“Her grup narsisizmi,hayatta kalmak için zorunlu olan birlikte yaşama yerine karşı karşıya gelmeyi teşvik eder.”
Kapsayıcı, kucaklayıcı, sağlıklı milliyetçilik anlayışını gurup narsizmine dayalı etnik milliyetçilikten ayırt edebilmek için ortaya konulan her türlü çaba kıymetlidir
🗣️ Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu:
— Ölüm sebeplerimizin yüzde 50’sinin üzerindeki hastalıkların esas sebebi sigara, hareketsizlik ve kilo.
— Sigara kullanımında dünyada ikinci sıradayız.
— Türkiye’de geçen sene 8 milyar paket sigara satılması doğru değil.
Halil Berktay Hoca yeni yazı dizisinde neden “kurtuluş savaşı” terimi yerine “milli mücadele”nin kullanılması gerektiğini, sol literatürün bu konudaki etkisini ve bu etkinin tarihsel kökenini çok güzel bir şekilde özetliyor. Eline sağlık. Halil Berktay Hoca iyi ki var.
“13. yüzyıl Batı Avrupa’sında gerçekleşen en mühim hadise şehirlerin ekonomik ve siyasi üniteler olarak başlıca özerk güç merkezlerine dönüşmesiydi. Önceki yüzyıl boyunca çoğu kırsal pazar ve panayırlar güvenlik gerekçesiyle yavaş yavaş şehirlere taşınması…”
“Avrupa’da feodal tarım ekonomisinden ticaret merkezli para ekonomisine geçiş aynı zamanda mülkiyet hakkını, sözleşme özgürlüğünü ve uluslararası ticareti düzenleyecek kapsayıcı bir hukuk düzenine de ihtiyaç doğurdu.”
Sırtında yumurta küfesi olmadığı için cahilce atıp tutanların yergilerinin çoğu boş laftan ibaret.
Bir kısım rasyonel ve objektif eleştiriyi ise Türk Devlet Aklı elbette nazarı dikkate alacaktır.
Birisi iç güvenliğimize, toplumsal barış ve kardeşliğimize , diğeri Türkiye’nin stratejik çıkarları ve dış güvenliğine hizmet ediyor.
Ümmetin selameti açısından da yapılan güvenlik ittifakı hayırlı bir gelişmeye işaret ediyor. İnşallah daha da genişler.
Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan Ortak Savunma Anlaşması, 3 devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağladı…
Emin olun bütün dünya bunu konuşacak. İsrail, Hindistan, İran saç-baş yoluyor. Ama başka taşlar da oynayacak yerinden…
Yenilmiş Bir Medeniyetin Umutsuz Çocukları
Fas'tan İspanya'nın Ceuta kentine yaşanan göç hareketi basit bir sınır krizi değil. Bugün güncel olduğu için Fas'ta somutlaşan bu mesele özünde bir medeniyetin son birkaç yüzyılda yaşadığı büyük kırılmanın acı bir fotoğrafı.
Bir zamanlar Granada ve Kurtuba'nın sokakları Avrupa'nın en aydınlık şehirleriydi. Endülüs'te bilim, tıp, matematik ve felsefe üretiliyor, Mağrip şehirleri Akdeniz'in en önemli ticaret ve kültür merkezleri arasında yer alıyordu. Mali Sultanı Mansa Musa'nın serveti efsaneleşmiş, İslam dünyasının ilim ve zenginliği Batı'da hayranlık uyandırmıştı. Reqonquista esnasında Endülüs'teki kitaplar Mali Timbuktu'ya götürülüyordu imha edilmeyip korunmaları için.
Bugün ise aynı coğrafyanın gençleri, hayatlarını riske atarak tel örgüleri aşmaya, denizleri geçmeye çalışıyor. İnsanlar hem para için hem de güvenlik, hukuk, gelecek umudu ve insan onuruna yakışır bir yaşam için batıya göç etmek istiyor. Huzur, emniyet ve hayat için batıyı bir sığınak olarak görüyor.
Bir zamanlar Cebelitarık Boğazı'nın güneyinden kuzeyine doğru akan şey bilgi, bilim, mimari, ticaret ve medeniyetti. Kurtuba, Gırnata, İşbiliye ve Toledo'da yetişen âlimlerin eserleri Avrupa üniversitelerinde okutuluyor, Endülüs'ün şehir düzeni ve mimarisi hayranlık uyandırıyordu. Fas'ın Fes şehri, dünyanın en eski üniversitelerinden biri olan Karaviyyîn'e ev sahipliği yapıyor, Marakeş ve Tanca, Akdeniz'in en canlı ticaret merkezleri arasında parlıyordu. Buralar düşüncenin de dolaştığı limanlardı.
Ceuta'da gördüğümüz manzara son üç asırdır siyasi, ekonomik, bilimsel ve kurumsal üstünlüğünü büyük ölçüde kaybetmiş geniş bir coğrafyanın hikâyesi.
Bir zamanlar insanların ilim almak için geldiği topraklardan, İbni Haldun'un, İbni Rüşt'ün, İbni Batuta'nın diyarlarından bugün insanlar yaşamak için ayrılmaya çalışıyorsa, üzerinde düşünmemiz gereken asıl mesele tam da budur.
Batı'nın zenginliği kadar, bizim neden yeniden üretemediğimiz, neden bilgi, sosyal adalet, refah ve güven inşa edemediğimiz sorulmalı ve üzerinde düşünülmeli. Cehaletten, her alanda ve her düşüncede bolca görülen kör yobazlıktan neden kurtulamadığımız sorulmalı.
Sınırları zorlayan insanlar yalnızca tel örgüleri değil, aslında kaybedilmiş bir medeniyetin sessiz ağırlığını da omuzlarında taşıyor. Irak, Suriye, Afganistan, Libya, Yemen, Lübnan... Mısır'daki devasa nüfusun sosyoekonomik buhranı... Say sayabildiğin kadar.
Bu buhran ve ekonomik yokluklar en başta değerleri vurur ve vuruyor. Geçmişin saygınlığı, temsil değeri olan kavramlar al aşağı olur ve insanlar hızla uzaklaşır bu temsillerin saygınlık alanından. Bugün hemen tüm İslam dünyasında yaşanan yozlaşmanın ana nedenleri bunlar işte.
Yemek kültüründen mimariye, dil ve nezaketten giyim kuşama her alandaki kokuşmanın temeli cehalet, cehaletin merkezinde de yenilmiş medeniyetlerin istikametsizliği ve ideallerinin tükenmişliği yatıyor.
Bu kültürel mesaj yalnızca siyasetçiyi değil, sıradan vatandaşı da şekillendirir. Böylece siyasetçi makamdan ayrılmayı “aşağılanma” olarak görürken, toplum da makamdan ayrılan kişiyi bir anda önemsememeye başlar.”
“Toplumun sürekli olarak güçlüyü yücelttiği, zayıflığı aşağıladığı, insanları unvanlarına göre değerlendirdiği bir kültürde kişi şu dersi öğrenir:
“Makamın ve gücün varsa değerlisin; bunlar yoksa kimse seni dikkate almaz.”