Ordu'da zabıta ekipleri, sosyal yardım alan vatandaşa yaklaşımı;
● Vatandaş: Az yemek geliyor.
● Zabıta: Devlet bunu verdiyse bunu yiyeceksin.
● Azsa az yicen dayı
Sen mi verdin parasını, kimsin sen?
#SonDakika#ordu
BENİM ADIM ÖMER DEĞİL!
Beni takip edenler; bu fotoğrafın hikayesini bilir...
Bu fotoğraf halkın fotoğrafı; hikaye de halkın hikayesidir...
Bugün de devamını anlatacağım...
Ama ondan önce Ak Parti Erbaa İlçe Başkanı Selçuk Barsbay'ın, bir kaç hafta önce sarfettiği "belediyenin borcunu açıklamadan huzur yok" şeklindeki sözlerine değineceğim...
Yazdık; sizin partinizdeyken 21 milyon dolar olan borcu, sizden sonraki yönetimde 12 milyon dolara kadar düşmüş...
Hem de sadece 5 yılda...
Geliri de ters orantılı sizin döneminize göre dolar bazında artmış...
Eeee; hani huzur..?
Hani sevinç, hani kutlama; hani centilmenlik; hani tebrik...
Huzur arıyordunuz ya; hani sizi huzura kavuşmuş görmüyoruz..
Siz aslında halkın huzurundan değil; kendi huzurunuzdan bahsediyorsunuz değil mi?
Hani bir söz var ya; "bana mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?" diye....
Bu yazıya eklediğim fotoğrafta huzur görüyor musun Selçuk efendi...?
Hayır falan deme; vatandaşın yüzünü haritaya çeviren veya çevirtenler; bu fotoğraftan huzur buluyordu...
Onun için bir astsubayın eli ile çizmişlerdi bu resmi vatandaşın yüzüne...
Kendilerindeki gücü tam olarak yansıtacak; vatandaşa haddini bildirecek fırça darbeleri ile...
Onlar eserine bakınca huzur buluyordu...
Sonra da kendilerini huzura kavuşturan bu tabloları çizenleri korumak için seferber oldular..
Ben o huzuru bulamadım; hatta huzurum da kaçtı; ve yazdım...
Yazıp milletin de huzurunu kaçırdım...
Kim resme bakıp, yazıyı okusa vicdanı kanadı; huzuru kaçtı...
Ama ne hikmetse sizlerin hükümeti temsil ettiği ilçede; seçimlerde sizin parti bayrağınızı arabasına takıp gezen müdür ve başhekimin yönettiği hastane; bu vatandaşa rapor vermedi...
Size Ömer'ler lazım öyle mi?
Adaleti getirenin illa da İsmi Ömer mi olması lazım...?
Selçuk olmaz mı mesela?
Sonra sizin hükümeti temsil ettiğiniz ilçede; polisler geldi, annesinin, eşinin, çocuklarının önünde bir astsubay tarafından acımasızca dövülen bu vatandaşı, rapor almaması, şikayetçi olmaması; yoksa başına başka işler açılacağı konusunda korkuttu...
Finalde; Ömer'i arayanların yönettiği hastaneden darp raporu alamadı...
Size Ömerler lazım öyle mi?
Aynı ilçenin adliyesine gittiler; savcı yüzlerine bakmadı...
Sizin hükümeti temsil ettiğiniz; karış karış tüm devlet daireleri ve kurumlarına nüfuz ettiğiniz ilçeden bahsediyorum Selçuk efendi...
Yaza yaza aldırdık ifadelerini; gönderip rapor aldırmadı savcı; rapor var dedi...
Sonra öğrendik ki; var denen rapor o darpçı astsubaya verdirilmiş...
Adeta partinizin kalesine dönen hastaneden, vatandaşı darp eden astsubayı; vatandaş darp etmiş gibi rapor düzenlenmiş...
Ne hikmetse o gün kimsenin aklına Ömer gelmemiş...
Bununla kalmadılar; darp edilen vatandaşı da başkalarına şikayet ettirdiler...
Ardından da o şikayetleri hızla işleme alıp; daha kendi şikayetinin davası başlamadan; kendisi hakkında davalar başladı...
Dün öğrendim ki; savcı bu yüzü gözü haritaya çevrilen vatandaşın şikayetiyle ilgili mütalaasını yazmış...
Darpçı astsubaya berat istiyormuş...
Zor kullanma hakları var diyormuş...
Gözler hakimde...
Savcıların çoğuna güvenim kalmadı da; yine de sorayım...
Savcı bey; zor kullanma nedir yahu?
Gelmiyor direniyorsa; en fazla yatırır yere ters kelepçe yapılır; emniyete götürülür öyle değil mi?
En fazla kolunda kelepçe izleri vs oluşur...
Bu gözdeki şişlik ve diğer darp izleri ile zor kullanmanın alakasını nasıl kurdunuz?
Zor yüz ve göz bölgelerine mi kullanılıyor?
Kanun ve yönetmeliklerde; vatandaşı karakola götürmeye ikna etmek için, gözüne-gözüne vurulması; ikna olana kadar suratının çeşitli yerlerine yumruklar, tekmeler atılması gibi maddeler mi var?
Sonra neymiş zoru bu astsubayın?
Hayır ortada şikayet dahi yokken yapıldı bu darp diye biliyorum...
Önce darp edilip karakola götürüldü; daha sonra; ertesi günü de darp işine kılıf olsun diye şikayet edildi diye biliyoruz...
Neydi acelesi karakola götürülecek kadar; hepi-topu cam kırmıştı...
Tutanak tutulup, ifadeye çağrılabilirdi...
Yanılıyor muyum?
Selçuk efendi hani siz hükümeti temsil eden ilçe başkanısınız ya; adliyelerde neler oluyor bitiyor size de bir şeyler geliyor mu?
Bir garibanın hakkını aramasına yardımcı olmak için de adliyeye gidip; "buraya da Ömer'ler lazım" dediğiniz oluyor mu?
Yoksa sadece OSB'den kendinize ve yönetimde oluşturduğunuz yapıya arazi aktarmakla mı ilgilisiniz...?
Ha; size sadece memlekete parsel parsel çökmek gerektiğinde mi Ömerler lazım...?
Bu bana gelen şikayetler size gelmiyor mu?
Gelmiyorsa şaşırmam...
Onun için okumaya devam edin lütfen....
Bu vatandaş, darp edildiği günlerde şikayetini geri çekmesi için yapılan tehdit ve hakaretleri de polis karakoluna şikayet ediyor...
Ama o şikayetinden hala bir haber yok...
Karakola gidiyor karakolda yok; adliyeye gidiyor adliyede yok...
Yaptığı suç duyurusu ortadan kaybolmuş...
Koskoca adliye ve karakolda şikayet nasıl kaybolur Selçuk efendi?
Bunu sormak içinde mi Ömer'ler lazım?
Hangi seçkinlerin parmağı karakollara, adliye koridorlarına nüfuz ediyor?
Jandarmayla işi olan kaçak kumcuların veya ormanı kese kese zengin olanların mı?
Neden bunları da merak etmiyorsun; neden bu tür olaylarda da adalet aklına gelmiyor; neden o zaman da, "yetiş ya Ömer" diye bağırmıyorsun?
Neden adalet vatandaşa lazımken Ömer'in adı anılmıyor Selçuk efendi?
Ha; yandaşına milletin malı OSB'nin arazisini, heyet toplantısı yapmadan teslim etmek için; olmaz diyen kaymakama rest çekiyorsun madem; bu vatandaşların hakkını ararken de aynı dirayeti neden göstermiyorsun?
Adın iktidarı temsil eden ilçe başkanı...
Ama ilçede vatandaşın başına bir iş gelince; sana değil bana geliyor...
Neden diye hiç sordun mu?
Çünkü sen rant ve rantçıyı temsil ediyorsun...
Vatandaşa tepeden bakan; sadece oyları lazımken onlardanmış gibi rol yapan; seçkin burjuva kesimini temsil ediyorsun...
Senin yöneticisi olduğun OSB'de bir kadın işçinin tazminatını vermemek için yapılan zulmü yazdım geçen...
İşçilerin alın terine göz koyan patron bozuntusu haramiler; kadını fabrikada alıkoymuş; ona yardıma gelen kız kardeşini de karnına tekme atarak fabrika bahçesinde darp etmişlerdi...
Hem de diğer vatandaş gibi eşi ve çocuğunun gözü önünde...
Kocası koşmuş; onu da aynı şekilde eşi ve çocuklarının gözü önünde darp etmişlerdi...
O çığlıkları da duydun mu efendi?
Ha; ranta çökmenize hayır diyen kaymakama rest çektiğin gibi; o patron kılıklı haydutlara da rest çektin mi?
Kapılarını çarptın mı?
Ulan burası Erbaa; bunlarda Erbaa'nın emekçi, cefakar insanları...
Kim ne hakla döverek, söverek haklarını yer...?
"Bu emekçiler olmasa bizim fabrikalarımız nasıl çalışır; biz onlara değil onlar bize ekmek veriyor; zengin ediyor" neden demedin?
Dingo'nun ahırı mı ulan burası?
Siz iş insanı mısınız; mafya mı; harami mi? diye neden sormadın?
Sen niye o gün Ömer olmadın?
Adaleti aramadın...?
Haksızlığın hesabını sormadın?
He mi Selçuk efendi...!
O gariban hemşerilerini neden tutmadın?
Sizin aklınıza sadece yutarken mi geliyor Ömer'ler?
Tutarken Ömer'ler neden aklınıza gelmez?
Rol icabı bari olsa; tutsaydın ya o emekçi insanları da...
Sizler Erbaa halkının OSB arazilerini 10 dönüm; 20 dönüm üstünüze geçirirken... Olmadı üstüne bir 20 dönüm daha; hatta bizzat sen 80 dönüm üzerine geçirirken; köylü buğdayını teslim edemiyordu...
Üretmiş, getirmiş; Ofis almıyor...
Sen 50 dönüme ek, 30 dönüm daha yeri üstüne geçirmenin huzuru ile uyurken; çiftçiler gecelerce yağmur yağış altında; uykusuz, perişan sıra bekliyorlardı...
Sizin aklınıza o günlerde Ömer'ler neden gelmiyordu?
Sizin çözmeniz gereken bu çileyi de; görevi olmadığı halde beğenmediğiniz belediye başkanı üstlendiğini söylemişti...
Vatandaşın yağmurda da ürününü teslim edebileceği büyük kuruluğun projesini yaptırıyor...
Ha; konuş be Selçuk efendi...
Tokatlı yardımseverlerin, kız öğrenciler için yaptırdığı yurda çökmeye kalktığınızda Ömer'ler neredeydi?
Neden aklınıza gelmedi?
Orayı da götürüyordunuz; elinizden biz aldık...
Olmayan öğretmenevine eski milletvekilinizin kardeşini müdür yapıp maaş bağlatırken sen veya Ömer'in neredeydi Selçuk efendi?
Bakanlık öğretmenevi olmayan yerlerde müdür kadrosunu kaldırıyoruz deyince; alel acele öğretmenevine çevirmek için bağışla yapılan yurda çökülürken neredeydi sen veya Ömer'in?
Aynı gün Erbaa meydanında kendini yakan seyyar olay��nı çarpıtarak; sanki belediye zabıtası yapmış gibi, belediyeyi eleştiren senin Ömer; neden kız öğrencilerin yurduna çökülme skandalını görmezden geliyordu?
Oysa kendi okul müdürü; aynı zamanda yandaş da olsa bir eğitimci sendikasının üyesi...
Tam da bir öğretmen olarak kendi alanıydı...
Ama sessiz kaldı?
Dürüst adam dediğiniz bu mu?
Dürüstlük; gücü elinde tutanın zulmüne sessiz kalarak; talanını görmezden gelerek mi oluyor?
Onun için mi Ömer'ler lazım size?
Yarın sizin yapacağınız başka talanlara da aynı şekilde sessiz kalacak bir Ömer mi arayışınız?
Ha; yurda çökülürken, kendini yakan esnaf üzerinden belediyeyi göstererek, "cambaza bak cambaza" yapması gibi; sizin vicdan kabul etmez işlerinize de maskeleme yapacak birini mi arıyorsunuz?
Öyleyse tam isabet; buldunuz...
"Biz Erbaa'nın en eski sanayicisiyiz; en zenginlerindeniz; en seçkinlerindeniz" falan diye hava atma Selçuk efendi...
Bize OSB'den üstüne geçirdiğin arazileri, fabrikaları, paralarını gösterme...
Bize adaletini göster...
Adalet de isimle olmaz...
Var mı adalet..?
Yoksa al paranı, malını, mülkünü başına çal...
Birgün bu memlekete adalet getirecekse; senin gibiler değil; senin gibilere rağmen, şu fotoğraftaki gibi; veya OSB'deki fabrikalardaki gibi dövüle dövüle hakkı yenen garibanlar getirecek...
Ve inşallah bu gerçekleşirse; bana da onların en azından bayrağını taşımak nasip olur...
Son bir not;
Bu Tokat coğrafyasında adaletsizliğe, haksızlığa uğrayanlar genelde beni arıyor...
Benim adım da Ömer değil...
Yani anlayacağın; adalet için isim değil, duruş lazım...
Kemal Vanlı
ERBAA PARSEL PARSEL KİMLERE NASIL GEÇTİ?
Evet bu yazı uzun...
Başka türlü anlatılması da mümkün değil...
Mümkün olan en kısa şekilde yazılan bu yazıyı okuduktan sonra, Erbaa'da neler olup bittiğine dair fikriyatınız değişebilir...
Ki; bunlar buz dağının sadece görünen kısmı...
Erbaa'da eski hamamın yeri; ve oraya kondurulan altı dükkan üstü dairelerle dolu bina...
Orası belediyenindi; yani halkın...
Sonra dendi ki; aslında oranın gizli alıcısı Milletvekili Zeyid Aslan; Aslan ailesine geçti...
İspat...
O günlerde ispat yok...
İşte geçtiğimiz gün biri dedi ki; eski hamamın yerine yapılan binanın altındaki dükkanlar yaklaşık 100 milyona kiraya verilmiş...
"Kimin o dükkanlar?" diye sorduğumda; "Zeyid Aslan'ın" diye cevap verdi...
"Eskiden öyle görünmüyordu" dediğimde ise; "tapular artık gerçek sahibine geçti; inanmıyorsan araştır" dedi...
Erinmedim araştırdım...
Araştırınca gördüm ki; bilgi yanlış...
İma edildiği gibi yerlerin tapuları Zeyid Aslan'ın üzerine değil...
Eşinin üzerine...
Ki; Aslan'da artık bunu gizlemiyormuş; o binada kendisinin ve savcı kardeşinin de daireleri varmış; diğer başka aile üyelerinin de...
İyi de Erbaa'nın merkezindeki belediyeye ait; yani halkın olan bu çok değerli arazi neden milletvekili ve ailesine geçer?
Erbaa'da çoğu insan bırakın o arazi ya da binayı; altındaki dükkanlardan birinin dahi sahibini hayal edemezken; nasıl bir milletvekiline geçer?
Bir milletvekili burayı neyle ve neden alır?
Önceki belediye başkanı Hüseyin Yıldırım döneminde satılmıştı bu yer...
Satılması da çok garip değil; belediyeler zaman zaman yerlerini satar...
Ama neden milletvekiline geçiyor; ve neden gizlice geçiyor?
Bu yazdıklarımı çoğu biliyor olmalı...
Ama bilmeyenler de var...
Belediye burayı dönemin Ak Parti İl genel Meclis Üyesi Mesut Er'in şirketine olan borcu karşılığı mahsuplaşma yöntemi ile satmıştı...
Mesut Er kim?
İşte geçtiğimiz gün Ak Parti'nin belediye başkan adayı Ömer Çetin'e otobüs giydiren; siyasetin finansmanını yapan şahıs...
Burada, "Mesut Er'in aldığı yer neden Zeyid Arslan'ın oluveriyor; aralarında iddia edildiği gibi gizli bir ortaklık veya menfaat ilişkisi var mı?" şeklinde başka bir soru daha çıkıyor ortaya...
Öyle ya; aralarında bir para ilişkisi, çıkar veya menfaat ilişkisi yoksa; Mesut Er'in belediyeden alacağı nasıl Aslan ailesinin oluverdi?
Erbaa'da bir yapı var; ve ben bunu bu hamamın yeri olayını soruştururken hissettim...
Hamamın yeri ne ki; bir kaç günlük soruşturmada, Erbaa'da bir çok yerin gayri ahlaki şekilde bu yapı arasında pay edilmiş olduğunu öğrendim...
Ver bu yapıya baktığınızda Ak Parti'den ziyade Aslan ailesinin ağırlığı hissediliyor...
Oğuzhan Önal Ak Parti ilçe başkanlığından istifa edince; herkes bunu, Önal Ak Parti'nin belediye başkan adayı diye yorumlamıştı...
Ben de öyle yorumlamıştım mesela...
Çünkü yorumlamadan önce kendisini de arayıp; "doğru mu anlıyorum?" diye sormuştum...
O da onaylamış; ben de yazmıştım...
Ömer Çetin dahil başka aday adayları da vardı; ama herkes Oğuzhan beyin adaylığına kesin gözüyle bakıyordu...
O ara bir şey oldu...
Eski milletvekili Zeyid Aslan, Ak Parti Genel Başkan yardımcısının yardımcısı olarak atandı...
Bunu duyunca ben ikinci bir yazı daha yazıp dedim ki; Aslan ailesi Erbaa'da adayı belirlemeye çalışacak; ben şimdiden bazı isimlerin üstünü çizdim bile...
Açıkça yazamadım; ama üstünü ilk çizdiğim isim Oğuzhan Önal'dı...
Aday adayları arasında kime şans verilir diye baktığımda ise; Ömer Çetin ismi olması gerektiği kanısına varmıştım...
Nitekim öyle de oldu...
Oğuzhan Önal Ak Parti'nin adayı olabilir; ama Aslan ailesi ondan randıman alamazdı...
Ki; Oğuzhan beyin kardeşi Yavuz Önal'da bir dönem Esnaf Odası başkanıydı; onunla da anlaşamadı; yerine bir başka Ak Partiliyi getirdiler...
Ticaret odasının başında Gökalp Coşkun var; o da Ak Partili; ama onu da pek sevmiyorlar; ama orada yapı farklı değiştiremezler...
Özel idare hakeza...
Ki; en önemli yerlerden biri OSB...
OSB yönetim kurulunda Aslan ailesinden, İl Genel Meclis Üyesi Ali Arslan var...
Aslan ailesine hamamın yerini de kazandıran, gizli ortak iddiasındaki bir diğer il genel meclis üyesi Mesut Er var...
Ticaret odasını temsilen Selçuk Baybars var... Ki; Selçuk Baybars aynı zamanda Ak Parti ilçe başkanı...
Diğer iki üyeden biri yönetim kurulu doğal başkanı Kaymakam ve belediye başkanı...
Kararlar oylama ile alınıyor...
Doğal olarak güç Aslan ailesine yakın yapıda...
Aile için oradaki en büyük sıkıntı belediye başkanı...
Çünkü; kontrollerinde değil...
Ve zaman zaman bu aile ve yapı için önemli olan kritik kararlarda sıkıntı çıkarıyor...
Son zamanlarda MHP OSB'de biraz sonra bazılarına yer vereceğim bazı usulsüzlüklerden dolayı yönetime bir üye daha vermek istiyor...
Diyorlar ki; Ak Partili il genel meclis üyesinin biri yönetimden ayrılsın, yerine MHP'li il genel meclis üyesi getirilsin...
Böylece OSB yönetiminde doğal bir denge denetim mekanizması oluşsun...
Bu aile ve yapı sayesinde şimdilik savuşturulmuş; ama MHP belediyeyi tekrar kazanırsa; bunun önünde duramayacaklarını; oradaki güçlerini kaybedeceklerini biliyorlar...
Peki orada neler yapıyorlar; bu yapı hangi güçlerini kaybetmek istemiyor; onlardan öğrenebildiğim bazılarını anlatayım...
Ailenin gözdesi; yapının da aktörlerinden İl Genel Meclis Üyesi Mesut Er ilçeye ait hayvanların otladığı yaklaşık 50 dönümlük merada işgalci...
Kendisine bir ortağı ile yönetiminde olduğu bu OSB'den yer tahsis edilmiş...
Yani mera işgalini bırakacak güya..
Ama OSB'deki yeri kaptıktan sonra mera işgalini bırakmadığı gibi; OSB'deki yeri de kiraya vermiş...
Daha sonra da, ortağı görünen isme devretmiş...
Ortada resmi bir devir var; hakkını sattı mı; kaç liraya sattı; satmadıysa baskılardan kurtulmak için devir mi gösterdi orası muamma...
Ama bu net usulsüzlük; net haksız hukuksuz bir kazanç...
Hayır bırakın 50 bin metrekareyi, siz normal vatandaş olarak meradan 1 metrekare yer işgal edin bakalım başınıza neler geliyor?
Veya gidip OSB'den yer isteyin bakalım alabiliyor musunuz?
OSB'den yer tahsisi almak 10 binlerce metrekarelik değerli sanayi arazisini hibe almak gibi...
Yaklaşık yüzde 20'sini ödüyorsun; gerisi beleş....
Yani 100 milyonluk yere, 20 milyona sahip oluyorsun...
Tabi bazı yatırım ve istihdam şartları var; ama sana bana; kendilerine yok gibi...
Her neyse; Aslan Ailesinden Akın Aslan'a da OSB'den yer tahsis edilmiş...
Akın bey aynı zamanda OSB yönetim kurulundaki Ali Aslan'ın da oğlu...
Ki; Akın Aslan aynı zamanda yine Zeyid Aslan'ın gizli ortak olduğu isimlerden...
O da kendisine tahsis edilen yeri alıyor; yapıyor; kullanmak yerine de kiraya veriyor...
Buna rağmen ona aynı OSB'den bir başka yer daha tahsis veriliyor...
Normalde olmaz; olamaz..
Bu derece talebin yüksek olduğu; rantın yüksek olduğu yerde sen bir tane yer alamazken, diğerinin iki yer alması hem imkansız; hem haksız; hem de gayri ahlaki...
Bir yeri kiraya vermiş birine ikinci yer verilemez zaten...
"Yere ihtiyacı varsa; kiraya verdiğin yeri kullan" demeler lazım; ama demiyor; yeni bir yer daha tahsis ediyorlar...
Halis Din olayı yaşanmış son olarak OSB'de...
Bilenler bilir; Halis bey Erbaaspor Başkanı...
Bu bilgi bana daha önce, şu an İstanbul Kadıköy Ak Parti Belediye Başkan Adayı Veli Arslan'a yer tahsis edilme çabası ile birlikte gönderilmişti...
Şu anki yapı tarafından gönderilen bilgide, "Erbaaspor'un finansörüne, OSB'den yer verilecek" şeklinde servis edilmişti...
Araştırdığımda durumun farklı olduğunu öğrendim; ve Veli Arslan olayını yazıp tahsisin önüne geçtik; ama Halis Din olayını yazmamıştım...
Dün bu konuyu OSB yönetim kurulu üyesi ve aynı zamanda Ak Parti Erbaa İlçe Başkanı olan Selçuk Baybars'a sordum...
O da Halis beyle ilgili, "Erbaaspor'un başkanı" demek yerine, "Erbaaspor'un finansörü" şeklinde hitap edince; bilginin ilk servis edişindeki ortak dil ile benzerliği dikkatimi çekti..
Ödemesini geciktirince, Halis beye tahsis edilen yer iptal ediliyor; hemen o gece bir başka AK Parti yönetim kurulu üyesi ve ailenin de razı olduğu Enes Duman'a tahsis ediliyor...
Hem de yönetim kurulu kararı dahi alınmadan...
Bunlar da ilçede Dumanlar olarak biliniyor; ve aşırı siyasi bir aile...
Şimdi biraz daha anlıyoruz değil mi; Erbaa'nın ekonomisi ve halkı için çok önemli olan bu yerde yönetimin önemini...
Bu Dumanlar konusunu hemen kapatmayalım; skandal henüz bitmedi çünkü...
Zaten bu aileye daha önceden OSB'den 3.000 metrekare yer tahsis edilmiş...
Buraya fabrikalarını kurmuş; çalıştırıyorlar...
Yer üstüne yer veriyor; üstüne de yönetim kurulu kararı olmadan veriyorlar...
Önceden tahsis edilen yerin iki katından da fazla; 7.000 metrekare yer daha veriyorlar...
Hatta bir iddiaya göre; buna karşı çıkan kaymakama da rest çekiyorlar...
Kaymakam bey ve belediye başkanı buna da karşı çıkınca; bu kez tahsisi iptal edilen birine yeniden yer tahsisi yapılması imkansız olmasına rağmen; yeni etaptan yer tahsisi yapıyorlar...
Tek bizim adamlarına ikinci yer tahsisini korumak için, Halis Din'e de; hakkı olanı yeni etaptan tahsis ediyorlar...
"Sahi bu ilçe kimin yahu?" deme noktasına gelmediniz umarım...
Çünkü anlatacaklarım daha bitmedi...
Ak Parti İlçe Başkanı, aynı zamanda OSB yönetim kurulu üyesi Selçuk Barsbay'ın da OSB'de kendine tahsis edilmiş; 50.000 metrekare yer var...
Barsbay'da yetinmemiş...
Kendisine 30.000 metrekare daha yer tahsis ettirmiş...
OSB'nin içinde 80 dönüm...
Böyle bir yerde 1 dönüm babadan miras kalan aradan sıyrılır...
Evet; bunlar sadece hamamın yeri detayını öğrenmek için soru sorarken karşıma çıkan; ve hepsinin teyidini aldığım, hepsi doğru detaylar...
Geçtiğimiz günlerde bu OSB'de çalışan bir kadın, işten ayrılırken tazminatını almaması için kağıt imzalatılmak istendi...
Kadın hakkını korumak için imza atmayı reddetti...
Bunun üzerine kadının telefonuna el koydular ve iş yerinden çıkmasına engel oldular...
Akşam artık paydos vaktine doğru telefonuna ulaşan kadın; kardeşini arayıp yardım istedi...
Kız kardeşi kocasıyla birlikte iş yerinin önüne geldiler...
Kadın arabasına binmek istediğinde patronlardan biri kadınına engel oldu...
Kız kardeşi geldi ve adamdan kurtarmaya çalışırken, bu patron müsveddesi çocuklarının gözü önünde kadının karnına tekme attı...
Bu kez kız kardeşin kocası geldi; ona da fabrika bahçesinde saldırıp darp etiler...
Bu bilgiler bana geldikten sonra; kadına ulaştım...
Hepsini doğruladı; suç duyurusunda bulunmuş...
Hala da korkuyordu...
İşte birilerinin sizin malınız olan OSB arazilerini aralarında böyle pay ederken; sizler de çoğu haram rantın üzerinde kurulan tesislerde köle muamelesi görüyorsunuz...
Kendi adamlarına ikinci yeri tahsis ederken gösterilen mücadele; bu darp edilen kadınların hakkını ararken gösterilmiyor...
Dava mava; din min; vatan millet hepsi hikaye...
Ortada dava diye, vatan millet diye maske takınmış gözü doymaz tiplerden başka bir şey yok aslında...
Bunlardan çoğunun yüzü kirli..
Çünkü halk biliyor...
O sebeple kolay kullanabilecekleri, isimleri de kullanıyorlar...
Şimdi bir kesimi, "dağlı" diye konsolide edecekler, bir kesimi Rabia işareti ile...
Bir kesimi de; din, dava falan fişmekan...
Oysa ne dağ kesimindeki, ne ova kesimindeki insanlarımız umurlarında; ne dava; ne devlet; ne din iman...
Sadece kazanmaları lazım...
Lakin kazanamazlarsa; ilçedeki yapı ciddi bir darbe yiyecek..
Evet burada anlattıklarımız başta da dediğimiz gibi, buz dağının sadece g��rünen kısmı...
İhaleler başta daha ne peşkeşler, ne haksız kazançlar...
Ama hepsi bizim sırtımızdan...
Anlıyorsunuz değil mi?
Dava neyin davası?
Rabia neyin maskesi?
Kemal Vanlı
@cedaskurumsal Erbaa ziya gökalp mahallesindeki cihazların hepsini yakamadınız biraz daha ugrasin hepsi yanacak sabahtan beri bu ne saçmalıktır reziller.