstanbul bağlamında büyük mesafeler katetmiştir.
Önce, şu ana kadar bizim dönemimizde İstanbul Büyükşehir Belediye Bünyesinde yapılan çalışmaları ortaya koymak, sonra da eksiklerine ve yapılması gerekenlere bakmak istiyorum.
AK Parti döneminde deprem master planından mikro bölgeleme çalışmalarına, erken uyarı sisteminden yapı güçlendirmeye kadar İstanbul’un deprem altyapısı bilimsel olarak eksiksiz kurulmuştur.
Tüm bu çalışmalar AK Parti’nin depreme hazırlık ve kentsel dönüşüm konusundaki başarısınıortaya koymaktadır. Biz İstanbul’da bilimsel altyapıyı tamamlamış ve yapı stoğunu hızla yenilemeye başlamışken, CHP’li İBB yönetiminin bu konuda bir çalışması oldu mu?
Tam 7 yıl oldu.
İstense 7 yılda neler yapılmazdı ki?
Bakın 2023 yılında meydana gelen 6 Şubat depremlerinden bu yana AK Parti hükümetimiz 455 bin konut inşa edip hak sahiplerine teslim etti.
Kimse bize hükümetle kıyaslamayın demesin.
Karşılaştırmak istersek şunu söyleyelim: Sizin yönettiğiniz İBB'nin bütçesi, Türkiye'nin kentsel dönüşümünden sorumlu Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın bütçesinden 140 milyar lira daha büyük.
O bakanlık 275 milyar lirasıyla 455 bin konut teslim etti. Siz 415 milyar liranızla kaç konut yaptınız?
Bu paranın yarısıyla 730 bin konut yapılabileceğini ifade etmiştim.
Bırakın yarısını harcadığınız paranın %10’unu Kentsel Dönüşüme ayırsaydınız, yaklaşık 150 bin konut yapabilirdiniz.
İşte zihniyet farkı tam da burada ortaya çıkıyor.
Bir tarafta küresel ekonomik sıkıntıların olduğu bir dönemde 3 yılda 455 bin konut yapan bir anlayış.
Diğer yanda kullandığı 100 milyar dolar bütçenin %10’unu bile Kentsel Dönüşüme ayırmayan bir zihniyet.
Meclis Üyemiz Muhammet Kaynar (@muhammetkynr):
Toplandık ve önerilerimizi ilettik. Ancak ilettiğimiz önerilerin ne olduğu konusunda hiçbir bilgimiz yok.
Yani birisi öneride bulunuyor; sonrasında ne olması gerekir? Tekrar toplanılıp “Bu öneriler şu sebeplerden dolayı kabul edilememiştir” denilmesi gerekir. Bunların rapora da yansıtılması gerekir. Aslında bu tür hususların rapora açıkça yazılması lazım.
Önerilerin akıbetini sordum; önerilerin kabul edilmediği söylendi. Peki kim kabul etmedi? Bunu da bilmiyoruz.
Zaten bizim aradığımız da bu: Bu sistemi kendi kendine karıştıran, geçmişten gelen alışkanlıklarla hareket eden ve ağır aksak da olsa yürüyen bu sisteme müdahale ederek bu noktaya getiren kimdir?
Başkanım, şimdi arkadaşımız bir tablo gösterdi, siz de “tablo görüşülmüş” dediniz. Tablonun kendisiyle ilgili belki çok büyük bir problem yoktur. Ancak tablonun altında yer alan notlar asıl meseledir.
Örneğin, “1.75 sınırı” dediğinizde siz o tabloya yüzde 500 zam da yapsanız, esnafa yansıyan oran yüzde 10 oluyor. Bu da aldatıcı bir durum oluşturuyor, adeta yanıltıcı bir reklam gibi. Bundan vazgeçilmesi gerekir. Meseleye idare ciddiyetiyle yaklaşılması şarttır.
Bakın, İETT’nin durumundan bahsediyoruz. İstanbul gibi yolcu yoğunluğu yüksek bir şehirde 42 TL gibi bir ücretle bu işi yapmak isteyen çok sayıda işletmeci çıkar. Ancak her ne hikmetse, 42 TL’lik yolcu ücretiyle bu kurum batma noktasına gelmiş durumda.
Burada bir “kara delik” var. Biz de bu kara deliği arıyoruz.
Şunu da ifade edeyim: Bu mesele olumsuz sonuçlanırsa İstanbul’da ulaşım ciddi şekilde sıkıntıya girer.
Belki siyasi açıdan size olumsuz yansıyabilir, doğru. Ama biz bunun peşinde değiliz. Bizim derdimiz bu değil.
Burada hepimizin ortak amacı aynı olmalıdır: Sorunun çözülmesi ve İstanbul halkının toplu ulaşımdan kaliteli bir hizmet almasının sağlanmasıdır.
2014–2019 arasında 122 CHP’li meclis üyesiyle birlikte (Eİ DAHİL) 88 cami projesine karşı çıkanlar…
Bugün cami yarışına girmişler,
Gelişme var, böyle devam (!)
Grup Sözcümüz Fatih Sırmacı (@fatihsirmaci):
En kritik başlıklardan biri olan bütçe…
Bütçe, bir yönetimin en net aynasıdır.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 2025 yılı bütçesi 415 milyar TL olarak belirlenmiştir.
Ancak yıl sonuna baktığımızda tablo şunu gösteriyor: Gelir gerçekleşmesi 275 milyar TL, gider gerçekleşmesi 261 milyar TL. Yani gerçekleşme oranı gelirde yüzde 66, giderde yüzde 63.
Hedef koyulmuş ama hedefe dahi yaklaşılamamış. 2025 YILI bütçesi hazırlanırken yatırım payı yüzde 50 olarak açıklanmış ama gerçekleşmede bu oran yüzde 20'ye kadar düşürülmüştür. Bu hedef sapması değil, planlama başarısızlığıdır.
Yüzde 50 yatırım diye yola çıkılmış, yüzde 20'de kalınmıştır. Yani söz büyük ama icraat çok sınırlı kalmıştır. 2025 yılında sermaye giderleri 205 milyar TL olarak planlanmış, ancak sadece 53 milyar TL olarak gerçekleşmiştir.
Yatırımın 4/1'i bile yapılamamıştır. Toplam harcama içinde yatırımın payı yüzde 20'de kalmıştır. Üstelik yatırım harcamaları bir önceki yıla göre de yüzde 36 azaltılmıştır.
Bu sadece bir hedef sapması değil, bir geriye gidiştir. Ve bütün bu tablo bize şunu göstermektedir: Kaynağı olmayan hedef plan değil, sadece ve sadece temennidir.
Ortaya koyduğumuz bu tablo sadece rakamlar değil, bir yönetim anlayışıdır. Bugün burada konuştuğumuz şey sadece faaliyet raporu da değil, İstanbul'un nasıl yönetildiğinin de fotoğrafıdır. Ve artık şunu net olarak söylüyoruz:
İstanbul deneme-yanılma şehri değildir. İstanbul mazeret kaldırmaz, İstanbul icraat bekler. Bizim durduğumuz yer ise nettir.
Bu şehir güçlü irade, gerçekçi plan ve kararlı uygulama ister. Bizler de AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak bunun mücadelesini vermeye inşallah önümüzdeki süreçte de devam edeceğiz.
Şunu da özellikle ifade etmek isterim:
Bakın, yedi yıldır Büyükşehir Belediyesi'ni Cumhuriyet Halk Partili yöneticiler, sizler yönetiyorsunuz. Rutin belediyecilik hizmetlerini tamamen bir kenara bırakarak söylüyorum. Bu şehre, bu yedi yılda İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin hem mali altyapısını hem misyonunu hem de vizyonunu getirdiğiniz noktadan bakarak şunu tavsiye etmek istiyorum:
Hatırlarsınız, bu kürsüde bazı arkadaşlarımız çıkıp bizlere bir “utanma heyeti” kurulmasıyla alakalı tavsiyede bulunmuşlardı. Ben de şimdi o arkadaşlara, Büyükşehir Belediyesi'nin geldiği noktayı görerek bir heyet kurmalarını, adını da kendilerinin koymasını tavsiye ediyorum.
Bütün bu eleştirilerimize rağmen iki bin yirmi beş yılı İBB faaliyet raporunun hazırlanmasında emeği geçen kıymetli İstanbul Büyükşehir Belediyesi çalışanlarımıza teşekkür ediyor, hepinizi saygı, sevgi ve hürmetle selamlıyorum.
CHP’li İBB yönetimi, 7 yılda bir şehrin nasıl yönetilemediğini hem İstanbul’a hem de tüm Türkiye’ye göstermiştir.
Gerçi bunu 1994 öncesi de tüm Türkiye görmüştü ama yaklaşık 25 sene sonra tüm milletimize bir kez daha ispat etmiş oldular.
İstanbul’un yakın siyasal tarihine baktığımızda iki dönem karşımıza çıkar: 1994 öncesi ve 1994 sonrası.
Çünkü 1994 öncesi yine CHP anlayışı İstanbul’u yönetmeye çalışmış, aldığı emanete sahip çıkmamış ve şehri uçurumun kenarına kadar getirmişti.
İstanbul’un son otuz yılına baktığımızda karşımıza çok net, çok somut ve tartışmaya mahal bırakmayacak bir tablo çıkmaktadır.
1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte bu şehir sadece yönetilmemiş, adeta yeniden inşa edilmiştir.
Haliç’in temizlenmesiyle çevre felaketine dönüşmüş bir alan yeniden hayata kazandırılmıştır; çöp dağları ortadan kaldırılmış, düzenli depolama sistemleri kurulmuştur; doğalgazın yaygınlaştırılmasıyla İstanbul kirli havadan kurtarılmıştır.
Su sorunu çözüme kavuşturulmuş, altyapı güçlendirilmiş, ilk ciddi metro yatırımlarıyla ulaşımda yeni bir dönem başlatılmıştır.
Peki soruyorum; o günün İstanbul’unu hatırlayan var mı? Susuzluğu, çöp kokusunu, hava kirliliğini…
Bu dönüşüm kendiliğinden mi oldu, yoksa güçlü bir iradenin, büyük bir vizyonun ve kararlı bir liderliğin sonucu mu gerçekleşti?
2002 sonrasında aynı vizyon bu kez merkezi idareye taşınmış ve İstanbul için adeta ikinci bir atılım dönemi başlamıştır.
Marmaray ile iki kıta denizin altından birleşmiş, Avrasya Tüneli ile ulaşımda yeni bir alternatif oluşturulmuş, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu ile şehir trafiği rahatlatılmıştır.
İstanbul Havalimanı gibi küresel ölçekte bir mega proje ile İstanbul dünyanın en önemli havacılık merkezlerinden biri haline getirilmiştir.
Yüksek hızlı tren hatları, şehir hastaneleri, Melen Su Projesi, metro yatırımları, lojistik altyapı projeleri…
Bunların her biri, İstanbul’u sadece bugüne değil, geleceğe hazırlayan stratejik adımlardır.
Şimdi tekrar soralım: Bu projeler günü kurtarmak için mi yapıldı, yoksa İstanbul’u küresel ölçekte bir güç merkezi haline getirmek için mi?
Bu yatırımlar sıradan belediyecilik faaliyetleri midir, yoksa bir medeniyet tasavvurunun sahaya yansıması mıdır?
İşte Adalet ve Kalkınma Partisi’nin İstanbul’a bakışı tam olarak budur.
Bu anlayış; küçük hesapların değil büyük hedeflerin, günübirlik politikaların değil uzun vadeli stratejik aklın, popülizmin değil eser ve hizmet siyasetinin anlayışıdır.
İstanbul hiçbir zaman ihmal edilecek bir şehir olarak görülmemiş, her zaman önceliklendirilmiş, her zaman geleceğe taşınması gereken bir medeniyet merkezi olarak ele alınmıştır.
Ancak bütün bu tabloya baktığımızda, bir başka gerçeği de görmezden gelemeyiz.
Bu projelerin önemli bir kısmına karşı çıkan, dava açan, “gerek yok”, “yapılamaz”, “israf” diyen bir anlayış da her dönemde karşımıza çıkmıştır.
Bu tablo bize şunu açıkça göstermektedir: Bir tarafta risk alan, proje üreten, geleceği inşa eden bir siyaset anlayışı; diğer tarafta yapılan her işe karşı çıkan, çoğu zaman alternatif üretmeyen bir yaklaşım vardır.
Ve ne yazık ki bugün İstanbul’u yöneten mevcut anlayış da, geçmişteki bu refleksin güncel bir devamı olarak karşımızda durmaktadır. Büyük vizyonların yerini küçük tartışmaların aldığı, stratejik projelerin yerini iletişim faaliyetlerinin aldığı bir dönemle karşı karşıyayız.
Oysa İstanbul; polemikle değil projeyle, algıyla değil icraatla, mazeretle değil vizyonla yönetilmesi gereken bir şehirdir.
Grup Başkan Vekilimiz Faruk Gökkuş (@farukgokkus):
CHP’li İBB yönetimi, 7 yılda bir şehrin nasıl yönetilemediğini hem İstanbul’a hem de tüm Türkiye’ye göstermiştir.
Gerçi bunu 1994 öncesi de tüm Türkiye görmüştü ama yaklaşık 25 sene sonra tüm milletimize bir kez daha ispat etmiş oldular.
İstanbul’un yakın siyasal tarihine baktığımızda iki dönem karşımıza çıkar: 1994 öncesi ve 1994 sonrası.
Çünkü 1994 öncesi yine CHP anlayışı İstanbul’u yönetmeye çalışmış, aldığı emanete sahip çıkmamış ve şehri uçurumun kenarına kadar getirmişti.
İstanbul’un son otuz yılına baktığımızda karşımıza çok net, çok somut ve tartışmaya mahal bırakmayacak bir tablo çıkmaktadır.
1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte bu şehir sadece yönetilmemiş, adeta yeniden inşa edilmiştir.
Haliç’in temizlenmesiyle çevre felaketine dönüşmüş bir alan yeniden hayata kazandırılmıştır; çöp dağları ortadan kaldırılmış, düzenli depolama sistemleri kurulmuştur; doğalgazın yaygınlaştırılmasıyla İstanbul kirli havadan kurtarılmıştır.
Su sorunu çözüme kavuşturulmuş, altyapı güçlendirilmiş, ilk ciddi metro yatırımlarıyla ulaşımda yeni bir dönem başlatılmıştır.
Peki soruyorum; o günün İstanbul’unu hatırlayan var mı? Susuzluğu, çöp kokusunu, hava kirliliğini…
Bu dönüşüm kendiliğinden mi oldu, yoksa güçlü bir iradenin, büyük bir vizyonun ve kararlı bir liderliğin sonucu mu gerçekleşti?
2002 sonrasında aynı vizyon bu kez merkezi idareye taşınmış ve İstanbul için adeta ikinci bir atılım dönemi başlamıştır.
Marmaray ile iki kıta denizin altından birleşmiş, Avrasya Tüneli ile ulaşımda yeni bir alternatif oluşturulmuş, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu ile şehir trafiği rahatlatılmıştır.
İstanbul Havalimanı gibi küresel ölçekte bir mega proje ile İstanbul dünyanın en önemli havacılık merkezlerinden biri haline getirilmiştir.
Yüksek hızlı tren hatları, şehir hastaneleri, Melen Su Projesi, metro yatırımları, lojistik altyapı projeleri…
Bunların her biri, İstanbul’u sadece bugüne değil, geleceğe hazırlayan stratejik adımlardır.
Şimdi tekrar soralım: Bu projeler günü kurtarmak için mi yapıldı, yoksa İstanbul’u küresel ölçekte bir güç merkezi haline getirmek için mi?
Bu yatırımlar sıradan belediyecilik faaliyetleri midir, yoksa bir medeniyet tasavvurunun sahaya yansıması mıdır?
İşte Adalet ve Kalkınma Partisi’nin İstanbul’a bakışı tam olarak budur.
Bu anlayış; küçük hesapların değil büyük hedeflerin, günübirlik politikaların değil uzun vadeli stratejik aklın, popülizmin değil eser ve hizmet siyasetinin anlayışıdır.
İstanbul hiçbir zaman ihmal edilecek bir şehir olarak görülmemiş, her zaman önceliklendirilmiş, her zaman geleceğe taşınması gereken bir medeniyet merkezi olarak ele alınmıştır.
Ancak bütün bu tabloya baktığımızda, bir başka gerçeği de görmezden gelemeyiz.
Bu projelerin önemli bir kısmına karşı çıkan, dava açan, “gerek yok”, “yapılamaz”, “israf” diyen bir anlayış da her dönemde karşımıza çıkmıştır.
Bu tablo bize şunu açıkça göstermektedir: Bir tarafta risk alan, proje üreten, geleceği inşa eden bir siyaset anlayışı; diğer tarafta yapılan her işe karşı çıkan, çoğu zaman alternatif üretmeyen bir yaklaşım vardır.
Ve ne yazık ki bugün İstanbul’u yöneten mevcut anlayış da, geçmişteki bu refleksin güncel bir devamı olarak karşımızda durmaktadır. Büyük vizyonların yerini küçük tartışmaların aldığı, stratejik projelerin yerini iletişim faaliyetlerinin aldığı bir dönemle karşı karşıyayız.
Oysa İstanbul; polemikle değil projeyle, algıyla değil icraatla, mazeretle değil vizyonla yönetilmesi gereken bir şehirdir.